Tag Archives: 80’ler

Bilim Kırtasiye

80’lerde çocuk olanlardanım. Şu efsane kuşak..

O zamanlar her şey yerliydi, bize hep Cumhuriyetin ilk yıllarında dikiş iğnesi bile yapamadığımızı, çelik iğneleri Almanya’ya gönderip dikiş iğnesi yaptırttığımızı (deliği sonradan delmek? şimdi saçma geliyor) ama artık kendimizi toparladığımızı, herşeyi ürettiğimizi, güzel ülkemizin 4 mevsimi yaşayabilen ender ülkelerden olup hem yeraltı hem yerüstü kaynaklarımızın mis gibi yettiğini anlatırlardı.

Döviz diye bir şey vardı. Hiç görmediğimiz ama mühim olan. Bulundurulan bir şey değildi, yasaktı. Turist getirirdi. O zaman iyiydi. Biz yurtdışından bir şey alır da döviz verirsek o fenaydı. Arcoroc/arcopal bardak tabaklardan parfümeri ürünlerine bavullarla kaçak getirilir gizlice satılırdı.

Aslan gibi Paşabahçe bardaklar, Sümerbank porselenler varken hem de. Aman canım bize neydi..

Ve çocukluğun avm’si kırtasiyelerdi. Mahallede biricikti Bilim Kırtasiye. Temennahla girerdik diyebilirim. Sessiz ve loş bir dükkandı. Üçgen cetvelleri, parker dolma kalemleri vitrine koyardı. Kokulu silgi ve kırmızı kalem alabilirdik harçlığımızla. Öyle her gördüğünü istemek ayıptı zaten. Ders yılı başında öğretmen herkese “iki tane üç ortalı kareli defter bir tane çizgili harita metod, bir tane 80 yapraklı çizgisiz defter” aldırırdı. Annemiz onları uçurtma kağıdıyla kaplar, üzerine güzel yazısıyla etiketimizi yazıp yapıştırır çantamıza doldururdu. Kitap ve defterler kaplı gelir kaplı giderdi bütün yıl, sayfaları çizemez köşelerini asla katlayamazdık. Çünkü seneye öbür seneye kardeşimiz/kuzenimiz kullanacaktı. İdareli olmak lazımdı.

Bu durumda, kırtasiyeden alacağımız bir şey de yoktu. Evde vardı çünkü; kalem kutun da fermuarı patlayana kadar kullandığın ya da mıknatısı sökülene kadar yıllarca okula taşıdığın bir eşyaydı. Hele ki yılın ortasında bozulsun, sorun çıkardı evde. Annesi diken hatta kendisi örerek kalemlik yapan arkadaşlarım vardı (bizzat öğretmenimin kızı örmüştü ve bana da bir tane örüp vermişti. Öyle takdir etmiştim ki, kıyıp da kullanamadım) ve çok da popüler bir şeydi kimsede olmayan, hazır alınmamış özel bir kalem kutusuna sahip olmak.

Kırtasiyeye doğum günlerinde gidilirdi. Kendi doğum günün değil ha.. en yakın arkadaşının doğumgünü. Hatta yaşgünü. Annen izin verirse samimi 4-5 arkadaşını cumartesi günü eve çağırır yaşgününü kutlardın. Yaş gününde annen yaş pasta yapar (yaş pasta:) sigara böreği kızartırdı. Yaz tatiline denk gelen doğum günleri haziran ayına sıkıştırılır illa ki o kutlama yapılırdı. Yeni yılın takviminde ilk doğumgününün hangi güne geldiğine bakardın.. İnşallah cumartesidir çünkü tam da o gün arkadaş çağırıp doğumgünü yapacaksındır ne güzel denk gelir.

İşte sıra arkadaşının yaşgününden bir hafta evvel annenden babandan rica minnet para alır Bilim Kırtasiyenin yolunu tutardın. İçeri girip deriin bir nefes alırdın önce. Kırtasiye kokusu. Mmmm. Sonra kırk yılın başı bulduğun bu fırsatı hızla değerlendirir, herşeyi ellemeye başlardın.

  • Raflarda çocuk klasikleri vardı. Karton kapaklı olanlar ucuzdu, ben Altın kitapların şömizli olanlarını aldırır, kütüphane yapardım odamdaki dolaba. Kitap mı alsam? Okur mu ki? Ya evde varsa aynısından? (bende 3 tane polyanna olduğu vâki) Gerçi hediye gelen kitaplar (bazen içindeki ithafla) başka birinin doğumgününe götürülmek üzere kaldırılırdı anneler tarafından ama…
  • Ve camlı tezgahta dolma kalemler. Hmm. Haftada bir gün divit ve mürekkep götürür okulda güzel yazı dersi görür elimizi yüzümüzü mürekkebe bulayıp geri gelirdik ama hiç dolmakalemimiz olmazdı. Acaip lüks bir şeydi.
  • Hatıra defteri! ay süper. alsam mı? param yeter mi? bütün sınıfa birer sayfa ayırırsın sana cicili bicili yazılar yazarlar. sen de herkese yazarsın. bir gün sende kalır zaten defter, o gün kim kime ne yazmış onu da okursun , çok matrak bir şeydir.
  • ama çok da lüzumlu bir şey değil. çünkü annen sıkı tembihledi, “kızın işine yarayacak bir şey al” dedi.
  • iyi o zaman. pergel takımı alınacak. hediye paketi yapar mısınız? yapar tabii. içine de bir kartpostal alıp mesaj mı yazsam? yok yok. düz kartlar var evde, annemlerin her bayram ve yılbaşında tebrik yazıp aileye gönderdikleri, ona yazarım.

Ve seçim tamamlanır, kırtasiyeden ardına baka baka çıkar, sana da benzeri bir doğumgününde gelmiş bir pergel kutusu ile eve yollanırdın. Herkesin pergeli vardı kutulu mutulu, hiç satın alınmaz illa ki doğum gününde gelirdi ve kullanmayı hiç öğrenmediğimizden hep kutusunda kalakalırdı. İçine vidayla kalem tepilen, sayfayı delen, silgileri delen en sonunda da iğnesi düşen, plastik dandik pergellerle çember çizerdik derste.

Bilim kırtasiye.. Duruyor mudur acaba hala? Google haritalardan baktım sokak görünümü yok bölgenin. Gider bakarım bir gün, inşallah.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim

İmkanlı imkansızlık…

80’lerde, ben büyürken, mütevazi bir gelirimiz vardı. Annem ev hanımıydı..Yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz gördüğümüzden geri kalmazdık ve para da birikirdi bir şekilde. Ahım şahım zengin bir aile değiliz, ama ortadirek de sayılmıyorduk. Genelde herkes tasada ve sevinçte birdi…

Amma…

*-*-*-*

Öğretmenimin kendi kızı da bizim sınıftaydı. Sıra arkadaşım, hatta gerçekten kanka‘mdı. Ve sınıf arkadaşlarımızdan birinin babası Kıbrıstan bir bebek getirip hediye etmişti arkadaşıma. Bayağı plakları vardı bebeğin, şarkı söylüyor, konuşuyor ve -sıkı durun- yürüyordu..

İlk şoku atlattım. Ben pek öyle evcilik oynayan çıtı pıtı ev kızı olmadığımdan, kriz geçirmedim ama çok beğendim. Acaip beğendim. O zamanlar barbie bile yok Türkiye’de, o kadar söyleyeyim. Kelebek gazetesinde, Burda dergilerinde, ne bileyim almancıların getirdiği Kaufhof dergilerinde filan görebiliyoruz.. Şaşım şaşım şaşırıyoruz evi olan, giysileri olan bu bebeğe.. Yürüyen bebek çok fena acaip geliyor. Babama söylüyorum bir tane istediğimi. Neden olmasın, kız dediğin bebek sever.. Babam alımkâr oluyor. Bulamıyor. Piyasada öyle bir bebek yok. Pilli bebekler var, konuşabileni, iki dilde şarkı söyleyeni.. Ama yürüyen yok. Anaa, kalıyor muyum öyle? Öğretmenimin evine gittiğimde vitrine konmuş bebeğe kısaca bakıp geçiyorum. Bir süre sonra da çok dert etmeyip unutuyorum. Çünkü sadece bende değil, hiç kimsede olmayan bir şey.. Eh, elle gelen düğün, bayram..

*-*-*-*

Sonraaa… Ortaokul senelerinde iddialı bir müzik öğretmenine düşüyorum.. Tam bir sanatçı. Her şeyi çalıyor, besteleri var.. “herkes bir şey çalacak” diye başlıyor. Birşey çalmak yetenek gerektirmiyor, notaları öğrenip, ilgili bölgeyi de belleyip do notası lazımsa do’ya basmak kâfi. Âlâ.. Çalalım..Ne çalalım? Gitar çalalım.. Ama gitar çalmadan önce, mandolin çalmak lazım diyorlar. Haydii, mandolin arıyorum. Babam hiiiiç sıcak bakmıyor çalgı işine.. “çalgıcı mı olcan?” şeklinde bir argümanı var, delemiyoruz.. Kendisi  namlı bir “müzik kulağı olmayan insan”; lisede koro çalışmasında öğretmen doğrudan “oğlum sen söyleme, herkesi şaşırtıyorsun, ağzını oynat yeter” demiş, o derece.. Bende de çok bir yetenek yok biliyorum ama istiyorum..Neyse bir şekilde, kuzenimin eskiden heves edip aldırdığı ancak dolaba attığı bir mandolin çıkıyor ortaya..

Acaip seviniyorum, kılıfı bile var.. Ne güzel.. Pena da alıyorum kırtasiyeden. Nay nay nom okula gidiyorum. Öğretmenim tellerin yanlış bağlandığını, mandolinin solak olduğunu söylüyor! Bazı teller de paslı zaten, “bir müzik dükkanına götür, hallederler” diyor. Eve gelip durumu bildiriyorum, babam kesinlikle yanaşmıyor. Mandolin havlu dolabına kalkıyor, bütün yıl orda kaldıktan sonra kuzenimgile iade oluyor..

*-*-*-*

Veee 80’lerin fenomeni Blue Jean dergisi. Oy ne modern, ne fantastik bir şey. Şarkı sözleri, sanatçı posterleri.. Stickerler.. Yörüngemiz şaşıyor, deli gibi alıyoruz dergiyi. Çok da güzel.. Ve dergide yayınlanan Dünya Gençlik Merkezi ilanları.. Aklımı alıyor. Aslında mekan İstanbul’da, Osmanbey civarı bir kırtasiye irisi. Ama her şey ithal, her şey janjanlı. Deli divane oluyorum ama ben nere, İstanbul nere… Bir türlü gidip bir şeyler satın almak mümkün olmuyor, bu benim tüketim çılgınlığı ile ilk temasım, zehiri ilk alışım olarak tarihe geçiyor.

Üniversiteye gelene kadar DGM’ne gidemiyorum. En sonunda gidiyorum, salyalarım akmıyor belki, hatta burun kıvırıyorum “bu muymuş?” diye.. Sonra.. kapanıp gidiyor zaten..

*-*-*-*

bunlar da böyle, birikmiş anılarım işte..

Yazının sonuna not: gercekten de insanların bir şeyleri çalabilmesi, müziği bir hobi olarak hayatlarına sokabilmeleri lazim. Çocukların yuzde 20’si bir şey çalmaya istek duyarken, erişkinlerin yüzde 70’i keşke çalabiliyor olmayı istiyorlar.. :(

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ben yazdım, severim paylasirim