Düğüne gittim, gördüm, geldim. (pek vici bi durum olmadi)

Emmioglum evlendi.

Davetiyem, üzerine adım yaldızlı kalemle yazılmış şekilde elime ulaşmadan bir ay önce telaş sardı beni.

Gideyim mi? Gidelim mi?  Senin iş durumu müsait mi? İki gün izin al noolur yani? Bilet kaça? Yer var mı? Çocukları götüreyim mi? Hangisini götürsem? öbürüne kim baksa? Ne giycem????

Neticede iki-iki berabere kaldık. Aldım kızımı Antebe gittim.

Pegasus koltukları her zamanki gibi kramp girdirecek kadar dar. 36 beden koltuk yapmişlar. ben de 36 beden değilim… Koridordan koltuğa akışıp sığmak gerçek bir seyir oldu. Oturduğum yerden kımıldamadan 1 saat 15 dakika kalıp gibi uçtum.

Ama uçuş güzeldi. Kızıma sürpriz ikram olarak çikolata soslu meyve fondü almıştım. Ufak kesilmiş çilek, ananas ve bir bütün muz. Yaninda ılık çikolata sosu. Yarısını ben yedim. Gayet güzeldi.

Ucakta bilekliğimi düşürdüm :(( yakın zamanda kilidi bozulmuştu. Tamirden sonra ilk takışım idi.. Gittiii..

Gerçi “uçuşta daha büyük bir kayıp da yaşayabilirdin, canını kurtarmana say” diyen olduğundan pek dırlanmamaya çalışıyorum.

Bulana helal filan etmiyorum, çok severdim kendisini… Zaten garip bir huyum var, iki bileğim mi var? Birinde saat birinde bileklik. Ama yıllarca. Hiç çıkarmamasıya.. İki kulağim mi var, iki de küpem var… Küpeden sıkılırsam ya da, birden bire çok hoşlandığım bir küpeye rastlarsam, kulağımdakileri söküp tarttırıyorum ve yeni küpelerimle çıkıyorum kuyumcudan. Yüzükte de öyle… İki taneyse iki tane. üçüncü gelince eskilerden biri giderr..

Takmayacağım, dolapta çekmecede kalacak şeyi niye satın alayım?? Gerçi zarar ediyorum, biliyorum ama…

Her ne ise, bu kadar kuyum muhabbeti yeter..

başka neler oldu?

Gittiğimiz gece, ayaküstü kına gecesi yaptık mutfakta kendi aramızda ve gelin olmadan. Biz kına gecesini kaçırmış olabiliriz ama kına gecesi bizden kaçamadı :))

Düğün günü, topluca kuaföre gittik. Herkes bir süs bir püs.. Topuzlar, postişler.. Şahane. Gerçiiii, hiç kimse saçını beğenmedi, kuaförden çıkan, kendi kuaförüne gidip tekrar yaptırdı saçlarını. Ben de kızımın saçını kendim yaptım açıkçası, kuaför halledemedi.

Benim kısa saçıma ise, Hayko Cepkin modeli jöle atan arkadaşa “bravo” dedim. Tam olarak ne istediğimi anlayarak mükemmel bir saç yaptı bana..

Takma kirpikler takıldı, makyajların tillahı yapıldı. Süs püs o biçim.. Bütün küçük kızlar gelinlik giydiler. Ya da söyle söyleyeyim, tuvaletleri beyazdı. Nasıl bir kasılıyorlar, nasıl bir süzülüyorlar o kadar olur.. Onları da sime buladı kuaför zaten.. Sürekli aynalardan kendilerini süzen minicik kedilerim benim. Maşallah çok tatlıydılar…

Kadınlar tuvaletli, erkekler takım elbiseli.. Çok janti bir ortamda tek pantolon giymiş kadın olmak da garipti.. Ben bunu çok sonra farkettim ama pek de önemi yok benim için. Diğer hatunlar da benim aykırılığımı bildiklerinden, gayet uyumluydum yani ortamla.. Pantolon dediysem, kotla gitmedik herhalde. Sahneye çıkacak kadar olmasa da,  şifon bluz ve gümüş platformlarla, takıydı taçtı, çok elit bir güzelliktim o gece..

Yediğim içtiğim benim olsun, yaz yaz bitmez yoksa.. Gezip gördüğüm… çok güzeldi. Hatta kuzenlerden biri o kadar güzel oynuyordu ki, boşanıp geri aynı adamla evlenip düğün yapasım ve hatunu da çağırasım geldi. O kadar imrendim yani..

Hatunların çoğu korse yüzünden içecekleri yudumla içtiler. Kalkıp tuvalete gitmek, o yeni model korselerden sıyrılıp hacet gidermek işkence gibi. Gözümle görmesem inanmazdım. 60’lık teyze, debelendi yazık.. El birliğiyle soktuk kendisini tekrar ilk haline..

Nereye oturursan otur ses düzeni kulağına tecaavüz ediyor illa ki. Gürültü sevmem, masadaki diğerleri de rahatsız oldu, içimizden biri gitti kabloyu çekti, bizim oraya bir huzur geldi, en azından birbirimizle sohbet ettik..

Ay masada uyutulan bebek detayı bile düşünülmüştü.  Çok güzel bir düğündü..

Gelin çok güzeldi, damat elbette ki son derece hoştu. Bütün aile birarada şahane de bir fotoğraf da çektirdik en sonunda..

Düğünler çok güzel şeyler bence.. Onlar ermiş muradına….

 

8 Yorum

Filed under ben yazdım, gezen güzel olur, kültür, severim paylasirim

İKEA muacera/ Facebooktan naklen…

Sevgili İkea…
İnternetten satın aldığım ürün için +8,00 TL nakliye bedeli ödedim.
Normaldir, tabii ki bir bedeli vardır..
Firmanızın anlaşması DHL ile. DHL ise uyanıklık edip Yurtici Kargoya vermiş ürünü…
Faturası da önümde 5,31 TL. Fazladan 2 Lira 69 Kuruşa ne diyoruz? Terbiyesizlik? komisyon? avanta? haram??

——–

İkea’dan aradılar. Aradaki fark, paketleme ve çalışan ücretleri ve benzeri giderlerden kaynaklanıyormuş.

“neyini paketlediniz? streç filme sarmış bırakmış, ne paketi? kurdele mi takmış, nakış mı işlemiş? streçe sarma işlemini yapan arkadaş iki dakikada 3 lira mi alıyor? Profesor doktor mu çalıştırıyorsunuz orada? daha once internetten de alışveriş yaptım, taşeronluğu da bilirim.. 3 liralık ürüne 5 liralik masraf olmaz. zarf mazruftan pahalı olmaz, astarı yüzünden pahalı olmaaaz..  bu anlattıklarınızı kendiniz yer misiniz bilmem ama ben yemedim.” dedim.

kız da sus pus, ne desin?
“şu an size söyleyebilecegim bu kadar” dedi.
ne dese boş zaten.
Nakliye 5 lira ise 5 lira öderim.
kalkıp gidip kendim alsam dünya kadar zaman ve para kaybı, tamam. ama saçma yani…

 

nesi saçma biliyor musun?

Paketlenme ve nakliye ve her ne ise tamamını fatura etmişsin zaten. DHL’e teslim fiyatınız bu. KDV dahil 8 lira ödüyorum; malı aynı binadaki bankoya teslim ediyorsunuz..

DHL de Yurtiçi Kargoya daha ucuza veriyor da zarar mı ediyor? Yoo, o da taşere(?!?) ediyor Yurtiçi’ni, 5 liraya göndertiyor, 3 liramı cebe atıyor..

DHL paramı iç ediyor, anlatamadığım şey o işte.. Sarma sarmalama, efendime soyleyeyim paketleme, çalışan vb vb değil yani İKEA’nin bana yutturmaya çalıştığı gibi..

 

öf be

4 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Ikea treni nasil kurulur?

image

Lillabo adli ilk set kolay. 8 seklinde kur, gitsin.. Biz tuttuk bir de V seklinde iki parcasi olan ray setini de aldik. Sonra da epeyce dovuserek, ikisini beraber kurmayi basardik.

Çabam bosa gitmesin diye fotografini da cektim. Umarim yardimi dokunur.

Yılbaşında 3-9 yaş arası her erkek çocuğu için güzel bir hediye. Basit ve sağlam.. Evladiyelik..

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

İmkanlı imkansızlık…

80’lerde, ben büyürken, mütevazi bir gelirimiz vardı. Annem ev hanımıydı..Yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz gördüğümüzden geri kalmazdık ve para da birikirdi bir şekilde. Ahım şahım zengin bir aile değiliz, ama ortadirek de sayılmıyorduk. Genelde herkes tasada ve sevinçte birdi…

Amma…

*-*-*-*

Öğretmenimin kendi kızı da bizim sınıftaydı. Sıra arkadaşım, hatta gerçekten kanka‘mdı. Ve sınıf arkadaşlarımızdan birinin babası Kıbrıstan bir bebek getirip hediye etmişti arkadaşıma. Bayağı plakları vardı bebeğin, şarkı söylüyor, konuşuyor ve -sıkı durun- yürüyordu..

İlk şoku atlattım. Ben pek öyle evcilik oynayan çıtı pıtı ev kızı olmadığımdan, kriz geçirmedim ama çok beğendim. Acaip beğendim. O zamanlar barbie bile yok Türkiye’de, o kadar söyleyeyim. Kelebek gazetesinde, Burda dergilerinde, ne bileyim almancıların getirdiği Kaufhof dergilerinde filan görebiliyoruz.. Şaşım şaşım şaşırıyoruz evi olan, giysileri olan bu bebeğe.. Yürüyen bebek çok fena acaip geliyor. Babama söylüyorum bir tane istediğimi. Neden olmasın, kız dediğin bebek sever.. Babam alımkâr oluyor. Bulamıyor. Piyasada öyle bir bebek yok. Pilli bebekler var, konuşabileni, iki dilde şarkı söyleyeni.. Ama yürüyen yok. Anaa, kalıyor muyum öyle? Öğretmenimin evine gittiğimde vitrine konmuş bebeğe kısaca bakıp geçiyorum. Bir süre sonra da çok dert etmeyip unutuyorum. Çünkü sadece bende değil, hiç kimsede olmayan bir şey.. Eh, elle gelen düğün, bayram..

*-*-*-*

Sonraaa… Ortaokul senelerinde iddialı bir müzik öğretmenine düşüyorum.. Tam bir sanatçı. Her şeyi çalıyor, besteleri var.. “herkes bir şey çalacak” diye başlıyor. Birşey çalmak yetenek gerektirmiyor, notaları öğrenip, ilgili bölgeyi de belleyip do notası lazımsa do’ya basmak kâfi. Âlâ.. Çalalım..Ne çalalım? Gitar çalalım.. Ama gitar çalmadan önce, mandolin çalmak lazım diyorlar. Haydii, mandolin arıyorum. Babam hiiiiç sıcak bakmıyor çalgı işine.. “çalgıcı mı olcan?” şeklinde bir argümanı var, delemiyoruz.. Kendisi  namlı bir “müzik kulağı olmayan insan”; lisede koro çalışmasında öğretmen doğrudan “oğlum sen söyleme, herkesi şaşırtıyorsun, ağzını oynat yeter” demiş, o derece.. Bende de çok bir yetenek yok biliyorum ama istiyorum..Neyse bir şekilde, kuzenimin eskiden heves edip aldırdığı ancak dolaba attığı bir mandolin çıkıyor ortaya..

Acaip seviniyorum, kılıfı bile var.. Ne güzel.. Pena da alıyorum kırtasiyeden. Nay nay nom okula gidiyorum. Öğretmenim tellerin yanlış bağlandığını, mandolinin solak olduğunu söylüyor! Bazı teller de paslı zaten, “bir müzik dükkanına götür, hallederler” diyor. Eve gelip durumu bildiriyorum, babam kesinlikle yanaşmıyor. Mandolin havlu dolabına kalkıyor, bütün yıl orda kaldıktan sonra kuzenimgile iade oluyor..

*-*-*-*

Veee 80’lerin fenomeni Blue Jean dergisi. Oy ne modern, ne fantastik bir şey. Şarkı sözleri, sanatçı posterleri.. Stickerler.. Yörüngemiz şaşıyor, deli gibi alıyoruz dergiyi. Çok da güzel.. Ve dergide yayınlanan Dünya Gençlik Merkezi ilanları.. Aklımı alıyor. Aslında mekan İstanbul’da, Osmanbey civarı bir kırtasiye irisi. Ama her şey ithal, her şey janjanlı. Deli divane oluyorum ama ben nere, İstanbul nere… Bir türlü gidip bir şeyler satın almak mümkün olmuyor, bu benim tüketim çılgınlığı ile ilk temasım, zehiri ilk alışım olarak tarihe geçiyor.

Üniversiteye gelene kadar DGM’ne gidemiyorum. En sonunda gidiyorum, salyalarım akmıyor belki, hatta burun kıvırıyorum “bu muymuş?” diye.. Sonra.. kapanıp gidiyor zaten..

*-*-*-*

bunlar da böyle, birikmiş anılarım işte..

Yazının sonuna not: gercekten de insanların bir şeyleri çalabilmesi, müziği bir hobi olarak hayatlarına sokabilmeleri lazim. Çocukların yuzde 20’si bir şey çalmaya istek duyarken, erişkinlerin yüzde 70’i keşke çalabiliyor olmayı istiyorlar.. :(

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ben yazdım, severim paylasirim

Kanka nedir panpa nedir?

Kanka  = “KanKa”rdeşi kelimelerinin kısaltması olarak günlük hayata argo şeklinde geçti.

Daha sonra sözlüklerde bir dönem özenti Türkçesi ile “qanqa” şeklinde yazıldı.

Ordan q harfleri ters çevrilip p olarak hizmete sunuldu ve “panpa” ortaya çıktı.

Ve bence, hepsi de saçmalık…

Kan kardeşi olmak özel ve romantik bir şeydir. :(

İkiniz de parmaklarınızı keser, kesikleri değdirerek kanlarınızı birbirine karıştırırsınız. Çocuklukta mühimdir. Kan kardeşi etkisi de büyük ihtimalle 80’lerin çocuk kitaplarından, Kemalettin Tuğcu’lardan filan çıkmıştır…

Bugün, 2012’de,  birinin vücut sıvısıyla temas etmek, evlerden uzak. Tehlikenin doruğu..

12 Yorum

Filed under araştırdım, saçmasapanlıklar

Huyu melek, yapar Melek…

Bugun siparisim geldi!
Tombala kadar geleneksellesmesini bekledigim yilbasi meleklerim geldi.  Meleklere ozel bir ilgim vardir ve bunlari görünce bayıldım.
Viktorya’nin sirri da degil hem. Ugurlu 2013 meleklerim iste buradan ve bunlar oluyorlar…

image

image

image

image

Kizim cildirdi.. Tam kucuk hanimlarin sevecegi bir yilbasi hediyesi..

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, el işi, icatlar, severim paylasirim

Kaş, göz, gerisi söz

İlk defa kaş alacaksanız, tam yerine geldiniz, bu yazı size hitap ediyor.. “gözüm kapalı alırım, ne var” diyorsanız, buyrun yorum yazın..

*-*-*

Kaş almak lisansa bağlanmalı, kuaförde üç gün önce yerdeki saçları süpüren çırak, işlerin yoğun olduğu bir gün “kaş tasarımcı” ünvanı ve bir cımbız verilerek müşteriye sunulmamalı.

Hatta kaş aldırmak da tamamen izne bağlanmalı; ilk gençlik hevesiyle kaşlarını innncecik alan/aldıran ve ibişe dönen kadınlara ancak acınır. Kimse tekkaş gezmek istemez elbette, ama bazı yüzlere ince kaş yakışmaz, bazıları da iki parmak kalın kaşla çok da güzel olur.. Tamamen estetik duygusu ile ilgili bir şey… Zamanla oturur. O arada pişmanlık duyacağınız bir şey yapmayın..

Kaş işi gerçekten mühim, kaşlar bir küstü mü, bir daha zor çıkar, hatta çıkmaz. En mükemmel ve en basit kaş alma tekniği, meraklısına..

kas konusu

kas konusu2

Kaş mankenimiz Barbi oluyorlar. “İlla ki kaşlarımı alacağım” diyorsanız, size senelerin ve nesillerin tecrübesini aktarmak üzere buradayım..

Önce, geniş bir zamana,  biri eğik uçlu iki cımbıza, 5 hatta en iyisi 10 kat büyüten bir aynaya ve son derece iyi ışıklandırılmış ortama ihtiyacınız var..

Hiç bir şekilde A-CE-LE etmeyin. Sakin sakin. Teker teker..

Başlayalım:

Malzemelerinizi alkolle silin. Kaş alanını da silin.

Bölgeyi bebek pudrasıyla pudralayın. Kıllar net gözükür+etinizi cımbıza kaptırmazsınız…

Yüzünüz ifadesizken uzun bir kalemin bir ucunu dudak kenarına bir ucunu göz pınarına hizalayın. (barbi sırıttığı için şekil 2’deki kırmızı çizgi tam olarak istediğim gibi değil, siz daha iyisini yapacaksınız)

Kalemin kaşınıza değdiği yeri bir göz kalemiyle mesela, işaretleyin.

İki tarafı da işaretlediyseniz, kaş ortanızı buldunuz demektir. İki kırmızı çizginin arasında kıl olmamalıdır, ara bölgeyi olduğu gibi alabilirsiniz. Acele etmeyin. Teker teker.. Kontrollü bir şekilde…

*-*-*-*

Şimdi, acele etmeden uzun kalemi burun dış kenarı ile gözün dış kenarına hizalayın. (Mavi çizgiye bakın..) Kalemin değdiği yeri işaretleyin. O çizginin dışında kıl olmamalıdır… Tek tek, iki taraftan birer birer çekerek, orantılı olarak alın kılları..

Kaşınız genel olarak bir şekle girmiş durumda.. Bundan incesine girişmek için acele etmeyin, cesaret ve tecrübe gerekir, bilen birinden yardım almayı düşünebilirsiniz. Düşünün…

Her ne yaparsanız yapın, kaşın üst çizgisine DOKUNMAYIN! Kaşlar üstten alınmaz. Alttan düzeltilir.

Uzun kıllar varsa, kaş tarağı ile tamamen yukarı tarayıp, makasla uzun kılları kırpmak yeterlidir.

Eliniz biraz alıştıysa, Kaş Şablonları ile işi ilerletmeniz mümkün..

Beyazlayan kaşların da boyanması mümkündür ve sonuç sizi şaşırtacak kadar güzel çıkar. Bu konudaki Kaş yaparım göz çıkarmam yazımı da okumalısınız..

1 Yorum

Filed under bakımlı hatun, kozmetik, severim paylasirim

Lego’nun en önemli parcasi budur, bunsuz Lego boştur..

image

Bu bir lego sökücü. Brick separator olarak anılıyor. Birebirine sımsıkı yapışmış legolari “şıp” diye ayiriveriyor. Disimle, bicakla zorladigim gunlere son. Her eve lazım.

4 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim

itiraf.bom -iii- “Öptürmem…”

Yan bir bilgi : Sevdiğiniz biriyle karşılaşınca ne yapılır? Kucaklaşır, iki yanağından öpersiniz…Pekiii, havada kafa tokuşturup, karşılıklı gerdan kırıp bir türlü hangi yanaktan başlayacagini bilemeyen tiplerden misiniz?? Öpeceğiniz kişiye yaklaşın ve kafanızı hafif sola çevirin… Öpeceğiniz kişinin önce sağ yanağını öpersiniz. Bu kadar basit..

 

Ben çok ufakken büyük halamız vardı.

Giriş berbat çıktı. Kendisi, Allah ömürler versin, hala var.

Büyük halamızı yılda iki defa ya görürdük ya görmezdik. İnanamayacağınız kadar canayakın, sevgi ve şefkat dolu bir kadındır. İri yapılı, gür, siyah, kıvırcık saçlı, bembeyaz tenli, güzel gözlü, genç yaşta evlenmiş, çok genç bir yaşta üç çocukla dul kalmış, bir yandan üç çocuğuna bir yandan yatalak kayınvalidesi, annesi ve anneannesine bakmış… Tam film olacak bir hayat. Ben kendisini tanıdığımda çoktaaan menapoza girmişti.

Aşırı ter basıyordu kadıncağızı.. Bir de kilo eklendi mi bütün o dolunay gibi yüzü, yumuşacık gıdısı ıslak-soğuk bir nemle kaplanıyordu. Ve kadın genelde çocuklara, özelde de bana bayılıyordu.

Yakalayıp sinesine sıkıştırır, öttüre öttüre cork cork öperdi beni. Öyle böyle değil… 25 kiloluk küçük bir kızsın, 100 kiloluk hala seni ciğerine bastırıp, mıncırıp somururken nereye kaçabilirsin? Sinir krizleri geçirirdim ve bir de çimdik yerdim annemden “ayıp” diye. İstemiyorum ben, ama koskoca büyük halaya ayıp olur!!

Bunu neden yapıyordu bilmiyorum. Hiç de sorasım yok. Kendisini görmeyeli seneler oldu. Allah sıhhat afiyet versin.

İlk çocukluk travması budur bende. Fobisi oluştu. Kimseye yanak uzatmıyorum. Tokalaşmak iyidir..

Ne kimseye sarılabilirim, ne de öpebilirim. Asla. Çok fena oluyorum.. Bunu da buraya yazıyorum. Çocukları zorlamayın. Siz seviyor olabilirsiniz ama o sevmiyorsa, kendinizi sevdirin önce..

13 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, insan olmak, şikayetlerim