Category Archives: severim paylasirim

Lego’dan ne yapılabilir ki?

Bu hafta Eniştem ve E… isimli harika bir kadın (izinsiz adını ve yazısını eklemek istemedim, umarım izin verir ve yazarım) bilmeden bana ilham kaynağı oldular.

E… hanım, çocukları ile şahane vakit geçirebilen, hem iş kadını hem süper anne bir arkadaş. Anlatmaya kalkarsam ne denli kıskandığım ortaya dökülecek, hiç açmayayım o mevzuu.. :) O kendini biliyor.. Aynı gruptaki biz 400 kadın da yazdıklarını hevesle, imrenerek ve açıkçası yol öğrenerek okuyoruz.

Çok iyi puzzle yaparım. Bilmece-bulmaca çözerim. Harita okurum. Kafa çalışıyor yani. Masal anlatırım, öykü uydururum.. Hayal gücü de var..

Ancak, bugüne kadar Lego’dan bir şey inşa edebilmişliğim yok. Hazır kutululardan alıyoruz mesela oğlumla. Yönergeleri izleyerek kutunun üzerindeki resimde ne varsa onu inşa edebiliyoruz. Ancak oğlumda benden daha ileri bir yetenek var, bir avuç Lego’dan türlü çeşitli şeyler üretiyor. Şunu buna birleştirip “hop” kuş yapıyor, robot yapıyor, hayalgücü ve 3D düşünebilme becerisi sanırım. Ben düz duvar örüyorum Legoyla. O kadar. Pencereli de yapabilirim, o da bir derece.

Evde sandık dolusu Lego var, oğlum bir Legolas! Bense sıfırım bu konuda.. Derken eniştem kızına aldığı bebek evini, çocukluğumuzdaki oyunları ve Legodan üretim yapmayı beraberce cümle içersinde kullanınca aklıma fikir getirdi. İlla hayalgücü şart mı? K.çımızdan uydurmadan, ilhama tabi olmadan Lego oynanmaz mı? Oynanırmış, Lego hayatın ta kendisi olurmuş hatta.

Bizim evi planladım. Kızım ve oğlumla beraber Cumartesi Pazar’ın bütün boş dakikalarında başına çökerek kendi evimizin maketini yaptık. Hemen hemen eksiksiz oldu. Haftaya bambaşka bir mekan yaparız bence..

+ Evcilik oynayamadığımdan (onu da bilmiyorum niye?) bir hafta bu ev maketi ortada duracak, çocuklar oynamaya doyacaklar…

Ev yakınlığına buyrun: 

20131103_135616

Kuşbakışı.. Ne kadar da derli toplu.
20131103_135647

Yemekte balık ve kek var. (bulaşık makinesi ve fırına dikiz yalnız)20131103_135706

Bendeniz Kindle/Tablet ya da başka bir tembellik peşindeykene..

20131103_135719

Kerimem hanımefendinin odası

20131103_135727

Aa, bizim bey gelmiş ayol, bana müsaade!

 

 

5 Yorum

Filed under aile, çocuk, severim paylasirim

Taç-mahal sorunlarına çözüm 1-C

1-A ve 1-B‘den sonra bu da değerli arkadaşım Besa’nın çözümü.

PVC boru. evet, mükemmel fikir.. kendi sözleri ve resimleri ile:

“geçen gün bijuteride gördüm bunu. gerçi orada bir dolaba monte edilmişti ve üç sıra boru vardı. ben bunu tesisatçıdan aldım:)) satıcı çok güldü ne yapacağımı duyunca:)) kalın, pimaş bir boru aldım. dışını defter kabıyla kapladım. şimdi amacım kocama bu boru üstüne iki delik açtırıp iple bağlayarak bir yere asmak

şimdi aklıma geldi yazmak:) bu mereti kurdelayla bağlayıp cadının kapı koluna astım ben. sağlam oldu. bugüne kadar hiç düşmedi”

 


tac tutucu 2

 

3tac tutucu 1

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim, tertip

Takvim sever misiniz? Ya pastırma?

Eylülün başından beri her hava güneşli olduğunda “ayy paztırma yazı geldiii” diyen, bi de iddialı iddialı konuşan cicişlerden bıktım. Pastırma yazına özel bir yazı bu yazı. 

Takvim sever misiniz?

Ben özellikle Ülkü takvimini beğenirim. Hem güzel resimleri vardır hem de minicik bir sayfacığa önlü arkalı bir çok güzel bilgi sıkıştırılmıştır.

20131022_191730

Özellikle anneannem güne takvim yaprağını okumadan başlamazdı. Her günün doğan çocuğuna isimler, ayın evreleri, özdeyişler, namaz vakitleri, maniler, öğütler,o gün pişirilecek yemek önerileri, türü türlü fırtına isimleri… Bazen fıkralar, hatta arkası yarın şeklinde romanlar. Çok uzun zaman önce, “Güneşi Uyandıralım”ı ben takvim arkasından okumuştum. İlginç bir şeydir takvim.

Takvim takvim olmadan önce de insanlar zamanı ölçmeye ve öngörmeye mecburdular. Adamakıllı çalışma ve istatistik gerektiren ve ömürler alan bütün bu bilgiler aktarılarak bugünkü takvimlere Kırlangıç Fırtınası ya da Kozkavuran Sıcakları olarak işlendi. Eski zamanlarda insanların en basitinden öğrendikleri yılın yaklaşık 360 gün sürdüğü idi. Arabî aylar ayın, bildiğimiz aydedenin görünmesi yani hilalle başlar 29,5 gün sürer ve ayın kaybolması ile sona erer. 29,5 gün diye bir şey olmayacağına göre dönüşümlü olarak bir ay 30, ikincisi 29 olarak sıralıdır. Toplamda 354 gün eder ve bizim bildiğimiz takvimden 10-11 gün daha kısadır.

Elimizde 354 gün var ve bunu da ikiye ayırmışlar. Hızır günleri (Bahar ve yaz) ve Kasım günleri (sonbahar ve kış)

Hızır günleri tahmin edeceğiniz üzere 6 Mayısta yani Hıdırellezde(*) başlar ve 186 gün sürer.
kış dönemi: kasım 7-8’de (kasım günleri) başlar. şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Ekinler ekilir, hayvanlar ahıra alınır.

Şu aralar Kasım günlerine yaklaşmaktayız. Bugün 22 Ekim ve Hızırın 170. günü. 8 Kasım Cuma günü Kasım günleri başlayacak ve aynı hafta Pastırma yazı da başlayacak. 1 hafta 10 gün sürebilir.

*-*-*-*-*-*-*

Bundan sonrası Kadim Antep Takvimi. Babamdan dinleyip aldığım notlara ve biraz da excel’e dayanarak yazıldı. Yüzyılların takvimidir, hiç yanılmaz.

-devam edecek-

 

 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, kültür, severim paylasirim

Okul pantolonunda 2013 Osmanbey kreasyonu

Oğlum geçen sene anaokulundaydı ve eşofman tarzı, belden lastikli penye pantolonlar giydi. Bu sene okul üniforması pantolon-lakost şeklinde.

E bu zamana kadar ben oturup çocuğa düğme iliklemeyi, açmayı öğretmedim ki?!? Bu vesile öğrenir dedim, adam düğmeyle uğraşırken az kaldı altına kaçırıyordu.
Ne yapsam ne yapsam??? Beline lastik taktırayım dedim. Terzi Osman amcamıza gittik.
Osman amca görür görmez “cırt takalım” dedi.
30 senelik tecrübe tabii.
Düğme derdi bitti. Kaza riski kalktı… :))
Sen sağ, Osman amca selamet!

Okul pantolonunda 2013 Osmanbey kreasyonu

2 Yorum

03 Ekim 2013 · 14:41

Kız kıza bi gece kaçamak yapalım diyorum..

 

Trio sinemasından mail geldi.

Tiro sineması nedir? Adı bir zamanlar Cinebonus idi, sonra Cineaxess mi ne oldu, artık o yıl hangi banka sponsorsa.. Şimdilerde bir maksimum pembesine bulandı..

Ben hep trio diyorum, o kendini biliyor.

Çok güzel bir sinema kompleksi, ben pek seviyorum, koltuklar geniş rahat, hatta iki kişilik olanı var. Açıkhava sineması var ki tarihte ilk blog yazımı üzerine yazmıştım. Klüp kartı var, on bilete bir bilet bedava. Var yani. Eve uzak da olsa, severim.

mail geldi diyordum, hah, işte sürpriz..

 

Kız kıza bir gece sinemaya gidip eğleneceğiz, pop corn yiyeceğiz. Gırgır şamata. Ay kıkır..

Bakalım Dove sürprizi ne olacak :))))

4 Yorum

Filed under filmler, gezen güzel olur, severim paylasirim

:)) 3 yıl 500 yazı

Yıldönümünüz kutlu olsun!

You registered on WordPress.com 3 years ago!

Bizimle uçtuğunuz için teşekkür ederiz. İyi bloglamaya devam edin!

Yorum bırakın

Filed under blog işleri, severim paylasirim

Taç-mahal sorunlarına çözüm 1-B

(21 Mayıs 2010 Cuma’dan gelen nakil yazı)

Daha evvel de yazdigim gibi, taçlar muhafazası zor şeyler.. özel ve işlevsel bir mahalleri olmalı. kızımın taçları için bulduğum çözüm gene şahane oldu…
Bu, bildiginiz plastik yogurt kovası…

Bu kaplanmadan onceki hali.. ölçümü yapilirken…

Bu, yapiskanli kagida aktarilmis olculer.. taban alani daha dar oldugundan egimli bir kesim oldu
Bu, kaplamasi bitmis kova:
Bu da güzel kızımın taçları için yeni taç-mahal. :))
Bu da mucit macit kılıklı, icatperver bendenizin son fikri.. Cok beğenileceğine eminim… Telifini mi alsam?
:))

8 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim, tertip

Taç-mahal sorunlarına çözüm 1-A

(21 Nisan 2010 Çarşamba’dan nakil gelen yazı)

Bence taçlar kısa olsun uzun olsun saçları insanin gözüne girmesin diye kadın erkek herkese yakışan hoş şeyler. Kraliyet ailesindenseniz, elbette sizin taçlarınızı nereye koyacağınız sizin için benimkinden daha büyük bir sorundur. Kendi çapımda benim de bir taç kolleksiyonum var. Ve hiç bir yere sığdıramıyordum. Çekmecenin açılıp kapanmasına engel olduğu gibi, epeyce de yer kaplıyorlardı…
Çözümü buldum:

Kizimin taclarina buldugum cozum bundan daha da sahane… azz sonra

3 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim, tertip

Nostalji: İlkokul bir öğrencisinin kırtasiye meseleleri

Bu yazı, kızımın ilkokula başladığı yıl yazıldı. Bu hafta da oğlum ilkokul 1 öğrencisi oldu. Sipahi züğürtleyince eski defterleri açarmış.. Ben de geri dönüşler yaşadım..

2013-07-20-1980

———————-

İlkokula başladığım yıl rahmetli babam bir grosa(*) kurşun kalem aldı ve dolabına koydu. Pembe silgili, beyaz üzerine verev olarak 3 rengin (mavi-sari-kırmızı) çubuk şeker misali dolandığı kurşun kalemlerimi hala hatırlıyorum.  Elimdeki kalem iyice küçülmeden yenisini alamazdım.  “Eskisini getir, yenisini götür” prensibi..

Senelerce kullandım o kalemlerden. Bazıları iyice kötü çıkardı, ağacı çürüktü sanırım, ama gerçekten yıllarca yetti o kalemler bana. Yetti de arttı, (hazırlık da okuduğumu hesaba katarsanız) toplam 6 yıl bitiremedim diyebilirim.

Ortabire geçtiğimde sıfırbeş (0,5) kalemler Japonlarca icat edilmiş ve piyasaya sürülmüştü. Sıra arkadaşım Şehnaz’da gördüm ilk ve vuruldum. Tam istediğim, hayal ettiğim şeydi. Aç aç bitmiyordu bir kere, kısalmıyordu. Minik elim için ideal boyuttaydı. Yazı kalitesi mükemmeldi,  yazdıkça kalınlaşıp yazımı çirkinleştirmiyordu; aksine daha da kaygan yazıyor, berbat yazım mis gibi gözüküyordu…

Öğlen arası kırtasiyeye koştum, mavi 0,5 kalemimi ve bir kutu da ucumu aldım. Tombo muydu o? Süperdi. Yıllarca elime kurşun kalem almadım sonra.

Ve üniversite yıllarımdan bu güne kadar da babamın ne kadar insafsız davrandığını anlattım durdum. İçime oturmuştu kalem takaslarım.

Sonra devran döndü, kızım ilkokula basladiii.. Hevese gelsin diye çeşit çeşit, renk renk kurşun kalemler aldık. Markalı, winxli kalem kutuları, kalemlikler, silgiler, her türlü “kirtavsiye”(**) malzemesi. Akrabalar arkadaşlar da sağolsunlar, yığdılar epeyce. Her gördüğümüzü aldık diyebilirim.

Dertliyim ya, ilk günden kalem kutusunu doldurup yolladım. Anaaa, bir de baktım okula giden kalem geri dönmüyor…Birinci haftada 12 boyama kaleminin hepsini kaybetti. Üç dört de kurşun kalem gitti, silgilerin haddi hesabı yok. Çalınma filan da değil, direkt kayıp..

(burada bir parantez açayım..Çocuklarda 6-7 yaslarda pek bir mülkiyet anlayışı olmuyor. Beğendiği şeyi çantasına atabilme, alıp kullanabilme hakkını görüyorlar kendilerinde.. ama geri vermek gerektiğini öğrenmeleri zaman alıyor. Alıp kullandığı kalem sıranın üzerinde kalıyor. Bazen kimden aldığını bile unutuyor, birbirlerinin adını bile bilmiyorlar ki daha… Neticede, kalemler ortalıkta dolanıyor sınıf içinde ve sonra da kayıp kalemler adasına gidiyorlar sanırım.

bir de gene bu yaslarda çocuklarda “hediyeleşmek” çok serbest bir davranış. İlgi çekmek, arkadaş edinmek ya da sırf içinden geldi diye birbirlerine birşeylerini veriyorlar. :))) )

Akıllandım tabii, şimdi  1. sınıf annelerine önerilerimi sıralıyorum:

* Silgilere tükenmez kalemle kızın adını yazdım. Başkası alsa da, artık geri geliyor. Anneler çantaları, kalem kutularını her gün denetliyorlar… Tabii ben de.. Yabancı bir şey çıkarsa, buzdolabı poşetine koyup gönderiyorum öğretmene..

* Boyalı kalemlerin üzerlerine falçata ile kızın adını kazıdım. Kazımaya müsait adı var Allah’tan. Başka bazı anneler ismi küçük kağıtlara yazıp kaleme sıkıca bantlamışlar, o da olabilir. En son model, Kidomino / İsim etiketleri. Paralı ama güzel fikir.

* Kalemtraşa gelince, o süslü püslü, pahalı ve de lisanslı ürünleri sakın almayın. Kaç tanesini çöpe attım sinirden. En iyi açan kalemtraş kırtasiyedeki en ucuz kalemtraş çıktı. Gümüş rengi metal. Çin malı. Amma ve lâkin şahane açıyor.

Bu arada, huzurlarınızda itiraf ediyorum, rahmetli babam haklıymış. Çocuğa kalem teslim etmek hataymış arkadaşlar.

Kalemlerin tamamını kırtasiye kutusuna koydum, bir baktım her gün bir kalem ortadan yok oluyor.

-kızııım?

Efendim neymiş, kalem açması çok keyifliymiş. Akıllı kızım derste sıkılınca kalemi iki ucundan açaaa aça bitiriyormuş. Zaten bisürü kalemi varmış, ne olmuş yaniymiş.

Babadan kalma kurallar hemen yürürlüğe girdi..

– haftada bir kalem müsaden var,

– kalemi bir tek taraftan açabilirsin,

– biten kalemi bana getir yenisini götür..

 

 

İkinci dönem duruma bakıyoruz. sorumluluk geliştiyse kalemler kırtasiye kutusuna geri donuyor…

bu arada, kizimin çok güzel bir kuculmus kalem koleksiyonu birikti :))))

 

 

 

 

(*)= grosa; 12 düzine anlamına gelir. 144 adettir)

(**)= Kızım kırtasiyeye kirtavsiye diyor nedense… kuaföre de kuaföncü der. Fön çekilen yer anlamında herhalde?!

NOT: adı geçen/geçmeyen kız bu pazartesi ortaokula başlıyor :))

6 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim, severim paylasirim

Nail art.. Tırnak süsleme sanatı.

2013-09-07 14.25.14 2013-09-08 20.37.53

Yeni merakım..
Ama çok meraklandım..
Dur bakalım, 40 yaşına kadar 40 kere oje sürme, birden oje sanatlarına merak sal. bilmem artık

benek4

ojell

ojek

mornur1mornur2yenibenek

 

Devamı burada: Nail Art 2

8 Yorum

Filed under bakımlı hatun, kozmetik, nail art, severim paylasirim