Doğumgünü olan ve daha nice yıllar sağlık ve huzurla yaşamasını istediğim bir akrabama bir Mado şubesinden karışık sütlü tatlılar yolladık.
Siparişimi söyledim, daha telefonda indirimli fiyat aldım. Şehir dışından aradığımı söyledim, güvendiler. Hiç soru sual sormadan, hemen IBAN numarası verdiler, on dakikada EFT yaptım, aradım “paranız aktarıldı” demek için, “paketiniz hazır biz de şimdi çıkartıyorduk” dendi..
Tatlılar derhal yerine ulaştı. Hizmet 5*. Teşekkürler Mado’nun o şubesine…
Category Archives: severim paylasirim
Mado: Canımsın
Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim
That’s very Kindle of you… (Kindle aldım, anlatmazsam çatlarım)
Minicikti kız kardeşim, ben de ona İngilizce dersinde yardım ediyordum. Bire bir sözlük tercümesini ilk görüşüm oldu:
Cümle: You are so kind. Tercüme: Çok cinssiniz.
Epey gülmüştük..
Nerdeen nereye.. malumunuz bir kitap kurduyum. Fantastik severim, polisiye severim, genelde iyi yazılmış kitapları severim.
Kitap işi bir süredir e-kitaba dönüşmekte. Geçen yıl ideefixe ilk e-kitabını sattı ülkemizde. Gerisi geliyor yavaş yavaş.
Türkiye e-(lektronik) kitap konusunda çok geri. Ürünler no-name, ve aşırı pahalı. Hem cihaz hem sanal kitaplar gerçekten de pahalı… Bakınız idefixin sayfasından bir örnek: Haluk Yavuzer : Çocuk ve Suç kitabı. Sanalı 12 lira, gerçeği 14,88
Kafka Dönüşüm, sanal: 4,5 gerçek: 5,5.. deli ederler adamı. zaten çeşit az, bir de bu fiyatla ben almam arkadaş.. Ne maliyeti var ki? Yarısından da ucuza olmalı.
bakınız amazon: ROOM- sanalı: 11,99 gerçeği: 22 küsur.
Dünyada izledigim kadariyla uc marka var: Amazon’un Kindle’ı (kindıl okuyunuz), Barnes and Noble (bizdeki İnkılap Kitabevi gibi bir mağaza sanıyorum) Nook(nûk okuyunuz) üretti, bir de Sony var ama onu pek bilmiyorum..
Şu aralar en tutulanı da kullanışlı oluşu açısından Kindle. Amazon Türkiye’ye satış yapmıyor. Yurtdışından getirtmenin de yolları var. Ben sahibinden.com üzerinden aldım. Yavuz Nuri’yi şiddetle tavsiye ederim, çok yardımcı oldu.. Bir de silikon kılıf aldım… O da iyi oldu..
Almaya niyetiniz varsa, ya da fikir edinmek istiyorsanız çok detaylı bir araştırmayı buradan okuyabilirsiniz. Arkadaş çok güzel hazırlamış, benim de satın alma kararımı vermemi sağladı.
Bugüne kadar “e-kitap? ne geregi var? ben gercek kitabi, kokusunu dokusunu seviyorum” diyen biriydim, Kindle’dan sonra fikrim aynı. Gerçek kitabı hala tek geçiyorum. Tee ilk çıkan erikson 788 vardı ya.
O kadar ilkel bi defa. çok ağır, bilek yoruyor. Çok büyük; “ev yeni duvar yeni, eleğim nereye asam seni” kaygısına düşüyor, oraya mı koysam, burada mı bıraksam diye dört dönüyor sonra bir kenarda unutabiliyorsunuz…
Kitap ortasından tutularak okunur, Kindle kenardan tutuluyor, ağırlık merkezini dengelemek ekstra güç gerektiriyor…
Amma geleceği çok parlak, o kesin. Gelişmelerini şimdiden hayal edebiliyorum…
En sevdiğim tarafı artık istediğim hemen hemen her kitaba sahip olabilecek olmam.
Fantastik bir kitap serisi var, 4 cildin üçü tercüme edildi, Eylul ayında 4. cilt Amerika’da basıldı. Ama bizde bir türlü tercüme edilmedi gitti. Meraktan çatlayayım mı? Getirttim. Masraflı oldu ve pek uzun sürdü. Şimdi eğer istersem, e-kitap olarak bir saniyede elimde tutuyor ve okuyor olabileceğimi bilmek çok güzel bir duygu. Kasaba minnete son!!
İlk günlerde ücretsiz bir iki kitap indirip denedim, evet okunuyor. Şimdi amazon’un tozunu attırıyorum. Onu da alayım, şunu da alayım, bunu okumuştum ama olsun alayım…. Görgüsüzlüğüm had safhada..
Son söz:
Müzik dinletebiliyor ve isterseniz wi-fi üzerinden ite kaka webde gezebiliyorsunuz. Ama niye isteyesiniz ki? Cep telefonunuz bundan kat kat daha iyi bir deneyim sunuyor size. Hem de renkli..
Kindle, okur olana gerekli bir şey, ama hala gerçek kitabın yerini alması için katedeceği epey yol var.
Daha son söz: İngilizce bilmek şart arkadaş…
en bi son söz: yarın öbür gün çocuğa bir tane bundan alacaz, bütün ders kitapları içinde olcak. Resimler canlı, her detay için linkler, forumlara yönelişler, interaktif öğrenme… Geleceği seviyorum!
deep not: bu yazımı okumuş muydunuz? E-kitap kurdu olmak için e-reeder ne eder?
Filed under alışveriş işleri, icatlar, kitaplar, severim paylasirim
İnternet Fırsatları Hakkında
İlk çıktığında pek beğendim. Firmalar reklam karşılığı indirim sağlıyorlar+toplu alışveriş fırsata dönüşüyor+aklımın kıyısından geçmeyen şeyleri almak ve tatmak şansı buluyorum. Onu bunu aldım, neler neler yedim, brunchlara, tiyatrolara gittim, çeşitli fırsatlardan yararlandım yani. Kupon işi çok hoşuma gidiyor..
Mail bırakmış bulunuyorsunuz bir defa, ondan sonra her gün, bazen iki kere, kendi şehrinizde (hatta tüm ülkede) fırsatlar mail adresinize yağıyor.
Tabii tutulunca enflasyonu çıktı.
O kadar türediler ki, artık her birinin maillerini tek tek okumuyorum açıkçası.. Konuya bakıp, işime gelmiyorsa siliyorum….
Bu arada, benim gibi düşünenler için başka sistemler gelişti. Toplu olarak haberdar ediyorlar.
Mail ziyanlığı olmuyor..
(Benzeri bir sistemi http://www.kredikartlari.net/ uygulamaktaydi. )
Bu yeni model sitelerin içinde bugün öğrendiğim bir tanesini tanıtmak istedim : indirimlr.com
sitenin adı biraz karışık ama meali süper:
Dünyanın bir çok ülkesinde tanınan “Grup Satın Alma” alışveriş modeli son dönemlerde gerçekten popüler hale geldi! Artık Fırsat siteleri Türkiye’de de hızla yayılıyor ve kullanıcılar online alışveriş yaparak hem zamandan hem de paradan tasarruf edebiliyorlar! Türkiye’nin Fırsat sitelerin hepsini bir arada görmek isterseniz eğer sizin için İndirimlr.com’u önerebilirim!
İndirimlr – kategorilere göre sıralanmış, tüm fırsatların bir arada olduğu, interaktif ve kolay kullanımlı bir platform hazırladı.
Kimin sizin için en iyi teklifleri sunduğuna karar vermeniz için, tüm fırsat sitelerini, Alexa Rank puanlarını ve şehirlerin sayılarını bir bir liste halinde sunuyor. Ayrıca, seçeneğinizi daha da kolaylaştırmanız için, siteler hakkında kendi yorumlarınızı da eklemeniz, hatta diğer yorumları açmanız da mümkün.
Türkiye’nin tüm fırsatlarını bir arada görmek için İndirimlr.com ile tanışmalısın!
Buyrun…
Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim
RDJ ve Volvo in The Route V50
:)
bakalım becerebilecek miyim?
Filed under filmler, severim paylasirim
Tercüme önemlidir… (İş bilenin kılıç kuşananın)
Dört yaşımdan beri okuyabilen bir insanım. Milliyet yayınları Çocuk Kitapları dizisi, şömiz(*) ciltli Altın çocuk klasikleri.. Baskan yayınları… Çağlayan yayınları…. harika zaman geçirdim o kitaplarla.
80’li yıllarda babamın ve annemin kitaplıklarını okumaya başlamıştım. Bütün Dünya’lar, Altın /Kelebek Klasikler… Zevaco! Hatta MEB’in bastırıp üç kuruşa sattığı tercüme dünya klasikleri. Öyle bir-iki tane demiyorum. Yüzlerce kitap. Ev cennetti benim için.
Bilgisayar yok, birşey yok ama o tercümelerin özeni, dilin akıcılığı… Kusursuz kitaplardı. Hep özlerim onları. Bazıları hala benimle.
Zamanla kendim de gayet pürüzsüz bir Türkçe’ye sahip oldum. Hem (arapça-farsça kelimeler içeren) Eski Türkçe hem Modern Türkçe’de iddialıyım. Üstelik İngilizce’ye de vakıfım.. Doğal bir dil yeteneğim var.
Sonra internet yüzünden Türkçe karakter kullanmamaya başladım. Bu huyumu hiç sevmiyorum. Sırf daha hızlı yazabiliyorum diye Turkce karakter kullanmamak benim icin bir kusurdur. Kadı kızı da olsam… Ki babam da hiç onaylamazdi eminim…
Neyse, o kusursuz, zengin dilli kitaplar insanın beğeni seviyesini bir arttırıyor ki sormayın. İnsan kendisi yabancı bir dili bildikten sonra, o dilden yapılan çevirilerin de mükemmel olmasını bekliyor. Olmayanlar gözüne, beynine batıyor.
İşsiz güçsüz insanların kırık dökük sözlük ingilizcesi ile tercüme yaparak para kazanması zaten sinir bozucu; bir de sorumluluk nedir bilmeyen yayınevleri, önüne gelen tercümeyi basma kriteri olarak “ucuza mal edilmiş” olmasını yeterli görüyorsa o en beteridir bence. (cümleyi çok devirdim hiç toplayasım yok, anlayan anladi)
Ha bir de bu ikilinin esas suçlusu var. EDİTÖR… Yayınevi sahibi, patrondur. anlarım. Editör bu işi bilmesi gereken kişidir.
Her zaman çok iyi tercümeler çıkmıyor karşıma. Bazen çok şanslıysam severek okuduğum, kendimi kaptırdığım tercümeler oluyor ki, tercüman arkadaşa helal olsun diyorum.
Bazen de dandik mi dandik, pis pis sırıtan tercümelere denk geliyorum. Çok kötü değilse, onları da fazla kızmadan okuyorum ama derhal sahafa filan satıp elden çıkarıyorum.
Ve bazen de, gerçekten berbat tercümeler satın almış bulunabiliyorum. Her sayfada hatalar, acıklı engliş kokan cümlecikler, dilimizde yeri olmayan aparılmış deyimler benzetmeler… İşte onlara deli oluyorum.
Şimdiye kadar okuduğum en kötü tercümelerden birinden bahsetmek istiyorum. X yayınevinin Y kitabi. isim vermek istemiyorum. İki yıl kadar önce aldım. Bir yaz tatiliydi, fazla kitap seçeneği yoktu, alıverdim.
Felaketti.
Oturup yeşil renkte bir tükenmezle hataların altını çizmeye başladım. Sonra ondan da bıktım, her sayfa yeşil çizgilerle doldu. Çok sinirlendim….
Kitabı yayınevine geri yolladım… Gerçekten. Bir de şikayet notu ekledim. Paramı geri istediğimi de belirttim.
Sonra.. Cevap çıkmadı. “Sekreterin eline geçmiştir, açıp durumu görünce gülmüştür herhalde.. sonra da yuvarlak klasöre dosyalamıştır” dedim. Arkasını da kovalamadım….
Geçen ay, o kitabın editörü aradı. Notumu kaybetmiş ve yeni bulmuş. Yayınevinde ciddi bir değişiklik yaptıklarını, şikayetimden sonra gerekli departmanlara daha yetkin elemanlar aldıklarını hatta yayınevinin adını bile değiştirdiklerini söyledi.
Süper. En azından aradığı için çok sevindim.
Gene de adresimi aldı ve bana iki kitap yolladı. Hala yayınevinin, kitaplarin ya da editörün adını vermek konusunda kararsızım.
O kendisini biliyor deyip Ş. Beye nezaketi için çok teşekkür ederim. İki yıl sonra da olsa,
Helâl ise gelir Hint’ten, Yemen’den
Helâl değil ise, ne gelir elden….
(*) şömiz: Fransızca chemise (gömlek)’in okunuşu. Kitabın sağlam karton cildi, üzerinde suni deri kaplaması, en üstte de renkli, resimli kabı olurdu.o renkli, resimli kap için kullanılır şömiz deyimi. resim de koymak lazım buna..
Filed under alışveriş işleri, kitaplar, severim paylasirim
Kanka Takvimi… Şahane Fikir..
Kızımın I. Donem karnesi ile birlikte bir de takvim geldi eve.
Üzerinde Kartal İlçe Emniyer Müdürlüğü yazısı ve Polis logosu var. Polis telefonu (155) ve Alo Kanka(1550) hattının numaraları da eklenmiş. Resim altında Emniyet müdürlüğü ve çeşitli bürolarının telefonları da yer alıyor.
Bunlar zaten bildiğimiz şeyler diyorsanız bekleyin:
Tam ortada 4 kutucukta çocuk güvenliği ile ilgili 4 temel bilgi verilmiş. Her insanın/çocuğun bilmesi şart olan kişisel güvenlik enformasyonunun mini bir versiyonu…
* Tanımadığım hiç kimseden şeker, hediye, para almam!
* Kendi adımı, soyadımı, ailemin adını, adresimi ve telefon numaramı ezbere bilirim!
* Sebebi ne olursa olsun, ailem izin vermeden hiçbir araca yaklaşmam ve binmem!
* Sesim en güçlü silahımdır. Tehlikedeysem bağırırım, yardım çağırırım!
Bunlara ekleyecek bir tek maddem olabilir:
Suçluların çocukları nasıl korkuttuklarını biliyoruz: “Sakın kimseye söyleme, seni/kardeşini/anneni/babanı öldürürüm..” ya da “bunu birisi duyarsa seni döverler, aramızda sır olarak kalsın”
Son madde şöyle olabilir:
* Ailemden sır saklamam, beni korkutan her şeyi söylerim… Ailem beni korur!
Emniyet Müdürlüğünü tebrik ederim, tüm velilerin bu konuda biraz daha bilinçli olmasını çok isterim. Çocuklara karşı işlenen suçları azaltmanın tek yolu ailelerin sorumluluk alması.
Lütfen şu siteyi bir ziyaret edin. Çocuklarınızın internet favorilerine ekleyin…
Filed under çocuk, güvenli hayat, ilkogretim, severim paylasirim
Facebook’tan oyun silmek
Farmville’den bıktınız mı? Petville’i silmek mi istiyorsunuz? Cityville baydı mı? Facebook’tan kaldırmak istediğiniz bir şey mi var??
İstediğiniz uygulamayı, daha doğrusu istemediğiniz uygulamayı kaldırın!!
Şu ana kadar ne çok uygulamaya izin vermişim inanamadım. Tam bir bahar temizliği oldu… Gerekli gereksiz uygulamalara izin vermemek lazım…
Bir de bu var: Oyun davetlerinden kurtulmak
Filed under facebook, Farmville, severim paylasirim
Google’dan çanta arayan minik… Keşke kim olduğunu bilsem…
Her gün hevesle “bloguma kac kisi girmis, ne okumuslar” seklinde istatistiklerime bakip seviniyorum
az once dünkü google aramalarindan birine bayıldım:
“okul çantası bire gidenler icin ama cok güzel olsun”
seni yerim ben, ipekag ablasinin caniymis o ya.. kim oldugunu bilsem en guzel cantayi alirim sana söz…
Her kimsen: ” çantan ne renk olursa olsun, sirtinda tasiyacagin bir yük en sonunda…en onemlisi kafanda ne taşıdığın güzel kız.. ”
Uzun ve yıldızlı pekiyilerle dolu bir öğrenim hayatı dilerim sana..
Ve beni bulmani cok isterim…
Filed under alışveriş işleri, ilkogretim, severim paylasirim
TRON’u izledim.. nedir ne değildir? işte tam da bu yazıda
Hala elimde sürünen Steve Jobs: Apple kitabında okudum ilkin: Kitaba göre Tron Pixar-Disney’in “ilk bilgisayar tabanlı animasyon projesi” ve “ilk olarak Doğu Sahilinden bir animatörün, Steve Lisberger’in hazırladığı 6 dakikalık bir kısa film” idi.
Keza Pixar’in ilk animasyonu da Luxe Jr olup, pixar’ın kendi sitesinden tam listeye de ulaşabilirsiniz. 2 dakika bile sürmeyen bu ilk animasyon film, Luxe Jr, Pixar animasyon filmlerinin başında neden bir masa lambasının yer aldığını da size açıklayacaktır…
80’lerde başarılanların seviyesine gelebildiğimizi görmek isterim. İki ucundan önemli bir örnek bu: animasyon programını kendileri yazdılar, ve çok güzel bir de konu akışı sağladılar. Sadece teknoloji yetmiyor, hayal gücü ve uluslararası pazarda iş yapacak bir fikir de lazım. Haydi hayırlısı.. Beceririz umarım..
Tron ilk olarak 1982’de piyasaya sürülen bir film. İkinci bölümünü 3 boyutlu olarak izledim geçenlerde. Hiiiç sarmadı açıkçası. Matrix ve “Johnny: İnsanlığı ancak sen kurtarırsın” kitabının bir melezi gibi.

Bir miktar beyaz bant çekip kıyafetlerin kenarlarına, çeşitli ışıklandırmalar asimetrik kenar süsleri takınarak, bi de sırtına birer firizbi, olmuş bitmiş işte…
Amaan ben beğenmedim ya, yaranamaz artık.. Beğendiğim tek şey gece kulübünün sahibiydi. Bence en iyi oyuncu oydu filmde..
En iyi aksiyon da bildiğimiz Nokya Yılan oyununun üç boyutlu hale getirilmiş versiyonu olan Kurdeleli Motorlardı.. Güzeldi hakkaten :))
Aklımda en kalan iki şeyden biri: eğer bir bilgisayar programına girecek olursanız, mobilyaların tahminen IKEA malı olma ihtimali yüksektir.
İkincisi de 80’lerde deli gibi seyrettiğim, TRT’nin TRT olduğu zamanların müthiş dizilerinden birinde baş rol oynamış bir adamın bu 2. filmde de baş rollerden birinde olması.. Bruce Boxleitner.. her türlü ismi cismi unutan ben, adamın adını unutamamışım.. Muhteşem İkili adıyla yayınlanırdı dizi. (Korkuluk ve Bayan King orijinal adi: Scarecrow and Mrs.King) çok da hoş bir diziydi bence.. 80’lerin nesi kötüydü ki? (vatkalar hariç!!!). İlk bölümünde “trendeki kırmızı şapkalı adam”a verilecek bir paketle başlamıştı.. bilmem bu günkü kafamla izlesem gene sever miyim??

adam bu yaşta nasıl böyle gözükmeyi sürdürebiliyor bilmem. 50 doğumlu ya bu abi… imdb’yi taramanın güzel taraflarından biri de sürekli sürprizlerle dolu olması. ahan da nerden nereye: Melissa Gilbert’le evli değil miymiş meğerse? Bizim Lora İngıls ayol.. Şaş Allah Şaş..
:))
dip not: film 7 yaş ve yukarsı için.. 13 yaşından küçüklere velisi ile izletiyorlar. bilemem.. çok da karanlık bir film onu da ekleyeyim..
Filed under filmler, gezen güzel olur, severim paylasirim
Bunlari da yeni aldim, memnun kaldim..
Ipek AG evden bildiriyor:
Uzun zamandir istedigim bir urun vardi. Camasir Katlama Sihirbazi olarak geciyor.

indirdik.com internet sitesinden bayagi uygun bir fiyata aldim. cok da muhim bir ihtiyac degil, biliyorum. herkes camasir katlar. ne var bunda??
ben biraz daha takintili bir insan oldugumdan bu aletle duzgun katlanmis camasirlar benim icin cok guzel bir goruntu sagladi. memnunum acikcasi. usenmedim t-shirtleri bir de renk sirasina dizdim. kim gorecekse? olsun keyif benim keyfim… keyfim de kekâ yani..
T-shirtleri ve tabii kazaklari ust uste koyarken guzel de, aradan bir sey cikarinca o guzelim istifin bozularak saga sola devrilmeleri ayri bir giciklik oluyor. bunun cozumunu de sununla buldum:

bu kumas kalpli sert kutular canim IKEA’dan.. yanlarinda kulplari var, dolabin ust rafina konacaklar icin hurctan daha tertipli ve daha iyi bir cozum. cekip indiriyorsun, icindekiler de saga sola yatip devrilmemis oluyor.
t-shirtler icin ben bu kutulari dikine degil yatay kullaniyorum. nasil anlatsam, acik tarafi one geliyor. tişörtleri içine (yan yuzeyin uzerine) ust uste diziyorum,iki taraftan ve hatta arkadan desteklendiklerinden yayilip gitmiyorlar dolabin icinde… dolabi toplama zamani geldiginde de cekip tumunu disari cikarabiliyorum..
son olarak ev ekonomisi:
Tchibo’dan kapi altligi almistim bir tane.

Cok basit ama cok islevsel bir urun. Kapinin altina bir ucundan bir ucuna geciriyorsunuz. kapinin altinda hem icte hem dista o silindirsi kisimlar kaliyor. icinde sunger var, disi plastigimsi bir sey kapli. temiz kaliyor en azindan.
Kesin olarak hava akimini kesiyor. Evde bazi odalarida kaloriferi calistirmiyoruz. Cok mutasarrif bi kadin oldum ciktim, masallah. Aksama kadar girilmeyen calisma odasi ve yatak odasi ne diye isinsin ki? Simdi bu urun sayesinde sicaklik kaybi olmuyor, iyi bir icat.
Her neyse bu urunden ilk olarak bir tane aldim. Baktim guzel bir sey diger kapilara da alayim dedim ama ara tara bulamadim tekrar. yakin zamanda 2010’un en iyileri temasinda tekrar piyasaya verildi. siddetle tavsiye ederim.
Filed under alışveriş işleri, ev işi, icatlar, severim paylasirim





Michael Sheen