Hizmet için teşekkürler.

Geçen haftanın bir bölümünde bir akrabam aniden Bursa Şevki Yılmaz hastanesine kaldirildi. Apar topar Bursa’ya gittik. Kimimiz kimsemiz yok, ya bir otelde yer ayarlayacagiz, ya arabada nobetlese yatacagiz, her kosula haziriz.

Hastaneye ulastik, hastamizi gorduk.. Durumu iyiye gidiyordu sevindik. Ve kalacak yer derdine düştük gecenin bir saati..

Hastanenin tam arkasında bir bina var. üzerinde “hasta yakınları misafirhanesi” yaziyor. açık soyleyeyim, ücüncü sınıf han bozması bir yer bekliyordum ve yılana sarılacak durumdaydık.

bu kadar mı yanılır insan… su-i zan etmişim, Bursa Yıldırım Belediyesine çok teşekkür etmek istiyorum. Hasta yakinlarina üç kuruşa beş yıldızlı otel hizmeti sunulabileceğine inanmazdım, inandım..

Tesis arazisi belediye tarafından saglanmis, insaati yapan firma zemin kati almis ve ücretsiz olarak misafirhaneyi bitirip belediyeye teslim etmis. Simdi giris katindaki dev kafeteryayı ve zemin kattaki dev eczaneyi ayni firma isletiyor.

Hem para kazaniyorlar hem sevap. Çok beğendim fikri…

Hasta yakınlari için misafirhaneler her yerde olmali.

1 Yorum

Filed under gezen güzel olur, saglik, severim paylasirim

Mado: Canımsın

Doğumgünü olan ve daha nice yıllar sağlık ve huzurla yaşamasını istediğim bir akrabama bir Mado şubesinden karışık sütlü tatlılar yolladık.
Siparişimi söyledim, daha telefonda indirimli fiyat aldım. Şehir dışından aradığımı söyledim, güvendiler. Hiç soru sual sormadan, hemen IBAN numarası verdiler, on dakikada EFT yaptım, aradım “paranız aktarıldı” demek için, “paketiniz hazır biz de şimdi çıkartıyorduk” dendi..
Tatlılar derhal yerine ulaştı. Hizmet 5*. Teşekkürler Mado’nun o şubesine…

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

That’s very Kindle of you… (Kindle aldım, anlatmazsam çatlarım)

Minicikti kız kardeşim, ben de ona İngilizce dersinde yardım ediyordum. Bire bir sözlük tercümesini ilk görüşüm oldu:

Cümle: You are so kind. Tercüme: Çok cinssiniz.

Epey gülmüştük..

Nerdeen nereye.. malumunuz bir kitap kurduyum. Fantastik severim, polisiye severim, genelde iyi yazılmış kitapları severim.

Kitap işi bir süredir e-kitaba dönüşmekte. Geçen yıl ideefixe ilk e-kitabını sattı ülkemizde. Gerisi geliyor yavaş yavaş.

Türkiye e-(lektronik) kitap konusunda çok geri. Ürünler no-name, ve aşırı pahalı. Hem cihaz hem sanal kitaplar gerçekten de pahalı… Bakınız idefixin sayfasından bir örnek: Haluk Yavuzer : Çocuk ve Suç kitabı. Sanalı 12 lira, gerçeği 14,88

Kafka Dönüşüm, sanal: 4,5 gerçek: 5,5.. deli ederler adamı. zaten çeşit az, bir de bu fiyatla ben almam arkadaş.. Ne maliyeti var ki? Yarısından da ucuza olmalı.

bakınız amazon: ROOM- sanalı: 11,99 gerçeği: 22 küsur.

Dünyada izledigim kadariyla uc marka var: Amazon’un Kindle’ı (kindıl okuyunuz), Barnes and Noble (bizdeki İnkılap Kitabevi gibi bir mağaza sanıyorum) Nook(nûk okuyunuz) üretti, bir de Sony var ama onu pek bilmiyorum..

Şu aralar en tutulanı da kullanışlı oluşu açısından Kindle. Amazon Türkiye’ye satış yapmıyor.  Yurtdışından getirtmenin de yolları var. Ben sahibinden.com üzerinden aldım. Yavuz Nuri’yi  şiddetle tavsiye ederim, çok yardımcı oldu.. Bir de silikon kılıf aldım… O da iyi oldu..

Almaya niyetiniz varsa, ya da fikir edinmek istiyorsanız çok detaylı bir araştırmayı buradan okuyabilirsiniz. Arkadaş çok güzel hazırlamış, benim de satın alma kararımı vermemi sağladı.

Bugüne kadar “e-kitap? ne geregi var? ben gercek kitabi, kokusunu dokusunu seviyorum” diyen biriydim, Kindle’dan sonra fikrim aynı. Gerçek kitabı hala tek geçiyorum. Tee ilk çıkan erikson 788 vardı ya. O kadar ilkel bi defa. çok ağır, bilek yoruyor. Çok büyük; “ev yeni duvar yeni, eleğim nereye asam seni” kaygısına düşüyor, oraya mı koysam, burada mı bıraksam diye dört dönüyor sonra bir kenarda unutabiliyorsunuz…

Kitap ortasından tutularak okunur, Kindle kenardan tutuluyor, ağırlık merkezini dengelemek ekstra güç gerektiriyor…

Amma geleceği çok parlak, o kesin. Gelişmelerini şimdiden hayal edebiliyorum…

En sevdiğim tarafı artık istediğim hemen hemen her kitaba sahip olabilecek olmam.

Fantastik bir kitap serisi var, 4 cildin üçü tercüme edildi, Eylul ayında 4. cilt Amerika’da basıldı. Ama bizde bir türlü tercüme edilmedi gitti. Meraktan çatlayayım mı? Getirttim. Masraflı oldu ve pek uzun sürdü. Şimdi eğer istersem, e-kitap olarak bir saniyede elimde tutuyor ve okuyor olabileceğimi bilmek çok güzel bir duygu. Kasaba minnete son!!

İlk günlerde ücretsiz bir iki kitap indirip denedim, evet okunuyor. Şimdi amazon’un tozunu attırıyorum. Onu da alayım, şunu da alayım, bunu okumuştum ama olsun alayım…. Görgüsüzlüğüm had safhada..

Son söz:

Müzik dinletebiliyor ve isterseniz wi-fi üzerinden ite kaka webde gezebiliyorsunuz. Ama niye isteyesiniz ki? Cep telefonunuz bundan kat kat daha iyi bir deneyim sunuyor size. Hem de renkli..

Kindle, okur olana gerekli bir şey, ama hala gerçek kitabın yerini alması için katedeceği epey yol var.

Daha son söz: İngilizce bilmek şart arkadaş…

en bi son söz: yarın öbür gün çocuğa bir tane bundan alacaz, bütün ders kitapları içinde olcak. Resimler canlı, her detay için linkler, forumlara yönelişler, interaktif öğrenme… Geleceği seviyorum!

 

deep not: bu yazımı okumuş muydunuz? E-kitap kurdu olmak için e-reeder ne eder?

 

 

18 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, kitaplar, severim paylasirim

Hayatıma bir yatırım yaptım. Allen Carr ile sigarayı bıraktım

Aşağı yukarı yirmi yıl önce sigara denilen uyuşturucu zehrine bulaştım. Bulaştırıldım demek daha doğru. Benim bir suçum yok.

Ve kızımın hatırı için, ona verdiğim bir söz var:  sigarayı bırakacağım. Sigarayı seviyorum, türlü çeşitli zararları var biliyorum, cildim berbat oldu, köhür köhür öksürüyorum, hatta (af buyrun) balgam çıkarıyorum… Bunlara rağmen günde on on iki tane içmekteyim. Artık bir oturuşta tek sigara kesmiyor, iki sigara zincirliyorum…Niye bırakayım onu bir türlü anlamıyorum. Sigara içmeyi seviyorum..Ama söz verdim bir kere..

Nasıl bırakılıyor? Eşim beş yıl önce irade gücüyle bıraktı. Hala “bir tane yakayım mı?” esprisini yapıyor. Canı hala istiyor belki de.. Tam emin değilim. Ama yakmayacağını biliyorum.

Ve şefim, değerli arkadaşım Feride de Allen Carr yöntemiyle bıraktı. Bundan altı ay önce buluştuğumuzda beni şaşırttı doğrusu. “Hadi canım” dedim. Nasıl olur da bırakırdı… Biz var ya, deli gibi, hem de keyifle içerdik sigaraları.

Bırakmış. Mutlu hem de.. Hani diyorlar ya: sigarayı bırakmazsın, o seni bırakır.. Sigara bırakmak diye bir şey yoktur. Hepsi, iki sigara arasındaki zamandır sadece…  Bir sonrakini yakamayacağını bilerek acı içinde yaşarsın…

Cık. I-ıh.. Kız gayet mutlu. Acaip imrendim. Ben de bırakacağım.. Bırakırsam da en iyi şekli ile bırakacağım. Allen Carr’ı incelemeye başladım.. Saadet zinciri gibi bir şey mi yoksa ciddi mi??

Şu beni tavlayan cümlelerden biri oldu:

“Eğer vücudunuzda bir düğme olsaydı,

bu düğmeye basınca ertesi sabah hayatınızda hiç sigara içmemiş gibi uyansaydınız,

bu düğmeye basar mıydınız?”

Basarım. Evet basarım. Sigarayı seviyorum ama sigarayı hayatımda istemiyorum…

Geçen ay telefon ettim Allen Carr Türkiye‘ye;  randevumu aldım. Süper ilgili Filiz hanım bana yerimi ayırdı. Ok? Ok.. Bu iş tamamdır.

Neler oldu… Yazmam. Gidin bırakın.

Sonuç: O gün bu gündür sigarayı sevmiyorum, mutlu bir içmeyenim. Üstelik, tam da söyledikleri gibi, hayat devam ediyor ve daha ilk günden başıma bir ton “tam da sigara yakılmayı gerektirecek” stresli şey geldi. Adamın biri arabama güm diye çarptı mesela… Ellerim zangır zangır titredi.. Konuştuk anlaştık bindik arabalara devam ettik. Ve ne oldu bilin? Farkına vardım ki, sigara aramadım o anda.

Sigarayı bıraktım. Bırakmak istiyorsanız, iki yolu var. Ya irade ile, işkence çekerek… Ya da Allen Carr ile, tamamen ve mutlu bir şekilde..

Baktınız olmuyor, destek seansları var. Üstelik garantili, …

Daha ne duruyorsunuz bilmem. Bu bir “masraf” değil “yatırım”

Canınızı kurtarın.

4 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik

07/05/1997



Bizler kalabalığın içine karışıp kaybolamayan; aksine bir renkle, bir takıyla, bir bakışla “şıp” diye ayırdedilebilenleriz. Birbirimizi de hemen tanırız birçok insanın arasında, ama yine de selamlaşmayız. Ya bir üstünlük duygusudur bizi farklılaştıran ya da doğuştan farklılığın sürekli dışlanmaya mahkum edildiği toplumların ittiği bir yılgınlıktır tanısak da anlamamazlıktan gelmeyi sağlayan.

Biliriz oysa anlamlarını ifadelerin, kendimiz yazmışçasına okuruz imla hatalı alınyazılarımızı birbirimizin. Koskoca kalabalık, kımıl kımıl hareket eden bir bakteri kültürü irisidir veya bir karınca sürüsü. Ne onlara katılabilir, ne de varlıklarına katlanabiliriz. Yollarımız baştan ayrıdır. İnatla bildiğimizi okur ve karşılaştığımızda kendimiz gibi olanlarla, sadece bakışırız. Bir ölçmedir bu, topluma olan uzaklığını ve kendine olan yakınlığını (ya da tam tersini) anında bir endikatör hassasiyetiyle ölçer, yanılma payı düşük notunu hemen veririz. Karşılıklı ölçme-değerlendirmenin sonu asla değişmez. Başlar iten ve istenmeyen sürüye çevrilir ve göz teması -selamsız- kesilir…

 

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım

İnternet Fırsatları Hakkında

İlk çıktığında pek beğendim. Firmalar reklam karşılığı indirim sağlıyorlar+toplu alışveriş fırsata dönüşüyor+aklımın kıyısından geçmeyen şeyleri almak ve tatmak şansı buluyorum. Onu bunu aldım, neler neler yedim, brunchlara, tiyatrolara gittim, çeşitli fırsatlardan yararlandım yani. Kupon işi çok hoşuma gidiyor..

Mail bırakmış bulunuyorsunuz bir defa, ondan sonra her gün, bazen iki kere, kendi şehrinizde (hatta tüm ülkede) fırsatlar mail adresinize yağıyor.

Tabii tutulunca enflasyonu çıktı.

O kadar türediler ki, artık her birinin maillerini tek tek okumuyorum açıkçası.. Konuya bakıp, işime gelmiyorsa siliyorum….

Bu arada, benim gibi düşünenler için başka sistemler gelişti. Toplu olarak haberdar ediyorlar.

Mail ziyanlığı olmuyor..

(Benzeri bir sistemi http://www.kredikartlari.net/ uygulamaktaydi. )

Bu yeni model sitelerin içinde bugün öğrendiğim bir tanesini tanıtmak istedim : indirimlr.com

 

 

sitenin adı biraz karışık ama meali süper:

Dünyanın bir çok ülkesinde tanınan “Grup Satın Alma” alışveriş modeli son dönemlerde gerçekten popüler hale geldi! Artık Fırsat siteleri Türkiye’de de hızla yayılıyor ve kullanıcılar online alışveriş yaparak hem zamandan hem de paradan tasarruf edebiliyorlar! Türkiye’nin Fırsat sitelerin hepsini bir arada görmek isterseniz eğer sizin için İndirimlr.com’u önerebilirim!
İndirimlr – kategorilere göre sıralanmış, tüm fırsatların bir arada olduğu, interaktif ve kolay kullanımlı bir platform hazırladı.
Kimin sizin için en iyi teklifleri sunduğuna karar vermeniz için, tüm fırsat sitelerini, Alexa Rank puanlarını ve şehirlerin sayılarını bir bir liste halinde sunuyor. Ayrıca, seçeneğinizi daha da kolaylaştırmanız için, siteler hakkında kendi yorumlarınızı da eklemeniz, hatta diğer yorumları açmanız da mümkün.
Türkiye’nin tüm fırsatlarını bir arada görmek için İndirimlr.com ile tanışmalısın!

Buyrun…

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim

RDJ ve Volvo in The Route V50

:)

bakalım becerebilecek miyim?

Yorum bırakın

Filed under filmler, severim paylasirim

Neden yok? -I-

Merhaba

bu yazının konusunu dün aile meclisinde anlattım. pek bir tepki gelmedi. Bir tek bana mı dert oluyor bilmiyorum ama yazmazsam çatlarım dediğim bir durum var önümde:

Arabanız var mı? Bizim var.

Arabanızda paspas var mi? O da var. Lastik paspas. Halı paspaslar kıvrılıp ayağımın altından kaçıyor. Güvenli bulmuyorum. Güven demişken, vaktiyle bir kitapta okumuştum: Adam birşeyler içti arabada, şişesini de arkaya attı. Şişe yuvarlanıp öne geldi ilk frende ve pedalların arkasına sıkıştı. Adam fren yapamadı ve GÜM..

Bu bana bir etki yapsın… Paranoya listeme bir madde daha girdi mi….Bizim arabada da acaip su içilir. Şahsen ben yarım litre suyu bir dikişte içerim..Kurbağa yutmuş gibi, hatta kızıma teyzesi “çamaşır makinesinden fazla su alıyor” demişti…Sürekli dolu/yarı dolu ve boş şişeler vardır arabada.. Neyse, bu yüzden arabadaki tüm şişeleri olabildiğince emniyete alırım hep. İçinde çöp kovası olan başka araba var mıdır bilmem?

Nerdeeen nereye.. Araba içi güvenliği diyordum. Halı paspas kıvrılıp ya baldırıma kadar tırmanıyor ya öne bükülüp pedalları engelliyor. Lastik (kauçuk)  en iyisi. O da sorun aslında. İyi bir marka olmazsa; tehlike! Kullanılmış plastiği geri dönüştürüp yaptıkları  paspaslardan olabilir.  Kimbilir ne işte kullanıldıktan sonra atılmış pis şeylerin arabamızda olmasını istemiyorum. Zaten bazı paspaslar kokusundan belli bence. O konuda da asla siyah olanlarindan almamak lazim diyorum. Geri dönüştürülmüş plastiklerin (hurda plastik açıkçası) sadece siyah renkte olabildiğini, renklendirilemediğini söylediler. (gerçi bunu da araştırmak lazım.. paspas dosyası kabarıyor)

Gelelim bu yazıya esas sebep olan konuya: Araba için satılan paspaslar 4’lü paketlerde oluyor.

Bizim arabadaki arka koltukların müşterileri daha yere basabilecek kadar uzamadılar. Arka paspaslar sıfır. Kullanılan sürenin (motor zamanı :) ) %95’inde arabada yalnızım. Sağ paspas da sıfır gibi. Soldaki, yani şöför paspası ise deliniyor açıkçası sürtünmeden.. Bana tek paspas lazım arkadaşlar. Ama böyle bir ürün yok..Üreticilerle görüşmeliyim. Bence büyük ihtiyaç. Paspas takımı 60 lira diyelim, tek paspasa 20 lira vermeye hazırım. 1 tane delik paspası atmak, 3 tane sıfır paspası atmamı neden gerektirsin onu anlamıyorum…

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araba, güvenli hayat, gezen güzel olur, soruyorum

Amerika’dan bişey aldım

Gelemedi gitti…

Amerikan postanesinin gönderi takip raporuna göre:

15 Şubat Salı: postaneye teslim edilmiş

17 Şubat Perşembe: uluslararasi sevkiyat yapilmis. (mal amerikayi terk etmis)

21 Şubat Pazartesi: Türkiye’ye giris yapmis. (21-17=4 gün). Kendisi ISTANBUL KARGO ISLEME MERKEZI denen bir yerde.

bugun ayin 24’ü. 3 günde henuz merkez işleyemedi.  Şehir içi nakliyesi kaç gün sürer meretin? Gidip kendim mi alsam???

Beklemedeyiz. Tamam.

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar

Tercüme önemlidir… (İş bilenin kılıç kuşananın)

Dört yaşımdan beri okuyabilen bir insanım. Milliyet yayınları  Çocuk Kitapları dizisi, şömiz(*) ciltli Altın çocuk klasikleri.. Baskan yayınları… Çağlayan yayınları….  harika zaman geçirdim o kitaplarla.

80’li yıllarda babamın ve annemin kitaplıklarını okumaya başlamıştım. Bütün Dünya’lar, Altın /Kelebek Klasikler… Zevaco! Hatta MEB’in bastırıp üç kuruşa sattığı tercüme dünya klasikleri. Öyle bir-iki tane demiyorum. Yüzlerce kitap. Ev cennetti benim için.

Bilgisayar yok, birşey yok ama o tercümelerin özeni, dilin akıcılığı… Kusursuz kitaplardı. Hep özlerim onları. Bazıları hala benimle.

Zamanla kendim de gayet pürüzsüz bir Türkçe’ye sahip oldum. Hem (arapça-farsça kelimeler içeren) Eski Türkçe hem Modern Türkçe’de iddialıyım.  Üstelik İngilizce’ye de vakıfım.. Doğal bir dil yeteneğim var.

Sonra internet yüzünden Türkçe karakter kullanmamaya başladım. Bu huyumu hiç sevmiyorum. Sırf daha hızlı yazabiliyorum diye Turkce karakter kullanmamak benim icin bir kusurdur. Kadı kızı da olsam… Ki babam da hiç onaylamazdi eminim…

Neyse, o kusursuz, zengin dilli kitaplar insanın beğeni seviyesini bir arttırıyor ki sormayın. İnsan kendisi yabancı bir dili bildikten sonra, o dilden yapılan çevirilerin de mükemmel olmasını bekliyor.  Olmayanlar gözüne, beynine batıyor.

İşsiz güçsüz insanların kırık dökük sözlük ingilizcesi ile tercüme yaparak para kazanması zaten sinir bozucu; bir de sorumluluk nedir bilmeyen yayınevleri, önüne gelen tercümeyi basma kriteri olarak “ucuza mal edilmiş” olmasını yeterli görüyorsa o en beteridir bence. (cümleyi çok devirdim hiç toplayasım yok, anlayan anladi)

Ha bir de bu ikilinin esas suçlusu var. EDİTÖR…   Yayınevi sahibi, patrondur. anlarım. Editör bu işi bilmesi gereken kişidir.

Her zaman çok iyi tercümeler çıkmıyor karşıma. Bazen çok şanslıysam severek okuduğum, kendimi kaptırdığım tercümeler oluyor ki, tercüman arkadaşa helal olsun diyorum.

Bazen de dandik mi dandik, pis pis sırıtan tercümelere denk geliyorum. Çok kötü değilse, onları da fazla kızmadan okuyorum ama derhal sahafa filan satıp elden çıkarıyorum.

Ve bazen de, gerçekten berbat tercümeler satın almış bulunabiliyorum. Her sayfada hatalar, acıklı engliş kokan cümlecikler, dilimizde yeri olmayan aparılmış deyimler benzetmeler… İşte onlara deli oluyorum.

Şimdiye kadar okuduğum en kötü tercümelerden birinden bahsetmek istiyorum. X yayınevinin Y kitabi. isim vermek istemiyorum. İki yıl kadar önce aldım. Bir yaz tatiliydi, fazla kitap seçeneği yoktu, alıverdim.

Felaketti.

Oturup yeşil renkte bir tükenmezle hataların altını çizmeye başladım. Sonra ondan da bıktım, her sayfa yeşil çizgilerle doldu. Çok sinirlendim….

Kitabı yayınevine geri yolladım… Gerçekten. Bir de şikayet notu ekledim. Paramı geri istediğimi de belirttim.

Sonra.. Cevap çıkmadı. “Sekreterin eline geçmiştir, açıp durumu görünce gülmüştür herhalde.. sonra da yuvarlak klasöre dosyalamıştır” dedim. Arkasını da kovalamadım….

Geçen ay, o kitabın editörü aradı. Notumu kaybetmiş ve yeni bulmuş. Yayınevinde ciddi bir değişiklik yaptıklarını, şikayetimden sonra gerekli departmanlara daha yetkin elemanlar aldıklarını hatta yayınevinin adını bile değiştirdiklerini söyledi.

Süper. En azından aradığı için çok sevindim.

Gene de adresimi aldı ve bana iki kitap yolladı. Hala yayınevinin, kitaplarin ya da editörün adını vermek konusunda kararsızım.

O kendisini biliyor deyip Ş. Beye nezaketi için çok teşekkür ederim. İki yıl sonra da olsa,

Helâl ise gelir Hint’ten, Yemen’den

Helâl değil ise, ne gelir elden….

(*) şömiz: Fransızca chemise (gömlek)’in okunuşu. Kitabın sağlam karton cildi, üzerinde suni deri kaplaması, en üstte de renkli, resimli kabı olurdu.o renkli, resimli kap için kullanılır şömiz deyimi.  resim de koymak lazım buna..

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kitaplar, severim paylasirim