Category Archives: saglik

Rapunzel’in RAP’ı, uzun saçının OR’u: RAPOR

Oğlum disleksik. Benden daha disleksik. Solaklık gibi. Bir hastalık değil, değişiklik. Klavyeniz birden Q yerine F klavye olmuş gibi. Siz yazıyorsunuz alıştığınız gibi, ekranda KABAK yerine PTLBY çıkıyor????? Öyle düşünün.

Senin benim gibi okuyamıyor. Harfleri kelimelere çevirmek onlar için zor ya da imkansız. Onun dışında gayet iyi bir öğrenci. Parlak bir zekası var. Eline kitap verene kadar. Cümleyi okurken öyle uğraşıyor ki, anlamını ikinci plana atıyor. Üçüncü kelimeye geçtiğinde ilk kelime çoktan yitmiş oluyor.. Ağzından çıkanı kulağı duymamak bir tür.. (b) ile (d) karışıyor mesela.

-bayısı.

+ nesi?

– bayısı anne?!

+ bayısı ne oğlum? Dayısı’dır o.

– olur. Dayısı ile dadası..

+ babası

– öf

O yüzden okul başarısı yazılılarda çok düşük. Konuya hakim, soruyorsun şakıyor. Ama bunu soruyu anlayıp da yazıya geçirecek kadar zamanı yok. :(((

Bunun eğitimle, çözümü var, kendi sınıf arkadaşları seviyesine gelebilecek. Hemen her mahallede bulunan özel eğitim merkezlerinden haftada bir saat yararlanması lazım. Ayrıca bu durumu onun lehine çevirmek için okulun da sunacağı bazı imkanlar var. Bütün bunlar için bir adet kurul raporu lazım. Normalde iki üç günde çıkabilir. Rahat rahat. Bende? Çıkmaz oğlu çıkmaz.

Rapor için gidiş gelişlerim bitmedi. KBB mesela. 9 Eylül müydü ne randevu aldım, İşitsel İşlemleme Bozukluğu olup olmadığının tespiti için iki çeşit test lazımmış. -2. katta odyoloji’ye gönderildim. Odyoloji elime bir kağıt tutuşturdu.

-Ne bu?

+ Aralık ayının son haftası arayacaksınız bu numarayı..

-Eee?

+ Randevu vereceğiz. Sonraki altı ay içine randevunuz verilecek, o zaman gelir yaptırtırsınız testi.

Bacı benim işim acele.. Bekleyemem. Rapor lazım.. Anan yahşi, baban yahşi.. Yoh.

Yallah ilk doktora. “Hocam böyleyken böyle, randevu alabilmek için bir randevu aldım. Aman özelde bir  yerde yaptıralım?”

Doktor bey sağolsun bir yer önerdi. Oradan randevu alacağım da gideceğim hele..

Rapor için KBB’ye tekrar yönlendirildim aynı hafta içinde. Verilen randevu Ekim’in yarısından sonraya. İyi. Gittik. Sıra geldi girdik..

– Hocam rapor için geldik ama çocuk bir öksürmekte, geniz akıntısı mı var bir bakarsanız… demeye kalmadı.

+ rapor hastasına bakmıyoruz.

oh süper. bakmadı valla yüzüne bile. Ne b.kuma getirttiniz yanımda madem bunu? Okulundan kaldığına yazık.

– işte durum bu.. sizden rapor alınacak, psikiyatri verdi, derse başlatacağız vb vb..

+ tamam ben yazarım raporu, çarşambaya sekreterlikten alırsınız.

eyvallah..

Çarşamba aradım valla da hazırmış. Araya tatil girdi, bugün gittim aldım. Doktorun rapor diye yazdığı da iki-üç satır ha. Neyi bir hafta sürdü bilmiyorum.. Neysee uzatma kızım al raporu kaç aydır peşindesin.. Hoppa. Oracıkta sevindim.  Hemen ilgili milli eğitim birimi olan RAM var,  ona gideceğim, işi bitireceğim hazır gün erkenken…

Sekreter uyardı “raporu kurula götüreceksiniz onlar onaylayacak”

Allah Allah.

Ona da peki.. İndim kurul odasına. İki resim bir nüfus cüzdanı fotokopisi. Tamam buyrun.

Hop bi kaat daha tutuşturuldu.

– 24 Kasım’da geleceksiniz Kurul görecek.

+ NEY?

Bildiğiniz delirdim. Bir şekilde kuruldan sorumlu baş hekim yardımcısını buldum. Derdimi döktüm, bakın dedim bu hafta disleksi farkındalık haftası. Böyle böyle dedim. Hazirandan beri bir rapor peşindeyim dedim.

Kadıncağız telefon etti, “hasta yakını gönderiyorum ilgilenin” . Yaşa doktor hanım. Koş İpekag..

Kurul odasından çıkan bir kişi beni ve raporu içeri aldı.

tarihi öne çekti sağolsun.

bir hafta öne.

FUUUUU.

Benim moral indi. Ağlaya ağlaya hastanenin kapısını bulup çıktım. Hırsımdan ağlıyorum. Bu nedir arkadaş?

On dakikalık bir iş. Hadi doktor başına on dakikadan yirmi dakika. Çocukta disleksi var mı? Var. Ver raporu şu eğitimi başlat, kalan git gel işini yine yaparız. Yapmazsak yaz hesaba öderiz ne tuttuysa cezası.

Kasımın sonu be.

İnsaf.

yarın gidip özel eğitim merkeziyle konuşacağım. “teşhisi var, rapor yolda, derse başlatın”. Halden anlayıp kabul ederlerse mâl memnuniye.. İndirim mindirim yaparlarsa ne ala, yapmazlarsa canı sağolsun vereceğim parasını ders ücretinin. Bu sefaleti niye çekiyoruz bilmiyorum hala. Mantığım kabul etmiyo..

Bir pürüz çıkmazsa bu ay rapor tamam.İnşallah.

Aziz Nesin’in de ruhu şad olsun.

 

Not: Hayır adam saatleri, günleri ayları sıralamayı anlamıyor, bu hafta hem de ingilizceden saatlerle ilgili yazılı olacaklar. Bu durumda öğretmenin oğlumun kağıdında dijital saat olması gerektiğini; kadranlı, akrepli yelkovanlı saati çözemeyeceğini anlaması lazım…

Çocuk kendisini yetersiz görmeye başladı, “ben ingilizce bilmiyorum” diyor. El insaf merhamet.

 

5 Yorum

Filed under aile, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim

Sövesim var.. Sövmiycem şimdilik (Disleksi 4 ya da her neyse.. numaratör mu alalım kardeşim)

Sinirliyim blog. Sus dinle çarpmıyayım ağzına.

Hazirandan beri rapor için sekiz oldum…Oğlumun okulda başarılı (orta seviye) olması için Disleksi, DEHA, Öğrenme Güçlüğü kıvır ve de zıvır için bir özel eğitim merkezinde ders alması gerekiyor. Özel eğitim merkezleri de ders saatine 70 TELE istiyor. “Rapor al, gel bedava” diyor.. Bu durumda ipekag de gidip güzide yeni ve koskocaman Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden 182 marifetiyle randevu alıyor. İlgili randevu Haziran’ın başına. Güzel.

Çocuk psikiyartisti ile görüşüyoruz. Oğluma bazı testler yapıyor. Saat çizdirip, bir adet cümleyi yazmasını istiyor. Kısa sorularla bilgi alıyor ve bir sonraki test için bizi arayacaklarına dair bir bilgi verip bizi yolluyor.

Temmuz başına kadar kimse aramadığından kendim gidip soruyorum. Hemen o hafta için randevu ayarlıyorum. Bu testimiz wisc-r denilen kaba tabirle zeka testi. Bu test mayısta yapıldı zaten ve teşhisi konuldu. Ama ve lakin, dosyada dursun maksatlı test tekrarlanıyor (sonucun sağlıklı olup olmadığını tam bilemiyorum, 6 aydan evvel tekrarlanmaz diye biliyorum ben, çocuk soruları hatırlıyor olmalı).

Psikolog hanım bir saatin sonunda bizi geri psikiyatriste gönderiyor. Sonuçları hemen vermediğini, raporunu bir hafta içinde dosyaya ekleyeceğini, sonrası için psikiyatristimizin tekrar muayene etmesi gerektiğini söylüyor. Psikiyatristimiz (çok da efendi bir insan bayağı da gözüm tuttu aslında.. hayır benim rahmetli babam da nöro-psikiyatri uzmanıydı, olsa burda, hallolacak bütün sorunlar ama.. Emr-i hak yani) yeni bir randevu veriyor: Temmuz sonu.

Değerli günlerimiz geçiyor. Temmuz sonunda gidip görüşüyoruz. Dosya da yok ortada, rapor da. Bilgisyarda biryerlerde kayıtlıdır eminim. Niye gittik bilmiyorum. Gördük birbirimizi sadece. Bana söylediği tek şey: Test sonucuna göre evet çok zeki.  Evet performans ile sözel arasında 30 puanlık fark var. Demek ki neymiş? Özel öğrenme güçlüğü (bizim durumda disleksi) varmış sonuca göre.

He babo. Bizim de mayıstan beridir, ilk vizkar testten beridir, ilkokul birden beridir bildiğimiz bu. Teşhisle geldik zaten. Ee? Şimdi nolcak?

Yine haber bekleyecekmişiz. İkinci bir test için arayıp randevu vereceklermiş. Sıraya girmişiz.

E gün geçti, okul açılacak, bir tek ders alabilmiş değil oğlum? (benim faaliyetlerim dışında yani) İki ay boşa mı geçti? 3. sınıf kasırga gibi yaklaşmakta…

“acil notu alıyorum”

Peki hocam. Döndük dikiz aynamıza baka baka.

 

Kimse aramadı. BU defa araya torpil koydum. Oldu Eylül..Bi arkadaş gitti randevuyu kopardı. Haftaya Cuma günü 11’de.

Psikolog oturttu teste 1-1,5 saat konuştular mı ne yaptılarsa artık.. Karanlık, penceresiz ve hatta resimsiz dört duvar, havasız daracık oda. Bir masa iki sandalye zor alıyor. Daha büyük kilerler asansörler gördüm ben. Sandalye de, erişkin sandalyesi;  oğlanın fiziksel olarak rahatsız olduğunu biliyorum ama yapacak bir şeyim yok, rapor ilazım..  Neyse.

“annesi gel”

geldim.

Test sonucuna göre evet özel öğrenme güçlüğü olabilirmiş.

Yıkıldım.

Saatlerim günlerim geçti.

Raporu alabilmek için kurula girmeden önce bu testin sonucuna ihtiyaç var. O sonuç iki haftada çıkarmış. Fekat bayram giriyormuş araya. EEEEE??

E’si Ekimde bi randevum daha var.

———————————————————————–

Bak kardeşim. Benim elimde teşhis var mı? Var. Veren de uzman doktor mu? Uzman doktor. Ver geçici rapor, ön rapor.. Ertesi gün dersler başlasın çocuk ilerlesin. Kurul Raporu için de bir yandan uğraşsın anası babası.

Üç ay içinde kurul raporunu teslim etmezse şu kadar dersin parasını ödesin ilgili kişi. NİYE BEKLİYORUM BEN??????????????

Kim özel eğitim merkezinden beleş ders alma meraklısı olabilir ki?

Prosedür çoooook uzun kardeşler. Çok.

Sinirlendim.

Ha, bu var ya, sulu nimetmiş. Başka yerde her test başka hastanede her muayene bambaşka bir hastanede sonuçlar ebesinin polikliniğinde diyorlar. sinirliyim hala.

 

 

9 Yorum

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, soruyorum

Disleksi = Şaşkaloz?

Konu bu ayki genel konum olduğundan ve bununla yatıp bununla kalktığımdan; ha bire bu başlığı açmaktan da bezdiğimden ve lakin gelişmeleri de belli bir sırayla yazıp en azından tarih olsun en çoğundan bir kişiye bir faydam olsun derdiyle yanıp tutuştuğumdan; elimdeki 4o küsür yaşındaki disleksiğin elindeki 8 yaşındaki disleksiği anlama ve hiç olmazsa yol gösterebilme çabalarını da kayıt altına almayı hedeflediğimden, garip başlıklar açarak yazmaya devam ediyorum.

Her disleksik az çok farklıdır. Onu anladım. Disleksi özelliklerinden bazılarını taşıyorum. Bazılarını da taşımıyorum. Bende olan sende olmayabilir ama bende olanlara sahip olanlar var biliyorum. Aşağıdaki semptomlar disleksi ile eşleştirilen belirtilerin bir kısmı. Bunlar bende olduğunu ya da kıyaslandığında başkasında olmadığını bildiğim bazı özelliklerim. Disleksi belirtileri listeleri bundan daha uzun, kişiye göre bazıları olabilir bazıları olmayabilir. Kendinizi/çocuğunuzu buradan kontrol edin..

Karekteristik olarak:

a) sağımı solumu bilmiyorum.

b) el yazım çok kötü. düzeltemediğim için tembel olmakla, gayret etmemekle suçlandığım oldu.

c) rakamların sırasını yazarken karıştırıyorum ama okurken genelde doğru okuyorum. Çek keserken ekstra dikkat etmezsem bilgisayarda 476 okuduğum sayıyı “467” yazıp “yazı ile dörtyüzyetmişaltı” diye devam edebiliyorum.

ç) Elle yazmamak için kaçamaklar yapar gerekirse kısaltmalar kullanırım.

d) Okumayı 3.5 yaşında söktüm, içimden de dışımdan da çok hızlı ve düzgün okurum. Haber spikeri olabilirim. Ama yazmayı ilkokul birde zar zor becerdim. Büyük b (B)  azıcık zorluk çıkardı, E ve 3’ün hangisinin içe baktığını ezberlemem zaman aldı.  İki ayda çözdüm. Yazıyorum ama güzel yazamıyorum. Hiç bir şekilde yazım yanlışı yapmam, bu konuda şanslıyım genelde -yalnız/yanlız/yanlış/yalnış- vb gibi yazım yanlışları yapıyorlar disleksikler. Disleksik esprileri diye bir mizah konusu var sırf bu konuya ayrılmış..

e) atılan topu yakalayamam ve attım mı hedefin çok farklı yerine gider. “toptan korkuyorsun” derdi beden öğretmenim kendisinden rapor alarak kurtulmuştum. beceriksiz değilim, topu izleyemiyorum sanki. ne zaman yüzümde patlayacağını anlayamıyorum. bir anda oluyor sanki. o yüzden top yakalamak yerine elimi yüzüme kapatıyorum içgüdüsel. atarken de saçmasapan gidiyor top.  hiç voleybol oynayamadım, basket de zor aslında. çok garip belki ama tabanca ya da tüfekle attığımı vuruyorum. hedeflememde sorun yok. elle atışım sorunlu.

f) grafikleri ve resimleri çok kolay algılarım. Adresi birinin tarif etmesindense haritadan kolaylıkla buluyorum.

g) zaten bu yüzden anlatılan ve madde madde yapılması istenen şeylerde sırayı sapıtabiliyorum. Yemek yaparken HÂLÂ yemek kitabına bakıyorum. En basit kek bile bakarak yapılıyor. Mutfaktan nefret ederim. Eşim de beş dakikada beş ocakta beş ayrı yemek pişiren bir gurme iyi mi… :/

h) Üniversitede derslerim vasattı ancak laboratuarda sınıf birincisiydim, rekorlarım var.

i) ilk cümleden de anlaşılabileceği gibi uzun uzun cümleler kurabilirim.

j) zaman konusu dertli. saati ilk defada okuyamıyorum. dijital saatler var Allahtan. her yere geç kalıyorum çünkü hazırlanmaya başlama zamanını çözemiyorum.

k) Toplama çıkarma başbelası. Herkes 12-5 kafadan çözer ben bi durup işlemler yaparak sonuç buluyorum. Bunu anlamıyorum.

l) isimleri unuturum.

m) Cisimlerin bir yüzünü görünce diğer yüzlerini gözümde canlandırabilirim. 3D bir hayalgücüm var, hiç bir zaman kaybolmam, bir semtte gezindiğim zaman yufkacının hangi binanın öbür tarafında olduğunu algılarım. Ya da bir avm’nin her katında santim santim neler var gözümde canlandırabilirim.

Bu şartlarda bendeki disleksi, hafif doz. Gerçekte oğlumda olduğu gibi p-q-b-d-h-y harflerini 4 ile 7’yi, 6 ile 9’u karıştırma, yazarken bazı sesli harfleri atlama kesin teşhis.

Çocuk r’leri de söyleyemediği ve konuştuğu gibi yazdığı için yazarken söylediği harfin r mi y mi ğ mi olduğunu kestiremiyor. “yoğurt” kelimesini “yoyuyt” okuyup alışveriş listesine YORUT yazıyor.

İlgili fotoğrafları bulamadım yakında eklerim :)

 

Bu ay konuyla ilgili elimden geçenler:

 

wpid-wp-1440661323970.jpeg

Akademi Disleksi sitesinden satın aldığım iki ürün. Birincisi Okul Kiti, içinden yukardaki 5 föy çıkıyor. İkincisi Sihirli Eller adlı çarpma öğreticisi. 6-7-8-9’ları çarpmayı öğretmenin ilginç ve başarılı bir yöntemi.

Facebook üzerinden izlediğim birkaç grup da var.

Gelişmeleri sonra anlatırım

 

 

 

3 Yorum

Filed under disleksi, saglik

Erkek Kedi Kısırlaştırmak

Bir süredir kedi sahibiyiz biliyorsunuz. Belki de kedi bizi sahiplendi çok da büyük fark yok arada. “Gak” dediği et, “guk” dediği su olduğundan, hayat ona güzel. En şahane mama ile en iyi kumla yaşıyor. Sevmek için sıraya giriyoruz. Canımız oldu bu artık. Onsuz bir hayat ne durağanmış. İyi ki iki güzel arkadaşımı dinlemişim.

Bir de allerjiden endişelenmiştim… Geçen gün bir misafirimiz vardı, allerjik çocuk çok zor, gözler kızardı, burun aktı… Perişan oldu çocuk. Allah yardımcı olsun cümlesine.  Lütfen evcil hayvanla otele motele gitmeyin arkadaşlar, sizden sonra gelene cehennem azabı yaşatabilir kedi köpek tüyü, salgısı… İnsaf edin.

Yine laf lafı açıyor, kedi ergenliğe 8 aylıkken girer diyorlar. Bizim kedinin 7,5 aylıkken ameliyatı gerçekleştirildi. Başlamadan, ortalığı kokutmadan, kendisini yerden yere vurup miyavlarıyla mahalleyi ayağa kaldırmadan yakışıklı kedimizi kısırlaştırdık. Dişi kediler için uzun ve yorucu bir süreç ama erkek kedilerin sadece yumurtaları alındığından (husye?) küçük  bir kesi, hızlı iyileşme ve pansuman ihtiyacı olmadan atlatılan nekahat süreci söz konusu. Saat 15:00’te veteriner beyin odasına bıraktık, iki iğne oldu ve uyuştu bayağı..

15 dakika sonra kucakta geldi yanımıza. Sepete dolduruldu. (tamamen mefluç halde yazık..kılını kımıldatamıyor) öneriler dinlendi (kısır kedi maması alınacak evdeki bitince) kalkıp eve geldik.

“damdan düşen halden anlar” ÖNERİM:

daha evvelden mutlaka “yatak koruyucu örtü” denilen malzemeden bulundurun. Kuru yere sermeyin, sevdiği bir odada halıya koyun. Kuyruğunu bile kımıldatamadığından anestezinin etkisi geçene kadar (azami 4 saat) üzerinde yatıyor ve mesela hemen çişini yapıp bir sonraki örtüye de kusuyor. Çok az da olsa sızıntı şeklinde kanaması olabiliyor. Hızla değiştirip temizini sererek rahat ettirmek görevimiz. Aksi halde yatak örtüsüne elveda diyoruz..

Kusup çişip anesteziyi atlattıktan sonra su serbest ama yemek gece 23:00’e kadar yasak.

Ertesi gün yarası tamamen kapanmıştı. Ama kafa sersem gibi gezdi bir vakit.

Aradan bir ay geçti diyebilirim. Kedi tamamen sağlıklı ve mutlu.

 

masada kedi var

masada kedi var

aygın baygın

aygın baygın

evde "geçmiş olsun" hediyesiyle

evde “geçmiş olsun” hediyesiyle

20150609_160536

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

ilk banyo!

ilk banyo! bunu da yazarım bi ara

Yorum bırakın

Filed under aile, Kedi, saglik

Aniden Anjiyo

Hopterelelli bir günde eşim anjiyo oldu, anjio geçirdi, anjio yaptılar,ne denir bilemiyorum….

Evvelden annem de yaptırmıştı/çektirmişti/yapındırmıştı. Anjiyogram, anjiyografi, anjiografi denen nane adı batasıca karışıklıkta bir iş

angio, yunanca damar anlamına geliyor. grafos da yazı. damar yazısı diye bir serbest çeviri yapasım var. Vücudun herhangi bir yerindeki damarın içini görmek demek. Bizimkisi kalp anjiyosu.

Malum daha evvel rontgen çektirmişsinizdir, bilirsiniz, röntgende yoğun yani katı cisimler gözükür. Kemikler mesela. Ama damarları göremezsiniz. Pırlantanın x ışını altında gözükmediği ise bir şehir efsanesidir. sanıyorum kaçakçılara sahte yol göstermek amaçlı bir bilgi bu… gerisini kendiniz düşünün.

Damar ince ve şeffaf bir balon olsaydı, havada dururken göremezdiniz. O yüzden balonlar renkli üretilir. Şeffaf balonunuz varsa içine siyah bir duman dolduğunu hayal edin… Balon görünür hale geçer.. Anjio dostumuz da bu sistemle çalışıyor. Damara x ışınında gözüken bi sıvı veriliyor. Damardan geçerken rontgeni çekiliyor ve damarın içini açık seçik görebiliyorsunuz.

Şöyle kalınca bir damarla başlıyoruz. En kolayı kasıktaki alt ana atar damar.. Oklava kalınlığında güzel bir damar kendisi. Femur adlı kocaman uyluk kemiğine bitişik olduğundan femoral arter anjiyosu deniyor. O damar delindikten sonra bir daha kendini toplayıp yaranın kapanması (içinden geçen kan basıncı yüzünden) zor olduğundan anjiyo sonrası saatlerce ağır kum torbaları dayıyorlar kasığınıza hatta iri yarı antremanlı bir hastabakıcı yumruğuyla baskı uyguluyor. Allah muhafaza…

Bi de teknoloji ilerleyince daha ince daha kıvrak teller geliştirildi. Artık el bileğinin az üzerinden baş parmağınızın bir karış kadar altından geçen (kemiğin adı radius o yuzden adı da) radyal arterden anjiyo işlemi yapılabiliyor. Biraz daha konforlu bir işlem tabii.

Sabah aç karnına 8:00’de giriş yaptık, odaya çıkmamız 8:15 hemşirenin anamnez alıp sol koldan damar yolu açması 8:30 oldu. Sonra bekle ha bekle. Epeyce geyik çevirdikten sonra kan tahlili sonuçları geldi, ameliyathane “hazırlayın” emrini verdi, hastaya önlük giydirildi, sağ bileği traş edildi, sandalyeye konulup atta götürüldü.

İşlem tamamen ayık olarak yapılıyor, uyutma yok. Bir yandan da izliyorsunuz yani. lokal anestezi ile damara giriliyor, oradan ver elini kalp. Şu damarın başından veriyor ilacı, hop ekranda damar renkleniyor, sıvı şörp diye akıp gidiyor, beri damara bakıyoruz sonra.. Neyse 15 dakika bakılıp cd’ye de çekildikten sonra hastanın bileğine şeffaf, kalın bir bileklik takıp hava basıyorlar delik kısma gelen yerine. kendinden basınçlı bileklik. güzel icat. malesef telaşede fotoğrafını çekememişiz. :(((

1,5 saatte 2 litre su içmek kaydıyla ve elinde raporla odaya geliyor hasta. O radyopak maddeyi bir an önce vücuttan atmak lazım.  Sağ el sol omuz üzerinde duracak şekilde pozisyon veriliyor.

Gelen giden, geçmiş olsuna arayan soran, öğle yemeği derken vakit doluyor, 14:30’da bileklik çıkarılıyor, doktor kontrolu başarıyla atlatılıp taburcu olunuyor.

Hastanın sağ elini iki gün süreyle kullanmaması lazım. Gerçi bir hafta oldu ama hala sancı var o yüzden şöyle tatilinize filan denk getirebilirseniz daha iyi.

Hastamızın anjio olmak üzere olanlara mesajı: gayet konforlu bir operasyon, korkacak bir şey yok, cevabı hemen almak ve içinizi rahatlatmak da cabası. Sonucu merak etmek daha kötü.

Bizimki temiz çıktı, cümlesine geçmiş olsun.

12 Yorum

Filed under saglik

İntrovert biriyim

Amerikan kaşığıyla ingiliz boku yemek derdi babam rahmetli. Bunu ifade etmenin bir yolunu bilseydim Türkçe seslendirirdim emin olun. İnsanlar sağlak ve solak gibi yapısal olarak da #introvert ve #extrovert olarak ikiye ayrılmaktalar. (görsel 9gag.com’dan alıntıdır)

introvert

İçedönük ve dışadönük diyeceksiniz ama değil. İçe dönük adam depresiftir. İçlidir. Hayattan keyif almaz. Pısırıktır. İntrovertlik bambaşka bir şey. Buyrun inceleyelim.

1. İntrovert kişi çene çalmaz. O yüzden de çevresinde “sessiz sakin” bilinir. Söyleyecek bir şeyi yoksa ağzını açmaz. Telefon etmez. İlgilendiği konu üzerinde ise susturamazsınız.

2. İntrovert kişi çekingen değildir. İletişime geçmekten utandığından değil bir nedeni olmadan iletişim kurmaya inanmadığından iletişime geçmez. İntrovertle konuşmak istiyorsanız konuyu açıp konuşmaya başlayın.

3. İntrovert kişi “ee daha daha nasılsın, anan nasıl halangiller, emmingiller, eltinler, yengenler iyidir inşallah” muhabbetlerine gelemez. “Yengemi merak ediyorsan aç sor nasılmış bana niye soruyorsun” diye düşünürler. Normalde bir nezaket kuralı olan, sohbetin başında yapılan hal hatır sorma kısmı introverte lüzumsuzca sahte gelir. Gerektiğinde mecburen bunu yaparlar ancak bu mecburiyet introverti bitirir.

4. İntrovert insansevmez ya da kaba demek değildir. Aksine sevip saydıkları üç beş kişileri vardır ve onları candan severler. İntrovert sizi bir kere bağrına bastıysa sadakati asla eksilmez.

5. İntrovertler toplum içine karışmaya karşı değillerdir. Sadece kalabalığa sizin kadar uzun süre katlanamazlar. Veri ve deneyimi sizden çok daha hızlı kaptıklarından işini bitirince daha oralarda oyalanmak için bir sebebi kalmaz gider evde o yeni bilgiler işler ve reşarj olur. Reşarj introvertin canıdır.

6. İntrovert yalnızlığı sever diye bir şey yok. kendi düşüncelerinden oldukça memnundur. Çok düşünürler, hayaller kurarlar, üzerinde çalıştığı planları, çözüm düşündüğü problemleri vardır kafasında. Ama bu planları çözümleri ve icatları üzerine konuşabileceği birini de özlemle ararlar. O bir tek kişi olsun ona yeter.

7. İntrovertler bireycidir. Toplumun peşinden gitmez. Kendi kurallarına göre yaşar ve saygı beklerler. Kendi adlarına karar verdiklerinden bazen sıradan kurallar, örfler adetler onları bağlamaz. Sırf herkes yapıyor diye kendisini köprüden atmaz.

8. İntrovertler inek midir? Hayır. Kendi duygu ve düşüncelerine çok önem verseler de dış dünyaya da ilgi gösterirler.

9. İntrovertler sıkıcı değildir. Herkesin eğlendiği mekanlar onlar için değildir. Evde ya da doğada sessizlik içinde pekala huzurlu ve mutludurlar. Adrenalin manyağı ya da heyecan avcısı değildirler. Eğer çok fazla konuşma ve gürültü varsa kendisini kapatır. Beyinleri dopamine aşırı duyarlıdır.

10. İntrovert kendini az zorlasa sosyalleşip extorvert olmaz. “Ne var biz bize şuraya gidelim, buraya gidelim, açılırsın çok keyif alırsın” diye bir şey onlara uygun değildir. Haline bırakın. IQ yükseldikçe introvert olma ihtimaliniz artar.

Siz introvert iseniz, işiniz iş. İntrovert iyidir. İntrovert birine muhatapsanız, kabullenmedikçe hayat azap size. Karşınızdakini 8 bacaklı bir at olarak kabul edin. Değişik biraz. Hızlı ama tuhaf. Sizden bir talebi de size bir zararı da yok. Sizin gibi olmaya zorlamayın. Elleşmeyin. Kafasına göre takılsın.

6 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik, severim paylasirim

Koşalım güzelleşelim #cocukmaratonu

Pazar günü anneler günüydü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çocuk Maratonu düzenlemiş. 23Taa ne zamandan maili geldi, oğlanı yazdırana kadar istikhak dolmuş ben de kızı yazdırdım 11-14 yaş grubuna.

7000 çocuk kayıt olmuş, mahşerî bir kalabalık bekliyordum ama çok çok akıllıca dağıtılmış zamanlar.Herkes aynı anda aynı yerde değildi. İlkin cumartesiden kimlik gösterip numara aldık. Numaraya ek olarak anne-çocuk için bileklik de var, kimse kaybolmasın diye tedbir alınmış. Ziyadesiyle kaybolan vardı. Ben olsam okuma bile bilmeyen çocukları toplanma noktalarına çekebilmek için rengarenk gözalıcı boyarım o noktaları. Ve yere de çizgiler çizerim. “Kaybolursan pembe çizgiyi izle oğlum” diye baştan peylersin böylece. Bizim buluşma noktamız Salcano çadırı olarak kararlaştırıldı (iki çocukluysan, girmeden nasıl çıkacağını hesaplamak lazım) çünkü heryer bembeyazken o çadır kıpkırmızıydı ve hepimiz kolay buluruz dedim. 20150510_112555

Pazar sabah alana girerken sırt çantası içinde bandana, şapka, t-shirt verdiler. Herkes giyindi, numarasını göğsüne iğneledi. Yarış önce bizim gruptan başlıyordu. Bin kişinin arasına kattık kızı, tribüne çıktık oturduk. Kendi yaş aralığını 3 gruba böldüler 1 KM koştu hepsi. Çok heyecanlıydı. 20150510_100741

Koskocaman çadırlar altında cayır güneşten korunduk, çay kahve aldık. Annelere karanfiller, maratonculara güzel bir madalya (çünkü herkes şampiyon, Rahmeli Barış Manço anısı burada girer) bir sertifika, bir de zarf dolusu sponsor bileti verdiler. Kız pek sevindi.

24

Katılmasa da her çocuğa patlamış mısır ve pamuk şeker dağıtan arabalar her köşedeydi. Eğlenceli oyunlar, fotoğraf çekimleri, istediğin kadar su. (bu mühim!)

Askerliğin zorunlu olduğu bu ülkede kimsenin sıraya girmeye tahammül edememesi de ilginç.

Kızı finiş çizgisinde bulabilmek için kendisine pebble taktım. O da beni bulsun diye cart sarı şapkam var zaten.. Ok.  Mesaj atabilmek için eşimin cep telefonunu aldım elime ve anında hem eşimi hem de eşimin elinden tutan oğlumu yitirmiş oldum. (sanırım ben kendim kaybolmuş da olabilirim)

Oğlanın üzerinde #TrackR var Allahtan da adamı nasıl bulurum emin değilim. Akıl eder de elini bırakmaz oğlumun inşallah. Bu sıcakta fıldır fıldır gpsle aranmaktansa, ikinci iyi fikre geçtim.

Kendimi Salcano çadırının serinliğine attım. Oturduk kızla sohbeti koyulttuk. Neden sonra telefonum çaldı, bir hayır sahibinin telefonundan aramış olan değerli eşim hönkürdü neden kaybolduğumu?

Soooonunda buluştuk. Alanı turlama esnasında bir kez daha kaybedildim. Ondan sonra da aldırmadım. Kısmetten öte köy yok, hem anneler günü ben eğlenmeye gelmişim.

Ayrıca kim kime sahip çıkacak arkadaş?

Çıkışta bilekliklerimiz kontrol edilerek salıverildik. Öyle rastgele bir çocuğu alıp çıkamıyorsun yani. Beğendim..

Bir sonraki maraton Nike İstanbul

Nerde hareket orda bereket arkadaş. Ben bu halimle 5 KM koşmaya adayım ya artık ne diyeyim…



2 Yorum

Filed under aile, çocuk, saglik, severim paylasirim

Bakım. Bakım. Bakım : Ağız ve diş bakımı

Bir genç kız olmak 10 yaşında başlayan ve yıllarca süren bir deneyimdir. Keyfini çıkarmak lazım ancak, kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, bakımlı olmaktır.

Günde iki defa diş fırçalayın. Her gün olmasa bile haftada iki üç kere diş ipi kullanın. (Çantanızda bir diş ipi az yer kaplar ancak sayısız faydalar verir size. Dışarıda yemek yedikten sonra diş aralarını temizlemek kadar insana iyi gelen az şey vardır)

Tertemiz gülüşler size çok şey katar.

Adamın dişinin arasında kalana bakarken çok daha önemli bir şeyi göremiyorsunuz.. Bir daha bakın!!!

Bu abi de tek kulaklı.. Ama dikkatinizi hiç çekmiyor. Dikkat çeken şey dişlerin temizliği/pisliği çünkü.

Fstoppers-Colgate-1

Ya bu resimdeki gariplik??? Yine gözler dişlerde değil mi?

Dişleriniz çok düzgün olmayabilir. Bembeyaz da olmayabilir. Ama temizliği gerçekten de çok önemli..

BONUS: 

Dudaklarına haftada bir gün, bir kaç damla badem yağı, toz şeker, tuz ve tarçın karışımı ile masaj yap. Şöyle parmak ucuyla.. Nazikçe. Ölü deriyi atar ve dudaklarını nemlendirmiş olursun.

YASAK:

Hiç kimsenin rujunu kullanma. Hepatit ve uçuk kapmak istemiyorsan tabii.

AJANDA: 

Üç ayda bir fırçanı değiş, altı ayda bir dişçiye muayeneye git!

Tatlı gülüşler!

1 Yorum

Filed under çocuk, Bakim, bakımlı hatun, genç kız olmak, insan olmak, saglik, severim paylasirim

Fiko’nun Bahçesinden

Köy Hizmetleri yazım çok güzel tepkiler aldı. Bu arada Tipi de daha bir kurumsallaşıp Fiko’nun Bahçesinden olarak saptadı ismini.

Yeni adresi Fiko’nun Bahçesinden sık sık güncelleniyor. İlginç ürünlerle dolu alışveriş listesini her hafta mail adresinize gönderiyor.

Facebook Grubu da var, twitteri de, epostası da.

Bu benim çok hoşuma giden ve faydalandığım bir girişim. Biraz daha fotoğraf paylaşmak istiyorum.

fiko

 

İletişim:
0533 372 00 70
fikonunbahcesinden@gmail.com

1 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, güvenli hayat, iştahlı işler, saglik, severim paylasirim

Kehribar kolye

Eşim yarı değerli taşlar ve minerallere hobi olarak ilgi duyar; nacizane ufak bir tesbih kolleksiyonu da  var. Benim orta karar bir bilgim var bu konuda, kendisinden öğrendiğim kadarını biliyorum. Yani hiç uzman değilim. Değerli taşlar daha çok ilgimi çekiyor.

Kuyumcu vitrinlerini severim. Konuya aşina olduğum söylenebilir, ilgim bilgim çerçevesinde anlatabileceğim bir şeyler var. Mesela inci ve sedef. Sedef alkolde erir. Sedef takınızla parfüm-kolonya gibi alkollü şeyleri yanyana bile koymayın. İnci ise sirkede çözülür. Ve tene deydikçe cilalanır. İnci takıları yılda bir en az iki üç gün cildinize deyecek şekilde takmaya gayret edin.

Ve bir süredir sağda solda gördüğüm bir şey: kehribar kolye.

Kehribar, çam ağacıgillerin sızdırdıkları reçinenin milyon yıl yeraltında kalıp fosilleşmesi ile oluşan bir madde. Milyon derken ciddiyim.

Burada gördüğünüz 100 (-YÜZ-) milyon yaşında bir termit içeren kehribar:

bocekli amber

Kehribar ilkokul fen derslerinde anlatılan bir deneyin konusu aslında. Kehribar bir tarağı, çubuğu, herhangi bir parçayı yünlü kumaşa sürtünce elektrik yüklenir, küçük kağıt parçalarını çeker. (Sürtünme ile elektriklenme, elektrik yüklenme, statik elektrik) İşte dilimize farsçadan geçen adını da buradan alır. Küçük saman parçalarını kendisine çeken bu taşa “saman-avcısı/saman-kapan” anlamında Kehrubâ adı verilmiş. Farklı dillerde adı amber’dir ve sürtünme sırasında açığa çıkan reçine uçucu yağlarının kokusunu saldığı için “amber gibi kokmak” tabiri de buradan gelir.

Amberden yapılmış (kehribar) tesbihler hem nadir olduklarından hem de vasıfları nedeniyle çok değerlidir, çektikçe ele ve ortama çok güzel bir koku salar. Kehribar taşlı yüzükler de saraylarda, rengi ve sonsuzluğu sembolize ettiklerinden sevgiliye verilebilecek en değerli armağan sayılmaktaydı.

Ham ya da işlenmiş kehribar kolyelerin guatra(tiroid hastalığına) iyi geldiği iddia edilmekte. Muhtemelen hayır. Kesin bilgi değil, ancak zararı da olmaz bir kolyenin. İsteyen, kendi tedavisini de aksatmadan alternatif tıp ürünlerine yönelebilir.

 

Beri yandan başka bir şehir efsanesi kehribar kolye takmanın bebeklerde diş çıkarmayı kolay ve acısız hale getirmesini anlatılıyor. İşte bu tamamen fos. Birincisi, birşeyler takmak ve ondan şifa ummak şirk’e kadar gider. (Batıl inancım yoktur nazar boncuğu filan da takmam.)

İkincisi, altı aylık ve diş çıkarmakta olan bebek eline ne geçerse ağzına sokar. Kolye takarsan kolyeyi de sokar. Bebeğe HİÇBİR takı takılmaz. Ön tarafına düğme bile koyulmaz, bebek giysileri çıtçıtlı olur.

Bebeklerin boğulabileceğini hesaba katarak bu işe hiç girişmeyin anneler. Herkes diş çıkardı, hepimizin dişi var, er geç çıkaracak o dişleri. Lokal uygulanabilecek sağlığa zararsız şeylerle, ağrı kesicilerle biraz kolaylaştırabilirsiniz.

Daha fenası bunu ticari bir fırsat olarak gören çakallar.

Annelerin hassas noktasından vuran bu sivri akıllılar bebekleri rahat etsin diye her rakamı ödemeye hazır masumlara tuzak kuruyorlar.

Çok değerli bu maddeyi elbette bol miktarda ya da ucuza bulmak imkansız olduğundan bir amerikan icadı olan muadili bakalit “sıkma kehribar” olarak satılmakta. Bildiğiniz plastik gibi bir şey yani. Tencere tava kulpu. Sıkma kehribar diye bir şey olmaz. Çakma plastik parçasına kehribar fiyatı ödeyen insanlar görmek istemiyorum.

Size gelince.. Dolandırılmak istemiyorsanız ve “illa ki kehribar bir takım olsun da ne olursa olsun” diyorsanız paranızı cebinize koyun, kapalıçarşıda bedestene gidip elinizin erdiği, gözünüzün gördüğü tanıdık bildik bir yerden alın. Garantisine sertifikasına bakın. Kehribarın özelliklerini öğrenin ve satın almadan önce deneye tabi tutun.

yararlanılabilecek güzel bir kaynak olarak: kehribar-amber sitesini öneririm.

 

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, çocuk, kültür, saçmasapanlıklar, saglik