“ORTAK KULLANIM AĞLARI/ Başkasının İhtiyacından Bana Ne?”

 

Büşra Akman, sorularına verdiğimiz yanıtları yayınlamış. Benim yazdığım kısım yazının en altında, o arada kendi yazımın orijinal metni şu:

*-*-*-*-*-

Moderatörümüz İpek Hanım yaşadıklarını ve duygularını aşağıdaki şekilde aktarmış :

“… dayanışma gerçekleştirmek. Bu gibi örnekler bu duyguları geliştiriyor, alışkanlıkları değiştiriyor, siz kendi hayatınızda bu bağlamda neler yapmış olduğunuzu farkediyorsunuz?Fikir olarak nasıl niteleyebilirsiniz?

Toplum mühendisliği hareketi olarak bu yaklaşımı değerlendiren fütüristler var, bu bağlamda yaptığınız iş için ne söyleyebilirsiniz, uzun bir süredir bu ağa dahil, yöneten bir kişisiniz, insanlar başından bu yana nasıl tepki verdiler?”

kısmını ele alacak olursam, kendi hayatıma ilk freecycle öğesini kızım bebekken soktum. İnternetten kızıma ikinci el mama sandalyesi bulduğumu duyunca rahmetli babam çok üzüldü, açıkçası utandı.
“Kızım paranız yoksa, ben alırdım torunuma, neden boyle bir sey yaptın” dedi..
İnsanlarin özellikle deli gibi özenerek bebek ürünlerini satın aldıklarını, sonra da kullanamadan/ azıcık kullanılıp küçülen birçok eşyalarını çevrelerindeki yeni bebek sahibi olmuş insanlara hatta öz kardeşlerine bile vermeye çekindiklerini gördüm. Kullanılmış ürünler sadece kapıcının çocuklarına ya da temizliğe gelen kadının konu komşusuna verilir diye bir önyargı vardı. insanlar yanlış anlaşılmaktan ölesiye çekiniyorlardı.. Birine elindeki fazla ürünü utana sıkıla teklif  ettiğinde karşı taraf öfkelenip “çok şükür gücümüz yerinde biz gider, bu kadar süslü olmasa da yepyeni bir tane alırız” diyorlardı…

Pintilikle suçlanmaktan korktuklarından insanlar her bir şeyi sıfırdan almak zorunda hissediyorlardı. Bir tanecik evladıma bilmemne alamayacak kadar kötü müyüm, boğazımdan keser alırım mantığı yaygın hala. Elindeki eşyaları ilerideki olası ikinci üçüncü bebeğe saklamak bile ar geliyor..

Bebek gereçleri, giyim eşyaları çok pahalı ve nerden baksan tekrar tekrar kullanılabilecek kadar dayanıklı. O zaman neden dolaplarda kilerlerde beklesin? Bir başka bebek daha büyüsün o cicilerle.

Ben freecycle olduğunu bilmeden freecycle’a başladığımda gelen ilk tepkiler feciydi. Ama bugun, 10 yıl sonra, hayatıma sadeleştirme düzenini yerleştirme gayretinde bir insan olarak, örnek olduğumu görüyorum. Hayatımda fazla olan her şeyi çıkarıyorum, yedekte tuttuğım herşeyi veriyorum. Feng Shui’ye inanıyor, boşa biriktirilen herşeyin evin enerjisini negatife çektiğini farkediyorum. İki kulağım varsa, iki küpe bana yeter. Çekmecelerde sürünecek onlarca küpem olacağına bir çift küpeyle pekala yaşıyorum. Bu sadece bir örnek. Elli çeşit bardak, tabak, kase, kaşık almıyorum. Misafirlik ayrı, ev halkına ayrı havlular, yemek takımları… Bitti. Çok rahatladım..

Bu arada, hiç bir şey atılacak kadar değersiz değildir, mutlaka ona ihtiyacı olan biri vardır diyorum ve bulup veriyorum.

Üstelik  “Koskoca İpek hanım yapıyorsa/kullanıyorsa biz de salak mıyız iki kere giyeceği/bineceği şeye yüz lira vermeyelim bak, eltimgillerin oğlu büyüdü, onunkini alırız” demeye başladılar.

En büyük hayalim, bir tür açık pazarda herkesin evindeki yedekleri gün yüzüne çıkarmaları… Tam bir freecycle bayramı!

Şimdilik benden bu kadar. ”

 

*-*-*-*-*-*-*

 

Kızım dört yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Kızımın bütün küçülenlerini saklamış bir insan olarak “erkek çocuk müjdesi” beni biraz düşündürdü. A’dan Z’ye her şeyimiz var ama pembe! Hepsi baştan alınacak!!

Tam da o aralar, güzel ve akıllı bir arkadaşımla konuşurken bir formül geldi aklıma.

Onun da birbuçuk yaşında ikizleri vardı, biri kız biri erkek. Her şeyi çift almaktan bıkmıştı. Üstelik, başka bebek düşünmediğinden, küçülenleri de verecek yer arıyordu.

Aradığım fırsat kucağıma düştü. Ben kızımın iki yaş kıyafetlerini ona devrettim, o oğlunun bir yaş kıyafetlerini bana verdi. Gül gibi elbiseleri montları niye iki kere satın alalım?

O gün bu gün, bizim sorunumuz çözüldü, dedikleri gibi: Hem şamdan paklandı, hem pilav yağlandı!

Yaşasın ikinci eller, ablasının abisinin kıyafetlerini giyen şanslı bıdıklar!

Daha geçen hafta iki büyük İKEA poşeti eşya el değiştirdi. Pembe, incili boncuklu mont gitti, bu kış oğlum Nefti yeşil bir mont giyecek.

Hello Kitty’li yağmur botları gitti, bissürü t-shirt’e dönüştü, arada kız yeğenim için pamuk prenses kostümü de çıktı.

Bu sene oğlumun kıyafetlerini devredecek bir kardeş daha buldum. Bir başka arkadaşın yakışıklı oğlu umarım severek giyecek.

BegonvilBu da günün resmi. Akçay’ın begonvilleri.

 

12 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Baharat, baharda at.

Hanımlar beyler

işte güzel, düzgün bir mutfak çekmecesi.

2012-11-29 09.10.19

Bu bir baharat çekmecesi, bir çok güzel baharat mis gibi kokarak bekliyorlar yemeğe katılmayı. Hiç de beklemiyorlar hep beraber atılmayı.

Yemeğe çeşni veren baharattaki uçucu yağlardır. Ve bu yağlar da paketi açar açmaz uçmaya başlar.

Yıl sonunda ilk günkü tadı tuzu kalmaz. Bu yüzden küçük paketçiklerde satılırlar, bu yüzden her yıl yeniden yetiştirilirler.

Her yıl, baharat çekmecesi elden geçer. Çok çok yakın zamanda alınmamışlar hariç, bütün baharatların tazeleri alınır, kavanozlar temizlenir paklanır, baharatla dolup kapaklanır.

Nane mümkünse elenmelidir. Çeri çöpü gider ince toz nanenin verdiği lezzet inanılmaz olur..

Kahve çekildiği an değil, kavrulduğu an tazedir, taze kavrulmuş VE çekilmiş kahvenin çok sıkı kapalı ve serin bir yerde tutulması şarttır.

Kiloluk alınmaz kahve. Ve bayat kahvenin kavanozuna da konmaz. İki kavanozu olur. Biri bitmeye yakınken diğeri doldurulur. Biten yıkanır, TAMAMEN kurutulur sıraya girer.

*-*–

Karabiber toz alınmaz, tane alınır, karabiber öğütücüsü ile kullanılır. Onda da ikea öneririm.

IKEA 365+ IHARDIG baharat öğütücü

 

Hardig

-*-*-*-*

İKEA baharat kavanozlarını seviyorum, contalı kapak. Memnun kalırsınız.

Kapağa da, gövdedeki kumlu kısma da kurşun kalemle yazı yazılabiliyor. Baharatı ele alıp koklamadan kolayca bulmanızı sağlıyor.

DROPPAR 2'li baharat kavanozu

 

Droppar

-*-*-*-*

Dünyanın en pahalı baharatı ne biliyor musunuz? Haspir! (Safran) Bak o olmadan patates yemeği kesinlikle lezzetli olmaz.

Klasik seramik beşi/yedisi bir yerde baharat setleri vardır (hiç sevmem). Büyük olanlara TUZ-ŞEKER-ÇAY (sık kullanılanlara ekle) yazmışlardır.

Ufaklar da K.Biber, Kr. Biber, Nane, Tarçın, Kakûle (değil tabii attım, ne gezer kakûle.. kimyon filandır o. (anneannemden öğrendiğim: haşlanmış yumurtaya tuz-kimyon karışımı ne de yakışır))

K biber ile Kr. Biber arasında ne fark varsa? Hangisi Kara, hangisi Kırmızı?????

zaten kapakları da kapanmaz, hemen hava alır,nemlenir bu seramikler.

alayına ölüm!

Unutmayın, baharat kavanozlarınızı elden geçirmenin tam zamanı! Eskiler atılacak, yeniler doldurulacak..

Hadi.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim, tertip

Tuz tepsisi uyarlamasi

Oğlum anaokulunda, seneye bire başlayacak. Okul tarafından Metropolitan Okul olgunluk testi uygulandı, sonuçlar pedagog tarafından tarafıma takdim edildi.

Önerilerden biri, rakamları canlandırmak. Ellemesi, dokunması lazım sayılara..

Aklıma Barış‘ın Tuz Tepsisi geldi. Güzel icat. Ben okudum geçtim tabii, gökkuşağı detayını unutmuşum. Kafamda tuz tepsisi kalmış.

Üç gündür “size tuz tepsisi yapcam” diyorum çocuklar da bir şey zannettiler…

Akşam üzeri mutfağa daldım, bu iş ya bitçek ya bitçek! O kadar. Tuz beyaz, alttaki fon renkli olmalı, ara tara renkli ve KURU bir saklama kabı bulamadım.

Derken aklıma geldi, madem saklama kabı beyaz, ikinci değişkenle oynayayım. Çay tepsisi huzurlarınızda..

image

image

Fotoğraf çekilene kadar güzel güzel oynadık. Şekiller desenler,sayılar mayılar. Fotoğrafı çektikten bir saniye sonra oğlum bir üfledi kaba…….

Çaylanmadık yer kalmadı mutfakta. Üstü başı dahil.

De hadi bakalım. Tepsi günü de bu kadarmış.

————–

Bu da bana anneannemden bir başka masalı hatırlattı.. Yarın da onu yazarım..

4 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, ilkogretim, OKUL, severim paylasirim

Jel jel üstünde kimin jeli var? DOA’NIN!!

image

 

Bu seferki siparişime Sülfatsız Yüz Yıkama Jeli ve Sülfatsız Japon Kirazı Duş Jeli ekledim.

Fotoda soldaki damlacık, duş jeli. Temizlemesi bir yana, içinde pütürcükler var piiling (peeling=soyucu/kese) özelliği kazanmış. Kokusu da mis. Taze meyve kokuyor.

 

Sağdaki ise yüz yıkama jelinin damlacığı. Pütürcükleri daha ince ve az. Hassas yüz derisi için.. Temizliği yine başarılı, kokusu mühim değil ama yüzü kurutmaması çok güzel .

Ne güzel şeyler icat ediyor şu Doa Kozmetik!

Düşünmeyin, alın!

 

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bakımlı hatun, icatlar, severim paylasirim

Esnaf ahlâkı mühimdir

Zamanında bir mahallede büyüdüm. Harika bir şeydi, hele ki seksenlerde… Her bahcenin kapısı cocuklara açıktı, bakkaldan gazete, fırından ekmek alırdık. Evde birsey bitince çocuklar bakkala gitmek icin yarışırdı.

Akşam üzerleri balkonlarda çay sefaları sürülür, beyi eve erken gelen hanim hemen kalkardı.

Yaz aksamlari balkonda yerdik yemegi. O balkon benim bugünkü evimin mutfagindan büyüktü. Gelen gecenle babalar sohbet ederdi..

Apartmanda samimi komşular arasinda tabak trafigi vardi. Pisen kekten bir tabak Emine ablalara cikarirdim, Yelda’nin annesi de bize simit aşı gondermis olurdu.. Tursular, pogacalar, kabak tatlısı ve receller, dolmalar, sarmalar, kisirlar, ay corekleri ve zeytinyağlılar güdümlü birer ucan daire gibi uzerlerinde bir pecete ile gezerdi asansorsuz ama temiz binada.. Pecete ile örtülürdü çünkü, göstermek ayıptı. Hangi komşuya gidiyorsa, digerleri şans eseri gorurlerse imrenmesinler diye. Binada eli tabakli biri gorulurse özenle görmezden gelinirdi ki; tabak size değilse, utanip bir tane de size getirmesinler diye. O kadar ki, tabakla kapiya gelen birinin tabagina bile bakmazdınız; belki size degildir, gorgusuzluk olmasin diye.

 

Muhitin esnafı muhitin çocuğunu tanır, büyüklerle selam alır verir. Büyük bir aile gibidir mahalle.

*-*-*-*

Sonraki yillarim bir sitede gecti. Güvenlik, peyzaj, otopark, market pakete dahil, alışılmış komsuluk opsiyoneldi. Semtin küçüklüğü sayesinde yine de o eski havayı yakaladık..

Evlendikten sonra sitede de oturdum, apartmanda da.. Semtimi seviyorum. Bir avm insani olarak, mumkun olduğunca semt esnafindan alisveris yaparim. Hem semt esnafini desteklemek, hem de aldigim şeyde bir sorun çıkarsa adamin yakasına yapisabilmek icin…

Mesela en soyu tükenmeye yüz tutmuş mesleklerden ayakkabı tamircisinin müşterisiyimdir. Bozulan çanta fermuarlarını değişirler, kopan Cat botların bağcıkları bulunur, bazen şemsiye bile tamir ettikleri olur. Ayakkabıları da güzelcene tamir eder boyarlar. İşinin erbabıysa, zengin olmaz ama aç da kalmaz.

Avm tamircileri cicili bicili yerlerdir, tamirciye ezile büzüle topuğu kopmuş ayakkabı vermek bana göre değil. Ama niyeyse avm tamircisi pek bir lüküs. Benim ideal tamircim, gönlü geniş, güler yüzlü, ufak tefek işlerden para almayan “canın sağolsun” diyen adamdır. Esnaf ahlakı böyle bir şeydir. Sen gönlünden kopanı bırakırsın ufak işlere. Bazen onu da almaz, ısrar kıyamet..

Bu kadar yazıya niyetlenmemiştim, basitçe yazıp kaçacaktım ama dayanamadım laf lafı açtı. Geçen gün annemin çantasının sapı kopmuş. Eski meski ama iş görüyor çanta. Niye atayım? Ben ki bir freecycle adamıyım.. Olmaz. Mahallenin tamiricisine bıraktım sabah. Akşam üzeri kızımı gönderdim, eline 5 lira verdim, “kaç lira diye sorarsın, ona göre ödersin” dedim. Basit bir dikiş işi, ne tutar ki?

Tamirci değişmiş. Dükkan aynı dükkan. Adam kimbilir neyin nesi?

Allah aşkına bak bakayım bu ne?

çanta sapı

çanta sapı

Ben kendim bu kadarını dikerim zaten. Koparmış sapı, bir daha dikmiş.

Kötü bir işçilik ve az bir emeğe de kızın elindeki 5 lirayı güzeeelce almış. Hop, müdavim müşterisini kaybetti gitti.

 

 

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, kültür, severim paylasirim, soruyorum, şikayetlerim

Meşhur lâkırdıdır: Kaygısız yattığın gece ..

Komşunun eşeği kuyruksuz kulaksız sıpa doğurur.

 

Bu deyimin hikayesi de şu şekildedir:

Adamın biri, hepimiz gibi, her gün çeşitli dertlerle tasalarla uğraşırmış. İşi gündüz bitmez, gece yatar yatmaz da uyku tutana kadar “öyle mi olsa, böyle mi olsa?” diye kurar dururmuş.

Nasıl olduysa bir gün de işler rast gitmiş.. Adamın o gece hiiç kaygısı yokmuş, “oh!” demiş,vurmuş kafayı yatmış.

Gece yarısı kapı çalınmış. Komşunun oğlu haberi vermiş “eşeğimiz kuyruksuz, kulaksız sıpa doğurdu amca!”

Adamı almış mı bir kaygı :

“Şimdi bu sıpa büyür, günün birinde dere kıyısına pikniğe gittiğimizde buna da bizim oğlan biner, dere kıyısında bu sıpanın ayağı kayarsa cuppadanak suya düşer. E kuyruğu yok ki kuyruğundan çekelim, kulağı yok ki kulağından tutalım;  sıpa dereye kapılır gider, ne kendini görürüz ne de yükünü buluruz bir daha!”
İşte kurban olduğum Allah kimseye kaygısız bir gece uykusu nasip etmez. Aptal kişi vara yoğa, her boka kaygılanır, akilli kisi az kaygılanır.
Ama gelecek hiç birimize malûm olmadığından, her birimiz az çok kaygılanırız.

 

wpid-2012-12-11-12.17.12.jpg

2 Yorum

Filed under ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek: Aferin Garanti!

garanti atm

Garanti bankası ile bu aralar biraz bozuğuz.. Ancak bunu buraya kaydetmek istedim..

Resim kendi başına konuşuyor zaten. ATM denilen, Automated Teller Machine’nin kısaltması, bizde sevilen genel geçer adıyla Bankamatiklerini yeniden düzenliyor Garanti. Özürlüler(*) için. Sadece özürlü değil, kısa boylu insanlar için de harika bir şey bu. Bu ATM’lerden sadece 17 tane var ama ne güzel işte. Artacağına eminim..

Bu konuda change.org’da bir imza kampanyası hatirlar gibiyim..

(*) Eskiden sakat derdik, âmâ, kör, sağır filan diyorduk. Gerçekten. Sonra özürlü lafı çıktı. Sakatlıkların hepsi özürlülük kapsamına alındı. Bugünlerde politically correct deyim “engelli” (handicapped?) . İnsanlar yürüme engelli, işitme engelli ve görme engelli olarak nitelendiriliyor. Allah cümlesine yardım etsin, hayat zor..

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Arkası Yarın -iii- Bugün ne oldu bir bilsen..

(previously on “Arkası Yarın”: Bölüm -i-, Bölüm -ii-)

(Devamı: Bölüm -iv-)

11 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Arkası Yarın -ii- Bugün ne oldu bir bilsen..

Devamı kitapta

7 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Kizim sordu, cevap veremedim:

Kahve yokken, kahverenginin adı neydi?

Buyrun..

11 Yorum

Filed under çocuk, kültür, severim paylasirim