Güzel bir şiir okudum…

İnsan yaşlandığını ne zaman anlar biliyor musun? İğneye iplik geçiremeyip, küçük yazıları okumak için kafayı arkaya atarak geriden baktığında.. :)

Öyle bir zamana geldim ki, birilerine rahmet okumadan bir bardak su içemiyorum..

Aileden iki üç kişi biraraya gelsek, telefonda sohbete girsek

“Rahmetli eniştenin bakkaliyesinde…” , “hiç unutmam rahmetli büyükbabamın…”, “rahmetli babamın dediği gibi…”

Eskiden bunları konuşmazdık biz. Büyüdük anlar hale geldik, kayıplarımızı anar hale geldik…

Dirilerimiz daha çok, hamdolsun, ama ölülerimiz de desteyle..Allah sıralı ölümler versin, cümlemize gecinden versin, ammaa elden ayaktan da düşürmesin…

 

Bu arada da bu şiir geldi buldu beni..

 

İHTİYARLIK

Yokuşa yüzün yok, inişe dizin,

Uzağı, yakını pek görmez gözün,

Sanki bize tarih oluyor sözün,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ağrıdan sızıdan durmaz yakınız,

Çare arari sağa sola bakınır,

Az yese, çok yese hemen dokunur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yedek parçan olur iğne, şurup, hap,

Ne faydası var kii, ne yaparsan yap.

İflas etmiş ciğer, yorulmuş bir kalp,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Dizler titrer sonra belin bükülür,

Damarlardan sıcak kanın çekilir,

Saç sakal ağarır, dişler dökülür,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ayakların baston ile üç olur,

Gençken koştuğun günler hiç olur,

Konuşsan suç olur, sussan suç olur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Arkadaşın olur evde çocuklar,

Eşin dostun seni arada yoklar,

Torunların alır bastonu saklar,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

 

Biri ölüp ayrıldı ise eşinden,

Kalan gitmek ister onun peşinden,

Çıkaramaz hayalinden, düşünden,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ne çabuk geçiyor baharlar, güzler,

Zaman akımına uymuşuz bizler,

İnsan yaşlanınca ölümü gözler

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yaşlılara değil yalnız bu sözüm,

Gençler de yaşlanır, darılma kızım,

Senin de buruşur elin ve yüzün

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Elibol’un sözün, yabana atma!

Doğru yolu koyup, eğriye sapma!

Günahlardan sakın, harama bakma!

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

(Âşık İsmail Elibol)

 

1 Yorum

Filed under insan olmak

Genç kız olmak…

-*-*-*- Genç kızlara özel yazı-*-*-*-

Güzel ve akıllı kızım…

10 yaşından itibaren hayatının yeni bir dönemi başlar. Genç kızlık. Çok güzel ve çok hassas bir dönemdesin.

İçten içe bir çocuk olsan da, vücudun seni büyümeye, anne olmaya hazırlar. Annelik kolay bir şey değildir, o yüzden hazırlık da yavaş ve uzun sürer.

Yaşıtın erkek çocukların gelişmesi senden daha geç olacak, senin geliştiğinin farkına bile varmayacaklar. Ama gene de, bir genç kız olarak, biraz daha dikkatli oturup kalkman, kendine biraz daha özen göstermen lazım. Yavaş yavaş küçük bir hanım oluyorsun. Bir hanımın davranışlarını kopyalayıp, kendine uyarlamalısın.

Nezaket her zaman bir pelerin gibi üzerinde olmalı. Ve bir genç kızın sakin ve gururlu olması en güzelidir. Çok merak ettiğin binlerce şey var, biliyorum.. Hepsinin sırası gelecek. :)

Artık pembeli, ayıcıklı, süslü kıyafetlerde değil gözün. Daha hanımsı, daha zarif kıyafetler ve takılar arıyorsun kendine. Diğer arkadaşlarınla rakip gibisin, hiç tanımadığın kızların giysilerini, saçlarını süzüyor olacaksın yakında. Kendi tarzını bulmak üzeresin, iyi haber: çok güzel olacaksın…

Sana en uygun şey, her zaman en beğendiğin şey olmayabilir. 10-15 yaş arası bir genç kızın topuklu ayakkabılar, parfüm ya da makyaj hevesi doruktadır.. Ancak, daha erken güzelim..

Topuklu ayakkabı bir denge ve ayak tabanındaki kemiklere işkence aletidir. İki parmağının kalınlığından daha yüksek topuk, sana mutlaka rahatsızlık olarak geri döner.. Hep babet giy demiyorum, giyeceğin ayakkabının topuğu ölçülü olsun. Yirmili yaşlarında, stilettolar seni bekliyor zaten. Bu yaşta ayak parmaklarını sakatlamazsan iyi edersin.

Parfümlerin çoğu alkol içerir ve alkol de cildin için hiç de uygun bir sıvı değildir. İyi parfümler çok pahalıdır, ucuz parfümler ise kesinlikle rezildir. Kullanma.

Makyaj… Makyaja gelince, üç kural var

1  : Kozmetiğin her alanında mümkün olduğunca doğal içeriklerden yana ol.

2 : Kozmetik ürünleri kimseyle paylaşma. (Kimseye sürdürme, kimseninkini sürme…)

3 : Herkes ne yaparsa yapsın, boşver. Sen koyun olma.

 

En güzel cilt, temiz olandır. Cildini her gün saf gülsuyu damlattığın pamukla silmeyi ihmal etme. Cildin yağlanmasını, siyah noktaları engeller. Bütün o pahalı jeller meller hava civa.. Gülsuyundan şaşma!

 

Dudak koruyucu kullanabilirsin. Hafif renklendirilmiş olanları da var.. Ama şeffaf olanlarını tavsiye ederim. Renklendiriciler bile zararlı kimyasallardır. Dudaklarının kendi doğal pembesini şeffaf bir koruyucu ile vurgulasan yeter, sadelik her zaman asil durur.

Oje, şirin bir şey. Seviyorsan, her rengi güzel. Lakin unutma, iyi bir marka al. Tırnaklarını havasız bırakır oje, o yüzden az sür, kısa süre sür. Asetonsuz oje çıkarıcısı kullan.  Aseton tırnağın üst yüzeyini hırpalar.

Fondöten: iki kelime. “uzak dur”.

Kalem-Far-Rimel: 15 olmadan, heveslenme. Genç kızların makyajı, onları malesef bir cüce-kadın kılığına sokuyor. 15 olunca, annenle bir konuş bu konuyu…

——–

Genç kız olmaya başladığını nasıl anlarsın? 

Bu kısım, nedense herkesin konuşmaya utandığı kısımdır… Genellikle bacaklarındaki tüylerin koyulaşması ve terlediğin zaman kol altlarının garip kokmasından.. Hormonların saat gibi çalışıyor demek ki. Çok iyi. Bacakların için tüy sarartıcı ya da ağda öneririm. Jilet? ASLA!  Tüy dökücü kremler de bir yere kadar işe yarar ama en iyisi bence veet/sesu hazır ağda bantları.

Kol altlarına gelince, bir sene içersinde bu bölgede de tüylerinin rengi koyulaşacak, haberin olsun. Vücudunda el ayak tabanları ve dudaklar dışında tüyle kaplı olmayan pek bir yer yok zaten. Belirli bölgeler de hormonlar işe koyulunca, renk değiştiriyor, kalınlaşıyor işte. Çözüm var: Ağda! Evet bıktırıcı.. Ama ileride lazere gidebilirsin ya da depilatör makinelerden bir tane alabilirsin. Onu sonra düşünürüz..

Kol altlarına her banyodan sonra roll on/deodorant sürmeni öneririm.  Terlemeyi önleyen “antiperspirant” değil, ter kokusunu önleyen “deodorant” ürünleri seç.

Tüy demişken, bikini bölgesi dediğimiz alanda da tüylerinin koyulaşması normal. Zamanla iyice koyu renk aldığında rahatsız etmemesi için onlardan kurtulmak isteyebilirsin.. Bölgenin hassas olması nedeniyle, tüy dökücü krem ya da ağda bantları çözüm olabilir. Bu kıl-tüy işlerinde ailende en yakın bulduğun anne/abla/teyze/hala sana mutlaka yardım eder. Kimse alay etmez merak etme, hepimizin başından geçti bunlar.. Üstelik bunlar çok güzel bir dönemi gösteren işaretler, anneler çok sevinir minicik kızları bir genç kız olunca..

Vee en güzeli, en geç 13 yaşında göğüslerin gelişmeye başlayacak. Biraz acır, bu da normaldir. Birisi diğerinden farklı büyüklükte olabilir, normaldir.

2012-12-28 14.39.14 LCW‘de  gördüm, T-shirtlerden belli olmaması için özel bir katı olan fanilalar/atletler var, hemen bir tane al. Rahat edersin.

Sütyenin zamanı da geliyor artık. Penye ve iki katlı (ince bir sünger tabakalı) olan sütyenler idealdir. Sentetik olanlara heveslenme. Sağlıklı gelişmen için gerekli boyda almalısın. Ayakkabı gibi, “büyüyünce de giysin” diye sütyen azıcık büyük alınmaz. Tam uygun olanı en iyisidir. Büyüyünce, bir tane daha alırsın olur biter.. Unutma, alttan destekli yani telli sütyenler gelişme çağındaki göğüs dokusuna zarar verirler, tam olarak gelişene kadar, telsiz sütyen almalısın.. Veee, yatarken çıkarmayı unutma!

Son olarak, göğüs gelişiminden iki yıl sonra, âdet görmen beklenen bir durumdur. İşte ilk âdetle, tam bir genç kızsın. Tebrikler küçük hanım..

Not: Sormak istediğin bir şey varsa, mail adresim yukarıda. ;)

Annelere not: 10 yaşından önce ergenlik belirtileri, “erken ergenlik”tir. Lütfen doktora danışınız. Ve lütfen eve organik olmayan tavuk sokmayın; erken ergenlikle ilgili hangi doktorla konuşsam hepsinden aynı lafı duydum: “tavuğu kesin”

25 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, saglik, severim paylasirim

Sapık teşhiri

 

Sabah sabah 02162120303 diye bir numara aradı. Otomatik çağrı-bant kayıt dinletiyor…

Cinsel performans ürünü satıyorlarmış, osmanlı topu adında.. Ücretsizmiş, bire basacakmışım. Bastım ki canlı müşteri temsilcisi çıksın, basayım kalayı…

05300662547 numaralı telefondan arandım bir süre sonra. Ağzıma geleni saydım, kapadı telefonu.

Allahın belaları, sapık manyaklar, adi dolandırıcılar, utanmaz hasta köpekler. Bitmiyorsunuz. Cinsel hastalıklardan geberin gidin inşallah.

 

Al başka bir tane: Masaj salonu tanıtımı.. bir tane daha: yabancılara oturma-çalışma izni alıyorlarmış. Nerde ahlaksız, yasa dışı, insan sağlığını hiçe sayan manyak var, telefona dadandı. Bunların tümünü emniyete bildireceğim zaten. Ayrıca Turkcell’i aradım, numarama yarışma,erotik,pazarlama içerikli vb vb bir sürü türde mesaj gelmesini engellettim. Para için ruhumuzu satıyor onlar da.. Pisler.

 

Üzerime kayıtlı bir hat daha var ve reşit olmayan çocuğum kullanıyor. Böyle bir gerizekalı sms ya da telefon görüşmesi ile karşılaşması durumunda adamları doğrudan savcılığa şikayet edeceğim..

 

 

Ek bilgi:

Turkcell Online hizmetlere girerek, sms almak istemediginiz konulari bloke ederek ya da müşteri hizmetlerini arayıp bloke ettirerek firmalardan gelen reklam ve tanıtım zımbırtılarından kurtulabilirsiniz.

3 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Evde tertip, Çekmecede tertip…

Bir başka icatla karşınızdayım. İcadı yapan İKEA.. Kullanan İpekAG..

 

2012-09-07-12-51-261

Bu benim geçen sene kullandığım, İKEA çekmece içi duzenleyicisi.  Gerçekten işlevsel. Çekmeceyi de düzenli tutuyor, ürünleri de gruplandırdığından insana bayağı vakit kazandırıyor.. Bir tane de banyoda var, sabun, krem, ivir zivir bulunan çekmeceyi tertipliyor kendisi. Memnunuz.

2012-09-07-12-49-111

Bunu bu sene aldım. Bence öbüründen de iyi bir düzenleyici..
2012-09-07-12-59-441

 

Görüldüğü gibi iki katlı. Daha da ince ayarlı bir düzenleyici oldu benim için.. Çekmeceye sığmadı bu, onun dışında tavsiye ederim. Dikiş/hobi kutusu da olur, çocukların odasında lego/boya kalemi düzenleyicisi de..

 

 

 


7 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, bakımlı hatun, ev işi, icatlar, kozmetik, severim paylasirim

Düğüne gittim, gördüm, geldim. (pek vici bi durum olmadi)

Emmioglum evlendi.

Davetiyem, üzerine adım yaldızlı kalemle yazılmış şekilde elime ulaşmadan bir ay önce telaş sardı beni.

Gideyim mi? Gidelim mi?  Senin iş durumu müsait mi? İki gün izin al noolur yani? Bilet kaça? Yer var mı? Çocukları götüreyim mi? Hangisini götürsem? öbürüne kim baksa? Ne giycem????

Neticede iki-iki berabere kaldık. Aldım kızımı Antebe gittim.

Pegasus koltukları her zamanki gibi kramp girdirecek kadar dar. 36 beden koltuk yapmişlar. ben de 36 beden değilim… Koridordan koltuğa akışıp sığmak gerçek bir seyir oldu. Oturduğum yerden kımıldamadan 1 saat 15 dakika kalıp gibi uçtum.

Ama uçuş güzeldi. Kızıma sürpriz ikram olarak çikolata soslu meyve fondü almıştım. Ufak kesilmiş çilek, ananas ve bir bütün muz. Yaninda ılık çikolata sosu. Yarısını ben yedim. Gayet güzeldi.

Ucakta bilekliğimi düşürdüm :(( yakın zamanda kilidi bozulmuştu. Tamirden sonra ilk takışım idi.. Gittiii..

Gerçi “uçuşta daha büyük bir kayıp da yaşayabilirdin, canını kurtarmana say” diyen olduğundan pek dırlanmamaya çalışıyorum.

Bulana helal filan etmiyorum, çok severdim kendisini… Zaten garip bir huyum var, iki bileğim mi var? Birinde saat birinde bileklik. Ama yıllarca. Hiç çıkarmamasıya.. İki kulağim mi var, iki de küpem var… Küpeden sıkılırsam ya da, birden bire çok hoşlandığım bir küpeye rastlarsam, kulağımdakileri söküp tarttırıyorum ve yeni küpelerimle çıkıyorum kuyumcudan. Yüzükte de öyle… İki taneyse iki tane. üçüncü gelince eskilerden biri giderr..

Takmayacağım, dolapta çekmecede kalacak şeyi niye satın alayım?? Gerçi zarar ediyorum, biliyorum ama…

Her ne ise, bu kadar kuyum muhabbeti yeter..

başka neler oldu?

Gittiğimiz gece, ayaküstü kına gecesi yaptık mutfakta kendi aramızda ve gelin olmadan. Biz kına gecesini kaçırmış olabiliriz ama kına gecesi bizden kaçamadı :))

Düğün günü, topluca kuaföre gittik. Herkes bir süs bir püs.. Topuzlar, postişler.. Şahane. Gerçiiii, hiç kimse saçını beğenmedi, kuaförden çıkan, kendi kuaförüne gidip tekrar yaptırdı saçlarını. Ben de kızımın saçını kendim yaptım açıkçası, kuaför halledemedi.

Benim kısa saçıma ise, Hayko Cepkin modeli jöle atan arkadaşa “bravo” dedim. Tam olarak ne istediğimi anlayarak mükemmel bir saç yaptı bana..

Takma kirpikler takıldı, makyajların tillahı yapıldı. Süs püs o biçim.. Bütün küçük kızlar gelinlik giydiler. Ya da söyle söyleyeyim, tuvaletleri beyazdı. Nasıl bir kasılıyorlar, nasıl bir süzülüyorlar o kadar olur.. Onları da sime buladı kuaför zaten.. Sürekli aynalardan kendilerini süzen minicik kedilerim benim. Maşallah çok tatlıydılar…

Kadınlar tuvaletli, erkekler takım elbiseli.. Çok janti bir ortamda tek pantolon giymiş kadın olmak da garipti.. Ben bunu çok sonra farkettim ama pek de önemi yok benim için. Diğer hatunlar da benim aykırılığımı bildiklerinden, gayet uyumluydum yani ortamla.. Pantolon dediysem, kotla gitmedik herhalde. Sahneye çıkacak kadar olmasa da,  şifon bluz ve gümüş platformlarla, takıydı taçtı, çok elit bir güzelliktim o gece..

Yediğim içtiğim benim olsun, yaz yaz bitmez yoksa.. Gezip gördüğüm… çok güzeldi. Hatta kuzenlerden biri o kadar güzel oynuyordu ki, boşanıp geri aynı adamla evlenip düğün yapasım ve hatunu da çağırasım geldi. O kadar imrendim yani..

Hatunların çoğu korse yüzünden içecekleri yudumla içtiler. Kalkıp tuvalete gitmek, o yeni model korselerden sıyrılıp hacet gidermek işkence gibi. Gözümle görmesem inanmazdım. 60’lık teyze, debelendi yazık.. El birliğiyle soktuk kendisini tekrar ilk haline..

Nereye oturursan otur ses düzeni kulağına tecaavüz ediyor illa ki. Gürültü sevmem, masadaki diğerleri de rahatsız oldu, içimizden biri gitti kabloyu çekti, bizim oraya bir huzur geldi, en azından birbirimizle sohbet ettik..

Ay masada uyutulan bebek detayı bile düşünülmüştü.  Çok güzel bir düğündü..

Gelin çok güzeldi, damat elbette ki son derece hoştu. Bütün aile birarada şahane de bir fotoğraf da çektirdik en sonunda..

Düğünler çok güzel şeyler bence.. Onlar ermiş muradına….

 

8 Yorum

Filed under ben yazdım, gezen güzel olur, kültür, severim paylasirim

İKEA muacera/ Facebooktan naklen…

Sevgili İkea…
İnternetten satın aldığım ürün için +8,00 TL nakliye bedeli ödedim.
Normaldir, tabii ki bir bedeli vardır..
Firmanızın anlaşması DHL ile. DHL ise uyanıklık edip Yurtici Kargoya vermiş ürünü…
Faturası da önümde 5,31 TL. Fazladan 2 Lira 69 Kuruşa ne diyoruz? Terbiyesizlik? komisyon? avanta? haram??

——–

İkea’dan aradılar. Aradaki fark, paketleme ve çalışan ücretleri ve benzeri giderlerden kaynaklanıyormuş.

“neyini paketlediniz? streç filme sarmış bırakmış, ne paketi? kurdele mi takmış, nakış mı işlemiş? streçe sarma işlemini yapan arkadaş iki dakikada 3 lira mi alıyor? Profesor doktor mu çalıştırıyorsunuz orada? daha once internetten de alışveriş yaptım, taşeronluğu da bilirim.. 3 liralık ürüne 5 liralik masraf olmaz. zarf mazruftan pahalı olmaz, astarı yüzünden pahalı olmaaaz..  bu anlattıklarınızı kendiniz yer misiniz bilmem ama ben yemedim.” dedim.

kız da sus pus, ne desin?
“şu an size söyleyebilecegim bu kadar” dedi.
ne dese boş zaten.
Nakliye 5 lira ise 5 lira öderim.
kalkıp gidip kendim alsam dünya kadar zaman ve para kaybı, tamam. ama saçma yani…

 

nesi saçma biliyor musun?

Paketlenme ve nakliye ve her ne ise tamamını fatura etmişsin zaten. DHL’e teslim fiyatınız bu. KDV dahil 8 lira ödüyorum; malı aynı binadaki bankoya teslim ediyorsunuz..

DHL de Yurtiçi Kargoya daha ucuza veriyor da zarar mı ediyor? Yoo, o da taşere(?!?) ediyor Yurtiçi’ni, 5 liraya göndertiyor, 3 liramı cebe atıyor..

DHL paramı iç ediyor, anlatamadığım şey o işte.. Sarma sarmalama, efendime soyleyeyim paketleme, çalışan vb vb değil yani İKEA’nin bana yutturmaya çalıştığı gibi..

 

öf be

4 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Ikea treni nasil kurulur?

image

Lillabo adli ilk set kolay. 8 seklinde kur, gitsin.. Biz tuttuk bir de V seklinde iki parcasi olan ray setini de aldik. Sonra da epeyce dovuserek, ikisini beraber kurmayi basardik.

Çabam bosa gitmesin diye fotografini da cektim. Umarim yardimi dokunur.

Yılbaşında 3-9 yaş arası her erkek çocuğu için güzel bir hediye. Basit ve sağlam.. Evladiyelik..

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

İmkanlı imkansızlık…

80’lerde, ben büyürken, mütevazi bir gelirimiz vardı. Annem ev hanımıydı..Yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz gördüğümüzden geri kalmazdık ve para da birikirdi bir şekilde. Ahım şahım zengin bir aile değiliz, ama ortadirek de sayılmıyorduk. Genelde herkes tasada ve sevinçte birdi…

Amma…

*-*-*-*

Öğretmenimin kendi kızı da bizim sınıftaydı. Sıra arkadaşım, hatta gerçekten kanka‘mdı. Ve sınıf arkadaşlarımızdan birinin babası Kıbrıstan bir bebek getirip hediye etmişti arkadaşıma. Bayağı plakları vardı bebeğin, şarkı söylüyor, konuşuyor ve -sıkı durun- yürüyordu..

İlk şoku atlattım. Ben pek öyle evcilik oynayan çıtı pıtı ev kızı olmadığımdan, kriz geçirmedim ama çok beğendim. Acaip beğendim. O zamanlar barbie bile yok Türkiye’de, o kadar söyleyeyim. Kelebek gazetesinde, Burda dergilerinde, ne bileyim almancıların getirdiği Kaufhof dergilerinde filan görebiliyoruz.. Şaşım şaşım şaşırıyoruz evi olan, giysileri olan bu bebeğe.. Yürüyen bebek çok fena acaip geliyor. Babama söylüyorum bir tane istediğimi. Neden olmasın, kız dediğin bebek sever.. Babam alımkâr oluyor. Bulamıyor. Piyasada öyle bir bebek yok. Pilli bebekler var, konuşabileni, iki dilde şarkı söyleyeni.. Ama yürüyen yok. Anaa, kalıyor muyum öyle? Öğretmenimin evine gittiğimde vitrine konmuş bebeğe kısaca bakıp geçiyorum. Bir süre sonra da çok dert etmeyip unutuyorum. Çünkü sadece bende değil, hiç kimsede olmayan bir şey.. Eh, elle gelen düğün, bayram..

*-*-*-*

Sonraaa… Ortaokul senelerinde iddialı bir müzik öğretmenine düşüyorum.. Tam bir sanatçı. Her şeyi çalıyor, besteleri var.. “herkes bir şey çalacak” diye başlıyor. Birşey çalmak yetenek gerektirmiyor, notaları öğrenip, ilgili bölgeyi de belleyip do notası lazımsa do’ya basmak kâfi. Âlâ.. Çalalım..Ne çalalım? Gitar çalalım.. Ama gitar çalmadan önce, mandolin çalmak lazım diyorlar. Haydii, mandolin arıyorum. Babam hiiiiç sıcak bakmıyor çalgı işine.. “çalgıcı mı olcan?” şeklinde bir argümanı var, delemiyoruz.. Kendisi  namlı bir “müzik kulağı olmayan insan”; lisede koro çalışmasında öğretmen doğrudan “oğlum sen söyleme, herkesi şaşırtıyorsun, ağzını oynat yeter” demiş, o derece.. Bende de çok bir yetenek yok biliyorum ama istiyorum..Neyse bir şekilde, kuzenimin eskiden heves edip aldırdığı ancak dolaba attığı bir mandolin çıkıyor ortaya..

Acaip seviniyorum, kılıfı bile var.. Ne güzel.. Pena da alıyorum kırtasiyeden. Nay nay nom okula gidiyorum. Öğretmenim tellerin yanlış bağlandığını, mandolinin solak olduğunu söylüyor! Bazı teller de paslı zaten, “bir müzik dükkanına götür, hallederler” diyor. Eve gelip durumu bildiriyorum, babam kesinlikle yanaşmıyor. Mandolin havlu dolabına kalkıyor, bütün yıl orda kaldıktan sonra kuzenimgile iade oluyor..

*-*-*-*

Veee 80’lerin fenomeni Blue Jean dergisi. Oy ne modern, ne fantastik bir şey. Şarkı sözleri, sanatçı posterleri.. Stickerler.. Yörüngemiz şaşıyor, deli gibi alıyoruz dergiyi. Çok da güzel.. Ve dergide yayınlanan Dünya Gençlik Merkezi ilanları.. Aklımı alıyor. Aslında mekan İstanbul’da, Osmanbey civarı bir kırtasiye irisi. Ama her şey ithal, her şey janjanlı. Deli divane oluyorum ama ben nere, İstanbul nere… Bir türlü gidip bir şeyler satın almak mümkün olmuyor, bu benim tüketim çılgınlığı ile ilk temasım, zehiri ilk alışım olarak tarihe geçiyor.

Üniversiteye gelene kadar DGM’ne gidemiyorum. En sonunda gidiyorum, salyalarım akmıyor belki, hatta burun kıvırıyorum “bu muymuş?” diye.. Sonra.. kapanıp gidiyor zaten..

*-*-*-*

bunlar da böyle, birikmiş anılarım işte..

Yazının sonuna not: gercekten de insanların bir şeyleri çalabilmesi, müziği bir hobi olarak hayatlarına sokabilmeleri lazim. Çocukların yuzde 20’si bir şey çalmaya istek duyarken, erişkinlerin yüzde 70’i keşke çalabiliyor olmayı istiyorlar.. :(

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ben yazdım, severim paylasirim

Kanka nedir panpa nedir?

Kanka  = “KanKa”rdeşi kelimelerinin kısaltması olarak günlük hayata argo şeklinde geçti.

Daha sonra sözlüklerde bir dönem özenti Türkçesi ile “qanqa” şeklinde yazıldı.

Ordan q harfleri ters çevrilip p olarak hizmete sunuldu ve “panpa” ortaya çıktı.

Ve bence, hepsi de saçmalık…

Kan kardeşi olmak özel ve romantik bir şeydir. :(

İkiniz de parmaklarınızı keser, kesikleri değdirerek kanlarınızı birbirine karıştırırsınız. Çocuklukta mühimdir. Kan kardeşi etkisi de büyük ihtimalle 80’lerin çocuk kitaplarından, Kemalettin Tuğcu’lardan filan çıkmıştır…

Bugün, 2012’de,  birinin vücut sıvısıyla temas etmek, evlerden uzak. Tehlikenin doruğu..

12 Yorum

Filed under araştırdım, saçmasapanlıklar