Category Archives: severim paylasirim

Benim Andım

80’lerde ilkokuldaydım.

İlkokul 5 yıldı, sonra çift sınava girer, Anadolu Lisesinde okumaya gayret ederdin.

Rüyalar Ülkesindeydik. Her rüya yeterince calisirsan gercek olabilirdi.

Ve benim 5 yıl boyunca her gün okuduğum andım, kırpılıp kuşa çevrilmeden önce, şu şekildeydi:

 

Türküm! Doğruyum! Çalışkanım! 

Yasam: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir. 

Ey bu günümüzü sağlayan Ulu Atatürk..

Açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!

Ne Mutlu Türküm Diyene!

7 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Bunu yiyen ölmez! – Fırında ev yoğurdu nasıl yapılır?-

Yoğurt Türklerin icadıdır ve kefir gibi, insanın ömrünü uzattığı da bir gerçektir..  Her yoğurt bir başka yoğurttan mayalanmak zorunda olduğundan, bu iş biraz kafa karıştırıcı aslında. En ilk yoğurt nasıl bulundu onu kimse tahmin edemiyor..

*-*

Ben küçükken bir komşumuz vardı. İştahı da yerindeydi.. Bir defasında ufak bir satıl yoğurdun başına oturmuş, kaşığı almış eline, “bunu yiyen ölmez, bunu yiyen ölmez” diye diye bitirmiş hepsini..

Allah rahmet eylesin öldü gitti yazık, ama yoğurtsever bir insandı. Ben iki haftadır yoğurt yapıyorum da, aklıma geldi şimdi.. Rahmet istedi demek ki..

Annem de anneannem de evde yoğurt mayalarlardı. Süt ılıtılır filan, tencereye mayalanır, ağzı kapanır, battaniyelerle filan kaloriferin dibine yuva yapılır ki bütün gece ılık kalsın. Bazen tutmazdı.. :)) Olur öyle..

Biz Y kuşağı burun kıvırdık, marketlerde boy boy renk renk yoort varken, evde yoğurt mu yapılırmış? Hele ki taze anneler yogurt makineleri aldılar, bir heves ya yaptılar ya yapmadılar bir iki, sonra hop market yoordu. Hem kıvamlı hem lezzetli.. Kekâ.

Uzatmayalım, sütten de yoğurttan da sıtkımız sıyrıldı, eski usule döndük biz. Artık nereye tükürdüysek bulup yalayacağız el-mecbur..

*-*

Neyse, olay şöyle. Eve UHT süt almayı bıraktık. Günlük pastörize süt ya da günlük çiftlik sütü alıyoruz.

Çiftlik sütünü de bir güzel kaynatıp içiyoruz. 3 litrelik pet damacanalarda geliyor, ağzı sıkı kapalı ve soğutmalı kamyonetle ulaştırılıyor.

Bir miktar içiyoruz, bir miktarı da kalıyor. İlk partiden sütlaç yaptım, başarılı olmadı. (tarifi yenileyeceğim) Sonra da bizzat sütçümüzün getirdiği hediye maya ile yoğurt yaptım. Tescilli tembel olduğumdan her işin kolayına kaçarım. Bu konuda da öyle oldu, bundan kolay yapan varsa alnını da karışlarım..  Evde en en en kolay şekilde yoğurt şöyle yapılıyor:

Görsel

Sipariş

Görsel

Teslimat (3 Lt 10 TL)

Görsel

Kaynatılmış süt

 Görsel

Kaymak

Görsel

Süt, yoğurt mayalanacak kaplara süzülür, kaymak kalıntısından arındırılır.

 (tencereye alırken de bir tur süzüldü yabancı madde ihtimaline karşı)

Görsel

Fırına dayanıklı kaplara bölüştürülen süt


Görsel

Fırın ve içindekiler 80 derece civarına ısıtılmaktalar. Sütün 50 derecede yoğurt mayasıyla katılması gerekecek.

Bunu da fırının termostatıyla belirliyorum.

Süte parmak daldırmıyorum.

Görsel

Bir önceki yoğurt. Bu sefer biraz sulu oldu. :(

GörselGörsel

Kritik nokta: MAYA!

1 kilo süte bir çorba kaşığı yoğurt. Bir çay kaşığı bal. (ben biraz fazla ballamış olabilirim, tatlı seviyorum yoğurdu)

Görsel

Bir kepçe sütle pürüssüz bir hale gelene kadar çırpılır. (hep aynı yöne doğru! bunu unutmayın)

Sonra, lap diye sütün ortasına atılmaz, kenardan sızdırarak süte tanıştırılır maya. Bilahare eni konu çırpıcı yardımı ile kaynaştırılır.

Görsel

(çırpıcım)

Görsel

Fırın 50 derece ve 4 saat süreyle ayarlanır. Sütler yoğurt olur.

Fırında ılıyana kadar kalır, oda sıcaklığına gelince kapakları kapatılır (ılıkken kapamayın, yoğuşup sulanıyor)

buzdolabında da 6-12 saat bekler. Ne kadar beklerse o kadar (eski tabirle) “kerpiç gibi” kıvamlı olur.

İlk servisten önce, iki kaşık yoğurt kapaklı bir kaba ayrılır, buzdolabının en soğuk yerinde bir sonraki yoğurdu mayalamak üzere bekletilir.

*-*

Rivayet o ki, bir maya beş kere çevrime girdiğinde kendisini saflaştırabilirmiş. Yani en esas ilk maya haline geliyor, köy yoğurdu denebilecek en katkısız hale ulaşıyormuş. Torununun torununu gören cennete gider derler ya, onun gibi. Benim bu fotoğrafta görülen yoğurdum 4. oluyor. Bir sonraki yoğurttan çalacağım maya, mükemmel olacak bu durumda..

*-*

Şu anda, en pratik şekilde süzmenin yolunu arıyorum. Tülbentsiz, kullan-at ya da makineye-at kolaylığında bir şey olsa.. Kahve filtresi işe yaramadı..

Brain storming’e devam.. Ya Tutarsa??

51 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Anneannemden Masallar -iii- Başarının sırrı

Padişah Kızı ile

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir padişahın dünya güzeli bir kızı varmış. Kız güzellikte yeni doğan aya, “sen doğma ben doğayım” diyormuş. Hem de marifetliymiş bu kız, sağına döner kuran okur, soluna döner gergef işlermiş…

Taliplilerin beşi gider onu gelirmiş her gün. Padişah tek bir istekte bulunurmuş… “Kızımı alacak kişi kızımın dengi olmalı.. bir ineği iki eliyle tutup havaya kaldırabilmeli” dermiş..

Çünkü padişahın kızı has ahırdaki ineğini hop diye kaldırabiliyormuş… Padişahın kızını alıp da ileride padişah olmaya heveslenenler doğrudan geri dönüyorlarmış. Niyeti ciddi olanlar bile denemeyi göze alamıyorlarmış..

Kızı gerçekten seven bir de delikanlı varmış bu taliplerin arasında. Gözüne uyku girmiyormuş aşkından.. Ama bir inek öyle hop diye nasıl kaldırılır ki? Koç olsa neyse.. Düşün düşün perişan olmuş çocuk..

Bir gün, sultan hanımın dadısı bu çocuğun nasıl da süzülüp gittiğini fark etmiş. Gencin ailesini, anasını atasını tanırmış dadı. Kendi kızı gibi gördüğü sultan hanıma için için layık bulmuş delikanlıyı. Çağırmış bir kenara, işin sırrını deyivermiş…

– Bak oğulcağızım, sultan hanım kız bu ineği ilk doğduğu gün aldı kucağına.. sevdi okşadı her gün. Her gün kucağına ala ala, gün günden büyüyen dana inek olana kadar,  beraber kendi de güçlendi. Birden bire inek kaldırılır mı?

Delikanlı sevinçten çılgına dönmüş. Hemen yeni doğmuş bir danayla başlamış çalışmaya. Üç dört ayda, bir ineği kaldırabilecek kadar güçlenmiş.

Padişahın huzuruna çıkıp sultan hanım kıza talip olduğunu söylemiş. Getirmişler ineği, Hop diye kucaklayıp kaldırmış bizimki. :)

Padişah dönmüş kızına bakmış; kız da bu azimli, yakışıklı delikanlıyı beğenmiş, fikri nerden bulduğunu da anlamış ama çok da mühimsememiş.. Olur diye göz etmiş babasına.

40 gün 40 gece düğün yapılmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.. Gökten üç elma düşmüş, biri masalı anlatanın, biri dinleyenin, biri de dersini anlayanın başına…

2 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Pilav iken yiyin….

Rahmetli babam anlatırdı..

Bir gün adamın biri bir restoranın önünden geçiyormuş.. Kapıda da garson çığırtkanlık yapıyormuş: (pilav iken yiyiin. Pilav iken yiyiiin)

Adam merak edip sormuş :Hemşerim ne diyorsun sen??

“Bak beyim” demiş garson. ” Bugün Pazartesi, ustamız çok güzel tereyağlı pilav yaptı. Bugün yedin, yedin. Yenmezse kalan pilavdan Salı günü dolma yapar.

Bitti mi? Bitmez artarsa, dolmadan kalanı Kadınbudu köfte olarak Çarşamba günü menüye koyarız. O da mı bitmedi, Perşembe günü Yayla Çorbası olarak gelir önüne.. Cumayı hiç sorma… Benden günah gitsin diye bağırıyorum ben de (Pilav İken Yiyiiin) diye.. ”

 

 

1 Yorum

Filed under ben yazdım, iştahlı işler, severim paylasirim

Normali bana düşmez zati..

Anlatmam lazım, çatlayacağım..

Kardeşim kapıya inek sütü getiren bir çiftlik bulmuş. Pek bilir bu işleri. Bana da önerdi, bir süredir organik, morganik diyoruz, UHT süt almamaya gayret ediyoruz, taze sağılıp soğutuculu araçla servis edilen sütü beğendim.

Bir aydır bana da haftada bir-iki süt geliyor. Kaynatıp kaymak elde ediyorum. İki kere yoğurt (çok başarılı) bir kere de sütlaç (berbattı) yaptım.

Kalanı lık lık içiliyor. Herkes memnun.

Lakin getiren abi biraz leyla.

Salı getir diyorum, Çarşamba geliyor. Cuma gelsin diyorum hiç gelmiyor. Bu sefer de öyle oldu, Cuma günü abiden ses çıkmadı, akşamüzeri aradı:

“yarın getirsem olur mu?”

e, olur niye olmasın? ama akşamüzeri getir, cumartesi günü kaçta evde olurum belli olmaz…

“tamam” tamam.

—–

Cumartesi öğle vakti, görümcemgildeyiz.

(Görümcemin teyzesi ve üç de kızı orada.  4 kızın araları birer yaş, birlikte büyümüşler.. Her biri 10-15 santim uzun benden ve herhangi ikisini toplasan benim kütleme ulaşmaz. Saçlar bellerde, 45- 50 yaş arası olup 30-35 gösteren 4 Barbi hayal edin, birinin 20’lik kızı da orada, toplam 5 barbi. Teyzem de fena değildir, eh kayınvalidem de güzelliğiyle nam salmış vaktiyle, hala yaşını göstermez.. Bir de ben..  Miss Piggy. Her neyse..  )

büttün görümcelerimle beraber kahve içerkene telefon: “Ben Ali, geldim evde yoksunuz”

– e evet, yokuz dedik. akşamüzeri diye anlaştık?!?

– e anneme gideceğim, şimdi getirdim. bir komşunuza bırakayım, parasını sonra alırım

-tamam ben komşumu arayayım, evdeyse ona bırakırsınız, sizi hemen arayacağım.

************

– alo Nilüfer hanım merhaba,

– …

– sesiniz az geliyor

– Merhaba İpek hanım

– bize süt gelmiş de (bik bik bik detay) müsaitseniz size bıraksın mı? Ben gelene kadar balkona filan koysanız olur.

– olur olur, yalnız biz de hazırlanıyoruz, babaannemi kaybettik, 8’deki uçağa yetişeceğiz.

– AAAA başınız sağolsun, bir de bununla uğraşmayın boşverin. Ben adama söylerim pazartesi getirsin.

– yok olur mu oyle sey getirsin, ben çıkmamıza yakın kapının kenarına koyarım,buradan alırsınız

– (olurdu olmazdı epeyce küşümlendikten, taziye verdikten ve gerekli organizasyonları öğrendikten sonra ) peki tamam, sağolun,

************

-alo Ali bey.

– ben sizin sütü oniki numaraya biraktım

– ne? nasıl? oniki numara kim ben tanımıyorum ki? niye oraya bıraktınız????

– valla komşunuz işte, bıraktım. Dolaba koyacak

– of Ali bey, peki teşekkürler

************

– İpek kahven soğudu

– Tamam bacım şimdi geliyorum, işler karıştı

– Mutfakta yerde oturma geç küçük odadan konuş

– yok yok iyi böyle.. geliyorum şimdi.  kusura bakmayın

************

– alo Nilüfer hanım,sütçü 12 numaraya bırakmış, oradan alacağız, gerek kalmadı

– aa hiç olur mu? Levent koş 12  numaraya bırakmışlar git al gel.

– Aman Levent beye de zahmet olacak, kalsın 12  numarada ben alırım gelince…

– yok,tamam indi Levent. Siz tasalanmayın

– (oyy bu kadar işinin arasında kadına çıkardığım eziyete bak küşümü artık dorukta) peki sağolun

——————————————————-

Öğleden sonra dört. Nilüfer hanımın kapısını çaldım, çocuk açtı. “ya sizin sütünüz varmış. biz onu TÜP anladık, babam tüp alacağım diye gitti komşuya.. süt çıktı”

– TÜP?!?!?!?  yaa evet, olur öyle yanlış anlaşıldı herhalde, neyse başınız sağolsun, konuşuruz sonra..

Özet: Önce “yaran yanlış anlaşılmalar” sonra “süt kısmetse dokuz urgan engel olamaz” gibi iki özet düşündüm ama yok özet mözet. Bu kadar.

ayyhhh amma süt macerası be!

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

Bir fıkram daha var..

Hayatta düzgün fıkra anlatamam. Fıkrayı genellikle tarif ediyorum. (tahrif etmiyorum, o annemin işi, tahrip ise eşimin)

Bu da bu işte:

Adamın biri üzümü salkımıyla ağzına sokuyor, hürrrp diye taneleri emip, dalını çekip çıkarıyormuş..

Görenler: – Aman birader, üzüm taneyle yenir, demişler

– O dediğin elma, armut!

– Onlar dilim dilim yenir be!!

– O dediğin kavun karpuz !!!!!!

 

:))))))

 

zaman zaman ölçüyü kaçırdığımda kendim anlatıp kendim gülerim buna

2012-11-15 20.16.42

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

Dedemin fıkrası : Felaket Ahmet

Benim harika bir dedem vardı. Hani masallarda olur ya, böyle tombik, göbekli, ak sakallı pamuk dedeler. Hah, tam onun tersiydi.

Emekli albay idi rahmetli. Kuleli Askeri Lisesi’ni dereceyle bitirmiş, biri Robert Kollej olmak üzere iki üniversite mezunu, iki dile hakim, belge niteliğinde iki araştırma kitabının yazarı, gezip görmediği yer kalmamış,centilmen, tam bir salon erkeği, kapı gibi, sarışın, mavi gözlü, hoş ve yakışıklı bir erkekti. Gurur duydum hep kendisiyle. Rahmetli dedemin severek anlattığı ve bizim de bayıldığımız bir Felaket Ahmet fıkrası vardı. Bu gece dedemi, “bu gözler neler gördü?” deyişini ve elbette o gözlerini hatırladım. Ben iyi bir fıkra anlatıcısı değilim, hele dedemin anlattığı gibi hiç anlatamam ama bakalım beğenecek misiniz:

 

Adamın biri iş gereği köyden çıkıp şehre gelmiş, bir kaç ay kalması gerekiyormuş. O devirde de evden köyden haber getirip götüren olmadıkça kimse kimsenin halini bilmiyor tabii.  İlerleyen günlerde pazaryerinde kendi köyünden Ahmet Efendiyle karşılaşmış. Köyden haber alacağına sevinmiş ama haberi Ahmet Efendiden alacağına da bozulmuş.. Ahmet Efendi dediysem, adıyla sanıyla Felaket Ahmet. Ağzından hayırlı bir laf çıkmaz, suratı sirke satar, ha bire felaket tellallığı yapar, dertli, fena olayları yetiştirmeyi görev addeder bir adammış bu Ahmet Efendi. Bizim adam, Felaket Ahmet’i görür görmez, “Eyvah” demiş “şimdi köyde ne kadar kötü haber varsa yetiştirir bana bu Felaket Ahmet. İyisi mi ben bizim çil horozu sorayım bir tek. En ucuz böyle atlatırım”

– Ooo Ahmet efendii, hangi rüzgar attı seni büyük şehire? Ben de köyü merak ediyordum, de bakayım, bizim çil horoz nasıl?

– Ah sorma hemşerim, babanın kırk mevlüdünde kestiler de suyuna pilav bişirdiler çil horozun..

– Aman babam mi öldü????

– He ya, anacığının hasretine dayanamadı garip.

– Oy anam da mı göçtü?

– Senin küçük biraderin acısını kaldıramadı, ne yapsın?

– Neeee, kardeşim de mi?????? Desene hânem yıkıldı…

– Yıkılmadı, yandı!

Adam artık daha bir şey soracak gibi değil, söylenmiş:

– işi gücü bırakayım. Varıp köye anamın atamın yasına gideyim. Hazır pazardayken, ikiz yeğenlerim yetim kalmış madem, onlara takke alayım şuradan…

– Valla baa sorarsan bi dene al!

5 Yorum

Filed under severim paylasirim

Sevgi’Lila’ler Günü – 14 Şubat 2013 Lila Kutusu

Normalde ayın onbeşinde gelen kutu bu ozel gunde teşrif etti bu sefer.
Resimler soyle:

image

image

image

Davidoff The Game ve Just Cavalli EDT numuneleri cok hos.

*
Lavera far yeşil renk çıktı bana, kesinlikle uygun degil. Gri/mavi bir tonla değişmek isteyen?

(açıp denedim, fırçası hoşmuş renk de o kadar absürd değil. Yeşil bir far kullanacağım galiba!)

**

Argan yagi özlü Dr. Angel sampuan 5 ml’cik. Üçünü birden bi seferde deneriz artik.

***

Ozonlu yağ Cyrene. Bunun soğukta saklanması gerekir diye biliyorum, faydali olmasi icin. Pedikure ayiralim.

****
More than soap, sabundan daha fazlası : manikur tuzu yollamış. Ilginc, denerim bunu..

(denedim. bi numara yok. suya atınca foşurduyor o kadar, maniküre bir katkısı olmadı)

*****
Organyc organik ped?!? Pamuktanmis. Bilemiyorum, degisik bir sey. Hassas ciltler için çok ideal olabilir. Naylon pedlere ölüüümmm.

(aslında beğendim Yumuşacık ve bembeyaz bir şey. ama bu da çok pahalı beabi)

******
Bir de Raen bitkisel yuz kremi. Zeytin yaprağı şeyli. Kokusu harika, yogunlugu sıvıya yakın. Elimde denedim (kucuk parmağımin ucu zor girdi kavanoza, bu guzel şeyde cimrilik etmeseydiler keske) pek guzel. Bu, el kremi olarak hemen alinir. Ama yuze nasil gelir bilmiyorum. Acik kozmetik ürünlerini yüzüme süremem.

*******

Şubat Lila kutumdan bir de kalp cikti. Lila beni seviyor.

Gelsin Mart.

Yorum bırakın

Filed under bakımlı hatun, severim paylasirim

Kafa koruyucu

Eşim küçükken büyük yatağın ayak ucuna tırmanır, kendisini yatağa atarmış. Yapma etme demişler ama, erkek uşak çelet oluyor, herif en sonunda çakılmış yatağın baş ucuna. Yarmış kafayı… Baş yarası da çok kanar, kayınvalidem hala söyler.. İzi de duruyor adamın kafada…

Ha onun bi numara küçüğü de bizim evde. Kendini yatağa öyle sert atıyor ki kaç kere kafayı vurmasına ramak kaldı… E yatak başı da sert ve köşeli, bir koruyucu lazım.

İhtiyaç bütün icatların anası tabii. Geçen yıldan kalma havuz makarnasına bir kesik açtım…

hop, işlem tamam. oğlumun kafası şimdilik güvende.. :)

image

image

26 Yorum

Filed under çocuk, güvenli hayat, icatlar, severim paylasirim

Carrefour Maltepe Phänomenta Etkinlikleri

Akıl Oyunları sergisi

Carrefour Maltepe Park’ta bir süredir Phänomenta diye bir firmanın(?) bilimsel deneyleri sergilenmekte. Çocuklar için harika, ben şahsen hayatımda ilk (ve muhtemelen son) kez sanal odak’a şahit olduğum için mutluyum. Fırsat varken Fenomenta’nın bu müthiş fizik deneylerini çocuklarınıza tanıtın.

İçlerinden birini oracıkta çözemeyip eve getirdim. (fotoğrafını çektim, bastırdım, evde kestim ve çözdüm)

Bir puzzle. Şekillerden biri ortaya diğerlerini de çevresine dizeceksiniz, birbirine değen kenarlar aynı renk olacak.

Bir sistemi var mi bilemiyorum ama becerene kadar bütün gece uğraştım. Buyrun, denemesi bedava…

image

image

Phänomenta bir nedir bilmiyorum. Sırtında Phänomenta yazan bir t-shirt giymis bir kişiye sordum, Alman firması dedi, o da bilmiyormuş… 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, gezen güzel olur, icatlar, severim paylasirim