Bir işe kalkıştım… Karbonatlanmaktayım

Şmdi, olay şöyle başladı.

Alüminyum = Alzheimer diyorlar.

En çok Alüminyum da koltuk altı deodorant ve antiperspirantlarında var diyorlar. “Kullanmayın haaaa” diyorlar..

Sonra nette bakınırken No Poo diye bir icat gördüm. Şampuanı terk edip kafalarını karbonatla yıkayan insanlar. Ve bunun çok da iyi olduğunu anlatmış hepsi.

Arada bir yerde, antibakteriyel etkisi dolayısıyla koltuk altına uygulandığında ter kokusunu önlediğini de yazmış. Hadi bakalım oradan bu konuya geçtim. Karbonat (sodyumbikarbonat) terlemeyi önlemiyor ama kol altlarınızı temiz tutuyor.

Denedim, çalışıyor. Duştan sonra ıslak parmağı karbonata bandırıp kol altına sürüyorsunuz, dana gibi terliyorsunuz bütün gün ve koku yok!

Bazı forumlarda ayak kokusuna da önermişler. Onu bilemiyorum. Doğruysa, şahane bir şey bu.

Henüz deneme aşamasındayım ve özellikle (ben yapmasam da) koltukaltlarını traş eden insanlar için tahriş edici etkisi olduğu söyleniyor. O yüzden, deneme aşaması bitene kadar (30 gün) önerecek değilim.

Bakalım ne olacak?

– henüz şampuan olarak kullanmayı denemedim, deneyip onu da yazacağım-

her boğuma bir yüzükTer kokusuna “Dur!” derken.. Şaka. her boğuma bir yüzük denemem. İlginç oluyor..

21 Yorum

Filed under araştırdım, bakımlı hatun, güvenli hayat, icatlar, severim paylasirim

Evde Migros yarım M açıyoruz.

Migros yeni bir promosyon yapmış, benim gibi kolleksiyoncu ruhu taşıyanları çok fena tavlayan Kart Albümleri promosyonlarında çok fena çuvalladık. Disney kahramanları, rekorlar ve Ice Age 4 :(

Kartlar 4’erli paketler halinde ve 25 liralık alışveriş alışveriş yapana hediye olarak veriliyordu. Her iki seti de bitirebilmek için paket paket kart satın aldım ama olmadı, ikisinde de gayet kritik kartlar eksik kaldı.

Neden? İşte tam burada değerli yazarım Atilla Atalay’ın “ornitorenk” yazısını okumanız lazım.  O gerçekten çok iyi bir yazar ve ben sadece onun mütevazı bir takipçisiyim..

( Bütün kitapları harikadır, herkese mutlaka birer tane aldırırım.. Devamı gelir zaten. İlk mail adresimi sayesinde aldım.. Saygılarımı nasıl ifade etsem bilemiyorum ama Allah uzun ömürler versin demek isterim.)

Her seferinde sinirlenip tövbe etsem de, yine bir promosyonla karşı karşıya kaldım ve gözlerim japon çizgi filmlerindeki gibi yıldızlarla ışıldadı resmen.

İstiyorum ki benim küçükken yaptığım kolleksiyon işlerini (peçete/kartpostal) çocuklarım da yapsın, bir şeylerin değerini bilsin, takip etsin, arada bir döküp seyretsin, düzenlesin. Tertip, düzen, intizam bellesin. (çok kutsal kelimelerimdir, benim çoraplarım bile alfabetik sırada durur çekmecede (evet ocd))

Kolleksiyon güzel bir hobi ve bir keyiftir.. Şimdiki herşey kullan-at olduğundan, ve de az bulunurluğu kalmadığından, kolleksiyon yapmaya değer bir şey bulamıyor çocuklar..

Bu fikri de migrostan satın alıyor olmak bambaşka bir sağlamlık, farkındayım. (Yalan Dünya “ezik” olmak kelimesinin zıttını icat ettim, pek olmadı ama..)

Bu uzun antreden sonra konuya gelelim:

Migros yine bir kolleksiyon işine girmiş, hatta işi büyütmüş. Minicik ürünler veriyor alışverişinizle beraber. İstersen alışveriş sepeti, kartondan migros reyonu hatta kasa filan da satın alabiliyorsun.. İşin içinde bir de sürpriz unsuru var, kapalı poşetlerde geliyor minyon ürünler, bencileyin kazı kazan delisi dayanamaz ki.

Bakalım bu sefer canımı kurtarabilecek miyim? Minnacık ürünler çok sevimli, albenisi var ama… Almayasım var benim de.. Çizgiyi bir yerde çekmem lazım ama, aaaaa!

 

Bir ay sonra gelen edit: tavuk götü bir kez daha tövbe tutmadı sayın okurlar. 10 lira verdik aldık marketi, kurduk evin orta yerine. pek de güzel köftehor..

migros minik market

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kültür

Davetiye zarfları için en güzel yazı: Kaligrafi

Davetiyelerle ilgili yazım gerçekten çok ses getirdi, gün aşırı bir mail yanıtlıyorum, konunun uzmanı oldum. Bana da epeyce davetiye gelir, üzeri kaligrafi/ hat sanatı ile yazılmış olan zarfları saklarım hep. Bir çoğundan kitap ayracı yaptım, bir tanesi o kadar güzel ki, çerçevelenmeye değer.

Davetiyenin dışı, yani zarf üzeri için kaligraf soran arkadaşlara da şöyle yardımcı olayım:

Ümit Kalaycı

Ben el yazısı olarak doğru düzgün yazamazken ve bilgisayara geçeli beri de yazmayı iyicene unutmuşken, güzel yazı yazan kaligraflara hep şaşırmışımdır. Ümit de genç bir yetenek.. Kendisi Ankara’da ama şehirlerarası da iş hazırlıyor. Örnekleri burada, bilgileri az aşağıda:

 

 

 

 

 

 

 

 
KALİGRAFİK DAVETİYE YAZILARI ANKARA
Davetli listeniz ile davetiye zarflarınızı (veya diğer dokümanlarınızı) bize ulaştırmanız yeterlidir. Size ve davetlilerinize özel çalışmalarımız ile organizasyonunuza renk katalım.
Profesyonel ve estetik çalışmalarımız ile davet ve organizasyonlarınızın daha kalıcı ve etkileyici olması için katkı sunmaktayız. Farklı boyut, ebat ve renklerde kaligrafi çözümlerimiz ile seçenekler oluşturmaktayız.

EKİBİMİZ EN KISA SÜREDE SİPARİŞLERİNİZİ HAZIRLAMAKTADIR.
SİZ DE SEVDİKLERİNİZE O GÜNE DAİR ÇOK GÜZEL BİR HATIRA BIRAKABİLİRSİNİZ …
Fiyat konusunda bilgi almak ve Kaligrafi sanatı ile ilgili merak ettiğiniz konulardaki sorularınız için …

İLETİŞİM :
http://www.umitkalayci.com.tr
http://kaligrafiankarahat.ticiz.com/
umit.kalayci@yahoo.com
umit@umitkalayci.com.tr
+905318306362

1 Yorum

Filed under severim paylasirim

Biri şu insertlere dur desin…

Market broşürlerinin adı nedir bilmiyorum. İnsert? İnzört?? Ama kendilerinden de marketlerinden de bıktım. Apartman kapısına fırlatılıp atılan bu çöplerden bıktım usandım..

Çöp, evet çöp çünkü yere atılan şeyler temiz değildir ve ben de almam kimse de almaz yerden.

Adamlar bir sürü ağaca kıyıp bunları bastırıyorlar.  O arada bir sürü de para veriyorlar bu kağıtlara.. Sonra dağıtılsın diye bir daha para veriyorlar. Dağıtıcı olan az paraya iş yapan ve yapmamaya çalışan kişi de, kaldırıp atıyor bina girişlerine.

Kimse benim apartımanıma çöp atamaz arkadaş!! Ben de attırtıyorum çöp konteynerine. Nedir bu pislik???  Bu marketlerin her birini de ayrı ayrı şikayet ve protesto ediyorum..

Buyrun ihbar kabul edin değerli belediye çevre müdürlüğüm:

2013-04-18-1395

2013-05-09-1505 2013-05-09-1504 2013-05-09-1503

2013-04-04 18.58.20 2013-03-19 17.09.54 2013-04-15-1353 2013-04-15-1355 2013-04-17-1387 2013-04-17-1388 2013-04-18-1391 2013-04-18-1392 2013-04-18-1393 2013-04-18-1394 16042013 005

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çevre, şikayetlerim

Arkası Yarın -iv- Bugün ne oldu bir bilsen..

(previously on “Arkası Yarın” :  Bölüm -i-, Bölüm -ii- , Bölüm -iii-)

(devamı : Bölüm -v-)

9 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Temel Biyoloji / Sınıflandırma

Dünyadaki herşey, iki grupta sınıflanır: Canlılar/Cansızlar.

Biyoloji canlılar alemi ile ilgilenir. Fizik ise cansızlarla.

Biyologlar işin başındayken kolları sıvayıp, bu bilime her bir şeye latince isimler vererek ve sınıflandırma yaparak başladılar.. İlk sınıflandırmalar pek saçmaydı. Sırf uçabildikleri için sinekler, yarasalar ve kuşlar aynı aileden sayıldılar mesela..

Sonra sonra,daha bir ortak özelliklerine inildikçe, sınıflandırmalar çok daha düzgün hale geldi ancak hala herşey standart olarak latincedir. Her bir canlının ikili bir adı, hatta adı ve soyadı vardır diyelim. En çok bilinenlerden Felis Leo (Aslan Kedigil) ve Felis Domesticus (Evcil Kedigil) size bir fikir verebilir. Aynı şekilde Canis Lupus (Kurt Köpekgil) ve Canis Lupus Familiaris (Evcil Köpekgil)’i de söyleyebilirim.

Gereksiz bir ek bilgi olarak  : Prunus amygdalus var. amara (içi acı olan badem), Prunus amygdalus var. dulcis (içi tatlı olan badem)

*-*-*-*

Canlılar ikiye ayrılır : prokaryotlar çekirdeksiz tekhücrelidir, ökaryotlar ise çekirdekli hücreleri vardır. bildiğiniz her şey ökaryottur. 

Ki ökaryotlar 4 âlemdir:

Protistalar-Mantarlar-Bitkiler-Hayvanlar

Bizi ilgilendiren kısım hayvanlar alemi, o da 2 şubedir: Omurgasızlar ve Omurgalılar

Omurgalılar 5 sınıftır: Balıklar-Kurbağalar-Sürüngenler-Kuşlar-Memeliler

Canlıların sınıflandırılmasında Alem-Şube-Sınıf-Takım-Aile-Cins-Tür şeklinde bir dallandırma yapılır.

Bir insan, Canlılar aleminin, Omurgalılar şubesinin, Memeliler sınıfındadır.

detay isteyene : takım: primatlar, aile: hominidae, cins: homo (adam) ve tür: Homo sapiens (akıllı adam)

IMG-20130109-WA0000

Türk Kahvesi:

Canlılar- Bitkiler Alemi- Kapalıtohumlular- Rubiaceae Ailesinden Coffea Arabica

4 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Nestle Nesfit Ballı Bademli’yi denedim..

Kahvaltı etmeye bayılırım. Günde beş öğün kahvaltı deseler, yaparım.. Beri yandan hem zaman darlığı hem de pek güzel kahvaltı yapabilmem nedeniyle bir süredir kısa ve öz olarak kornfleks kemiriyorum sabahları..

Corn Flakes mısırdan yapılan bir şey aslında. Benim satın aldığım ürün ise buğday ve pirinçten yapılan ve biraz daha sağlıklı olanı. Dök üzerine süt, ye gitsin.  Dukana da uygun sayılır hem.. Üzerine yulaf kepeğimi ekebiliyorum.

 

Geçen ay Fikri Mühim Nesfit kampanyası yaptı. Ben de bir Fikri Mühim olarak, bana tanınan fırsatı değerlendirdim ve kampanyaya katıldım. Nestle’ye bayılırım ve badem de Dukan için önerilen bir şey. Bakalım ne çıkacak dedim..

2013-04-02 13.43.26

Bu dış ambalaj.

2013-04-02 13.44.51

Bu kutudan çıkanlar. Kâse, kuponlar ve bir adet tam boy ürün.

2013-04-03 13.06.05

Bu, benim normal kahvaltım: special K ve üzerine de yulaf kepeği.

2013-04-04 19.49.54

 Bu da Ballı Bademli…Burdan net gözükmese de içinde bariz koca koca file badem var mamülün. Ben badem tozu  filan katarak tadını benzettiler sandım, umduğumdan da iyi çıktı.

2013-04-11 09.18.30

Bu benim her gün yediğim Special K.’nın içindekiler+besin öğeleri listesi. Doğru ise, glukoz şurubu içermiyor. AFERİN!

2013-04-11 09.19.04

Bu da Nestle’ninkiler…

2013-04-11 09.19.15

Sorun şu ki, ben bunu beğenmedim. Çok sert, katır kutur bir şey, tadı güzel, sütsüz olarak mesela çerez gibi yenilebilecek bir ürün ama SpecialK’nın yerini dolduramadı. Migros indirim çeklerini de dağıtmadım. Kalanını da yemedim.

Başka bir kampanya yorumunda görüşmek üzere..

11 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

Okulluluk Akıllılık

Daha önce yazdım da bulamadım, bulursam linki çekerim. Ben küçükken ilkokula karar verilirdi, baban gider müdürün yanına bir çayını içer seni okula yazdırırdı. Fotoğraf çektirirdik önlükle. Okula başlardık. Okullar ikili öğretimdeydi. Sabahçılar şubat tatilinden sonra öğlenci olurlardı. Gül gibi geçinir giderdik.

Aradan 30 yıl geçti, onlarca sistem değişti. Kredili sistemler, sbsler, anadolu lisesi sınavları.. imam hatipler kalktı kondu, meslek liselerine puan bilmemne bilmemne.

Son kurcalama 66 aylıklarla ilgiliydi.. Onu başarıyla atlattım. Rapor aldım oğlumu kurtardım. Denize düşen yılana sarıldı, muhtelif dayı kelimeleri telaffuz edildi. Gemisini yürüten kaptan oldu.

Kızımı ilköğretime verirken okul 8 yıldı. İlkokula veriyordun ortaokul mezunu olarak alıyordun. İstanbul’da evimize yakın, “etüdlü beslenmeli” olarak tabir edilen, çalışan annelerin dostu, öğrenciye de öğretmene de kolaylık ve verimlilik sağlayan bir okula yazdırdık onu. Güllük gülistanlık okuyordu ki, şimdi de okul dönüşümü çıktı.

Bölgedeki okulları eşleştirmişler. Birine ilkokul 1-2-3-4 birine 5-6-7-8. sınıflar gidecek diye ayırmışlar. Okullar yarım güne düşmüş. Kızımın 4. sınıftan sonra göndermemi önerdikleri okul eve de uzak her yere de uzak ve şu anki okulunun kapasitesinin yarısı bir okul. Şu anki okul depreme dayanıklı kocaman binası, mavi bayraklı temizliği, kocaman bahçesi, konferans salonu, yangın çıkışı, geniş merdivenleri, yemekhanesi kantini, özürlü çocuklar için platform ve asansörü ile ideal bir okul. Sınıfların techizatını da veliler olarak tamamladık, teknoloji tam puan.Bu güne kadar da 8 sınıfı bir güzel idare ediyordu.

Diğer okul bu kadar şanslı değil.

Sorunlar çıktı.

Bana tam gün okul lazım. Hiç istemeyerek kızımı özel okula yazdırdım. Oğlum bire başlayacak ve hele ilköğretimde özele vermeyi kesinlikle düşünmediğimden onu nereye vereceğim bilmiyorum şu an..

Evi okula uzaklaşan öğrencilerin bir kısmı okulu bırakacak. O semtten buraya, bu semtten oraya öğrenci servisine para vermek zorunda mı veliler???? Evinin dibinde okul var ve gönderemiyorsun ?’?

Özürlü öğrenciler kesin olarak devam edemeyecek zaten. İnsaf!

Elimizde çaba gösteren bir tek Veli Derneği var.

“Okul Dönüşümlerine karşı yürüttüğümüz mücadele sürüyor. Bu kez İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde olacağız.
12 Nisan’da gücümüzü gördük, gösterdik…Yılmadık, yılmayacağız…Birleşerek çoğalacağız…
Çalışmalarımızla Kartal velisi ayakta…Biz çalıştıkça önce İstanbul sonra tüm ülkenin velileri, çocuklarımızın geleceği üzerinde oynanan oyunları görecek ve ayağa kalkacak…
Şimdi bir kez daha işe koyulma zamanı…Kartal’dan çıkıp sesimizi İstanbul’a duyuralım…Dönüşümleri durduralım!!!
Yarın (Çarşamba) saat 19.00’da Eğitim-Sen salonunda bir araya gelip çocuklarımız için yapabileceklerimizi, Cuma günü yapacağımız eylemi nasıl büyütebileceğimizi konuşalım…” diyorlar.

okuldonusumunehayir

 

Destek vermek isterseniz ya da kendi okul-veli sorunlarınıza çözüm arıyorsanız Veli Derneği Veli-Der’in iletişim bilgileri şu şekilde:

Veli-Der Twitter hesabı: https://twitter.com/Veli_Der

Veli-Der Facebook hesabı: https://www.facebook.com/groups/velider/

Veli-Der Web sayfası www.velider.org

 

9 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, ilkogretim, OKUL, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

“ORTAK KULLANIM AĞLARI/ Başkasının İhtiyacından Bana Ne?”

 

Büşra Akman, sorularına verdiğimiz yanıtları yayınlamış. Benim yazdığım kısım yazının en altında, o arada kendi yazımın orijinal metni şu:

*-*-*-*-*-

Moderatörümüz İpek Hanım yaşadıklarını ve duygularını aşağıdaki şekilde aktarmış :

“… dayanışma gerçekleştirmek. Bu gibi örnekler bu duyguları geliştiriyor, alışkanlıkları değiştiriyor, siz kendi hayatınızda bu bağlamda neler yapmış olduğunuzu farkediyorsunuz?Fikir olarak nasıl niteleyebilirsiniz?

Toplum mühendisliği hareketi olarak bu yaklaşımı değerlendiren fütüristler var, bu bağlamda yaptığınız iş için ne söyleyebilirsiniz, uzun bir süredir bu ağa dahil, yöneten bir kişisiniz, insanlar başından bu yana nasıl tepki verdiler?”

kısmını ele alacak olursam, kendi hayatıma ilk freecycle öğesini kızım bebekken soktum. İnternetten kızıma ikinci el mama sandalyesi bulduğumu duyunca rahmetli babam çok üzüldü, açıkçası utandı.
“Kızım paranız yoksa, ben alırdım torunuma, neden boyle bir sey yaptın” dedi..
İnsanlarin özellikle deli gibi özenerek bebek ürünlerini satın aldıklarını, sonra da kullanamadan/ azıcık kullanılıp küçülen birçok eşyalarını çevrelerindeki yeni bebek sahibi olmuş insanlara hatta öz kardeşlerine bile vermeye çekindiklerini gördüm. Kullanılmış ürünler sadece kapıcının çocuklarına ya da temizliğe gelen kadının konu komşusuna verilir diye bir önyargı vardı. insanlar yanlış anlaşılmaktan ölesiye çekiniyorlardı.. Birine elindeki fazla ürünü utana sıkıla teklif  ettiğinde karşı taraf öfkelenip “çok şükür gücümüz yerinde biz gider, bu kadar süslü olmasa da yepyeni bir tane alırız” diyorlardı…

Pintilikle suçlanmaktan korktuklarından insanlar her bir şeyi sıfırdan almak zorunda hissediyorlardı. Bir tanecik evladıma bilmemne alamayacak kadar kötü müyüm, boğazımdan keser alırım mantığı yaygın hala. Elindeki eşyaları ilerideki olası ikinci üçüncü bebeğe saklamak bile ar geliyor..

Bebek gereçleri, giyim eşyaları çok pahalı ve nerden baksan tekrar tekrar kullanılabilecek kadar dayanıklı. O zaman neden dolaplarda kilerlerde beklesin? Bir başka bebek daha büyüsün o cicilerle.

Ben freecycle olduğunu bilmeden freecycle’a başladığımda gelen ilk tepkiler feciydi. Ama bugun, 10 yıl sonra, hayatıma sadeleştirme düzenini yerleştirme gayretinde bir insan olarak, örnek olduğumu görüyorum. Hayatımda fazla olan her şeyi çıkarıyorum, yedekte tuttuğım herşeyi veriyorum. Feng Shui’ye inanıyor, boşa biriktirilen herşeyin evin enerjisini negatife çektiğini farkediyorum. İki kulağım varsa, iki küpe bana yeter. Çekmecelerde sürünecek onlarca küpem olacağına bir çift küpeyle pekala yaşıyorum. Bu sadece bir örnek. Elli çeşit bardak, tabak, kase, kaşık almıyorum. Misafirlik ayrı, ev halkına ayrı havlular, yemek takımları… Bitti. Çok rahatladım..

Bu arada, hiç bir şey atılacak kadar değersiz değildir, mutlaka ona ihtiyacı olan biri vardır diyorum ve bulup veriyorum.

Üstelik  “Koskoca İpek hanım yapıyorsa/kullanıyorsa biz de salak mıyız iki kere giyeceği/bineceği şeye yüz lira vermeyelim bak, eltimgillerin oğlu büyüdü, onunkini alırız” demeye başladılar.

En büyük hayalim, bir tür açık pazarda herkesin evindeki yedekleri gün yüzüne çıkarmaları… Tam bir freecycle bayramı!

Şimdilik benden bu kadar. ”

 

*-*-*-*-*-*-*

 

Kızım dört yaşındayken oğlum dünyaya geldi. Kızımın bütün küçülenlerini saklamış bir insan olarak “erkek çocuk müjdesi” beni biraz düşündürdü. A’dan Z’ye her şeyimiz var ama pembe! Hepsi baştan alınacak!!

Tam da o aralar, güzel ve akıllı bir arkadaşımla konuşurken bir formül geldi aklıma.

Onun da birbuçuk yaşında ikizleri vardı, biri kız biri erkek. Her şeyi çift almaktan bıkmıştı. Üstelik, başka bebek düşünmediğinden, küçülenleri de verecek yer arıyordu.

Aradığım fırsat kucağıma düştü. Ben kızımın iki yaş kıyafetlerini ona devrettim, o oğlunun bir yaş kıyafetlerini bana verdi. Gül gibi elbiseleri montları niye iki kere satın alalım?

O gün bu gün, bizim sorunumuz çözüldü, dedikleri gibi: Hem şamdan paklandı, hem pilav yağlandı!

Yaşasın ikinci eller, ablasının abisinin kıyafetlerini giyen şanslı bıdıklar!

Daha geçen hafta iki büyük İKEA poşeti eşya el değiştirdi. Pembe, incili boncuklu mont gitti, bu kış oğlum Nefti yeşil bir mont giyecek.

Hello Kitty’li yağmur botları gitti, bissürü t-shirt’e dönüştü, arada kız yeğenim için pamuk prenses kostümü de çıktı.

Bu sene oğlumun kıyafetlerini devredecek bir kardeş daha buldum. Bir başka arkadaşın yakışıklı oğlu umarım severek giyecek.

BegonvilBu da günün resmi. Akçay’ın begonvilleri.

 

12 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Baharat, baharda at.

Hanımlar beyler

işte güzel, düzgün bir mutfak çekmecesi.

2012-11-29 09.10.19

Bu bir baharat çekmecesi, bir çok güzel baharat mis gibi kokarak bekliyorlar yemeğe katılmayı. Hiç de beklemiyorlar hep beraber atılmayı.

Yemeğe çeşni veren baharattaki uçucu yağlardır. Ve bu yağlar da paketi açar açmaz uçmaya başlar.

Yıl sonunda ilk günkü tadı tuzu kalmaz. Bu yüzden küçük paketçiklerde satılırlar, bu yüzden her yıl yeniden yetiştirilirler.

Her yıl, baharat çekmecesi elden geçer. Çok çok yakın zamanda alınmamışlar hariç, bütün baharatların tazeleri alınır, kavanozlar temizlenir paklanır, baharatla dolup kapaklanır.

Nane mümkünse elenmelidir. Çeri çöpü gider ince toz nanenin verdiği lezzet inanılmaz olur..

Kahve çekildiği an değil, kavrulduğu an tazedir, taze kavrulmuş VE çekilmiş kahvenin çok sıkı kapalı ve serin bir yerde tutulması şarttır.

Kiloluk alınmaz kahve. Ve bayat kahvenin kavanozuna da konmaz. İki kavanozu olur. Biri bitmeye yakınken diğeri doldurulur. Biten yıkanır, TAMAMEN kurutulur sıraya girer.

*-*–

Karabiber toz alınmaz, tane alınır, karabiber öğütücüsü ile kullanılır. Onda da ikea öneririm.

IKEA 365+ IHARDIG baharat öğütücü

 

Hardig

-*-*-*-*

İKEA baharat kavanozlarını seviyorum, contalı kapak. Memnun kalırsınız.

Kapağa da, gövdedeki kumlu kısma da kurşun kalemle yazı yazılabiliyor. Baharatı ele alıp koklamadan kolayca bulmanızı sağlıyor.

DROPPAR 2'li baharat kavanozu

 

Droppar

-*-*-*-*

Dünyanın en pahalı baharatı ne biliyor musunuz? Haspir! (Safran) Bak o olmadan patates yemeği kesinlikle lezzetli olmaz.

Klasik seramik beşi/yedisi bir yerde baharat setleri vardır (hiç sevmem). Büyük olanlara TUZ-ŞEKER-ÇAY (sık kullanılanlara ekle) yazmışlardır.

Ufaklar da K.Biber, Kr. Biber, Nane, Tarçın, Kakûle (değil tabii attım, ne gezer kakûle.. kimyon filandır o. (anneannemden öğrendiğim: haşlanmış yumurtaya tuz-kimyon karışımı ne de yakışır))

K biber ile Kr. Biber arasında ne fark varsa? Hangisi Kara, hangisi Kırmızı?????

zaten kapakları da kapanmaz, hemen hava alır,nemlenir bu seramikler.

alayına ölüm!

Unutmayın, baharat kavanozlarınızı elden geçirmenin tam zamanı! Eskiler atılacak, yeniler doldurulacak..

Hadi.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim, tertip