Category Archives: insan olmak

Bakım. Bakım. Bakım : Ağız ve diş bakımı

Bir genç kız olmak 10 yaşında başlayan ve yıllarca süren bir deneyimdir. Keyfini çıkarmak lazım ancak, kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, bakımlı olmaktır.

Günde iki defa diş fırçalayın. Her gün olmasa bile haftada iki üç kere diş ipi kullanın. (Çantanızda bir diş ipi az yer kaplar ancak sayısız faydalar verir size. Dışarıda yemek yedikten sonra diş aralarını temizlemek kadar insana iyi gelen az şey vardır)

Tertemiz gülüşler size çok şey katar.

Adamın dişinin arasında kalana bakarken çok daha önemli bir şeyi göremiyorsunuz.. Bir daha bakın!!!

Bu abi de tek kulaklı.. Ama dikkatinizi hiç çekmiyor. Dikkat çeken şey dişlerin temizliği/pisliği çünkü.

Fstoppers-Colgate-1

Ya bu resimdeki gariplik??? Yine gözler dişlerde değil mi?

Dişleriniz çok düzgün olmayabilir. Bembeyaz da olmayabilir. Ama temizliği gerçekten de çok önemli..

BONUS: 

Dudaklarına haftada bir gün, bir kaç damla badem yağı, toz şeker, tuz ve tarçın karışımı ile masaj yap. Şöyle parmak ucuyla.. Nazikçe. Ölü deriyi atar ve dudaklarını nemlendirmiş olursun.

YASAK:

Hiç kimsenin rujunu kullanma. Hepatit ve uçuk kapmak istemiyorsan tabii.

AJANDA: 

Üç ayda bir fırçanı değiş, altı ayda bir dişçiye muayeneye git!

Tatlı gülüşler!

1 Yorum

Filed under çocuk, Bakim, bakımlı hatun, genç kız olmak, insan olmak, saglik, severim paylasirim

itiraf.bom -vi- Rezil olmak aslında hiç de olmamak

Geçenlerde starbaksa gittik. Masa beğendim. Masa üzerinde bir önceki müşterilerden kalanları kaldırıp tezgaha taşıdım. Masama döndüm, montumu çıkarmadan önce cebimden tatlandırıcımı çıkaracağım, sen cebimdeykene kapağı açıl , dışarı çıkarırken “şaarrrr” diye masayı ve dört bir yanı kanderele buladım.

Hemen gözünüzü bulandırın.. BLUR olayı. Flash-Back. Yirmi yıl önceye gidelim. Ben o zamanlar bir Kontes’tim.

Bi defa, masa boş değilse “karsoonbieyy şurayı temizler misinizeya?” çığırtkanlarındandım.

Elime yapışır sanırdım. Adamların/kadınların canavar gibi akşama kadar didindiklerini, zaman zaman adam eksikliğinden her işe bakmak zorunda kaldıklarını bilmezdim.

Zaten merkezi, sevdiğim masada bardak mardak varsa, oraya oturmazdım, ücra ama boş masayı seçerdim. Hele ki yolda belde, avm’de yardıma ihtiyacı olduğu belli insanlara bir el vermek düşünülemezdi bile.

Yirmi yaşında ben, böyle janti bir yerde bişey döküp saçsam, “yer yarılsa da içine girsem” şekline dönüşür, kızarır bozarır, derhal mekanı terk eder, aylarca da bir daha gitmezdim. Herkesin bana baktığını, herkesin hiç unutmayacağını sanırdım.

Herkesin aldırmadığını zamanla öğrendim, daha ilerki zamanlarda, herkesin ne düşüneceğine önem vermenin toyluk olduğunu anladım. Zamanla ve çeşitli işlerde pişmenin faydasıyla, adam oldum. Resepsiyonda da çalıştım, restoranda da. Havaalanında da çalıştım, Halâskârgazi’de de.. O dönemlerde şansıma hep olgun, insan gibi insan patronlarım oldu. Bakarak biz de biraz cilalandık. Artık hemen her mekanda “keşke her müşterimiz sizin gibi olsa” diyorlar bana. Sırf tezgahın bu tarafında olduğu için evinde – çevresinde asla yapmayacağı şımarıklıkları, “parama geçer lafım” tavırlarını sergileyen tiplerden herkes usanmış durumda. Milletimiz kesinlikle hizmet personeli üretemiyor o bir gerçek, ancak biz müşteri olarak da berbatız.

Günümüze döndüm;  önce cebime dökülenleri avuç avuç ayıkladım, sonra masadakileri, hepsini tekrar kutuya doldurdum, o arada kahveler de geldi, keyfimize baktık.

Zamanında yaşadığım yüz kızartıcı (!) hezimetlerimi bilmek ister misiniz? Ama gerçekten ilk üçteki, yıldızlı rezillikler.. Şöyle bir hatırlayalım.

Üç numarada hiç hilafsız: Dondurma cubuğu

İki numara: Örümcek Kadının Öpücüğü

Bir numara: Takma Tırnak Vakası…

(onu sonra anlatırım keh keh)

 

 

Bu arada gereksiz bir biçimde geride kalan bu itirafın önü arkası da var :

İtiraf 1 2 3 4 5

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Yıldönümleri -i-

“İyi bir evlilik iki şeye bağlıdır” derler.. “Doğru insanı bulmak, doğru insan olmak!”

Bunun basmakalıp bir fikir olduğunu düşünebilirsiniz, ama işin sırrı sadece bu. Bunu da buraya yazdıktan sonra, gelelim bugünkü yazının güzeller güzeli konusuna.

Evlenme yıldönümleri.. Ne güzel şeylerdir. Yılda sadece bir defa olurlar ama kutlanmaya da değerdir. Onlu yılların dönümleri apayrı heyecandır.. 25 yıla Gümüş, 50 yıla Altın Evlilik Yıldönümü dendiğini duymuşsunuzdur. (100 yaşına kadar yaşayana da “Dalya dedi” derler ama o farklı bir yazı konusu, 100 yıllık evlilik masallarda olur anca :) )

Ortaçağ Avrupasında bazı evlilik yıldönümlerine özel bir önem verilmiş. 1., 5., 10.,15., 20., 30., 40., 50., 60., 65., 70., 75., ve 80. yıldönümleri daha bir özenle kutlanmış. Evliliğin kutsallığı ve uzun yıllar sürmesi toplum için o kadar özel ki, törensever ingilizler bunu iyice özendiren (ya da en azından beni özendiren) bir fikirle 60. yılını kutlayan çifte kraliçenin özel tebrik mesajını içeren bir kart geliyor.

Benzer bir uygulama ABD’nde de var, Başkan tarafından kutlama kartı geliyor orada da. Ama tabii kraliçe’den kart almanın yanında, eh, neticede bir devlet memuru tarafından kutlanmak sönük kalır …

Buyrun kendiniz değerlendirin:

baskan_opt -

Kartı çok beğendim, sergileyeyim dersen ayrıca kraliyet çerçevecisi resmi çerçeve de satıyor sana, içine takıp gelene gidene havanı basıyorsun. kralice_opt

Bu fikri sindirmek için biraz bekleyin, sonra devam edelim.

Aradan geçen zamanda kuyumcular da “abi niye sadece 10’lu yıllara özeniliyor, aradaki yıllara da bişeyler verme adeti çıkaralım, alışveriş olsun” demişler ve adete kuyruk takmışlardır.

Klasik evlilik yıldönümü isimleri ve o yıllara ait verilecek hediyeler şu şekilde sıralanır:

Yıldönümü Geleneksel Modern
1 Kağıt Saat
2 Pamuk Porselen
3 Deri Kristal ya da Cam
4 Meyve ya da Çiçek Küçük Ev Aletleri
5 Tahta Çatal Bıçak seti
6 Şeker/Ütü Tahta
7 Yün/Bakır Masaüstü setleri
8 Çömlek/Bronz Keten/Dantel
9 Söğüt/Çömlek Deri
10 Teneke/Aluminyum Elmas Mücevher
11 Çelik Tasarım Mücevher
12 İpek/Keten İnci takılar
13 Dantel Tekstil Kürkler
14 Fildişi (etik değil,değişti) Altın mücevherat
15 Kristal Kol saati
20 Porselen Platin
25 Gümüş Gümüş
30 İnci Elmas
35 Mercan Yeşim
40 Yakut Yakut
45 Safir Safir
50 Altın Altın
60 Pırlanta Pırlanta

İşte bunlar, evlenme yıldönümlerinin adları ve alınacak hediyelerin ipuçları..

Devamı var: Yıldönümleri -ii-

1 Yorum

Filed under aile, araştırdım, insan olmak, kültür, severim paylasirim

SAVARONA (Konuk yazar)

10 Temmuz, İstanbul yakınlarında
GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIINNN…
2 gündür SAVARONA’nın Reza tarafından kiralandığı haberlerini okuyarak içim acısa da, geleceğe ümitle bakmak istiyorum ve sizlerle birşeyleri paylaşmak istiyorum..
Yıl 2010… Yönetim kurulunda çalıştığım ATATÜRK’ün kızlarının eğitim aldığı, Cumhuriyet’ in ilk kız lisesinin ( İstanbul Kız Lisesi) 99. yıl etkinliklerini planlıyoruz.. Tarih belli. 10.10.2010 ama yer araştırıyoruz..Eşimden bir öneri geliyor. “Savarona’ da yapsanıza..”.. Çok ütopik gibi gelse de şahane bir fikir… “Atatürk’ün kızları, Atatürk’ün yatında..” O kadar anlamlı ki kendimizi orda hayal edebilmek bile tüyler ürpertici !
İşletmecisi Kahraman Sadıkoğlu’nun Atatürk’çü düşünce yapısını da bildiğimiz için kolları sıvıyorum. Mezunlarımızdan bir arkadaşımızın yardımıyla da Kahraman Sadıkoğlu’na ulaşıyoruz.. Kahraman Bey işletme müdürünün mail ve telefonlarını veriyor konuyla ilgili detay bilgi için.. Yazışmalar, konuşmalar derkennnn bir gün telefon geliyor…
O sırada babacığım hasta olduğu için, annemlerde kalıyorum, annemlerin evinde yağlı boya yapıyorum, ellerimde eldivenler.. Eldivenleri fırlatıp atıyorum telefondaki ismi görünce…
Kahraman Bey, 10.10.2010 da Savarona’ da etkinlik yapmamızı onaylamış ama kurallara uymamız gereğiyle.. Neyse kurallar yazılı gönderilecek göreceğiz ama; ücreti sormaya dilim varmıyor….Bizim bütçemiz belli…tüm cesaretimi toplayarak bütçeyi soruyorum… ÜCRET TALEP EDİLMİYOR… Coşkum anlatılır gibi değil… Önce eşimi, sonra dernek başkanını arıyorum bu müjdeli haberi vermek için… Neyse daha sonra görüşmeler başlıyor. Savarona’nın kuralları geliyor.. Bir çivi bile asmamız yasak.. Tabii ki normali de bu , tarihi dokuya saygılı olmamız gerek.. artık günler heyecanla geçiyor. Yönetim kurulu üyeleri , 30 lu yılların başındaki kıyafetleri diktirtme kararı alıyor. Belgesel hazırlatıyoruz, davetiyeler basılıyor ….
Derken o kapkara 28 Eylül 2010 günü geliyor… Nebil Özgentürk’le belgesel görüşmesine gitmek üzere evden çıkmadan önce, anacığımı arıyorum, 2 gün önce yanlarındayken durumu çok iyi olmayan babacığımı sormak için….Malesef kötü haberi alıyorum.. Annem çok hissettirmese de babacığım ın son anları olduğunu hissediyorum, başkanımıza görüşmeye gidemeyeceğimi söyleyip ablam ve yeğenimi alıp babacığıma gidiyorum ama; maalesef yetişemiyorum…
Maalesef babamı kaybediyoruz o gün…
Akşam üzeri dernek başkanı arıyor, Savarona’ da ki felaket haberi, fuhuş skandalını söylüyor. Malum evimizde tv açık değil, olaydan haberimiz yok dolayısıyla.. İki felaket aynı güne denk geliyor benim için…Hiçbir zaman doğruluğuna inanmadığım, detaylarını işletme müdürüyle sonrasında da görüştüğümüz sözde fuhuş skandalı… Dernek başkanımız ani kararıyla kokteyli Pera Palas’ a aldıırtıyor.
Ben olsam; ASLA , SAVARONA’ dan VAZGEÇMEZ, KAHRAMAN SADIKOĞLU’NA ÖZELLİKLE DESTEK OLURDUM… ama; yaşadığım acı nedeniyle zaten bunu düşünecek ve savunacak durumda da olmadığım için durumu kabulleniyorum…Atatürk’ün kızları olarak, o yata gitmek, sürülen o lekeyi de temizlemek çok güzel olurdu şu anda aynı şeyler yaşansaydı ve de benım koşullarım farklı olsaydı, SAVARONA’ da 99. Yıl kokteylini mutlaka yapardım!
Son günlerdeki SAVARONA ile ilgili gazete haberlerini okuyunca, ATA’mızın kemiklerinin benim de yüreğimin sızladığını hissediyorum…. Umarım bir gün herşey düzelir… Umudumuzu asla yitirmemiz dileğiyle.. AYDINLIK GÜNLER olsun hepimiz için…Hayallerinizin peşinde koşun.. Hiçbirşey imkansız değildir…
Gülşen Garipler

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, kültür, konuk yazar, severim paylasirim

Karış karış karıştırdım bugün.

Uzun zamandır gerek tembellik gerekse kıyamamaktan yapmadığım bir şeye başladım, arka odada birikmiş kolileri boşaltıyorum. Neler attım neler, koskoca koliden geriye bir kutu malzeme kaldı, geri kalan herşeyi yırttım, yaktım. Saçççma sapan kartvizitler biriktirmişim.. Hayret miktarda ıvır zıvır. Ki ben de freecycle bir insanım, hiç tutmam evde ya satarım, ya atarım ya veririm. Bunları ne tür bir duygusallıkla tutmuşum bilmem..

öncesi..bir koli birikinti

öncesi..bir koli birikinti

sonrası.. bu kadaaaar

sonrası.. bu kadaaaar

O arada sevgili(!) okulumun yıllığını buldum. Yıllıkta okuldaki en samimi arkadaşlarıma göz attım, derken aklıma düştü, “ya benim en iyi kankam Rayan’dı. Ne oldu kıza bir aranayım” dedim.

200 kişilik sınıfta türlü çeşitli öğrenci oluyor tabii, bunlardan bazıları da değişim öğrencisi, ve Rayan da benim sınıfımın Tanzanyalı değişim öğrencisiydi. 4 senede bitirdi okulu, gitti memleketine. Ben 6’ya uzattım onu da ite kaka geçtim açıkçası. Kendisi bildiğin zenci, dünya tatlısı bir kız. Ben sarışın, mavi gözlü bir başka tatlı, ikimiz Benetton reklamı gibiydik. Yanyana..

Süper not tutardı. Üstelik arapça yazardı, notlarını aldığım için deli olurdum. Arap alfabesiyle yazılmış kimya notlarını hayal ediniz… Sayesinde arapça okumam ilerlemişti. Kullandıkları dilin adı Swahili. Bana biraz da Swahili öğretmişti. Kanlı canlı olmasa da güzel Türkçe öğrenmişti.. Aramızda sürekli İngilizce konuşurduk. Okul günlerimin en güzel tarafıydı Rayan..

Zaman zaman aradım nette kendisini. Kısmet bugüneymiş. Teknoloji yeterince ilerlemiş, dünya mandalina kadar küçülmüş.. Rayan’ı bu sefer başarıyla buldum. Hatta görüntülü görüşme yaptık, çok güzel bir sürpriz oldu ikimize de.

Koliden Rayan çıktı yani..

Yıllığı da yaktım. Berbat bir anıydı, kurtuldum.

O kadar ayıklama, yakma bilmemne sonucunda öğleden sonra oldu tabii, pis ve is kokar şekilde kızı okuldan almaya gittim saç baş o biçim.. :) İyi ki cam filmi diye bir şey var..

 

2 Yorum

Filed under ben yazdım, freecycle, insan olmak

Netiket/ İnternet etiği hakkında bir kıssa

Bunu yazdık ama şunu da yazalım :

 

Bedevinin biri çölde gidip dururken bir bakmış yol kenarında yatakalmış bir adam. İnmiş deveden, kırbasından su vermiş, gölge ayarlamak için ilerideki çalının dibine bir örtü serecekken bir de bakmış ki yerdeki fırlayıp kalkmış da bunun deveye atlamış, kaçıyor..

Bizimki ardından bağırmış: -Biradeeer, çaldın deveyi aferin. Ama bir ricam var. Sakın kimseye anlatma bunu!

Harami durdurmuş deveyi: -Niye ki?

Mağdur adam omuz silkmiş: – Bu duyulursa, bir daha kimse çölde bir başkasına yardım etmez artık..

 

 

3 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

Koşuşmalı Tombi’k

Ehe. Yoğuşmalı Kombi gibi. Bi de eşanjör var bi türlü cümle içinde kullanamadığım.. Buraya yazayım bari.

Güne erken başlasam da elim ağır biraz. İlla ki geç kalırım. Her yere ve her şeye.. Son dakikaların adamıyım. (Şu an çıkıp kızımı almam gerekiyor mesela, ben bunu yazıyorum. Hatta çayım da geldi. İlla sıkışarak olacak herşey, Allah’tan hızlıyım da Hermes gibi.. -amma saçma oldu aynı cümlede hermes.. neyse)

 

Sabahları evden çıkışım -lütfen Zihni Göktay telaffuzunu hayal edin.- “baskın yemiş zampara gibi”.  Ayakkabının teki ayağımda, araba anahtarı cebe, telefon bir başka cebe sokulmakta, montu koltuğumun altına kıstırmışım, kıç cebimde o gün yapılacak şeylerin sağa sola not alınmış kırpık kırpık kağıtlar, bi koltuğumun altından scart kablosu sallanmakta, elimde koca bir ikea çantası, içi o gün uğranılacak ve bırakılacak saklama kapları, ilaçlar, servise verilecek bozuk ürünlerle dolu. Saçıma tarak sürdüysem şanslıyım. Asansör aynasında kalem çekmişliğim vardır.. Ruj zaten arabada bi kırmızı ışıkta halledilir, acelesi yok!

Kızı okula eşimi Metro istasyonuna atıp günlük rutine başlıyorum. Dört evin bir oğluyum ben. Bu sabah mesela arabayı otoparka yıkamaya bırakıp (ki pişmanım) muhasebeciye ve notere gittim. Yeğenimin partisi için sipariş verdiğim folyo balonu sormaya uğradım, yol üzerinden bir çamaşırcı bulup evin erkeklerine iç çamaşırı aldım, kasaba uğradım köfte bitmiş, tavuk budu aldım bi ara fırınlayacağım, geçerken bir çingene bulup yılın ilk nergisini de aldım, kadın indirim de yaptı :))

Oradan eve dönüp bunları bıraktım, işe geldim. Kafamda deli yazılar, oturup neler neler yazacağım… (Mesela dün neler yaptığımı yazacağım, hangi dertlere deva olduğumu… Telefona ne kadar sinir olduğumu…Yeni aldığım cici Pebbloşumu anlatacağım.. Neler neler)

Nasreddin Hoca bir gün evden çıkarken “Hanııım, ben kahveye gidiyorum, bir saat sonra gelirim” demiş. Hanımı da içerden : “İnşallah de, beey!” diye seslenmiş. Hoca öfkenlenmiş, “ne inşallahı be? aha iki adım ilerde kahve, bi kahve içer, sohbet eder gelirim” çekmiş kapıyı çıkmış. Daha bahçe kapısında bir süvari çevirmiş hocayı. “Atın tayı yanında, ama yavaş gidiyor, yol uzun telef olacak, al şunu kucağına Akşehir’e kadar taşı çabuk” diye emir vermiş. Haydaa, ne yapsın Hoca, emir demiri keser, yallah etmiş tayı, atın tozunu yuta yuta taa Akşehir’e kadar gitmiş, yayan yapıldak geri dönmüş ki gecenin körü olmuş.Kapıyı çalmış .. “Kimdir o?” demiş kadın. Hoca bitkin bitkin “hanım İNŞALLAH benimdir” demiiş.

İşte ben de bu planımdan evvel inşallah demediğim için, bi girdim, bilgisayara manyak virüs kaptırmışlar, Smart Guard Protection diye.. Allahın bir belası. Söküp atana kadar bu saati buldum.

Yazılar da sonraya kaldı artık. Gideyim kızımı alayım, eve varayım, akşam yemeği, çocukların ödevleri, kendi hesap kitap işlerim, e malum ikinci üniversite işlerim, kahvem, yıkanacak çamaşırlarım, dikilecek düğmelerim, yamanacak çorabım, oynanacak oyunlarım ve izlenecek filmlerim var.

—————–

Her bilgisayara a) avast antivirüs kurun, b) bi ara sistem geri yükleme noktası oluşturun!!

20140103_194815

4 Yorum

Filed under aile, ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim

Gel pisi pisi, var mı ev gibisi?

Herşey Hamza Bey’in paylaştığı bir video ile başladı. Dedi ki:

Kedilere ev yapabilmek için insanlar yarıştı.

biri de benim..

Aşama aşama:

20131207_154340

Straforu kutunun ön ve arka yüzünün ölçüsüne göre falçata ile kestim

20131207_154648

Ön ve arkaya eklenen strafor kalınlıklarını ilave ederek yanların ölçülerini aldım ve strafordan paylı olarak kestim, ki koli bandı ile yapıştırırken köşeler tam kapansın.

20131207_161132

McGyver bantı ile her yerini sağlamlaştırdım. Verandaya dikiz!

Çatıyı da, taban gibi biraz uzun tuttum, gölge yapar, yağmuru keser diye.

İçine de iki avuç kedi maması koydum :))


20131207_163343

En büyük handikapı olan hafifliğine çözüm bulamadım. Rüzgarda uçmasın ya da köpekler sürüklemesin diye garaj kapısı ile duvar arasına sıkıştırdım. Bir yere bağlamak lazımdı aslında. Ertesi günü kayboldu. Biri çaldı herhalde…. 

Bütün bunları yapmak yarım saatimi aldı. Kızımın yardımı ve sohbeti ile vakit su gibi aktı. En güzel eğitim görerek, yaşayarak eğitimdir. En iyi dersler okulda değil, aile sofrasında edilen sohbetlerde alınır.

Kedileri ve kendimizi çok memnun ettik.

Siz de yapın. Sokak hayvanlarından biz sorumluyuz…

12 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, severim paylasirim

Bizim gözümüzden “Uyanış”

Kelime Perisi Gezi-Parkı’nda yaşananlarla ilgili olarak birşey yazmış. Ben daha iyisini ne yazabilirim ne okudum. Buraya alıyorum buyrun okuyun…

Benim gözümden “Uyanış”

Yazmayalı epey bir zaman oldu  sanırım…

Herkes gibi bende Gezi Parkındaki 3-5 ağaç diye başlayıp yapılan her bir müdahale  sonrasında çığ gibi büyüyen haklı baş kaldırılara kilitlendim.  Gezi’ye bizzat gidemesem de elimde telefon sabahın köründen gecenin bir yarılarına kadar twitterdaydım… dualarım ordaki insanlaraydı… Gözünü , kulağını kapamış, egosunun yenememiş bir adamın elindeki gücü sonuna dek halkın üstünde kullanmaya çalışmasını ve  buna rağmen  çığ gibi daha çok direnerek büyüyen muhteşem bir Türk Milleti gördük…  Gerçi bizim boyalı basın görmedi. Biz  kendi olayımızı  ya twitterdan ya yabancı basından takip edebildik…

Gezi parkı , özgürlüklerin direnşi olmanın yanısıra mizah devrimi de oldu bir yerde… Gençler  tüm o saldırılara biber gazlarına  mizahi uslupla o kadar güzel cevap verdiler ki…

Gönüllü avukatlar, doktorlar,tıp öğrencileri, veterinerler herkes ama herkes orada birbirine yardım için koştu…

Bi yanda  2 yıllık biber gazı stoğunu 20 günde  kendi vatandaşına öldüresiye hedef alıp tüketen bir devlet, diğer taraftan gözünü kaybeden, kafasını patlatan  kan revan içinde tedavisini yaptır sahalara geri koşan halk…

Bir diğer tarafta  ise ortalığı sakinleştirmesi gerekirken daha çok körükleyen yöneticimsi varlıklar…

Sevgili oğlum, şu hayatta hiçbir bilgiyi sorgulamadan kabul etme.. ak derlerse niye kara değil’i sor…

Biz, bu turda, bizi ne kadar böldüklerini gördük, doğuyu batıyı, açığını kapalısını birbirine bilemişler…

Ne çok ön yargılarımızın olduğunu gördük.. insanı insan olduğu için  değerlendir. türk-kürt-laz, kapalı-açık ayırımı yapma… O kafası kapalı diye baktıklarından ne akıllı insanlar çıktı,  ve o başı açık diye dost sandıklarından ne hainler…

Aslında ağacını savunan bi avuç gence aldıkları emir doğrultusunda  içindeki hınçla saldıran devlet baba başlattı…

O devlet babanın valisi kalkıp : “Müdahale etmeyeceğiz”  dedi daha lafını bitirmeden taksimi biber gazı ile bombalamaya başladılar… gel de inan… ama sen inanma oğlum…bende sendenim güven diyene güvenme… Güvenmen gereken kişi zaten yanındadır, söylemeye gerek duymaz bile…

İşin özü ibadetse, ibadet gizli  yapılır oğlum. Allah’la kul arasında gizli olmaz sadece.  O’nunla arandaki ilişki de sadece Yaradan’ı ilgilendirir. Sen kendi edebinden sorumlusun.

Bu gün din din diyen insanların ülkeyi nasıl soyup soğana çevirdiği gün gibi aşikâr…

İşin özü ne biliyor musun asıl?

İşin özü insan olmak… Art niyetsiz ama saflık derecesinde değil, hoşgörülü ama vur ensesine al lokmasını  boyutunda değil… kendini ezdirmeden, hakkını yedirmeden… ama başkasınınkini de yemeden hatta onunkini de yedirmeden…

Hz.Muhammed’e sormuşlar din nedir diye?  Din güzel ahlâktır demiş..

İşin özü budur evlâdım…

Yıllar sonra Gezi Parkı olayları ile ilgili ne yazarlar bilmem ama bize terörist bile dediler…  Teröristin yanısıra  çapulcu olduk, ayyaş olduk marjinal olduk.. Lakin son kısım doğrudur biber gazı  yememek için millet geceli gündüzlü Taksim’de  gözlerinde deniz gözlüğü ellerinde limon, ağızlarında toz maskesi kafalarında baretle gezdiler….

Geceden sabaha kadar Taksim’de piyano çalarak direndi gençler… 3 büyük takımın taraftarları omuz omuzaydı burada..

“Durun artık” dediler peki dedik, duranadam’lar çıktı ortaya… bu seferde niye duruyorsunuz  dediler. Bir çok insan yaralandı, ölen (bana göre şehit olan) gencecik çocuklar vardı.Onlar için dualar ettik, gözyaşı döktük…

Gönüllü   savunma yapan avukatları yaka paça  kanunsuzca  gözaltına aldılar, destek veren doktorları kara listelere aldılar.  Divan oteli  direnişçilere kapısını açarken Starbucks kapattı, kızılkayalar kapattı, daha başka çok var.   Kapısını açar gibi yapıp kendi elleriyle -onlarında özgürlüklerini savunduklarını anlayamadan aslında- kendi elleriyle  teslim ettiler polislere…

Kim dost kim düşman hep birlikte gördük.

Gencecik fidanlar öldü, devletin başındakiler  ne acıdır ki  olayları durdurmak yerine yandaşlarını ellerinde  ucu çivili sopalarla, palalara,  demir çubuklarla sokağa çıksın diye teşvik etti. Vatandaşı korumakla görevli polis palalı adamı yakalayacağına sırtını sıvazladı gönderdi…

Yok artık deme…Tv’ler vermese de çekilen videolardan,sosyal medyadan gördük hepsini…

Ölen çocukların cenazesine devlet taziye yerine toma gönderdi benim ülkemde…  Daha dün Ali ismail Korkmaz‘ın annesi toprağı verdi… Onu teselli eden  de polis mermisiyle öldürülen Ethem Sarısülük‘ün annesiydi…

 

Zor zamanlardan geçiyoruz evet ama umuyorum ki herşey  daha güzel olacak…Birbirimize saygı duymayı,  çıkarın olmadan da bir başkası için ne yapabilirim demeyi öğreniriz  umarım.

 

Bu yazıyı yazmadan bu bloga devam edemedim, yazmasaydım hep bişeyler eksik  yada yarım olacaktı, yazmasaydım devam edemeyecektim.. .Çoğumuzun hayatı belki  bizim için   rutin düzeninde aksa da bir başka evde bir başka anne-babanın evladını toprağa vermiş olduğu fikrini ne kalbimden ne ruhumdan atamıyorum. Canım acıyor…

Üstelik devlet yönetimindeki insanların kendi vatandaşına yaptığı bunca zulüm varken gidip başka bir ülkenin içişlerine tavsiye vermesi, destek çıkması… Ne bileyim.. koyuyor insana.. ister istemez soruyorsun biz üvey evlat mıydık da öldü bunca genç diye?

 

Daha yazacak çok şey var da… Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler…

Herşey güzel olacak diye düşünüp öyle olacağına inanıyorum  ben…

Sizde inanın tamam mı?

 

 

Bunlar benim için konuyu özetleyen aklımda kalan linklerden bazıları …

Gezi Parkı Gerçeği -Mehtap Erel

 

Gezi Parkında yazılan tarih (Ayşe Arman’ın yaptığı diğer için  röportajlar haizran 2013′ü seçip okuyabilirsiniz )

 

Bu da olayların ilk başı için… Blogcu anne Elif’ten…

Dokunma!

Üç -beş ağaç için değil  Ayrıca Elif’in blogdaki Gezi’yle ilgili diğer yazılarını da okuyun… tavsiye ederim..

 

Görkem’den… biber gazı yutmadım ama benimde söyleyeceklerim var

 

Bu da Bülent Peker’in başbakana yazdığı mektup

 

Not: Daha bir suru yazı var ama ne yazık ki ilk akıma gelenleri koyabildim…

 

 

 

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Deli pösteki sayıyor -i-… Aile ağacı

Bazen kendime şaşıyorum. Bir şeyin cılkı nasıl çıkarılır, hakikaten bu konuda uzmanım. İlla herşeyi dört başı mamur yapacağım diye delimsirek işlere kalkışıyorum.

Uzun zamandır yapmaya çalıştığım bir şey var. Aile ağacı…

Bu iş için myheritage sitesini kullanıyorum. Secere.org da iyidir.

Çok akraba bilmem ama şu ana kadar 176 kişi oldu. Sıksam bi bu kadar daha çıkar :))

Derhal yengelerimi arayıp aradaki boşlukları doldurmam lazım. Temel akrabaları, birinci ikinci derece yakınlarımı kendim ekledim. Facebook’tan bakıp evlenenleri, çocuğu olanları saptadım, yeni nesili de ekledim..

Aile büyüklerine danışma zamanım geldi. >Bunu son yaptığımda aileden, uzak akrabadan ölenler olduğunu öğrenmiş ve şok yaşamıştım. Haberimiz dahi olmadı :(( Allah rahmet eylesin.

Bir benim değil eşimin tarafını da ekliyorum.. Epeyce detaylı bir hale geliyor, göz kamaştırıyor…

Soyağacı işini öneririm. Şecere iyi bir şeydir. Kan da sudan ağırdır.

vişne

Sonraki bölüm: Deli pösteki sayıyor -ii-

Son bölüm: Deli pösteki sayıyor -iii-

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim