Category Archives: insan olmak

Ehl-i Keyfin Keyfini Ne Tazeler?

Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler….

Kızım büyüyor, artık yavaaaş yavaş Türk kahvesi kültürüne hakim olmaya da başladı.

Kahve, sade ise, kaynamış olmaktan mütevellit, köpüksüz olur. Az şekerli, orta ya da şekerli kahvede köpük, üzerinde pire yürüyecek kadar kalın olmalıdır.

Ağır ateşte pişer kahve, yanında serin su ile servis edilir.

İlk kabarmasında fincanlara köpük pay edilir, tekrar bir kaynatılır, fincanlar dudak payı bırakılarak doldurulur, dumanı tüterken servis edilir.

İkram ederken, misafire iyice eğilinir, “buyrun” denir.

Kahve samimi ortamlarda, höpürdetilebilir.

İşte kızımın elinden son içtiğimiz kahvelerimizz.. (kendine de yaptı fındığım…)

Türk Kahvesi

* Bu resimdeki minik bardaklar Paşabahçe’nin Hürrem serisi, renkli ve yaldızlı. Tam kahve yanına vermelik… Serin su kahveden önce içilir,  ağızdaki diğer tatları temizlemek ve kahveye hazırlamak için.

* Kahve fincanının kulpları, ikram edileceği tepsiye sola bakar şekilde dizilir, ikram edilen kişinin sağına gelsin diye.

* Kahve yanına, lokum da ikram edilir, çikolata tercih edilmez. Çikolata kahvenin sıcağıyla erir, sıvaşır iğrenç olur….

* Kahve yanına eski bir gelenek de mümkünse ev yapımı likör ikram etmektir..

kahve ve likör

* Bu çook şahane bir restoran olan Garden‘de bu sene son içtiğim kahve. (acıbadem likörü eşliğinde, alkol almadığım için onu içmedim)

* Kahve ikram edildikten sonra tepsi mutfağa gitmez, boşalan fincanlar acilen misafirin önünden kaldırılır. Bu konu gerçekten önemlidir, dibinde telve ile misafirin önünde bırakılan fincan, saygısızlıktır…

* Çok çok samimi olmadığınız bir yerde, sakın fal yatırmayın,  görgüsüzlüktür..

Vakt-i zamanında Urfa’dan İstanbul’a ticarete gelen bir kişi, iş yapacağı arkadaşının yanına gitmiş. Adam hemen “yemek söyleyelim de beraber yiyelim” diye ikram teklif etmiş. Urfa’lı ikramı, elini döşüne basarak reddetmiş:

“Kahveliyem ağam…”

tee 24 saat önce yola çıkarken kahve içmişmiş… (muhtemelen mırra’dır o, hiç denemedim,niyetindeyim)

yaa, kahve de böyle bir şeydir.

melengiç kahvesi de vardır,  yabani antep fıstığı ağacının meyvesi ile yapılır.

espresso da vardır.

ama

Kahve “Türk kahvesi” dir.

Ek: bu yazı da ilginizi çekebilir: zarf ve fincan

15 Yorum

Filed under ben yazdım, ev işi, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

AKÇE AKIL ÖĞRETİR, DON YÜRÜYÜŞ BELLETİR

Özetle, parası olan konuşur, lafını dinletir; güzel kıyafeti olanın yürüyüşü değişir…

Kokoş değilim, olmadım, olamadım. Birgün takma tırnak maceramı anlatayım da gülün.

Giyinmeyi, giyimime özenmeyi beceremiyorum. Daha doğrusu buna aldırmıyorum sanırım. Renk uyumu olmuyor bir türlü…

Önce çorap giyiyorum. Ayakkabı giyeceksem iyi, ince pantolon coraplarımı 5’li paketlerde alıyorum, işime geliyor. Teki kaçınca bir sonraki tekle devam ediyorum, bir de renk sorunu olmuyor. Ten rengi, her kıyafete uyuyor.

Adidas giyeceksem yandık. Çekmeceden güzel bir şoset (SOKET değil) çorap seçip giyiyorum. Güzellik göreceli tabii.. Çekmece gayet desenli, renkli, cafcaflı çoraplarla dolu. Kızımın ayakları da bu sene bayagi büyüdü, bazen temiz çorapları bükerken hangisi kimin çorabıydı bilemediğimiz oluyor… Şöyle hanım hatun çorabım yok ki.. Alayı çocuk çorabı gibi..

Her ne ise, bir tanesine karar veriyorum, ayağıma giyiyorum. Sonra kot giyiliyor..

Sonra gardroptan bir t-shirt seçme anı geliyor. Genellikle en üsttekini uygun görüyorum. Haldırs şeklinde giyindiğim için de, asla çoraplarımın rengi, tişörtüme uymuyor :(((

Zamanında daha özenirdim üstüme başıma, çok janti kılık kıyafetim, şımşık ayakkabılarım vardı.. Ayakkabı Çanta takım alırdım be, ne diyorsunuz siz…

Ful makyaj yapar, fondöten bile sürünürdüm. Iyyh, şimdi düşündükçe ürperti geliyor..

Bıktım mı bilmem. Bu aralar,  bir süredir, böyle geziniyorum.

Makyajdan ziyade bakımlı olmanın daha önemli olduğunu öğrendim sanırım. Gerekirse yine giyiniyorum, süsleniyorum, bugün yaptığım göz makyajına şakır şakır düşer bayılır herkes, o kadar da ustası oldum artık.. Takıydı tokaydı, en ince en seçkin ürünler yine bende..

Ama normal şartlar altında, yok. Sadesi en tatlı geleni…

Oysa ki bacım, tonsürton giyinir, iki taşın arasında kıyafetine uygun oje sürer, fönsüz gezmez, aynalar çatlatan bir hatundur.. Olmaz bu kadar farklılık.

Annem bozuk attı geçenlerde, (ki kendisi paristen giyinen anneannemin, plaja inerken ayrı küpe takan kızı olup, son kerte alımlı bir kadındır,) “kızına oğluna nasıl bir rol modeli oluyorsun farkında mısın?” diyerek..

” e bana kim rol model oldu  da ben  boyle oldum ki?” dedim.

bir süre susuştuk.. bilmiyoruz.

durum böyleyken böyle yani…

 

 

 

Not:

 

Kaşı bıyığı, dip boyası gelmiş; en son sekiz ay önce düğüne giderken makas değmiş saçının kırıktan görünür bir modeli kalmamış; ojeleri geçen hafta sürülmüş de artık tükenmiş; ayak parmakları nasır, topukları çatlak içinde kalmış; dişlerinin kefi on metreden gözüken; “nasılsa ev hali” diyerek askısı sünmüş yirmi yıllık sütyen, lekeli t-shirt ve  eski bir eşofmanla gezen kadınlara ifrit oluyorum. bunu da yazmasam çatlardım.

6 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, severim paylasirim

ben senin kadarken… -pirinç/pilav-

pirinci cuvalla alırdık eve. pilavdı, dolmaydı, sarmaydı, (yaprak dolması olmaz, onun adı sarmadır. dolma doldurulur,sarma sarılır), sütlaçtı derken  deli gibi pirinç tüketirdik o zamanlar. doğru şekilde saklamazsan bir süre sonra nemlenir ve küflenirdi, o zaman atman gerekirdi hepsini. Ya da kurtlanırdı, o zaman da gölge bir yere, bir odaya çarşaf serer, üzerine pirinci yayardın. O pirincin ne biçim nişastası olurdu… Elli kere süzgeçte yıkardın da suyunun beyazı anca durulurdu.. İyi yıkamazsan pirinç nişastası pişerken muhallebileşir, pilavı lapa yapar..  hatta hatta, pirinç, soğuk suyla yıkanır, nişasta soğuk suda çözünür çünkü..Pilav tane tane olmalı..

“Bulgur pilavı pişir yut,pirinç pilavı pişir unut” der bizimkiler. yani bulgur pilavını pişer pişmez yiyebilirsin. ama pirinç pilavı demlenmelidir. Kapağını açarsın, temiz tülbent hatta gazete serer, kapağı kaparsın. Soğurken yoğuşan nemin pilava geri dönerek lapalaştırmasına engel olmak lazım. lapası da dirisi de çekilmez pilavın.. iki şekilde pişer pilav. ya suyu kaynatır pirinci içine salarsın, ya da pirinci kavurur, suyu sonra verirsin..

En iyi pilav tarifim şudur:

kişi başı bir kahve fincanı pirinci pirinç süzgecine ısla. tereyağını pilav tencerene koy, orta ateşte erisin. Pirincin beyaz suyu bitene kadar yıka, süz, erimiş ve rengi dönmeye başlamış tereyağına at. biraz kavrulsun pirinçler ve tereyağı aroması içlerine işlesin. Bire bir buçuk oranında ılık suyu ekle, bir miktar tuz at, bir kez karıştır, kapağını kapa, altını kıs.

pirinç bütün suyu çekince, kapağı aç, bir kere daha karıştır, altını kapat, demlenmeye bırak..

O zamanlar; pirincin kabuğu hatta acaip miktarda da taşı olurdu. pirinç AYIKLANIRDI. acaip can sıkıcı ama cok gerekli bir şeydi, çünkü pilavdan taş çıkması kadar kötü bir deneyim olamazdı..

özellikle metal tepside ayıklarsın pirinci, taşlar çıt çıt ses çıkarır, hem kulağını hem gözünü kullanman gerekir. babaannem rahmetli, geldiğinde anneme “ayıklanacak pirincin, dikilecek el bezin var mı kızım?” derdi. bu ikisi bayağı zaman alan çok da gerekli işlerdir. gözlüğünü gözüne takar, tepsiyi önüne çeker, boynu ağrıyana kadar ki-lo-larca pirinci ayıklardı. O zamanlar el bezi evde dikildiğinden, ya da  şöyle söyleyeyim, hazırı satılmadığından;  diyelim eski havlulardan yer bezi, eski çarşaflardan cam bezi ve eski fanilalardan da kurulama bezi dikilmesi gerekliydi.

Öyle kesip kullanma olmaz, kadın dediğin kadını el bezinden anlarsın. Kenarları tirfillenmemiş olacak bir defa bezlerinin… Eski bezini dikdörtgen keser, tersini ortadan ikiye katlarsın. üç tarafını bastırırsın. yani kenarları üst üste koyar makine dikişiyle dikersin.

(makine dikişi nedir? iğneyi biraz geriye batip, biraz ileriden çıkmak. çok sağlam dikiştir.)

Son bir santime gelince, diktiğin bezi ters yüz edersin. O köşeden içini dışına çekersin. Dikilmemiş kısmı biraz içe katlar üstten bir tur dört tarafını bir daha dikersin, yıkarken ağzı yüzü yamulmaz, tertipli olur. Sağlama alacaksan, şöyle çaprazlamasına bir kez de önden dikiş atarsın.

Eski naylon çorapların ayak kısımlarını keser, halıları kaldıracağın zaman yuvarladığın halının (ki yuvarlamanın da tekniği vardır, önce otuz santim filan katlarsın bir kenarı, sonra katlı uçtan sımsıkı kıvırmaya başlarsın. sona gelince sonu da içe kıvırır, bitirirsin…)  her bir başına birer çorabı bel kısmından geçirir, bacak kısımlarını bale pabucu bağlar gibi çapraz çapraz dolar, bittiği yerde düğümlersin. halı dolabına kaldırırsın. halı dolabı/yüklüğü, koridorun tavanında olur.

Kenar bastırmanın bir başka yolu da, iki kenarı 5 mm kadar içe katlar, üst üste getirir, birbirine dikersin. çok temiz bir dikişle dikersin hem de..

10 Yorum

Filed under ben yazdım, ev işi, insan olmak, kültür, severim paylasirim

GDO’yu yemem, yemezler!

genetiği değiştirilmiş organizmaları yemeyin. bardak mısırı almayın mesela..

deli misiniz?

bu tür pisliklerden uzak durun. protesto edin, almayın.

Çabalarıyla, ürün etiketlerinde GDO belirtmek zorunlu hale geldi, daha yapacakları çok şey var: greenpeace’i destekleyin: Yemezler!

Hepi topu ad soyad mail adresi.. elinize yapışmaz…

Ben kısa öz yazdım, dahasını bilmek isteyene :

http://www.saynotogmos.org/

1 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar

O soru nihayet geldi.. (bölüm 3/3) “Peki, Orkit ne işe yarıyor anne?”

8-9 yaşındaki kızlar merak ediyorlar, anneler de açıklıyor..

-Çocuğunuza burada yer alan basit bilgilerin tamamını ya da bir kısmını aktarabilirsiniz. tamamen çocuğun ne kadarına hazır olmasına bağlı-

Her kadının, iki yumurtalığı vardır. Karının içinde yer alır. Kasıklarının biraz üzerindedir.

Kızlar, genç kızlığa ulaştıklarında yani 12-13 yaşından itibaren yumurtalıklar, her ay bir tane yumurta çıkarır ve rahim adlı özel odaya yollarlar.  Minicik, gözle görülmeyecek kadar küçük bir yumurta rahimde bekler.

Eğer anne ve baba, bir bebek sahibi olmak istiyorlarsa, o minicik yumurtacık, babanın vereceği minicik sperm hücresiyle birleşir ve bir bebek annenin karnında, özel odada büyümeye başlar.

Eğer bebek sahibi olmak istemezlerse, o ayın yumurtası, özel bir salgıyla dışarı atılır.  Buna “âdet” denir. Bu dönem de “âdet dönemi”dir.  Aynı, burnundaki fazla sümüklerin özel sümük salgısıyla dışarı atılması gibi.

Ve bu kullanılmamış yumurtayı taşıyan âdet salgısı rahimden çıkar, nasıl sümüğümüz burnumuzdan atılıyorsa, âdet de aynen kendi özel yolundan dışarı atılır.

Bu özel yol, bebeklerin doğduğu kanaldır. Ve adı, vajinadır.

Vajinadan gelen salgı çişten çok sümüğe benzediği için tutamıyoruz. Kendi başına akıyor işte. Bu durumda, iç çamaşırımızı kirletmesin diye, Orkid/Kotex vb kullanırız.

İşte bu kadar.

—————————————–

Bu konuda iki önemli husus var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, âdetin adı: renkli-regli vb değildir. regl de denebilir, ya da özel günler denebilir. Ama “âdet” en geleneksel adıdır.

17 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

O soru nihayet geldi.. (bölüm 2/3) Sperm ve Yumurta

Kızım 5 yaşındayken “ya yumurtanın içinde civciv varsa, yazık değil mi, yemeyelim” demişti. O sorunun cevabını anında vermiş ve beş yıldız almıştım:

“civciv yumurtası ayrı olur, hiç yumurtacılar civciv yumurtasını satarlar mi? civciv büyüyüp tavuk olunca bir sürü yumurtaları olur. civciv yumurtası satılmaz. yemelik yumurta satılır”

Daha sonra, yemelik yumurtanın, tavugun her gün yumurtladığı düz yumurta olduğu; oysa civciv yumurtası için bir horoz gerektiğini anlattım. Çünkü her bebeğin bir babası olurdu. Düz yumurta yenir, civciv için horoz lazım. O kadar.

Kendi doğumuyla ilgili olarak doktorumun karnımı keserek onu çıkardığını biliyor, hatta fotoğrafı bile var daha bir kaç saniyelikken..

8 yaşında olduğu son bir aydır annecilik-babacılık oyunları, bazı merak edilen konular artmıştı. TV’de izlediği bir yerli filmde meşhuur doğum sahnesine de şahit oldu geçen gün.

[zeki alasya-metin akpinar filmi, bir kadın bağiriyor, dogum yapmakta.

Doktor bulunamadı, bir başka kadin : “ben bu işten anlarım.. bana sıcak su ve çarşaf getirin” dedi. tam o anda bizim soru müdürü: “bebeği mi pişirecekler?” ]

İşlem tamam.

Bugün de banyosunu yapmış, pedikürünü yaptırırken “iyi ki tavuk değiliz, her gün yumurtlamamız lazımdı” dedi. “hmm” dedim.

Biraz daha açık sordu:

“Bizim de yumurtamız var mı?”

“Yumurtadan çıkmıyoruz elbette, ama yumurtamız var, biliyor musun…”

“anlatsana anneee”

“Bak şimdi, ellerini kasıklarına koy. Tam parmaklarının altında yumurtalıkların var. İşte orada, bir sürü yumurtan var. Sen genç kız olduğunda bu yumurtaların her ay bir tanesi, yerinden ayrılıp bir tüpten kayarak rahim dediğimiz iç organına inecek. O da tam şu leğen kemiğinin üzerinde. Eğer evlendiğinde bebek sahibi olmak istiyorsan, eşinle aynı yatakta yatman ve onunla çok yakın olman gerekiyor. O zaman, erkeklerin sperm denilen bebek yapma hücresi, bir kanaldan kayarak rahmine ulaşacak ve senin yumurtanla birleşip büyümeye başlayacaklar. Bir bebeğin olacak. ”

“Peki bebekler de aynı kanaldan mı kayıp çıkarlar?”

“evet genellikle.. ama ben ameliyatla doğum yapmayı seçtim.”

“ben doğurmayacağım”

“sen bilirsin”

“peki spermler nerde durur?”

“pipilerinin hemen altındaki torbanın içinde üretilirler, aynı gözümüzün gözyaşı, burnumuzun sümük üretmesi gibi. birikirler, kullanılmazsa atılırlar”

“spermi rahme verebilmek için pipilerini mi kullanırlar? iğrenc”

“aslında, hayır. iğrenc degil. Burnumuzla hem koku alıyoruz hem de nefes alıyoruz, pipinin de iki çeşit işlevi var. birbirinden ayrı”

“hmm.”

———————————————————————————————————————————————————————

Bu konuda iki önemli konu var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, “özel bölgeler” sadece anneye-babaya ve gerekirse doktora gösterilir. Başka kimseye gösterilmez, başkasınınkine bakılmaz. Temiz tutulur ve üşütmemekte yarar vardır..

 

Devam edecek…

4 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

40 Yaş Nedir, Nasildir?

Kimse bana söylemedi bu işlerin böyle olduğunu, bari ben size anlatayım.. 40’ına gelmek ne demek?

image

Bu, sol elimin yumruk hali. Kahverengi lekeler belirmeye baslamis

image

Bu da parmaklari yukari actigim resim. Ciltte kuruluk son derece belirgin.

Çamaşır makinesi var, bulaşık makinesi var, havalar serinledi mi eldivenimi giyerim; envai çeşit yerlisi ithali, organiği sentetiği krem üstüne krem sürüyorum da bu haldeyim.

Yaş ilerliyor, belli etmesek de gençlik, tazelik kaçıyor… Geçenlerde çok daha dinç, dinamik olduğum 20’li yaşlarımı düşündüm… 30’ların başında enerjimden hafifçe titrer gibiydim.. O kadar yani..

15-16’mda hissettiğim duygular, kokular, heyecanlar aynı kaldı. Ama beden o beden değil. Yaş kemâle ermekte. Saçlar ağarmakta, altı ayda bir botox şart olmakta…

Henüz kızıl havaları seyretme zamanım değil, ama ağır ağır çıkıyorum o merdivenleri. Benden önce gidenlerin sırasına girdim, listenin başına ilerliyorum. Allah sırayı şaşırmasın..

O yaşları istiyor muyum? Hayır. O yaşlar olmasaydı, bu yaşta burada olmayacaktım. Kalan yaşlarda daha kesin hedeflerim var. Kitabımı bitireceğim, kendimi iyileştireceğim, işimi kolay kılacağım, bilgimi paylaşıp yayacağım ve mümkünse biraz olgunlaşacağım.

Bunca yılın içinde tek pişmanlığım, sigara içmiş olmak. Bıraktım, hamdolsun. Keşke hiç içmeseydim.. Kalan herşey, eyvallah.

Kaybettiklerimi, özlüyorum. Babam, dedem, anneannem, Nahide teyzem, amcalarım, babaannem, büyükbabam, Faik dayım.  Nur içinde yatın.   Kalanlar, kendinize mukayyet oldun, bana lazımsınız.

My Way, sıkça düşündüğüm bir şarkı zaman zaman.. İyi şarkı.

Allahım çok şükür bu yaşa erdirdin; ailemize huzur,sıhhat, afiyet, uzun ömür, hayırlı kazanç, bolluk bereket ver, karı koca şöyle emekli olup, eleğimizi asıp, dede+nene olup, torunlarımızı  sevelim inşallah.

15 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, kozmetik, saglik, severim paylasirim, soruyorum

garipsediğim aramalar

Arama motorlarina yazılan ve sonunda benim bloguma ulasanlardan haberdar ediyor beni wp.

ilginc aramalardan örnekler veriyorum, dikkatle okuyunuz:

* bir engeliye kaç kapak gerekir

* carrefour yazılısları: karfur/carfoor/carfour

* carfur nöt ?

bilgisayarların cigabaytına nerden bakılır

allen carr öldü mü

mavi kabak devam ediyormu (kapak olmasın?)

kapak toplama tekerlekli sandalye ile ilgili çok kısa yazılar (ödev için, di mi kardeş?)

carfor da sırk

parayı unutmak (nasıl ? google mi bulcak paranı?)

kadıköy evlendirme dairesi davetiyede nasıl yazılır (elleme, boyle iyi, matbaaci da yazar elbet)

pet şişe mi pahallı kapağımı pahallı (“L” cok ucuz o belli)

plastik kapaklar neden özürlü sandalyesi nasıl sağlıyor (karanlık bir odaya doldurulur, bir gece bekletilir, sabahına sandalyeye dönüşür. yogurt mu abi bu?)

bende kindle aldım sonunda (way to go, pal)

300 tane kapak kaç kilo (varil kapağı? bayağı gelir… su şişesi kapağı kilo tutmaz)

galaxy tabp1000 cebe girer mi (cebine bağlı hemşerim.. boyutları sitesinde var, cebin de muhtemelen tam arkanda, ölç karşılaştır)

mavi kapaklar neden ne yapiliyor son gun (google mavi ekran verir. bu kadar soruya tek arama… birem birem arayınız)

mavi̇ kapaği ki̇m aliyorororor

banyoda elektrik çarpması (google aranmaz 112 aranır)

1 kapaktan kaç şişe çıkar ?

benten hangi takımı tutuyor (lakers?  )

elektrik çarpması fotoğrafları

nişanımda bunlar alındı

akülü engeli arabası almak içi kaç kg kabak toplamak lazım (KABAK)

plastikkapak nasıl yapılır (bilmiyorum, nasıl? plastik enjeksiyon? kalip??)

kahve falından sonra fincan yıkanmalı mı (kimin falina bakildiysa o acilen yıkamalıdır. “yıkarsan çikar” derler)

* 10 ton pet şişe kapağı var fiyat al (masallah ticari dusunce super)

* dugun davetiyesine once kimin adi yaİlir (kızın. hanımlara oncelik. her zaman!)

-*-*-*-

bu davetiyede kizin/kiz ailesinin adinin once yazilmasi amma cok araniyor… Erkekler bunu içlerine sindiremiyorlar, garanti iddialaşıyorlar, kimbilir nelerden kavga cikacak o evlilikte….

*düğün davetiyesinde önce bayan adı neden yapılır

* anneleri nasıl döveriz

* ev yogurdu siparisi (oksimoron)

* çocuk döverken nasıl dövmeliyiz (ohaaa! niyetin varsa ellerin kırılsın.)

11 Yorum

Filed under ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim

Ayisigim ve Mayisigim…

Kizim 9 yasinda. Oglum 5.
Disardan geldik, oglani yikadim. Onu kuruturken kiz yikandi.. O cikti ben girdim dusa ama havlu yok.
Seslendim “biri bana bir havlu getirsin!”
Gelen giden olmadi.
-kiziim
+ eveeet?
– benim odamdan havlumu getirir misin?
Odaya gitti, isigi acti daha esikte:
+ yook
– kizim, pencerenin onunde, dolabin ustunde
+ buldum tamam.
O gelene kadar bir de baktim, banyo kapisinin onunde, yerde esimin havlusu. Oglan ipten kapmis getirip birakmis. Kiz getire getire bas havlusu getirdi…..
%%%%%
Oturdum bir oh cektim.
– hadi kizim bana bir su getir, su verenlerin cok olsun….
Kiz mutfaa gitti, geri geldi
+ neydi?
Oglum: # suu
+ tamam

Mutfaktan surahi geldi.

Nolcak benim halim?

Yorum bırakın

Filed under çocuk, insan olmak, kültür

O soru nihayet geldi.. (bölüm 1/3) Giriş…

Tabii ki beklemedigim bir anda. Ama hazirlikliydim. Uzun zamandır bugün için cevap stoklamıştım..

Bu yazının ilerleyen bölümlerinde, konuya gireceğim. Konu oraya gelmeden paylaşmam gereken şeyler var..

Burada çok önemli bir konudan bahsetmem gerekiyor.. Bloguma sadece eriskinlerin girmediğini biliyorum, o yüzden hem çocuk hem erişkinler için ve özenle yazmaya çalıştım.

Çocuk büyütürken ebeveyn için en önemli ana fikir şudur: “Gereksiz yere bilgi verme+ soru sorulmadan cevaplama“.

Çocuğunuzun tam olarak ne demek istediğini anlamadıysanız, aşırı ve saçma bir bilgi yığdırmış oluyorsunuz. Belki de tümüyle başka bir şey kastetmiş olabilir. Durduk yere gereksiz bilgi vermeyin. Kafası karışmasın.

Soru sorulmadan cevaplamayın, ayrıca, soru sorulunca SADECE sorunun cevabını verin, “bir de şu var” diye devam etmeyin.

Sorunun cevabını bilmiyorsanız “bilmiyorum ama bunu internetten/kitaptan araştırıp/babana-doktora sorar öğrenir sana da söylerim” deyin. Öğrenin ve bilginizi paylaşın.. Unutur sanmayın.

HİÇBİR soruyu yok saymayın. “sus bakayım çocuklar böyle şeyleri bilmez” demeyin. Cevaplamak sizi çok mahçup edecekse, kısa bir süre erteleyin. “bir gün anlatırım/büyüyünce öğrenirsin” demeyin.

“Bu özel bir konu. Şu anda bunu konuşmak için uygun bir zaman değil, yarın akşam seninle başbaşa oturur konuşuruz” deyin.

En önemlisi, eğer 8 yaşına gelmiş ve cinsellik hakkında size soru sormuyorsa, merak etmediğinden değil, başka bir kaynaktan bilgi edindiğindendir. Derhal durumu inceleyin….

Çocuğunuz 3-4 yaşındayken ona özel bölgelerini gösterin. Donunun içindeki her yer, özel bölgedir. Sadece anneye, babaya ve gerekirse doktora gösterilir. Onun dışındaki hiç kimseye özel bölgeler gösterilmez, kimseninkine bakılmaz. Ellenmez, elletilmez.

Neden? Pis midir? Hayır. Sadece özeldir. Nasıl diş fırçanı ben kullanmıyorsam, benim terliğimi baban giymiyorsa, özel bölgemiz de özeldir.

Özel bir sorusu olduğunda hemen anneye gelmesi gerektiğini de öğretin. Cinsellik ayıp değildir. Utanılacak bir şey değildir. Normal bir vücut fonksiyonudur. Her konuda her yaşa uygun bir cevap vardır. Ne olursa olsun, sizden öğrenmesi en sağlıklı olanıdır.

Devam edecek…..

7 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik