Takvim sever misiniz? Ya pastırma?

Eylülün başından beri her hava güneşli olduğunda “ayy paztırma yazı geldiii” diyen, bi de iddialı iddialı konuşan cicişlerden bıktım. Pastırma yazına özel bir yazı bu yazı. 

Takvim sever misiniz?

Ben özellikle Ülkü takvimini beğenirim. Hem güzel resimleri vardır hem de minicik bir sayfacığa önlü arkalı bir çok güzel bilgi sıkıştırılmıştır.

20131022_191730

Özellikle anneannem güne takvim yaprağını okumadan başlamazdı. Her günün doğan çocuğuna isimler, ayın evreleri, özdeyişler, namaz vakitleri, maniler, öğütler,o gün pişirilecek yemek önerileri, türü türlü fırtına isimleri… Bazen fıkralar, hatta arkası yarın şeklinde romanlar. Çok uzun zaman önce, “Güneşi Uyandıralım”ı ben takvim arkasından okumuştum. İlginç bir şeydir takvim.

Takvim takvim olmadan önce de insanlar zamanı ölçmeye ve öngörmeye mecburdular. Adamakıllı çalışma ve istatistik gerektiren ve ömürler alan bütün bu bilgiler aktarılarak bugünkü takvimlere Kırlangıç Fırtınası ya da Kozkavuran Sıcakları olarak işlendi. Eski zamanlarda insanların en basitinden öğrendikleri yılın yaklaşık 360 gün sürdüğü idi. Arabî aylar ayın, bildiğimiz aydedenin görünmesi yani hilalle başlar 29,5 gün sürer ve ayın kaybolması ile sona erer. 29,5 gün diye bir şey olmayacağına göre dönüşümlü olarak bir ay 30, ikincisi 29 olarak sıralıdır. Toplamda 354 gün eder ve bizim bildiğimiz takvimden 10-11 gün daha kısadır.

Elimizde 354 gün var ve bunu da ikiye ayırmışlar. Hızır günleri (Bahar ve yaz) ve Kasım günleri (sonbahar ve kış)

Hızır günleri tahmin edeceğiniz üzere 6 Mayısta yani Hıdırellezde(*) başlar ve 186 gün sürer.
kış dönemi: kasım 7-8’de (kasım günleri) başlar. şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Ekinler ekilir, hayvanlar ahıra alınır.

Şu aralar Kasım günlerine yaklaşmaktayız. Bugün 22 Ekim ve Hızırın 170. günü. 8 Kasım Cuma günü Kasım günleri başlayacak ve aynı hafta Pastırma yazı da başlayacak. 1 hafta 10 gün sürebilir.

*-*-*-*-*-*-*

Bundan sonrası Kadim Antep Takvimi. Babamdan dinleyip aldığım notlara ve biraz da excel’e dayanarak yazıldı. Yüzyılların takvimidir, hiç yanılmaz.

-devam edecek-

 

 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, kültür, severim paylasirim

Acemi veli olmak…

(12/07/2011’den nakil gelen bir yazı)

Yıllar önce kızımı anaokuluna yazdırdım. Kayıtlar Mayıs ayinda.. Eylüle kadar tamamlanması gereken uzuuuun bir ihtiyaç listesi verdiler.. O da duruyor bir yerlerde aslında, eklerim bir gun..

neyse, listede bir de “dondurma çubuğu” var.

Üç ay boyunca bir ton magnum vb yiyerek deli gibi dondurma çubuğu biriktirdik.. toplama günü geldii, ben malzemeleri okula teslim ettim..

meğer dondurma çubuğu kırtasiyelerde satılan bir şeymiş. 100’lü paketlerde, tahta çubuklar..

ne güldüler yaaa .. gerçi ben de güldüm ama… Ne Bileyim Ben??

6 Yorum

Filed under ilkogretim, OKUL, saçmasapanlıklar

Okul pantolonunda 2013 Osmanbey kreasyonu

Oğlum geçen sene anaokulundaydı ve eşofman tarzı, belden lastikli penye pantolonlar giydi. Bu sene okul üniforması pantolon-lakost şeklinde.

E bu zamana kadar ben oturup çocuğa düğme iliklemeyi, açmayı öğretmedim ki?!? Bu vesile öğrenir dedim, adam düğmeyle uğraşırken az kaldı altına kaçırıyordu.
Ne yapsam ne yapsam??? Beline lastik taktırayım dedim. Terzi Osman amcamıza gittik.
Osman amca görür görmez “cırt takalım” dedi.
30 senelik tecrübe tabii.
Düğme derdi bitti. Kaza riski kalktı… :))
Sen sağ, Osman amca selamet!

Okul pantolonunda 2013 Osmanbey kreasyonu

2 Yorum

03 Ekim 2013 · 14:41

Kız kıza bi gece kaçamak yapalım diyorum..

 

Trio sinemasından mail geldi.

Tiro sineması nedir? Adı bir zamanlar Cinebonus idi, sonra Cineaxess mi ne oldu, artık o yıl hangi banka sponsorsa.. Şimdilerde bir maksimum pembesine bulandı..

Ben hep trio diyorum, o kendini biliyor.

Çok güzel bir sinema kompleksi, ben pek seviyorum, koltuklar geniş rahat, hatta iki kişilik olanı var. Açıkhava sineması var ki tarihte ilk blog yazımı üzerine yazmıştım. Klüp kartı var, on bilete bir bilet bedava. Var yani. Eve uzak da olsa, severim.

mail geldi diyordum, hah, işte sürpriz..

 

Kız kıza bir gece sinemaya gidip eğleneceğiz, pop corn yiyeceğiz. Gırgır şamata. Ay kıkır..

Bakalım Dove sürprizi ne olacak :))))

4 Yorum

Filed under filmler, gezen güzel olur, severim paylasirim

:)) 3 yıl 500 yazı

Yıldönümünüz kutlu olsun!

You registered on WordPress.com 3 years ago!

Bizimle uçtuğunuz için teşekkür ederiz. İyi bloglamaya devam edin!

Yorum bırakın

Filed under blog işleri, severim paylasirim

Taç-mahal sorunlarına çözüm 1-B

(21 Mayıs 2010 Cuma’dan gelen nakil yazı)

Daha evvel de yazdigim gibi, taçlar muhafazası zor şeyler.. özel ve işlevsel bir mahalleri olmalı. kızımın taçları için bulduğum çözüm gene şahane oldu…
Bu, bildiginiz plastik yogurt kovası…

Bu kaplanmadan onceki hali.. ölçümü yapilirken…

Bu, yapiskanli kagida aktarilmis olculer.. taban alani daha dar oldugundan egimli bir kesim oldu
Bu, kaplamasi bitmis kova:
Bu da güzel kızımın taçları için yeni taç-mahal. :))
Bu da mucit macit kılıklı, icatperver bendenizin son fikri.. Cok beğenileceğine eminim… Telifini mi alsam?
:))

8 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim, tertip

Taç-mahal sorunlarına çözüm 1-A

(21 Nisan 2010 Çarşamba’dan nakil gelen yazı)

Bence taçlar kısa olsun uzun olsun saçları insanin gözüne girmesin diye kadın erkek herkese yakışan hoş şeyler. Kraliyet ailesindenseniz, elbette sizin taçlarınızı nereye koyacağınız sizin için benimkinden daha büyük bir sorundur. Kendi çapımda benim de bir taç kolleksiyonum var. Ve hiç bir yere sığdıramıyordum. Çekmecenin açılıp kapanmasına engel olduğu gibi, epeyce de yer kaplıyorlardı…
Çözümü buldum:

Kizimin taclarina buldugum cozum bundan daha da sahane… azz sonra

3 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim, tertip

Tokalar hakkında

(19/10/2010’dan nakil gelen bir yazı)

Kızımın maşallah gür ve güzel saçları var. aksesuardan yana da bolluk içindeyiz..

çeşitli yazılarımda ona yaptığım taç kutusu ve toka çubuğunu yazmıştım..

bu tokalardan bahsetmek istiyorum biraz. kendileri Çin malı. Bir karış lastik, iki boncuk bir araya getiremeyecek kadar mi beceriksiziz bilmiyorum. Neden bunlar Çin malı bir türlü anlayamıyorum… :(

bu beni çok üzen bir şey. Çin malına karşıyım. Türk Malı olsun, daha pahalı olsun, alırım….

Ve elbette her Çin malı gibi son derece kalitesiz şeyler.. İlk kullanımda lastiği aktı. (en alttaki siyahlı kırmızılı olan…) İnanılır gibi değil.. gerçi uzun suredir müşterisi olduğumuz takı toka satıcısı mağazaya gittiğimde hemen değiştirdiler ama insanın canı çok sıkılıyor..

En kötü saç tokası ise, arkası yassı olup, önünde şekil olan boncuklardan yapılıyor bence.  düz kisimlarina silikonla düğmemsi bir şey tutturuyorlar. lastik onun içinden geçiyor. o dügmemsi şey de silikonundan ayrılmaya hemen hazır oldugundan bir süre sonra onca para verdiğiniz (lisanslı tokaların kaç lira olduğuna inanamaz insan) toka iki düğme bir lastik seklinde elinizde kalıveriyor…

Kendinden delikli tokalar daha iyi. o da bir derece… (bkz resim 2 saydam olan ve yildiz şekilli olan tokalar)

Hele o saydam olanda, lastiği kopmuş bir tokanın parçalarını, düğmeleri kalmış bir başka tokanın lastiğine düğümledim, çok güzel toka oldu mesela. Aslında renkli yuvarlak lastik (don lastiği) bulsam alsam kendim yapsam tokaları diyorum zaman zaman.

Bu cimrilik olarak görülmez umarım. verdiğim paranın hakkini almak istiyorum hepsi bu…. toka ha ayılı olmuş ha yıldızlı. hiç farkı yok. işlevi ayni.

En sonda da yeni toka çubuğumuzu huzurlarınıza çıkarmak istedim… : )  Tokalar çok derli  toplu duruyor böyle. Karışma düğümlenme yok. O silindir hangi ruloya ait simdi tam çıkaramadım; havlu değil, belki folyo rulosudur… : ) neyse siz bulursunuz daha iyi bi icat..

2 Yorum

Filed under çocuk, tertip

Deyimler ve Atasözleri – Ömer Asım Aksoy

Bugün bir kıyamettir koptu.
İlk ve orta dereceli okullara Atasözleri ve Deyimler kitabı olarak önerilen bu kitapta
“Kız onbeşinde, ya erde gerek ya yerde” atasözü yer aldığı için feysbuk ve tivitir çalkalandı.. “Bu deyimleri silelim, kitaplardan çıkaralım” diyen diyene..

Ömer Asım Aksoy’u oturun bi araştırın. Kimdir nedir, ne yazmıştır..

Ben buraya kendi yazdıklarımı yazacağım, kısa özet geçiyorum, durumu olmayanlar da okusun diye :

* kızlar bu “ata”sözleri kitabı.
100-200 yıl evvel atalarımızın zamanında bu işler böyleydi, artık değil.
yengem amcamla 16 yaşında evlenmiş. 50 yıl önce.
eşimin teyze kızlarının ikisi de 17 yaşında evlenmiş, anne babası imza atmışlar “izin veriyoruz” diye. bu da 80’lerde Samsun yani.

“atalarımızın ilginç sözleri varmış” deyip geçiniz.

* * * * * * * * * * * * *

* biz kendi yazarımıza, hazırlanmış en kapsamlı, en iyi atasözleri ve deyimler kitabımıza sahip çıkmazsak, meydan malesef N… gibilere ve saptırmalarına kalacak.

düşününce, kitabı alcaz da çocuk açıp A’dan Z’ye okuyacak mı? yoo. bir çok erişkin aşina değil Atasözlerine, Deyimlere, Dualara Beddualara.
Çoluk çocuk hiç sallamayacak. ödevi yapana kadar dayı diyecek kitaba, sonra yallah.

:((

* * * * * * * * * * * * *

* bu tip sansürlere karşıyım.
işimize gelmese de, tatsız olsa da bunlar GERÇEK atasözlerimiz. KÜL-TÜ-RÜ-MÜZ!
ve sahip çıkmak zorundayız.
bugün birazını kırpalım, yarın biraz daha gidiversin.. elimizde bir tek “damlaya damlaya göl olur” kalsın. aman ne cici.

olmaz hanımlar
A.’nin sinsi uygulamaları gibi.. aman türküde rakı geçiyor, yasak. aman tombul tombul memeler ne demek, aaaa ayıp laf, hop yasak…

Bu deyimler de atasözleri de türküler de bizim. Eski, vadesi dolmuş,manası kalmamış, bilen yok olabilir.
Türkü demişken, “halimeyi samanlıkta bastılar, şalvarını gül dalına astılar” ve “14 yaşında da nazife de hanım, kimlere aldanmış?” türkülerini ilk hatrıma gelenler olarak yazabilirim.

* * * * * * * * * * * * *

*Asla kabul edemem.
Bu benim dilimin zenginliği, kültürümün bir parçası. Sevmesem de, beğenmesem de var.
Yavaş yavaş kelimeleri, deyimleri kaybediyoruz zaten.
:(
Fazla milliyetçi olabilirim, kusura bakmayın.

* * * * * * * * * * * * *

*
Xxxx’cığım, ömür ortalaması 45-50 olduğu yıllar.
“Yaş 70 iş bitmiş” “40’ından sonra saz çalanı teneşir paklar” deyimlerinin geçerli olduğu yıllar.
İnanılır gibi değil ama öyle..

o gözle bak lütfen. bu deyimler ve atasözleri vardı. kullanılmaya kullanılmaya iki nesilde “hiç duyulmamış” hale geldiler.

Ömer Asım Aksoy’un çalışması çok etraflıca yapılmış bir çalışma, Türkçe için bir eser değerinde..

Nasreddin Hoca’nın “gerçek” fıkralarını görsen ne yaparsın bilmem?

* * * * * * * * * * * * *

* Atasözleri GÜNCEL şeyler değildir. Bu kitap bütün atasözlerini derleyen, az çok da açıklamalarını yazan bir kitap.
klasik Türk atasözü işte.

Bu kafanın aynısı masalları da sansürlüyordu bir ara. yok kırmızı başlıklı kızı ve nineyi kurt yemesinmiş, çocuklar yanlış etkilenirmişmiş, dolaba saklanmışlarmış..

Bu kadar, lise mezunu insanın ne Ömer Asım Aksoy’u ne de deyimler ve atasözleri (ve diğer) kitaplarını hiç duymamış, birden twittera düşünce ilk defa görmüş olmasından elem duyuyorum.

Bilmem “fahrenheit 451” bir şey ifade edecek mi size?????

3 Yorum

Filed under kültür, kitaplar

Nostalji: İlkokul bir öğrencisinin kırtasiye meseleleri

Bu yazı, kızımın ilkokula başladığı yıl yazıldı. Bu hafta da oğlum ilkokul 1 öğrencisi oldu. Sipahi züğürtleyince eski defterleri açarmış.. Ben de geri dönüşler yaşadım..

2013-07-20-1980

———————-

İlkokula başladığım yıl rahmetli babam bir grosa(*) kurşun kalem aldı ve dolabına koydu. Pembe silgili, beyaz üzerine verev olarak 3 rengin (mavi-sari-kırmızı) çubuk şeker misali dolandığı kurşun kalemlerimi hala hatırlıyorum.  Elimdeki kalem iyice küçülmeden yenisini alamazdım.  “Eskisini getir, yenisini götür” prensibi..

Senelerce kullandım o kalemlerden. Bazıları iyice kötü çıkardı, ağacı çürüktü sanırım, ama gerçekten yıllarca yetti o kalemler bana. Yetti de arttı, (hazırlık da okuduğumu hesaba katarsanız) toplam 6 yıl bitiremedim diyebilirim.

Ortabire geçtiğimde sıfırbeş (0,5) kalemler Japonlarca icat edilmiş ve piyasaya sürülmüştü. Sıra arkadaşım Şehnaz’da gördüm ilk ve vuruldum. Tam istediğim, hayal ettiğim şeydi. Aç aç bitmiyordu bir kere, kısalmıyordu. Minik elim için ideal boyuttaydı. Yazı kalitesi mükemmeldi,  yazdıkça kalınlaşıp yazımı çirkinleştirmiyordu; aksine daha da kaygan yazıyor, berbat yazım mis gibi gözüküyordu…

Öğlen arası kırtasiyeye koştum, mavi 0,5 kalemimi ve bir kutu da ucumu aldım. Tombo muydu o? Süperdi. Yıllarca elime kurşun kalem almadım sonra.

Ve üniversite yıllarımdan bu güne kadar da babamın ne kadar insafsız davrandığını anlattım durdum. İçime oturmuştu kalem takaslarım.

Sonra devran döndü, kızım ilkokula basladiii.. Hevese gelsin diye çeşit çeşit, renk renk kurşun kalemler aldık. Markalı, winxli kalem kutuları, kalemlikler, silgiler, her türlü “kirtavsiye”(**) malzemesi. Akrabalar arkadaşlar da sağolsunlar, yığdılar epeyce. Her gördüğümüzü aldık diyebilirim.

Dertliyim ya, ilk günden kalem kutusunu doldurup yolladım. Anaaa, bir de baktım okula giden kalem geri dönmüyor…Birinci haftada 12 boyama kaleminin hepsini kaybetti. Üç dört de kurşun kalem gitti, silgilerin haddi hesabı yok. Çalınma filan da değil, direkt kayıp..

(burada bir parantez açayım..Çocuklarda 6-7 yaslarda pek bir mülkiyet anlayışı olmuyor. Beğendiği şeyi çantasına atabilme, alıp kullanabilme hakkını görüyorlar kendilerinde.. ama geri vermek gerektiğini öğrenmeleri zaman alıyor. Alıp kullandığı kalem sıranın üzerinde kalıyor. Bazen kimden aldığını bile unutuyor, birbirlerinin adını bile bilmiyorlar ki daha… Neticede, kalemler ortalıkta dolanıyor sınıf içinde ve sonra da kayıp kalemler adasına gidiyorlar sanırım.

bir de gene bu yaslarda çocuklarda “hediyeleşmek” çok serbest bir davranış. İlgi çekmek, arkadaş edinmek ya da sırf içinden geldi diye birbirlerine birşeylerini veriyorlar. :))) )

Akıllandım tabii, şimdi  1. sınıf annelerine önerilerimi sıralıyorum:

* Silgilere tükenmez kalemle kızın adını yazdım. Başkası alsa da, artık geri geliyor. Anneler çantaları, kalem kutularını her gün denetliyorlar… Tabii ben de.. Yabancı bir şey çıkarsa, buzdolabı poşetine koyup gönderiyorum öğretmene..

* Boyalı kalemlerin üzerlerine falçata ile kızın adını kazıdım. Kazımaya müsait adı var Allah’tan. Başka bazı anneler ismi küçük kağıtlara yazıp kaleme sıkıca bantlamışlar, o da olabilir. En son model, Kidomino / İsim etiketleri. Paralı ama güzel fikir.

* Kalemtraşa gelince, o süslü püslü, pahalı ve de lisanslı ürünleri sakın almayın. Kaç tanesini çöpe attım sinirden. En iyi açan kalemtraş kırtasiyedeki en ucuz kalemtraş çıktı. Gümüş rengi metal. Çin malı. Amma ve lâkin şahane açıyor.

Bu arada, huzurlarınızda itiraf ediyorum, rahmetli babam haklıymış. Çocuğa kalem teslim etmek hataymış arkadaşlar.

Kalemlerin tamamını kırtasiye kutusuna koydum, bir baktım her gün bir kalem ortadan yok oluyor.

-kızııım?

Efendim neymiş, kalem açması çok keyifliymiş. Akıllı kızım derste sıkılınca kalemi iki ucundan açaaa aça bitiriyormuş. Zaten bisürü kalemi varmış, ne olmuş yaniymiş.

Babadan kalma kurallar hemen yürürlüğe girdi..

– haftada bir kalem müsaden var,

– kalemi bir tek taraftan açabilirsin,

– biten kalemi bana getir yenisini götür..

 

 

İkinci dönem duruma bakıyoruz. sorumluluk geliştiyse kalemler kırtasiye kutusuna geri donuyor…

bu arada, kizimin çok güzel bir kuculmus kalem koleksiyonu birikti :))))

 

 

 

 

(*)= grosa; 12 düzine anlamına gelir. 144 adettir)

(**)= Kızım kırtasiyeye kirtavsiye diyor nedense… kuaföre de kuaföncü der. Fön çekilen yer anlamında herhalde?!

NOT: adı geçen/geçmeyen kız bu pazartesi ortaokula başlıyor :))

6 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim, severim paylasirim