Category Archives: severim paylasirim

Ehl-i Keyfin Keyfini Ne Tazeler?

Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler….

Kızım büyüyor, artık yavaaaş yavaş Türk kahvesi kültürüne hakim olmaya da başladı.

Kahve, sade ise, kaynamış olmaktan mütevellit, köpüksüz olur. Az şekerli, orta ya da şekerli kahvede köpük, üzerinde pire yürüyecek kadar kalın olmalıdır.

Ağır ateşte pişer kahve, yanında serin su ile servis edilir.

İlk kabarmasında fincanlara köpük pay edilir, tekrar bir kaynatılır, fincanlar dudak payı bırakılarak doldurulur, dumanı tüterken servis edilir.

İkram ederken, misafire iyice eğilinir, “buyrun” denir.

Kahve samimi ortamlarda, höpürdetilebilir.

İşte kızımın elinden son içtiğimiz kahvelerimizz.. (kendine de yaptı fındığım…)

Türk Kahvesi

* Bu resimdeki minik bardaklar Paşabahçe’nin Hürrem serisi, renkli ve yaldızlı. Tam kahve yanına vermelik… Serin su kahveden önce içilir,  ağızdaki diğer tatları temizlemek ve kahveye hazırlamak için.

* Kahve fincanının kulpları, ikram edileceği tepsiye sola bakar şekilde dizilir, ikram edilen kişinin sağına gelsin diye.

* Kahve yanına, lokum da ikram edilir, çikolata tercih edilmez. Çikolata kahvenin sıcağıyla erir, sıvaşır iğrenç olur….

* Kahve yanına eski bir gelenek de mümkünse ev yapımı likör ikram etmektir..

kahve ve likör

* Bu çook şahane bir restoran olan Garden‘de bu sene son içtiğim kahve. (acıbadem likörü eşliğinde, alkol almadığım için onu içmedim)

* Kahve ikram edildikten sonra tepsi mutfağa gitmez, boşalan fincanlar acilen misafirin önünden kaldırılır. Bu konu gerçekten önemlidir, dibinde telve ile misafirin önünde bırakılan fincan, saygısızlıktır…

* Çok çok samimi olmadığınız bir yerde, sakın fal yatırmayın,  görgüsüzlüktür..

Vakt-i zamanında Urfa’dan İstanbul’a ticarete gelen bir kişi, iş yapacağı arkadaşının yanına gitmiş. Adam hemen “yemek söyleyelim de beraber yiyelim” diye ikram teklif etmiş. Urfa’lı ikramı, elini döşüne basarak reddetmiş:

“Kahveliyem ağam…”

tee 24 saat önce yola çıkarken kahve içmişmiş… (muhtemelen mırra’dır o, hiç denemedim,niyetindeyim)

yaa, kahve de böyle bir şeydir.

melengiç kahvesi de vardır,  yabani antep fıstığı ağacının meyvesi ile yapılır.

espresso da vardır.

ama

Kahve “Türk kahvesi” dir.

Ek: bu yazı da ilginizi çekebilir: zarf ve fincan

15 Yorum

Filed under ben yazdım, ev işi, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Çocuk Mantığı -iv-

Kızım bugün süperdi…

+ Neden senin Sosyal Bilgiler kitabında Cem Yılmaz resmi var?

– Herkesinkinde var?!?

*-*-*-*-

– Anne hani Squidward var ya, bacak bacak üstüne atıyor dört bacağını, hatta vidi vidi, bidi bidi, vir vir, çan çan….

+ yaa evet, onun iki de kolu var eder 6, oysa ahtapot adını okta’dan alır, latince sekiz demek. Octa-podo “sekiz-bacak” demek. (tipik HBB(*) anne)

– Hayvan ismi bulamamışlar mı? Kediye de “dört bacak” mı diyorlarmış?

 

 

(*) HBB= Her Boku Bilir…

4 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Ne ağır ol basıl, ne yavuz ol asıl..

Derler ama birşeyleri denemek, aman ilk önce edinmek, duyar duymaz peşine düşmek merakıma engel olamıyorum. Bu yüzden en son ne çıktı, ne işe yarar, iyi midir diye bana sorar herkes… Kesin denemişimdir çünkü.

Ha nooluyor? Genellikle karlı çıkıyorum.

Migros sanal market müşterisiyim, hatta ve hatta Migros’un sevdiği müşterisiyimdir. En son android uygulaması çıkınca hemen indirip sipariş vermeye başladım. Güzel bir uygulama ve barkod okutma fikrini sevdim. Gayet Jetgillervari bir sistem.

Bu uygulamadan da, 10 TL hediye çeki kazandığımı az önce tesadüfen öğrendim. (bi mail atar insan, Migros, ayıp sana)

Migros Sanal Market Turkcell Android Kampanyası, teşekkür ederim…

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim

Kap kaplama

İlkokulun en güzel zamanı, yepyeni defter ve kitapları kapladığın zamandır. Bana bunu babam öğretmişti, sonra da kendi kendime büyük bir zevkle yapmaya devam ettim.

Birçok kişiden de “ay en zoru da defterlerini/kitaplarını kaplamak” şikayeti geldi facebook’ta. Demek ki bu konuya girme vaktim gelmiş..

Ayrıca, hediye paketlemesi de benzer yöntemle yapıldığından, bir kere kavradın mı çok kolay ve kullanışlı bir beceridir kap kaplamak.. :)

image

Defterimiz, kap kağıdımız,makasımız ve en önemlisi selobantımız hazır. Yapışkan bantın özel bir adı var mı bilmiyorum, bizde selobant denir. Bant makinesi olursa daha iyi olur, yoksa, on parça bant kesip hazır edin bir yere..

image

Defter ölçüsünün iki katından da fazlası gerekiyor, kap kağıdını ölçerek kesin. hatta “iki kere ölç, bir kere biç” deyimini gözardı etmeyin.

image

kap kağıdını ikiye katlayarak defteri/kitabı üzerine yerleştirin, iki taraftan ne kadar katlanacağını işaretleyin. O katlama payı kadar kısım içe katlanacak.

image

Tekrar ikiye katlayıp katlama payı işaretine kadar kesin. Bu kesilen kısım orta çizgiden (kitabın kalınlığına bağlı olarak) bir santim kadar içerden başlamalı.

image

Katlama paylarını içeri katlayıp bantla yapıştırmayı öneririm. Yapıştırmasanız da sorun yok, elinizden kayarak biraz daha uğraştırır ama sonuç yine güzel olur..

image

Defterin sırtını orta çizgiye yasladık, her iki tarafı da teker teker olmak üzere, kenarları içe katlayıp yapıştırıyoruz.

image

Köşeleri içe katlıyoruz ama tam kenara kadar değil, birazcık kıvırma payı bırakmak lazım .

image

İki köşeyi de katladıktan sonra, üst kenarı tamamen içe kıvırıp önce ortasından bantlıyoruz,

image

Sonra köşe kulakçıkların her ikisini de bantla sabitliyoruz.

image

Ve bir taraf bitti. Defteri çevirip, öbür tarafta aynı işlemleri tekrarlıyoruz.

 

image

Eğer tek ortalı bir defterse, alt ve üst ortadan katlama payı kesmeye gerek yok. Kenarı bütünüyle içe katlayabilirsiniz.

 

Sabır gösterip biraz da özendiyseniz, şahane kaplanmış gayet tertipli kitaplarınız ve defterlerinizle başarılı bir öğretim yılı dilerim.

*-*-*-*

Alternatif olarak, ilk katı büyük boy takvimlerin arkasındaki kağıtla beyaz ya da her yerde kolayca bulunan kraft kağıtla kaplayıp, iki yüzüne sevdiğiniz resim ya da çıkartmaları yapıştırıp, en son da şeffaf ciltle kaplamak da gayet özgün ve dikkat çekici bir uygulamadır. Hiç kimsede olmayan, tamamen kendi zevkinize uygun bir defteriniz olur, üstelik de çok “cool” bi harekettir.

Son not: kızım “neden hazır kaplardan almadık?” dedi.

Nedeni şu: hazır kapların HİÇBİR özelliği yok… bu bir zevk ve emek işi, severek, sevdiğim kişi için hevesle yapıyorum ben kitaplarını kaplamayı. Kişisel dokunuş meselesi… Ve o da her eline alışında “annem yaptı” diyecek.. Buna paha biçilemez. O da kendi çocuğunun kitaplarını kaplarken “annemle biz yarım saatte on defter kaplardık, çok eğlenceliydi” diye hatırlayacak :))

11 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, ilkogretim, kitaplar, severim paylasirim

Ratatuy!

Ben bir mutfak zararlısıyım. Bildiğin kötü kalpli kraliçe oluyorum bu alanda. Detaya girer link veririm, yazıyı yetiştirmem lazım…

A) Ratatuy?

Ratatoille sahane bir animasyon filmi.. Bildigimiz sican, sahane bir restoranin sefi oluyor. O arada olaylar olaylar…

Özetle ratatuy dedikleri, şakşukanın bir türü. Ara sıcak gibi. Karışık sebze kızartması/fırınlanması + sostan oluşuyormuş. Filmin sonunda yapılmışını görüyorsunuz..

B) Pınar Kaftancıoğlu’nun son mailinden alıntı:

“”Bir gün çocuğumun elinde cips poşeti görsem ne yaparım” diye uykusuz kaldınığız gecelerde televizyon seyrederken, sabaha karşı kırk dakika boyunca reklamı yapılan şu tuhaf rendeyi hatırladınız. :) O rende dışarıda 5 Lira. Patatesleri cips gibi kesip atın bir leğene. Zeytinyağı, tuz, kekik, azıcık da biber salçası ile karıştırın. Fırın tepsisine yağlı kağıt serdikten sonra çıtır çıtır kızartın. Ne kadar kilo aldırır orasını bilmem ama cips işinin doğrusu budur en azından.”

bu konuda uzun yazmak istemiyorum, henüz.. bakınız İpekHanımÇiftliği (Pınar hanım benim vicdanımı mahfediyor/ya da onun maillerinden sonra vicdanım beni mahfediyor, kabus gibi…)

A+B=

Şekil 1-a:

.. Film DVD’si (oglum büyük bir aşkla izliyor her gün)

Tupperware rende (Belgin teşekkür ederim)

Patatesler

image

Şekil 1-b

Bitmişi:

Ben becerdiysem herkes becerir. 40 dakikamı aldı (patates mutfaa girdiği andan itibaren) ve kesinlikle çıtır değil.. Ama EN NEFİS ŞEY!!

Bundan sonra sııık sık yapacağım..

Abur Cubur yeme, Obur Cubur olma

3 Yorum

Filed under çocuk, ev işi, iştahlı işler, severim paylasirim

Lila kutu Eylul. :(

image

Pek bir derme çatma olmuş bu ay bana düşen LilaKutu

  • Bir tane top allık var, Gabrini (?) marka. Sekonder ambalaj mevcut. Bu artı özelliği… 304 numara çıktı benim kutudan, kiremit kırmızısı. İbiş makyajından başka şeye yaramaz. Hadi ben aşırı beyaz tenliyim, kızılderili olmalı bir kadın bu kadar tuhaf bir renkle doğal makyaj yapabilmek için. Güm.. Çöpe…
  • bir de Aviva marka dudak koruyucu. Doğalmış. Fakat ne üretim, ne son kullanma tarihi yazılı ne de guvenilir bir bicimde ambalajlı. Hijyen, hem de ağızda, dudaklarda kullanılan bir ürün için bir numaralı şart.. Hooop Çöpe…
  • 2 seanslık ücretsiz Hypoxi uygulaması kartı.. Çööööp.

Burdan sonrakiler denemeyi düşünebileceğim şeyler:

  • 2 tane dephyto siyah maske numunesi. (* bir tanesini denedim, hint yağı kılıklı,ama etkisi güzel, yüzüm yumuşacık oldu.)
  • Bioderma Pore Refiner gözenek sıkılaştırıcı krem.
  • Isis Pharma hassas ciltler için 24 saat nem veren gündüz kremi
  • Pe-Re-Ja’dan sürpriz… Yıllardır adını sanını duymamıştım. Kozmetik işine mi girmişler?? Gourmand diye bir şeyin numuneleri geldi. 5 farklı tadı/aromayı içeren setleri var anladığım kadarıyla.

Aromalar: Karamel-Çikolata-Ahududu-Vanilya-Damla Sakızı

Ürünler ise: Banyo köpüğü, vücut spreyi,vücut losyonu, duş jeli, sıvı sabun,  kokulu mum, banyo balistiği , vücut peelingi, vücut kremi….

bana gelen numuneler:

çikolatalı vücut losyonu  (* losyon kolay emiliyor ve nemlendirici, kokusu güzel bitter çikolata gibi)

karamelli peeling (* peeling etkisi vasat, amma, bir kokusu var, karamelli puding gibi, ağzım sulandı, o derece.. bunun losyonunu, mumunu filan alırım işte!!!)

damla sakızlı vücut losyonu… (* losyon kolay emiliyor ve nemlendirici, kokusu hiç yok gibi, bu iyi, çünkü damla sakızından nefret ederim)

tek tek deneyeceğim. ama keşke böyle fan fin fon İngilizce isimler koyacaklarına Türkçe ürünler üretseler, yerli pazar lüks kozmetiğe hazır bence… LUSH geldi hemen aklıma… Sevgili LUSH….

Görüldüğü gibi, LilaKutu hayallerim suya düştü bu ay. (şimdilik… bakarsın şu 4 çeşitten biri tam da aradığım şeydir, sevinirim cidden)

15 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kozmetik, severim paylasirim

Karne hediyesi bilgisayar alındı.. kızın gülleri beş açıyor

Çocuğunuza bilgisayar almayı düşünüyor ama saçma sapan şeyler görmesinden, kullanmasından, güvenliğinden endişe ediyorsanız: 

Bu sene dörde geçen kızıma verdiğimiz sözü tuttuk, bir netbook aldık.

Yarı parasını kendisi biriktirdi. El öpmeler, bayram harçlıkları, şurdan burdan biriktirdiği derken, biriktirdi. Ben de muradıma erdim. Biraz daha biriktirip kulaklık alacak mesela.. Tutumlu olsun, kârlı çıksın..

Neden netbook tercih ettim? Birincisi, ucuz. Sadece kral oyuna ve feyse takılacak, becerebilirse mail yollayacak, icabında ödevlerini kendi başına araştırıp yazabilecek kadar bir şey ona yeter. DVD seyretmeyiversin efenim…

ÖNCE GÜVENLİK DİYEREK, BİLGİLENDİRİYORUM: 

İlk olarak, mutlak surette bilgisayarı sigortalatacaksın arkadaş. Garanti başka şey, kasko başka şey. Düşürür, üzerine su döker, kaybeder… Her Şey Olur. Dizini döveceğine kasko yaptır…

Tavsiyem: Ekask sitesi.

İkincisi, mutlaka bir ebeveyn kontrol programı ve internet filtresi ekleyeceksin ve şifresini vermeyeceksin.

İlerleyelim:

İlgili bilgisayara Aile Koruması filtresi programı yükleyip şifre koyduktan sonra, istediğiniz heryerden, her an bilgisayarın internet üzerindeki faaliyetlerini takip edebilirsiniz.Üstelik internete giriş/bilgisayarda kalış saatlerini de ayarlayabiliyorsunuz.

Haftada bir de rapor geliyor mail adresinize, “çocuğunuz şu şu şu sitelere girdi, şu şu şu aramaları yaptı” diye… MİS.

Detayları şuradan inceleyebilirsiniz.

  • Antivirus icin ise Avast şart.
  • Google için de, yapılan bir aramanın, tesadüfen uygunsuz sonuçlar göstermemesi için :

Güvenli Arama filtresini etkinleştirme

  1. Arama Tercihleri sayfasını  yeni pencere ziyaret edin.
  2. Güvenli Arama Filtresi bölümünde, kullanmak istediğiniz Güvenli Arama seviyesini seçin:
    • Katı filtre uygulama, müstehcen içeriğe sahip video ve resimlerin yanı sıra müstehcen içeriğe bağlantı verebilecek sonuçların da Google Arama sonuçları sayfasında yer almamasını sağlar.
    • Orta düzey filtre uygulama, müstehcen içeriğe sahip video ve resimleri Google Arama sonuçları sayfasından dışlar, ancak müstehcen içeriğe bağlantı verebilecek sonuçlara filtre uygulamaz. Bu seçenek, Güvenli Arama’nın varsayılan ayarıdır.
    • Filtreleme yok, tahmin edeceğiniz gibi Güvenli Arama filtresini tümüyle devre dışı bırakır.
  3. Tercihlerinizi ayarlamayı bitirdiğinizde sayfanın altındaki Tercihleri Kaydet düğmesini tıklayın.
  • dahası: şuraya bakabilirsiniz…

Ben işimi sağlama alayım da ondan sonrası, kendisine kalmış…

11 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, güvenli hayat, ilkogretim, severim paylasirim

Bu bir spam yorumdu, buraya aktardım

Şarabın tarihi çok eskidir. Ta, Nuh Peygamber’e kadar gider. Derler ki, Nuh Peygamber bir gün keçisinin çok neşeli olduğunu görür. Bu hal günlerce devam edince, keçinin peşinden gider. Durumun, keçinin yediği üzüm denen bir meyveden kaynaklandığını keşfeder.

Meyveyi tadan Nuh Nebi, hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur. Ne var ki; Nuh’u mutlu gören şeytan onun neşesini kıskanır, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh üzüntüsünden yataklara düşünce, şeytan insafa gelir. Asmaları canlandıracaktır, ama bir koşulu vardır. Asma, Nuh’un hayvanlarından yedi tanesinin kanıyla sulanacaktır.

Aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilki kurban olarak seçilir. Açılan üzüm kökü, bu kan karışımıyla sulanır. Ve üzüm bir yıl sonra tekrar canlanarak meyve vermeye başlar. Derler ki; şarapla sarhoş olan kimsenin aslan gibi cesur, kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, horoz gibi gürültücü, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olması bundandır.

*-*-*-*

Üzüm yemeyle sarhoş olunmaz, biliyorum, fermantasyon vb vb..

Şarap benim tavus kuyruğu(*) çıkarmamı sağlardı, içtiğim zamanlar :))

Üzüm en güzel, pestildir, bastıktır, cevizli sucuktur, muskadır bence. Ama öykü güzelmiş, paylaşmak istedim.. Bir de hayvanların ömürlerini insana vermesi hakkında bir yaz vardır bulunca onu da yazayım.

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

Facebook’ta oyun davetlerinden kurtulmak..

Facebook kullanıyorsunuz, ama facebook üzeriden oynanan oyunlardan hoşlanmıyorsunuz/oynamak istemiyorsunuz demek..

Ama niyeyse arkadaş listenizde ısrarla oyun daveti yollayan birileri var sürekli…

Farmville’den Chiefville’den, her türlü oyundan gelen isteklerden sıtkınız sıyrıldı değil mi?

ha bire durum güncellemenize “ben oynamıyorum, bana istek yollamayın” yazıyorsunuz, “bu kişi oyun oynamıyor” fotoğrafları paylaşıyorsunuz ama kimse aldırmıyor mu??

Sinir olmayın, Oyunculara kızmayın. İşlem basit…

1- Kurtulmak için, buraya tıklayın…

2- İlgilenmediğiniz oyunun daveti üzerine gelin, sağ üstte x vardır, basın…

3- Mini bir menü gelecek:

“68 FilancaVille isteğini gizledin
FilancaVille uygulamasını engelle?
Feşmekan’dan tüm istekleri yok say?” şeklinde…

İstediğinizi seçin…

4- Mesela “Engelle”‘yi seçerseniz, şu mesaj çıkar:

Uygulamayı Engelle?

FilancaVille’yi engellemek başkalarının sana bu uygulamadan davet ve istek göndermesini ve bu uygulamanın senin hakkındaki herhangi bir bilgiyi almasını önleyecektir. Bu aynı zamanda senin başkaları bu uygulamayı yüklemiş olsalar bile FilancaVille’yi görmeni de önleyecektir.

Tamam’ı tıklayın.

Bir daha kimse size o oyunun uygulamasını GÖNDEREMEZ.

Siz sağ, ben selamet.

Bir şey değil.

:)))

7 Yorum

Filed under bilgisayar, facebook, severim paylasirim

AKÇE AKIL ÖĞRETİR, DON YÜRÜYÜŞ BELLETİR

Özetle, parası olan konuşur, lafını dinletir; güzel kıyafeti olanın yürüyüşü değişir…

Kokoş değilim, olmadım, olamadım. Birgün takma tırnak maceramı anlatayım da gülün.

Giyinmeyi, giyimime özenmeyi beceremiyorum. Daha doğrusu buna aldırmıyorum sanırım. Renk uyumu olmuyor bir türlü…

Önce çorap giyiyorum. Ayakkabı giyeceksem iyi, ince pantolon coraplarımı 5’li paketlerde alıyorum, işime geliyor. Teki kaçınca bir sonraki tekle devam ediyorum, bir de renk sorunu olmuyor. Ten rengi, her kıyafete uyuyor.

Adidas giyeceksem yandık. Çekmeceden güzel bir şoset (SOKET değil) çorap seçip giyiyorum. Güzellik göreceli tabii.. Çekmece gayet desenli, renkli, cafcaflı çoraplarla dolu. Kızımın ayakları da bu sene bayagi büyüdü, bazen temiz çorapları bükerken hangisi kimin çorabıydı bilemediğimiz oluyor… Şöyle hanım hatun çorabım yok ki.. Alayı çocuk çorabı gibi..

Her ne ise, bir tanesine karar veriyorum, ayağıma giyiyorum. Sonra kot giyiliyor..

Sonra gardroptan bir t-shirt seçme anı geliyor. Genellikle en üsttekini uygun görüyorum. Haldırs şeklinde giyindiğim için de, asla çoraplarımın rengi, tişörtüme uymuyor :(((

Zamanında daha özenirdim üstüme başıma, çok janti kılık kıyafetim, şımşık ayakkabılarım vardı.. Ayakkabı Çanta takım alırdım be, ne diyorsunuz siz…

Ful makyaj yapar, fondöten bile sürünürdüm. Iyyh, şimdi düşündükçe ürperti geliyor..

Bıktım mı bilmem. Bu aralar,  bir süredir, böyle geziniyorum.

Makyajdan ziyade bakımlı olmanın daha önemli olduğunu öğrendim sanırım. Gerekirse yine giyiniyorum, süsleniyorum, bugün yaptığım göz makyajına şakır şakır düşer bayılır herkes, o kadar da ustası oldum artık.. Takıydı tokaydı, en ince en seçkin ürünler yine bende..

Ama normal şartlar altında, yok. Sadesi en tatlı geleni…

Oysa ki bacım, tonsürton giyinir, iki taşın arasında kıyafetine uygun oje sürer, fönsüz gezmez, aynalar çatlatan bir hatundur.. Olmaz bu kadar farklılık.

Annem bozuk attı geçenlerde, (ki kendisi paristen giyinen anneannemin, plaja inerken ayrı küpe takan kızı olup, son kerte alımlı bir kadındır,) “kızına oğluna nasıl bir rol modeli oluyorsun farkında mısın?” diyerek..

” e bana kim rol model oldu  da ben  boyle oldum ki?” dedim.

bir süre susuştuk.. bilmiyoruz.

durum böyleyken böyle yani…

 

 

 

Not:

 

Kaşı bıyığı, dip boyası gelmiş; en son sekiz ay önce düğüne giderken makas değmiş saçının kırıktan görünür bir modeli kalmamış; ojeleri geçen hafta sürülmüş de artık tükenmiş; ayak parmakları nasır, topukları çatlak içinde kalmış; dişlerinin kefi on metreden gözüken; “nasılsa ev hali” diyerek askısı sünmüş yirmi yıllık sütyen, lekeli t-shirt ve  eski bir eşofmanla gezen kadınlara ifrit oluyorum. bunu da yazmasam çatlardım.

6 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, severim paylasirim