Category Archives: insan olmak

“ORTAK KULLANIM AĞLARI/ Başkasının İhtiyacından Bana Ne?”

 

Büşra Akman, sorularına verdiğimiz yanıtları yayınlamış. Benim yazdığım kısım yazının en altında, o arada kendi yazımın orijinal metni şu:

*-*-*-*-*-

Moderatörümüz İpek Hanım yaşadıklarını ve duygularını aşağıdaki şekilde aktarmış :

“… dayanışma gerçekleştirmek. Bu gibi örnekler bu duyguları geliştiriyor, alışkanlıkları değiştiriyor, siz kendi hayatınızda bu bağlamda neler yapmış olduğunuzu farkediyorsunuz?Fikir olarak nasıl niteleyebilirsiniz?

Toplum mühendisliği hareketi olarak bu yaklaşımı değerlendiren fütüristler var, bu bağlamda yaptığınız iş için ne söyleyebilirsiniz, uzun bir süredir bu ağa dahil, yöneten bir kişisiniz, insanlar başından bu yana nasıl tepki verdiler?”

kısmını ele alacak olursam, kendi hayatıma ilk freecycle öğesini kızım bebekken soktum. İnternetten kızıma ikinci el mama sandalyesi bulduğumu duyunca rahmetli babam çok üzüldü, açıkçası utandı.
“Kızım paranız yoksa, ben alırdım torunuma, neden boyle bir sey yaptın” dedi..
İnsanlarin özellikle deli gibi özenerek bebek ürünlerini satın aldıklarını, sonra da kullanamadan/ azıcık kullanılıp küçülen birçok eşyalarını çevrelerindeki yeni bebek sahibi olmuş insanlara hatta öz kardeşlerine bile vermeye çekindiklerini gördüm. Kullanılmış ürünler sadece kapıcının çocuklarına ya da temizliğe gelen kadının konu komşusuna verilir diye bir önyargı vardı. insanlar yanlış anlaşılmaktan ölesiye çekiniyorlardı.. Birine elindeki fazla ürünü utana sıkıla teklif  ettiğinde karşı taraf öfkelenip “çok şükür gücümüz yerinde biz gider, bu kadar süslü olmasa da yepyeni bir tane alırız” diyorlardı…

Pintilikle suçlanmaktan korktuklarından insanlar her bir şeyi sıfırdan almak zorunda hissediyorlardı. Bir tanecik evladıma bilmemne alamayacak kadar kötü müyüm, boğazımdan keser alırım mantığı yaygın hala. Elindeki eşyaları ilerideki olası ikinci üçüncü bebeğe saklamak bile ar geliyor..

Bebek gereçleri, giyim eşyaları çok pahalı ve nerden baksan tekrar tekrar kullanılabilecek kadar dayanıklı. O zaman neden dolaplarda kilerlerde beklesin? Bir başka bebek daha büyüsün o cicilerle.

Ben freecycle olduğunu bilmeden freecycle’a başladığımda gelen ilk tepkiler feciydi. Ama bugun, 10 yıl sonra, hayatıma sadeleştirme düzenini yerleştirme gayretinde bir insan olarak, örnek olduğumu görüyorum. Hayatımda fazla olan her şeyi çıkarıyorum, yedekte tuttuğım herşeyi veriyorum. Feng Shui’ye inanıyor, boşa biriktirilen herşeyin evin enerjisini negatife çektiğini farkediyorum. İki kulağım varsa, iki küpe bana yeter. Çekmecelerde sürünecek onlarca küpem olacağına bir çift küpeyle pekala yaşıyorum. Bu sadece bir örnek. Elli çeşit bardak, tabak, kase, kaşık almıyorum. Misafirlik ayrı, ev halkına ayrı havlular, yemek takımları… Bitti. Çok rahatladım..

Bu arada, hiç bir şey atılacak kadar değersiz değildir, mutlaka ona ihtiyacı olan biri vardır diyorum ve bulup veriyorum.

Üstelik  “Koskoca İpek hanım yapıyorsa/kullanıyorsa biz de salak mıyız iki kere giyeceği/bineceği şeye yüz lira vermeyelim bak, eltimgillerin oğlu büyüdü, onunkini alırız” demeye başladılar.

En büyük hayalim, bir tür açık pazarda herkesin evindeki yedekleri gün yüzüne çıkarmaları… Tam bir freecycle bayramı!

Şimdilik benden bu kadar. ”

 

*-*-*-*-*-*-*

 

Kızım dört yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Kızımın bütün küçülenlerini saklamış bir insan olarak “erkek çocuk müjdesi” beni biraz düşündürdü. A’dan Z’ye her şeyimiz var ama pembe! Hepsi baştan alınacak!!

Tam da o aralar, güzel ve akıllı bir arkadaşımla konuşurken bir formül geldi aklıma.

Onun da birbuçuk yaşında ikizleri vardı, biri kız biri erkek. Her şeyi çift almaktan bıkmıştı. Üstelik, başka bebek düşünmediğinden, küçülenleri de verecek yer arıyordu.

Aradığım fırsat kucağıma düştü. Ben kızımın iki yaş kıyafetlerini ona devrettim, o oğlunun bir yaş kıyafetlerini bana verdi. Gül gibi elbiseleri montları niye iki kere satın alalım?

O gün bu gün, bizim sorunumuz çözüldü, dedikleri gibi: Hem şamdan paklandı, hem pilav yağlandı!

Yaşasın ikinci eller, ablasının abisinin kıyafetlerini giyen şanslı bıdıklar!

Daha geçen hafta iki büyük İKEA poşeti eşya el değiştirdi. Pembe, incili boncuklu mont gitti, bu kış oğlum Nefti yeşil bir mont giyecek.

Hello Kitty’li yağmur botları gitti, bissürü t-shirt’e dönüştü, arada kız yeğenim için pamuk prenses kostümü de çıktı.

Bu sene oğlumun kıyafetlerini devredecek bir kardeş daha buldum. Bir başka arkadaşın yakışıklı oğlu umarım severek giyecek.

BegonvilBu da günün resmi. Akçay’ın begonvilleri.

 

12 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek: Aferin Garanti!

garanti atm

Garanti bankası ile bu aralar biraz bozuğuz.. Ancak bunu buraya kaydetmek istedim..

Resim kendi başına konuşuyor zaten. ATM denilen, Automated Teller Machine’nin kısaltması, bizde sevilen genel geçer adıyla Bankamatiklerini yeniden düzenliyor Garanti. Özürlüler(*) için. Sadece özürlü değil, kısa boylu insanlar için de harika bir şey bu. Bu ATM’lerden sadece 17 tane var ama ne güzel işte. Artacağına eminim..

Bu konuda change.org’da bir imza kampanyası hatirlar gibiyim..

(*) Eskiden sakat derdik, âmâ, kör, sağır filan diyorduk. Gerçekten. Sonra özürlü lafı çıktı. Sakatlıkların hepsi özürlülük kapsamına alındı. Bugünlerde politically correct deyim “engelli” (handicapped?) . İnsanlar yürüme engelli, işitme engelli ve görme engelli olarak nitelendiriliyor. Allah cümlesine yardım etsin, hayat zor..

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Koç Üniversitesi Bisiklet Kulübü Erzincan’a gidiyordu, yolda karşılaştık…

image

image

image

Akil adamlar, makul adamlar derken, bak millet ne güzel işlerle uğraşıyor. İmrendim, tebrik ediyorum..

Detaylar:

Bisiklet Turumuz

GrassRoutes bu sefer Türkiye’de uluslararası bir öğrenci grubunun yürüttüğü mikro-finans projesine destek vermek için pedalını İstanbul’dan Erzincan’a çeviriyor!

4 Nisan – 14 Nisan 2013 tarihleri arasında 8 bisikletçi İstanbul’dan Erzincan’a pedal çevirecek. Ekip; yol boyunca yerel liselerde durarak, hikâyesini lise öğrencileriyle paylaşacak. Bisikletçiler; günde ortalama100 kilometre kat ederek 10 gün sonunda Erzincan’a varmayı ve burada Koç Üniversitesi çıkışlı yardım kuruluşu KU GlobalAid’in sürdürdüğü Erzincan Kadın Girişimciler Projesi’ne katılmayı hedefliyor.

KU GlobalAid’in Erzincan Kadın Girişimciler Projesi; iş yönetimi, ekonomik büyüme, risk kontrolü ve kadının önemi gibi konulardaki eğitimlerle projenin parçası olan kadın girişimcileri destekleyecek. Bu eğitimler kadın girişimcilere projelerini geliştirme ve devamlılığını sağlama konularında gerekli becerileri vermeyi hedefleyecek.

Bisiklet turunun birinci hedefi Erzincan’daki bu KU GlobalAid projesine yol boyunca medya aracılıyla dikkat çekmek.  Ekibin bir diğer hedefi ise yol üzerindeki duraklarında halkla ve özellikle de gençlerle tanışıp “sosyal ve ekonomik eşitlik” mesajını onlarla paylaşmak.

GrassRoutes’un desteklediği bisikletçiler bu yolculuk için çok hevesli ve bugünlerde projenin en iyi şekilde gerçekleşmesi için ellerinden geldiğince çalışıyorlar. Eğer siz de projeyi manevi ya da maddi bir şekilde desteklemek; mesajımızı daha çok insana duyurmamıza yardımcı olmak istiyorsanız, birkaç farklı yol izleyebilirsiniz:

Bizi takip edin:

Facebook:  www.facebook.com/grassroutesbiking
Twitter:https://twitter.com/Grass_Routes

Maddi Destek Verin:

Bisiklet turumuz ve Erzincan’daki yardım projemiz için her türlü desteğiniz bizim için çok değerlidir. Projemize destek olmak için lütfen  http://www.gofundme.com/Biking-to-Erzincanlinkini ziyaret edin.

 

Bizi Ağırlayın:

Eğer İstanbul- Erzincan güzergâhı üzerinde bir geceliğine bizi ağırlamak; ya da sadece bizimle tanışıp manevi destek vermek istiyorsanız ekip üyemiz Zeynep’le iletişime geçin:hhatip@ku.edu.tr

Kurumsal Sponsorluk:

Şirketiniz yardım ve sosyal farkındalık projeleriyle mi ilgileniyor? Eğer şirket olarak bizim herhangi bir ihtiyacımızı/ekipmanımızı karşılamak ya da maddi destekte bulunmak; böylece resmi sponsorlarımızdan biri olmak istiyorsanız lütfen info@grassroutesbiking.com adresine e-posta atın.

 

 

KU Global Aid Erzincan Bisiklet Projesi

 

Koç Üniversitesi’nden KU GlobalAid ekibi olarak 4-14 Nisan tarihleri arasında mikro-finans projemize dikkat çekmek için Istanbul’dan Erzincan’a bisikletle gidecegiz! KU GlobalAid Erzincan Projesi’nde is yönetimi, ekonomik büyüme, risk kontrolü ve kadının önemi gibi konulardaki egitimlerle projenin parçası olan kadın girisimcileri destekleyecek. Bu egitimler kadın girisimcilere projelerini gelistirme ve devamlılıgını saglama konusunda gerekli becerileri vermeyi hedefleyecek. Koç Üniversitesi Global Aid grubu farkındalık ve uluslararası dayanısma yaratmak ve magdurlara destek olmak için çalısan ögrenci girisimli bir sosyal sorumluk grubudur. Erzincan Bisiklet Projesi KU Global Aid KU Global Aid Erzincan Projesi Projenin Temeli Projenin Amacı KU Global Aid’in Erzincan’da 4 gün sürecek Kadın Girsimciler Mikrofinans projesinin bir parçası olarak ortaya çıkan bu projenin amacı, kadın girisimcilere dikkat çekmek, gençlik hareketi ve çevre konusunda farkındalık yaratmaktır. Yolculugumuz 1000 km sürecek olan yolculugumuzu 10 kisilik bir grupla 10 günde tamamlayacagız ve yol boyunca farklı okullarda çesitli workshoplar düzenleyecegiz Bu hedeflerimizi gerçeklestirebilmemiz ve bu macerayı tamamlayabilmemiz için destegınıze ihtiyacımız var! Sponsorlugunuz bizim için çok degerli. – Yol güveligini saglayabilmemiz için bize yol boyunca eslik edecek bir araç. – Güvenli ve saglam 10 bisiklet ve yanında gerekli ekipmanlar. – Konaklama -Yemek Öncelikli Ihtiyaçlarımız Sponsorluk Detayları https://docs.google.com/document/d/1sN4R0hVgcQWFv69oALLwc__MwxX2smYJPWJ9fJn13GM/edit?usp=sharing Ilginiz için çok tesekkür ederiz! Destegınızı bekliyoruz. Sponsorluk ile ilgili detaylara asagıdaki linkten ulasabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Fatih Sultan Muhammed kim? Hiiiç…

“…canımın içi, Hazret-i Muhammed’e nasıl Hz. Mehmet demiyorsak, Fatih Sultan Mehmet de bildiğin ikinci Mehmet’tir. 5. Mehmet de Mehmet Vahdeddin’dir ve halife olarak biz kullarını satıp kaçmıştır.
İstanbulu ilk fetheden Fatih Sultan MEHMET’tir. Şakirtlerin icadı Fatih Sultan Muhammed diye biri hiç olmamıştır..”
O zamanlardan bu yana aktarılan kaynak yok sabuklamasına cevaben:
File:Gentile Bellini 003.jpg

BURADAN . Bizim kayıtlarımız eksik olabilir, osmanlica olduğundan okunmaz, okunuşundan emin olunamaz olabilir, bunları çok duydum…Ama adamların 1430’dan kalma kaydı var ve gayet okunaklı. Sultan Mehmed II.

Üç sene önce yoktu böyle bir zırva. 1988’de yapılan köprüye niye konmadı böyle bir isim? Çünkü YOK BÖYLE BİR İSİM…

Müslüman insan nasıl çocuğuna esma-ül hüsna’dan birini isim olarak veremezse, (El-Baki mesela, çocuğuna isim olarak koyacaksan Abdülbaki (Baki’nin kulu) koyarsın.. Edep bunu gerektirir) Yine insan eğer peygamberini seviyorsa, çocuğuna onun adını koyamaz, yanlışlıkla kötü bir söz söylenirse Hz.Muhammed’e sövülmüş gibi olur. O yüzden yüzyıllardır biz erkek çocuklarımıza peygamberimize hürmeten (Hamd-eden manasında) Mehmet, Mahmut, Hamit,Ahmet isimlerini koyarız.

Ha, bu arada, İstanbul’u son fetheden de Mustafa Kemal ve ordusudur. O bakımdan, kafanız net olsun diye yazmak istedim..

17 Yorum

Filed under insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar

ŞERİAT istemiyoruz. İsteyeni de istemiyoruz.

ŞERİAT istemiyoruz. İsteyeni de istemiyoruz.
Kadınlara eşit hak lafını çarpıtmayın….
Bu beni feminist yapmaz. İnsan yapar.

El Hakk kim? Adaleti seven kim? Hepimizi bir yarattı. Senin bana üstünlüğün takva iledir. Erkeklik yarışında değilim, pipim yok diye “daha az insan” , “köpek seviyesinde” görülmekten usandım.

İslamın şartı sana beşse bana iki değil ki? Düşün biraz..

Bazı eyaletlerinde şeriat kurallarının hakim olduğu ve cehaletin kol gezdiği Pakistan’da kadın olmak çok zor. Erkeklerin ‘söz dinlemeyen’ kadınlara uyguladıkları şiddet yöntemleri arasında yüze kezzap atmak en yaygın olanı. Aşağıda fotoğrafları görülen kadınlar sadece kadın oldukları ve seslerini yükselttikleri için yobaz, cahil erkekler tarafından bu hale getirildi.

IRUM SAİD – Şu anda 30 yaşında. Kezzapla yakıldığında 18 yaşındaydı. Evlenmeyi reddettiği erkek caddenin ortasında vücuduna kezzap attı. Kör oldu. Yüzü, sırtı ve omuzları yandı. Tam 25 kez ameliyat oldu ve ancak bu kadar düzelebildi.

ATİYE HALİL – 3 yıl önce 13 yaşındayken komşularının yaşlı bir akrabası Atiye ile evlenmek istedi. Ailesi kabul etti. Ama Atiye daha küçük olduğunu belirtip bu isteği reddetti. Reddedilmeyi kendine yediremeyen erkek, Atiye’yi kezzapla yaktı.

NECEF SULTAN – 5 yaşında uyurken babası tarafından yakıldı. Çünkü baba Pakistan’da değersiz olarak kabul edilen bir kız çocuk daha istemiyordu. Necef yaralarının iyileşmesi için 15 kez ameliyat oldu. Şu anda 16 yaşında 2 gözü kör ve yüzü iskeleti andırıyor.

SABİRE SULTAN – Şu anda 30 yaşında olan Sabire, kocası tarafından yakıldı. Kocası, bir kavga sonucunda Sabire’nin yüzüne kezzap attı. Sabire bu olayı yaşadığı zaman hamileydi. Bir başka deyişle hamile olması bile onu koca şiddetinden kurtaramadı.

SAİRA LİYAKAT – Şu anda 26 yaşında olan Saira, 15 yaşındayken evlendirildi. Evliyken okula devam etmek, mezun olmak istedi. Ama kocası Saira’nın bu isteğini yüzüne kezzap atarak cezalandırdı. Saira eski fotoğraflarına bakarak avunuyor.

ŞAMİM AKTER – 18 yaşındaki Şamim’in yüzüne, 3 yıl önce sokakta yürürken tanımadığı 3 erkek kezzap attı. Erkekler, bir kadının sokakta tek başına yürümesini şeriata aykırı bulmuşlardı. Bu yüzden de kendilerine göre Şamim’i kezzap atarak cezalandırmışlardı.
_______________________________________
Sayfaya destek için Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün İzindeyiz,

13 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Güzel bir şiir okudum…

İnsan yaşlandığını ne zaman anlar biliyor musun? İğneye iplik geçiremeyip, küçük yazıları okumak için kafayı arkaya atarak geriden baktığında.. :)

Öyle bir zamana geldim ki, birilerine rahmet okumadan bir bardak su içemiyorum..

Aileden iki üç kişi biraraya gelsek, telefonda sohbete girsek

“Rahmetli eniştenin bakkaliyesinde…” , “hiç unutmam rahmetli büyükbabamın…”, “rahmetli babamın dediği gibi…”

Eskiden bunları konuşmazdık biz. Büyüdük anlar hale geldik, kayıplarımızı anar hale geldik…

Dirilerimiz daha çok, hamdolsun, ama ölülerimiz de desteyle..Allah sıralı ölümler versin, cümlemize gecinden versin, ammaa elden ayaktan da düşürmesin…

 

Bu arada da bu şiir geldi buldu beni..

 

İHTİYARLIK

Yokuşa yüzün yok, inişe dizin,

Uzağı, yakını pek görmez gözün,

Sanki bize tarih oluyor sözün,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ağrıdan sızıdan durmaz yakınız,

Çare arari sağa sola bakınır,

Az yese, çok yese hemen dokunur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yedek parçan olur iğne, şurup, hap,

Ne faydası var kii, ne yaparsan yap.

İflas etmiş ciğer, yorulmuş bir kalp,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Dizler titrer sonra belin bükülür,

Damarlardan sıcak kanın çekilir,

Saç sakal ağarır, dişler dökülür,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ayakların baston ile üç olur,

Gençken koştuğun günler hiç olur,

Konuşsan suç olur, sussan suç olur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Arkadaşın olur evde çocuklar,

Eşin dostun seni arada yoklar,

Torunların alır bastonu saklar,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

 

Biri ölüp ayrıldı ise eşinden,

Kalan gitmek ister onun peşinden,

Çıkaramaz hayalinden, düşünden,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ne çabuk geçiyor baharlar, güzler,

Zaman akımına uymuşuz bizler,

İnsan yaşlanınca ölümü gözler

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yaşlılara değil yalnız bu sözüm,

Gençler de yaşlanır, darılma kızım,

Senin de buruşur elin ve yüzün

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Elibol’un sözün, yabana atma!

Doğru yolu koyup, eğriye sapma!

Günahlardan sakın, harama bakma!

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

(Âşık İsmail Elibol)

 

1 Yorum

Filed under insan olmak

Genç kız olmak…

-*-*-*- Genç kızlara özel yazı-*-*-*-

Güzel ve akıllı kızım…

10 yaşından itibaren hayatının yeni bir dönemi başlar. Genç kızlık. Çok güzel ve çok hassas bir dönemdesin.

İçten içe bir çocuk olsan da, vücudun seni büyümeye, anne olmaya hazırlar. Annelik kolay bir şey değildir, o yüzden hazırlık da yavaş ve uzun sürer.

Yaşıtın erkek çocukların gelişmesi senden daha geç olacak, senin geliştiğinin farkına bile varmayacaklar. Ama gene de, bir genç kız olarak, biraz daha dikkatli oturup kalkman, kendine biraz daha özen göstermen lazım. Yavaş yavaş küçük bir hanım oluyorsun. Bir hanımın davranışlarını kopyalayıp, kendine uyarlamalısın.

Nezaket her zaman bir pelerin gibi üzerinde olmalı. Ve bir genç kızın sakin ve gururlu olması en güzelidir. Çok merak ettiğin binlerce şey var, biliyorum.. Hepsinin sırası gelecek. :)

Artık pembeli, ayıcıklı, süslü kıyafetlerde değil gözün. Daha hanımsı, daha zarif kıyafetler ve takılar arıyorsun kendine. Diğer arkadaşlarınla rakip gibisin, hiç tanımadığın kızların giysilerini, saçlarını süzüyor olacaksın yakında. Kendi tarzını bulmak üzeresin, iyi haber: çok güzel olacaksın…

Sana en uygun şey, her zaman en beğendiğin şey olmayabilir. 10-15 yaş arası bir genç kızın topuklu ayakkabılar, parfüm ya da makyaj hevesi doruktadır.. Ancak, daha erken güzelim..

Topuklu ayakkabı bir denge ve ayak tabanındaki kemiklere işkence aletidir. İki parmağının kalınlığından daha yüksek topuk, sana mutlaka rahatsızlık olarak geri döner.. Hep babet giy demiyorum, giyeceğin ayakkabının topuğu ölçülü olsun. Yirmili yaşlarında, stilettolar seni bekliyor zaten. Bu yaşta ayak parmaklarını sakatlamazsan iyi edersin.

Parfümlerin çoğu alkol içerir ve alkol de cildin için hiç de uygun bir sıvı değildir. İyi parfümler çok pahalıdır, ucuz parfümler ise kesinlikle rezildir. Kullanma.

Makyaj… Makyaja gelince, üç kural var

1  : Kozmetiğin her alanında mümkün olduğunca doğal içeriklerden yana ol.

2 : Kozmetik ürünleri kimseyle paylaşma. (Kimseye sürdürme, kimseninkini sürme…)

3 : Herkes ne yaparsa yapsın, boşver. Sen koyun olma.

 

En güzel cilt, temiz olandır. Cildini her gün saf gülsuyu damlattığın pamukla silmeyi ihmal etme. Cildin yağlanmasını, siyah noktaları engeller. Bütün o pahalı jeller meller hava civa.. Gülsuyundan şaşma!

 

Dudak koruyucu kullanabilirsin. Hafif renklendirilmiş olanları da var.. Ama şeffaf olanlarını tavsiye ederim. Renklendiriciler bile zararlı kimyasallardır. Dudaklarının kendi doğal pembesini şeffaf bir koruyucu ile vurgulasan yeter, sadelik her zaman asil durur.

Oje, şirin bir şey. Seviyorsan, her rengi güzel. Lakin unutma, iyi bir marka al. Tırnaklarını havasız bırakır oje, o yüzden az sür, kısa süre sür. Asetonsuz oje çıkarıcısı kullan.  Aseton tırnağın üst yüzeyini hırpalar.

Fondöten: iki kelime. “uzak dur”.

Kalem-Far-Rimel: 15 olmadan, heveslenme. Genç kızların makyajı, onları malesef bir cüce-kadın kılığına sokuyor. 15 olunca, annenle bir konuş bu konuyu…

——–

Genç kız olmaya başladığını nasıl anlarsın? 

Bu kısım, nedense herkesin konuşmaya utandığı kısımdır… Genellikle bacaklarındaki tüylerin koyulaşması ve terlediğin zaman kol altlarının garip kokmasından.. Hormonların saat gibi çalışıyor demek ki. Çok iyi. Bacakların için tüy sarartıcı ya da ağda öneririm. Jilet? ASLA!  Tüy dökücü kremler de bir yere kadar işe yarar ama en iyisi bence veet/sesu hazır ağda bantları.

Kol altlarına gelince, bir sene içersinde bu bölgede de tüylerinin rengi koyulaşacak, haberin olsun. Vücudunda el ayak tabanları ve dudaklar dışında tüyle kaplı olmayan pek bir yer yok zaten. Belirli bölgeler de hormonlar işe koyulunca, renk değiştiriyor, kalınlaşıyor işte. Çözüm var: Ağda! Evet bıktırıcı.. Ama ileride lazere gidebilirsin ya da depilatör makinelerden bir tane alabilirsin. Onu sonra düşünürüz..

Kol altlarına her banyodan sonra roll on/deodorant sürmeni öneririm.  Terlemeyi önleyen “antiperspirant” değil, ter kokusunu önleyen “deodorant” ürünleri seç.

Tüy demişken, bikini bölgesi dediğimiz alanda da tüylerinin koyulaşması normal. Zamanla iyice koyu renk aldığında rahatsız etmemesi için onlardan kurtulmak isteyebilirsin.. Bölgenin hassas olması nedeniyle, tüy dökücü krem ya da ağda bantları çözüm olabilir. Bu kıl-tüy işlerinde ailende en yakın bulduğun anne/abla/teyze/hala sana mutlaka yardım eder. Kimse alay etmez merak etme, hepimizin başından geçti bunlar.. Üstelik bunlar çok güzel bir dönemi gösteren işaretler, anneler çok sevinir minicik kızları bir genç kız olunca..

Vee en güzeli, en geç 13 yaşında göğüslerin gelişmeye başlayacak. Biraz acır, bu da normaldir. Birisi diğerinden farklı büyüklükte olabilir, normaldir.

2012-12-28 14.39.14 LCW‘de  gördüm, T-shirtlerden belli olmaması için özel bir katı olan fanilalar/atletler var, hemen bir tane al. Rahat edersin.

Sütyenin zamanı da geliyor artık. Penye ve iki katlı (ince bir sünger tabakalı) olan sütyenler idealdir. Sentetik olanlara heveslenme. Sağlıklı gelişmen için gerekli boyda almalısın. Ayakkabı gibi, “büyüyünce de giysin” diye sütyen azıcık büyük alınmaz. Tam uygun olanı en iyisidir. Büyüyünce, bir tane daha alırsın olur biter.. Unutma, alttan destekli yani telli sütyenler gelişme çağındaki göğüs dokusuna zarar verirler, tam olarak gelişene kadar, telsiz sütyen almalısın.. Veee, yatarken çıkarmayı unutma!

Son olarak, göğüs gelişiminden iki yıl sonra, âdet görmen beklenen bir durumdur. İşte ilk âdetle, tam bir genç kızsın. Tebrikler küçük hanım..

Not: Sormak istediğin bir şey varsa, mail adresim yukarıda. ;)

Annelere not: 10 yaşından önce ergenlik belirtileri, “erken ergenlik”tir. Lütfen doktora danışınız. Ve lütfen eve organik olmayan tavuk sokmayın; erken ergenlikle ilgili hangi doktorla konuşsam hepsinden aynı lafı duydum: “tavuğu kesin”

25 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, saglik, severim paylasirim

itiraf.bom -iii- “Öptürmem…”

Yan bir bilgi : Sevdiğiniz biriyle karşılaşınca ne yapılır? Kucaklaşır, iki yanağından öpersiniz…Pekiii, havada kafa tokuşturup, karşılıklı gerdan kırıp bir türlü hangi yanaktan başlayacagini bilemeyen tiplerden misiniz?? Öpeceğiniz kişiye yaklaşın ve kafanızı hafif sola çevirin… Öpeceğiniz kişinin önce sağ yanağını öpersiniz. Bu kadar basit..

 

Ben çok ufakken büyük halamız vardı.

Giriş berbat çıktı. Kendisi, Allah ömürler versin, hala var.

Büyük halamızı yılda iki defa ya görürdük ya görmezdik. İnanamayacağınız kadar canayakın, sevgi ve şefkat dolu bir kadındır. İri yapılı, gür, siyah, kıvırcık saçlı, bembeyaz tenli, güzel gözlü, genç yaşta evlenmiş, çok genç bir yaşta üç çocukla dul kalmış, bir yandan üç çocuğuna bir yandan yatalak kayınvalidesi, annesi ve anneannesine bakmış… Tam film olacak bir hayat. Ben kendisini tanıdığımda çoktaaan menapoza girmişti.

Aşırı ter basıyordu kadıncağızı.. Bir de kilo eklendi mi bütün o dolunay gibi yüzü, yumuşacık gıdısı ıslak-soğuk bir nemle kaplanıyordu. Ve kadın genelde çocuklara, özelde de bana bayılıyordu.

Yakalayıp sinesine sıkıştırır, öttüre öttüre cork cork öperdi beni. Öyle böyle değil… 25 kiloluk küçük bir kızsın, 100 kiloluk hala seni ciğerine bastırıp, mıncırıp somururken nereye kaçabilirsin? Sinir krizleri geçirirdim ve bir de çimdik yerdim annemden “ayıp” diye. İstemiyorum ben, ama koskoca büyük halaya ayıp olur!!

Bunu neden yapıyordu bilmiyorum. Hiç de sorasım yok. Kendisini görmeyeli seneler oldu. Allah sıhhat afiyet versin.

İlk çocukluk travması budur bende. Fobisi oluştu. Kimseye yanak uzatmıyorum. Tokalaşmak iyidir..

Ne kimseye sarılabilirim, ne de öpebilirim. Asla. Çok fena oluyorum.. Bunu da buraya yazıyorum. Çocukları zorlamayın. Siz seviyor olabilirsiniz ama o sevmiyorsa, kendinizi sevdirin önce..

13 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, insan olmak, şikayetlerim

Görmemiş görmüş, gülmeden ölmüş… (AFS-i-)

Ben Anadolu Lisesi mezunuyum. Her okulda var mıdır bilmiyorum ama bizim okulda AFS diye bir şey vardı. Sınavına girersin, kazanırsan bir yıl Amerikada okursun.. Ve her yıl da AFS ile gelen çeşitli yaşlarda misafir öğrenciler olurdu. Büyük bir kısmı zaten bizim öğrencilerin misafiriydi, beraber gider gelirlerdi okula.. Evin bir çocuğu olur, “anne-baba” der, çok güzel ve uzun süren dostluklar hatta daha sonra da görüşmeler olurdu..

Hem misafir alanlar için hem de misafir gidenler için çok eğitici bir deneyimdi. Yakınlarda bir ara ben de bir AFS öğrencisi almak istiyorum..

Her ne ise, bu yazımda sizlere, bir haftalığına aileme misafir olan Rose Ann’den bahsetmek istiyorum. Bildiğin uzun boylu , sarı kıvırcık saçlı Teksaslı bir lise öğrencisi. hayatının bir dönemi bize misafir oldu. ne bizim ne kendisinin isteği. tamamen rastlantısal bir biçimde gelişen olaylar.. neyse, en kötüsü de, ben henüz hazırlıktayım, past tense, perfect tense, past perfect continuous tense biliyorum lakin ingilizce konuşamıyorum….

ne azaplı günlerdi, bir şekilde herkes ikimizi bir araya getirip “şunu sor” “bunu da sor” şeklinde bana yükleniyor… kan ter ve tarzanca içinde ben anlatmaya çalışıyorum, kızcağız anlamak için dört kulak oluyor bu bacak kadar çocuğun derme çatma cümlelerini… sonra taramalı tüfek gibi aksanlı amerikancasıyla bastırıyor cevaplarını… anaaaammmssss. “ne dedi??? NE DEDİ???” o kadar anadolu lisesine gidiyorsun, rezil olmak var… hadi bi daha uğraşıyorum didiniyorum… bir süre sonra ikimiz de bezdik. ben “bilmiyorum” deyip çıkmaya başladım o da uzun monologlar yapmamaya başladı.. birbirimizin halinden anlıyoruz lakin kimse bizim halimizi anlamıyor… çok acil durumlarda karşılıklı birer sözlük açıp dert anlatmanın dışında, iyice sağır-dilsiz muhabbeti etmeye döndürdük işi. bizimkiler de üç beş ingilizce kelime kaptılar, gelip gidip kullanıyorlar. annem hala “ha” deyince “mosquito” diyebilir size..

Otuz yıl önceden bahsediyorum size, renkli tv yeni gelmiş Türkiye’ye, yayın tek kanal. o da tam gün bile değil. Kız patlıyor sıkıntıdan. Taş devrine düşmüş gibi… Bütün kadınların evde olmasını aklı almıyor, niye çalışmıyor bunlar diyor, kadınlar dehşete düşüyorlar..

Sıcağın ortası, gez dolaş da yok.. Şort giyiyor evde elin teksaslısı, anam Antep gibi yerde şort ne demek??? of ki of..

yatağı yapıyor lakin yorganın üzerine çıkıp oturuyor annem çok kızıyor, anlatamıyoruz yorgana oturulmayacağını. yani anlıyor ama gerekçeyi anlamıyor.. bunalıyor ki o biçim…

Yine bir gün sülale toplandı, kızı ortaya aldılar beni de baş köşeye oturttular.. çay may da ikram edildi önüme, o kadar mühim pozisyonum var… kızın anlattıklarını halk diline çevireceğim, kıza da sorulanları ileteceğim. Ödüllü simultane tercüman kariyerim o gün başladı..

Hayır amerikanya gündelik hayatına hiç vakıf da değiliz “annen ne iş yapar, baban ne iş yapar, kaç kardeşsiniz” den sonra soracak şey de bitti. Biri tuttu “böyle sıcak orda da olur mu?” dedi, kız “yes” dedi. bunu herkes anladı ve genel havada bir ısınma oldu hemen..

“bu sıcakta ne yaparsınız?” sorusuna da “ice tea” dedi.. “ney?” dedik.. Antepte çay acaip içilir, hatta kaçak çay içilir. Ama herkes sıcak içer, hatta kaynar içerler, soğuk çay terbiyesiz bir şeydir, buzlu çay iyicene şok!!…

kız eni konu tarif etti, kalktı gitti mutfağa allem kallem şunu bunu kurcaladı, demlikten çay döktü buz attı bilmem ne.. sürahiye koydu geldi.. herkes bir fırt aldı bardağına. ayıp olmasın diye de içtiler ama yüzler nassıl buruştu anlatamam.. Çay harareti keser, buzlu çay daha da iyidir, ama o gün hayatımızın ilk ve bazılarının son buzlu çayı içildi ve sevilmedi. Biraz şeker atsaydık? Yok dedi kız. Yekten içilecek.. Allah Allaaah. içilir gibi değil. Bu amerikalıların kafası da hiç çalışmıyordu. Mis gibi sıcacık çay varken bu içilir miydi?? Kant içerim daha iyiydi… Hep beraber ülkemizin herbirşeyinin benzersiz olduğuna karar verip sevindik..

Sonra biri çıktı “peki yanına ne yersiniz?” demesin mi…kız da tutup “cheese cake” diye bir şey yumurtlamasın mı? amma güldük be.. olamaz böyle şey. keke, peynir?? bizi kafalar gibi bir hali de yoktu, ciddi ciddi anlattı biraz. kimseler yutmadı. “daha neler?” dedik. tekrar sorduk “bildiğimiz peynir mi? hani kahvaltıda çıkarıyoruz ya sofraya?” “tatlı olur kız kek, sen yanlış anlamış olmayasın?” kız biraz daha bıdırdandı.. tam olarak öyle bir peynir değilmiş, yumuşak bir peynirmiş, keke de pek şeker konmazmış ve çiizkek çok güzel olurmuş.. tüm gözlerde bir “oha” bakışı, “bunlar zati domuz yiyorlar, keke de peynir atarlar bacım, ağızlarının tadını bilmez bunlar” muhabbeti.. Kız çok bozuldu. İki gün sonra da karşılıklı şükrederek kendisini esas misafir edecek olan ailesinin yanına uğurladık.

Şimdi fena globalleştik.. Deli gibi aystii içiyor ve kendim çiizkek yapıyorum. Bizim yerel kültürümüzü sen gidince nasıl anlattın bilmiyorum ama senin kültürün bize o gün çok garip gelmişti..

Bugün onların Şükran günleri; sağsa işin rast gelsin, öldüysen toprağın bol olsun Rose Ann Black, sen kusurumuza bakma..

5 Yorum

Filed under gezen güzel olur, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Ehl-i Keyfin Keyfini Ne Tazeler?

Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler….

Kızım büyüyor, artık yavaaaş yavaş Türk kahvesi kültürüne hakim olmaya da başladı.

Kahve, sade ise, kaynamış olmaktan mütevellit, köpüksüz olur. Az şekerli, orta ya da şekerli kahvede köpük, üzerinde pire yürüyecek kadar kalın olmalıdır.

Ağır ateşte pişer kahve, yanında serin su ile servis edilir.

İlk kabarmasında fincanlara köpük pay edilir, tekrar bir kaynatılır, fincanlar dudak payı bırakılarak doldurulur, dumanı tüterken servis edilir.

İkram ederken, misafire iyice eğilinir, “buyrun” denir.

Kahve samimi ortamlarda, höpürdetilebilir.

İşte kızımın elinden son içtiğimiz kahvelerimizz.. (kendine de yaptı fındığım…)

Türk Kahvesi

* Bu resimdeki minik bardaklar Paşabahçe’nin Hürrem serisi, renkli ve yaldızlı. Tam kahve yanına vermelik… Serin su kahveden önce içilir,  ağızdaki diğer tatları temizlemek ve kahveye hazırlamak için.

* Kahve fincanının kulpları, ikram edileceği tepsiye sola bakar şekilde dizilir, ikram edilen kişinin sağına gelsin diye.

* Kahve yanına, lokum da ikram edilir, çikolata tercih edilmez. Çikolata kahvenin sıcağıyla erir, sıvaşır iğrenç olur….

* Kahve yanına eski bir gelenek de mümkünse ev yapımı likör ikram etmektir..

kahve ve likör

* Bu çook şahane bir restoran olan Garden‘de bu sene son içtiğim kahve. (acıbadem likörü eşliğinde, alkol almadığım için onu içmedim)

* Kahve ikram edildikten sonra tepsi mutfağa gitmez, boşalan fincanlar acilen misafirin önünden kaldırılır. Bu konu gerçekten önemlidir, dibinde telve ile misafirin önünde bırakılan fincan, saygısızlıktır…

* Çok çok samimi olmadığınız bir yerde, sakın fal yatırmayın,  görgüsüzlüktür..

Vakt-i zamanında Urfa’dan İstanbul’a ticarete gelen bir kişi, iş yapacağı arkadaşının yanına gitmiş. Adam hemen “yemek söyleyelim de beraber yiyelim” diye ikram teklif etmiş. Urfa’lı ikramı, elini döşüne basarak reddetmiş:

“Kahveliyem ağam…”

tee 24 saat önce yola çıkarken kahve içmişmiş… (muhtemelen mırra’dır o, hiç denemedim,niyetindeyim)

yaa, kahve de böyle bir şeydir.

melengiç kahvesi de vardır,  yabani antep fıstığı ağacının meyvesi ile yapılır.

espresso da vardır.

ama

Kahve “Türk kahvesi” dir.

Ek: bu yazı da ilginizi çekebilir: zarf ve fincan

15 Yorum

Filed under ben yazdım, ev işi, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim