Category Archives: çocuk

Oyuncak Ve Kitap Kumbarası Ziyaretim

Evde birikip kalan bir sürü oyuncak var. Küçük yeğenlerime verdiklerimizin, Freecycle ile dağıttıklarımızın ve bazen internetten sattıklarımızın ötesinde yine de artıp kalan oyuncaklar. Bir de cam şişeler/kavanozlar. Bagaja atıp müsait bir yer bulana kadar gezdiririm bunları şangır şungur. Atmaya kıyamam. Camlar %100 geri dönüştürülebildikleri için. Oyuncaklar ise, servet resmen. Yazık.

Genellikle en elde kalan şeyleri mahalle camisinin alt katındaki bağış merkezine ya da belediyenin Sevgi Mağazasına bırakırım. Olmadı kağıt toplayıcılara veririm.

Eski bir çocuk şarkısı vardır: “Bir gün okula giderken, herşeye dikkat ederken…” diye. Ben de sürekli alert gezdiğimden çok ilginç şeylere rastlarım.

Bu sefer Belediye Çocuk Gelişim Merkezi’nin bahçesinde bulunan Kitap ve Oyuncak Kumbarasına attım.

kumbara1_opt kumbara2_opt

Güzel bir uygulama ancak, kıştan beri bu kadarcık oyuncak gelmiş. Merkezin kapısını çalıp öğrendiğim başka bir şey de, onların bu kumbaranın kim tarafından ne sıklıkla boşaltılıp, içeriğinin nasıl değerlendirileceğini bilmedikleri. (Öğrenemediğim bir şey mi deseydim bilemedim şimdi)

:/

 

2 Yorum

Filed under çevre, çocuk, freecycle, severim paylasirim

Kitapkurtları buraya.. Pamuk eller cebe

İdeefixe’nin okurum olduğunu düşünmeye başladım.

MEB klasiklerinin e-kitap projesi yazımın ardından şu anda İş Bankası Kültür Yayınları arasında “Hasan Âli Yücel Klasikleri Serisi” olarak yayınlanan kitaplarda %50 indirim var.

En baba, en kallavi, en güzel kitaplar bunlar, ve iki lira-beş lira.

Çoluk çocuğunuza tabletlerine indirin Andersen’den Masallar okusunlar. Cimri‘ye gülsünler.

Kendinize konu serbest. En pahalısı Mevlana’nın 8 ciltlik Divan-ı Kebir‘i. 49 Lira ya.. Almayanı dövmek lazım.

179 kitap var, indirimde olan tüm kültür yayınları ise 254 adet.  Bir kaç tane indirin, bulunsun. Pişman olmazsınız.

Tablette okuma sorununu çözüşümün yazısı da buraya ek olsun.

Link içinde kaldı yazı.

2 Yorum

Filed under çocuk, internet, kültür, severim paylasirim

Cennet dedin de..

Bu gece, yatmadan önce kuşuna iyi geceler dilemek isteyen kızım sapsarı muhabbet kuşu Güneş’i kafesin dibine uzanmış olarak buldu. Artık bir cennet kuşu o. Bu vesile ile, uzun bir süredir taslak olarak bekleyen bu yazıyı bitirmek istedim.

*-*-*-*-

Bizim evde bu muhabbetler ara ara geçer. Ne dedesi ne büyükbabası hayatta olmayan çocuklarım, zaman zaman ölümü ve cenneti sorgularlar.
Her seferinde net olarak izah ederim: Nasıl ki çizgi filmlerin, okuldaki derslerin bir başlangıcı ve bir bitişi varsa, hayatın da bir başı ve bir sonu var.
Bazı insanlarınki uzun, bazılarınınki kısa. Süresi dolan her şey biter. Güneş’in de süresi bu kadarmış.
Seni hayatta tutan şey, içindeki can. Canın seni sen yapan şey. Geçen sene giydiğin ve eskittiğin ayakkabı gibi, içinde ayağın yokken yürüyemez, bir şey yapamaz. İşi bitince ayağından çıkarırsın ve eski yırtık pırtık ayakkabıyı da atarsın. Ayakkabı nerede olursa olsun, önemli olan ayağındır.
İçinden can çıkınca, geri kalan vücudu götürüp gömüyoruz. Cansız olan şeyler artık hiç bir işe yaramıyorlar.
Canlar ise yok olmuyorlar. Öbür dünyada bekleyip, yaptıkları iyiliklere göre cennette yer alıyorlar ve çok mutlu oluyorlar. Cennette herşey var ve herkesin her istediği oluyor.

Ölenlerimizi hatırladığımızda zaman zaman üzülsek de, belki biraz ağlasak da;  bizi mutlu eden anlarla anıyoruz, onlara dua ediyoruz. Özellikle Fatiha suresi okuyoruz. O surede de (aşağı yukarı) diyoruz ki:

Her şeyin, bütün evrenin sahibi olan Allah’a hamdolsun. Ona minnet ve şükrediyoruz. Allah merhametlidir, bağışlar. En sonunda herkesin ulaşacağı Din Gününün sahibidir. Bir tek ona kulluk ederiz, bir tek ondan yardım isteriz. Allahım bizi doğru ve güzel yola ilet, sonunda ödülümüze varalım. Bizi kötülerin ve cezalandırılacakların yoluna iletme.

 

 

 

13 Yorum

Filed under aile, çocuk, severim paylasirim

Ay hadi yallah be bademcik aaaaa

Üç beş dakika sonra birinci hafta dolmuş olacak 6,5 yaş delikanlının bademcikleri alınalı.

İllallah ettik. Çarşamba günü odaya çıkardılar, bir saat sürdü odaya gelişi ve tam olarak ayık geldi. Aşağıda uyandırıp bekletip çıkarıyorlarmış. Zaten çocuklara az narkoz verilirmiş. Biraz kafa bulanıktı, iki saat kadar uyudu. Yemeği geldi. Patates püresi, yoğurt, muhallebi. Hepsi de soğuk. Hem ameliyatlı bölgeyi uyuşturup acıyı azaltmak, hem de soğuğun damar daraltıcı etkisini kullanarak iyileştirmeyi hızlandırma amaçlı.

Yoğurttan biraz yedi, bıraktı. Bir süre sonra bir kase de sade dondurma geldi. Onu da iki yaladı, o da kaldı. “Çişe çıkınca salarız sizi” dediler, çişe çıktı, parayı verdik çıktık.

Eve geldik yine hayhuy, o gün birşey yemedi. Zaten nazlı yiyicidir, seçicidir, yutmaz bir saat. Şahbaz oldu herif.

Ertesi gün, biberon, mama ve çocuk sütü denen naneden aldım. Dondurma çeşitlerini dörde çıkardım. Annemin anneannesine rahmet okuyarak karpuz suyu sıktık. Çikolatalı sütten başka bir şey yemedi. Bisküvi süt bile…. Ve konuşmuyor. Sesi çok çok az çıkarıyor.

Cuma günü zaten 22 olan kilo 21’e düşünce hastaneye geri döndük. Doktoru sulu ve soğuk olması kaydiyla yemek yememesi için bir sebep olmadığını söyledi. Serum bağlandı, ağrı kesici vitamin mineral neyse doldurdular adama. Eve çıktık akşama. “Hamburger yiycem” dedi. Yarım hamburgeri geveleye geveleye yuttu. Oh!

Haftasonu geçti, biraz ondan biraz bundan.. Bisküvi süt. Naz niyaz. Baktım kajuları kıtır kıtır yiyor anladım ki boğaz iyi.. Bugün kahvaltı da etti, biber dolması içi de yedi. Lok lok ayran da içti. Geriye bir tek ses kaldı. Niyeyse azot yutmuş gibi tiz ve garip bir sesle konuşuyor :(( Bir de kafasını tam kaldırmıyor, boynunun ağrıdığını söylüyor. Keşke doktor olup kendi işimi kendim göreydim diyorum böyle anlarda. :(((((

Çok şükür bu günü de gördüüük.

 

 

5 Yorum

Filed under çocuk, saglik

Elveda Bademcik

Oğlum, anası kılıklı, 1. sınıfın yarısını evde geçirdi. O kadar sık enfeksiyon kaptı, o kadar çok antibiyotik içti ki, artık o meşhur “45 numara”  bademciklerini aldırmak şart oldu.

image

1 saat süren ve genel anesteziyle yapılan ameliyatın ardından az evvel odaya çıkardılar.  “Dilim acıyor” diye mızıldandı, şimdi uyuyor.
Ben de iştahsızdım, antibiyotiksiz ay geçirmezdim. O kadar çok tetrasiklin verdiler ki dişlerim renklendi. Onu da sonra anlatırım. Dahası, öksürük şurubunun çilek aromasından öyle tiksindim ki çilek yemiyorum yıllardır. Bilinçltıma etti bademcik.
Benim 30 yıl önceki ameliyatım lokal anesteziyle canlı canlı kesilmek suretiyle olmuştu. Muayene koltuğuna oturttu rahmetli İlhan amca, “yum gözünü, sakın açma, yoksa ölürsün” dedi.. Ağzımı açtım, gözümü yumdum… Tek bir defa açtım, 1 salisede (ölüm korkusu ve merak arasındaki savaş) bir karış uzağımdaki adamın alnındaki aynası, gözlükleri ve maskesine kan püskürtmekte olduğumu (bağırdığımın farkında değildim) gördüm; o manzara ölmüş kadar etti zaten. Geri yumup devam ettim.
——————
Bu da diyet listesi.

image

image

Bu da bademcik ameliyatı sonrası nelere dikkat etmeli? Konulu liste.
-devam edecek-

8 Yorum

Filed under çocuk, saglik

Bir babalar günü yazısı – Konuk yazar Şebnem Çavuşoğlu

Şebnem benim on yıllık internet arkadaşım. Yüz yüze gelmedik hiç ancak kalp kalbe çok geldik. İzniyle bu yazısını paylaşıyorum.

 

Adamın biri Hazreti Peygamber’e gitmiş, nasihat istemiş.

“-Baban vefat etti mi” diye sormuş Hazreti Peygamber:…

“-Etti, ya Resulullah” demiş adam…

Hazreti Peygamber, “Öyleyse sana nasihat olarak babanın vefatı yeter” cevabını vermiş.

Annem hayatımızda bizi koruyan, kollayan, kayıran, kıyamayan, gerçekleri değiştirip bizim hoşlanacağımız hale getiren kişi olarak var oldu. Hala öyle. Başımızdan eksik etmesin. Hayallerimizi paylaştığımızda biz üzülmeyelim diye “OLUR OLUR hepsi OLUR”cu Annem, hayallerimzie bizden çok inanan, isteklerimize hayır demeyen, realitesinin olup olmadığını sorgulamayan, olması için sonuna kadar destekleyen kişi oldu. Babam hayatımızda düzeni, istikrarı sağlayan, güvenen, üzülüp üzülmeyeceğimize aldırmadan, gerçekleri söyleyen ama son kararı bize bırakan kişi oldu. Hayallerimizi, isteklerimizi ölümüne destkledi ama olup olmayacağına inanıp inanmadığını da söyledi. “OLMAZ AMA SEN BİLİRSİN”cindi O. Biz üzülsek de, kırılsak da doğru bildiğini saklamadı.

İşte babamız gidince öte tarafa, bizim ayaklarımız o zaman yere bastı:( Meğer gerçeklerin yüzümüze vurulması,Muhalefet bir gücün olması ne kadar da vazgeçilmezmiş.

İşte bu yüzden ÇOCUKLAR BABALARI ÖLÜNCE BÜYÜYOR. Sana kıyamadığı için her dediğine onay veren ,tüm isteklerini gerçekleştirmek isteyen “HAYIR” diyemeyen “HER ŞEY OLUR ÜZÜLMEYİN” diyen bir anne. Sana kıyamayan, ilerde üzlmemen için önceden sana olabilecekleri söyleyen gerektiğinde”HAYIR” diyen “İSTERSEN YAP AMA OLMAZSA ÜZÜLME” diyen baba.

İşte bu yüzden BABAMIZ ÖLÜNCE HAYALLERİMİZDEN DAHA ÇOK UZAKLAŞIP YÜZÜMÜZÜ GERÇEKLİĞE DÖNDÜK VE BÜYÜDÜK!

Şebnem Çavuşoğlu

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, konuk yazar, severim paylasirim

Aldığım en güzel iltifatlardan biri

muhabbet3

-Ejderhanı nasıl eğitirsin- filmini konuşuyorduk, laf lafı açtı, kızıma “Beni kardanadam gibi görüyorsundur” deyip havada kardanadam çizdim
\( )/
(….)

evet dedi
hem sıcağı sevmiyorsun, hem biraz tombişsin hem de yüzün hep gülüyor.

O tatlı dilini yerim senin!

2 Yorum

15 Haziran 2014 · 00:31

Bu kız bize çekmemiş baba ;)

Kızım daha minicikken, mini m&m’leri ısırarak ikiye bölüp yiyordu. Rahmetli babam bunu görünce güldü “bu bizden değil” dedi. Biz genelde avuçla yeriz oncacık şeyleri. (*)

Babam da ben de efsanevi tertip düzen insanlarıyızdır, çoraplarım alfabetik sıradadır çekmecede diyeyim de siz anlayın.

Kitaplarımız, kitaplıklarımız hele.. Cıncık gibidir.

Kızın kitaplığını dört beş ayda bir düzenliyorum, sonra anında karmaşa hüküm sürmeye başlıyor. Yaz başı diye yazlıkları çıkardım, kitapları düzenledim, ayıkladım, yaş seviyesine göre çıkarılacakları verilecekleri seçtim. Yarından itibaren de peyderpey oyuncaklara girişeceğim. Oynanmayacaklar dağıtılacak, verilecek, satılacak..Ne çok saçmasapanlıklar birikiyor evde, ne çok şişmanlıyor evimiz…

 

kitaplar

Bakalım bu seferki düzenleme ne kadar dayanacak?

 

İlk seferde çıkan oyuncakları da Freecycle’la verdim. Oh!

Birikinti oyuncaklar

Birikinti oyuncaklar

oyuncaks

 

 

(*) Rahmetli babamın da dedemin de pek sevdikleri fıkradır, babalar günü vesilesi, harika birer baba olan ikisini de tekrar rahmetle anıyorum.

Bektaşi bir bağda, ceviz ağacının altında, yanını vermiş yatıyor, bir yandan da üzüm yiyormuş. Ama ne yemek. Salkımı ağzına sokuyor, hoooop çekip bir tek sapını çıkarıyormuş..

Bağ bekçisi “erenler” demiş, “tane tane yesene”

“o dediğin elma-armut” demiş bektaşi.

“aman efendim olur mu, onlar dilim dilim yenir”

“o dediğin kavun-karpuz”

 

:))

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ev işi, freecycle, kitaplar, severim paylasirim, tertip

23 Nisan Kutlu Olsun

image

Bugün iki çocuğumuzla iki okulda çocuk bayramımızı kutladık. Törenler, gösteriler, bir parti havası. Kenan Doğulu Marşları. ..
Ilk defa çocuğu törende rol almayan veliydim. Ne büyük keyif, ne rahatlık. Büyüyünce kraliçe filan olursam kendime sırf çocuklardan oluşan bir gösteri ekibi kuracağım. 2-C’nin gösterisi müthiş eğlendirdi beni.
4-A da nasıl güzel bir “İzmir marşı” gösterisi hazırlamış, ağlattı beni güzellikleri, o güzellikler için kendilerini feda eden şehitlerimiz…

Anasınıfı gösterisinde de ağladım ama şirinlikleri duygularımı kabarttı da ondan. Anneannem de böyleydi benim. Koç burcuna özgü herhalde.. Ordu geçer ağlarız, bayrak görür ağlarız… derin duyguların kadını..
Neyse, sevmediğim kısım ise annelerin evlatlarını izlemek yerine kameraya alma çabaları.. Fayans boyunda tabletler kol uzunluğunda tutularak gösterinin minik, titrek, karanlık ve üç  megapiksellik bir filmini çekecem diye ne gösteriyi izleyebiliyor ne de elindeki b.ku bırakmadığı için alkışlayabiliyor…

Yine de, herşeye rağmen, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, Millet Meclisimiz de iyi ki açılmış.

 

 

2 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Çocuklara yaratıcı faaliyetler lazım

Hafta sonu Kırtasiye fuarını ziyaret ettik. Kırtasiyesever bir aileyiz, kalem koleksiyonları, defter ajanda merakı. . . Satış olmaması çok iyi oldu, fuarı bagaja doldururduk muhtemelen.
“Çok gezen mı bilir çok okuyan mı” münazarasında bu defa gezen kişiyi tutuyorum.  Suda yüzen, yerde zıplayan, havayla sertleşerek ya da fırında pişirilerek porselene dönüşen oyun hamurları gördüm.  (Kurumayan kum başbelası birşeydir o konuya girmeyelim)
Benim zamanımda, anaokuluna giderken, oyun hamuru olarak parmak uzunluğunda, selofana sarılı paketlerde dört temel renkte oyun “çamuru” vardi. Saka yapmıyorum.  Pis pis petrol kokan, yağlı bir şeydi.  Şekil de almaz, bi tek on parmağının on tırnağının en kuytu köşelerine kadar çıkmayan rezil bir lacivert ya da yeşile boyayan, Allah muhafaza halıya bir kırıntısı düşse halının tüylerini sertleştirip yapıştıranbu oyun hamuru kabustu.
Becerikli anneler kız meslek lisesinde yapma çiçek yaparken hazırladıkları tuz hamurundan yapar, toz kumaş boyası ile renklendirirdi ama o da tatminkar ya da havalı değildi. Sertleşir,kurur oynarken kum gibi dökülür, solgun renkleri homojen olmadığı gibi diğer lastiksi hamur yanında çok da sefil dururdu.
Her iki hamur da keyiften ziyade sorun verdiğinden çocuklar olarak sevmezdik.  En hızlı şekilde solucan-yılan yapar, bilemedin top yuvarlar bıkardık.
Yaratıcılık yetenek kadar çalışmaya, çabaya bağlı olduğundan bizimki kör kaldı.
Yirmi yil sonra çocuklarım yumuşacık play d’ohlarla oynuyorlar. Mis gibi kokuyor, kırışıklık burusuk olmadan sekilleniyor, en beceriksizler icin setler kalıplar mevcut, keyifle hayvanlar, pizza, dondurma, saç modelleri yapiyor insan.
Yere bir örtü, üzerine yer sofrası gelsin hayal gücü, geçsin saatler.
Ne diyordum?
Hah, kızımın meraki da oyun hamurunu ilerletti, fimo denen polimer kile ulaştı. Bayağı güzel modeller yapıyor.

fimo ile yapılmış bir şaheser

fimo ile yapılmış bir şaheser

 

Fimo Böcekleri

 

Hak geçmesin, oğlum da yaratıcılıkta geri kalmıyor, benim düz duvar yapabildiğim LEGO‘dan DeLorean üretti geçenlerde :))

Lego mühendisi oğlum :)

Lego mühendisi oğlum :)

 

 

 

6 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim