Category Archives: saglik

Felek gözün kör olsun -II-

Bir yazıya başlık atmak, bazen yazının en zor kısmı oluyor.

Bugün burada, geçmişimden bir kuple anlatacağım. Şimdi hep beraber 60’lara gidiyoruz. Annem ortaokullu. O zamanlar paçaların ve yakaların bol, kolların ve bedenlerin dar biçildiği, göz farlarının masmavi, o da kaşa kadar sürüldüğü; ayakkabı tabanlarının kadın erkek farketmeden platformlu yapılıp adının apartman topuk konulduğu yıllar…

Ve gözlükler, bugün vintage diye gözlemlediğimiz, çerçeveler kemik ya da plastik ama ille de kalın saplı, gözlük kısmının uçları yukarı sivrilirken taşa bulanmış olanları makbul. Camları her tonda olabilir, o konuda bir birlik yok…Çok cool, çok moda.. Annem o gözlüklere hasta, lakin almıyorlar.. Aldıramayınca naapıyor? Geceleri el feneri ışığında kitap okuyor, her yerde gözlerini kısıyor, uzağı göremiyorluğundan sürekli şikayet ediyor.

Demek ki ya bozmayı beceriyor, ya da göz doktoru acıyıp dinlendirici filan bir gözlük yazıyor, bizimki alıyor reçeteyi, kavuşuyor gözlüğüne. Musmutlu…

Aradan yıllar yıllar geçiyor.. Ben ilkokul son sınıftayım. Evde TV’nin dibinde oturuyorum, okulda boyum uzun diye en arkaya oturtuyor öğretmenim, ve fakat tahtayı göremiyorum. Kulaktan dolma eğitim almaktayım… Uzağı göremediğimin farkında değilim, herkes öyle görüyor sanıyorum..

Babamın en samimi arkadaşı göz doktoru ancak annemin yıllar boyu gülerek anlattığı gözlük aldırma macerası yüzünden kimse bana inanıp gözcüye götürmüyor ki beni… göremiyorum, ama inandıramıyorum da..

Okul bitti, fakir olmayıp da dersaneye gitmeyen tek öğrenci olarak çift sınavı başarıyla atlattım (40 kişilik sınıftan iki kişi kazanabildi, o kadar açık söyleyeyim)  Anadolu Lisesine kaydımı yaptırdılar. O arada biri aydı, gözüme bakıldı 1,75 miyop olduğum  net olarak anlaşıldı, hayatımın ilk gözlüğünü taktım. İNANAMADIM.

Hayat ne kadar güzelmiş be…

Eylülün ikinci haftası okul açıldı, ilkokuldan en samimi arkadaşım, hatta resmi olarak kan kardeşim Demet’le karşılaştık sokakta. Kız şok geçirdi: “anadolu lisesi zor derlerdi de inanmazdım, ilk günden gözlük mü taktınnn?”

:)))))))))))

Bang Crafts Kolye (görselin yaziyla alakasi yok, ama resimsiz yazı koyma diyen bacım yüzünden her yazıya uygun fotografım olmasa da görselleyeceğim. bu bir bang crafts kreasyonu, carrefour kozyatağı’ndan sevgilerle)

Annem, ben kendimi bildim bileli araba kullanmak dışında asla gözlük takmadı. onu hiç gözlüklü görmedim.. Hala da TV izlerken bile takmaz, hayatı böyle flu görmekten memnun olduğunu söyler.

Ben o günden sonra yaklaşık otuz yıl boyunca uyumadığım her an gözlük taktım.

(2,75’ti en son, lazere girdim ve gözlükten kurtuldum geçenlerde.)

1- Çocuğun sözüne inanın arkadaş.

2- Her yıl sağlık kontrolüne girin.

Deep not: Kızım ve oğlum da her yıl göz kontrolüne girerler. İkisi de miyop, geçen sene “takip edelim” demişti doktorumuz, bu sene kesinleşti ve bir haftadır kızım da gözlük takıyor.

Hipster tarz bir gözlük seçti, ki o da başka bir yazının konusu… Nasıl yakıştı anlatamam.. Halası kılıklı :)

2 Yorum

Filed under çocuk, saglik, severim paylasirim

Sigarayı Bırakamam… Sigarayı Seviyorum…

Doktor kafasını önündeki tahlil sonuçlarından kaldırıp, sana ” kötü bir haberim var” dese…
“üç aylık ömrünüz kalmış, ileri evre kansersiniz… tipik olarak sigara içenlerde ya da tütün dumanına maruz kalanlarda rastlanan bir kanser bu.
malesef, üç ayınız var. O da en iyi ihtimalle. Fırsatınız varken sevdiklerinizle vedalaşın, son olarak seyretmek istediğiniz film filan varsa seyredin, zamanınızı güzel değerlendirin, moralinizi bozmayın..” dese…
minicik, öpmelere doyamadığın çocuğunun babasız, boynu bükük büyüyeceği, belki de bir başkasına “baba” diyeceği dank edecek kafana..
Camide, musalla taşının üzerindeyken, annenin tabutuna örtülen duvağa kapanıp “yavruuum” diye ağlayacağını anlayacaksın..

yaşamaya doymadan mezarlığın birinde bir tümseğin altına atıp gidecekler seni.
çar çur olmuş hayatından geriye bir şey kalmadığını, almak istediklerini, daha yapmak istediklerini, evini, işini, doğmamış çocuklarını, olmayan geleceğini, bütün hayallerini, bütün sevdiklerini, saf saf zamanın varmış gibi yaptığın planlarını düşüneceksin birer birer.

kaçınılmazı önce inkar edeceksin, bir yanlışlık var sanacaksın.  “falanca da doksanbeş yaşına kadar sigara içti, öksürmedi bile, turp gibiydi” , “filancaya da kötü hastalık demiş doktorlar, ceviz yedi hergün, birşeyciği kalmadı” diyenlere umut bağlayacaksın, “yok canım, bana bir şey olmaz” diyeceksin..

sonra, öfkeleneceksin.. daha yaşın ne başın ne, bir dolu ihtiyar varken, sapıklar, katiller onca kötü insan dururken senin kadar iyi birine denk gelmez ki bu hastalık? haksızlık bu. sen çok iyi bir insansın, olmaz ki..

pazarlık edeceksin..”Lütfen iyileşeyim Allah’ım.. söz her gün oruç tutacağım, fakirleri doyuracağım, beş vakit namaz kılacağım, annemi üzmeyeceğim, çocuğuma çok iyi örnek olacağım…”

giderek kötüleşecek, giderek daha da dayanılmaz ağrılara katlanamaz olacak, üç ayı bile bulmadan o pis kokulu, loş hastane odalarından birinde, sondalarla, serumlarla, sürünerek günlerce can cekişecek ve son nefesini gencecik yaşında vereceksin.
herkes üzülecek evet, ama herkes, “o kadar da -içme şu zıkkımı- dediydik” diyecek.

sanma ki varlığın, hayattakiler için önemli, emin ol çok değil, bir sene sonra tamamen unutulacaksın. hiç kimse seni hatırlamayacak. yok olacaksın…
bir kez daha gün doğumunu göremeyeceğini anlayacaksın son gecende.. çok ağlayacaksın, çok pişman olacaksın, her şey silinecek gözünden. “bir şansım daha olsa, beş yıl, on yıl önce bırakırdım sigarayı” diye tövbeler yeminler edeceksin.

işte tam o an, duaların kabul olacak; on yıl önceye dönecek, bu yazıyı okuduğun saniyeye uyanacaksın birden bire. Şöyle bir irkilecek, “hayırdır inşallah, rüya mıydı?” diyeceksin.

*-*-*

Rüya değil.

Sigarayı bırak, bu saniye bırak.

On yıl sonraki sen, sana yalvarıyor, duyuyor musun????

A

B

C

5 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik

Çocuğunuz lösemi hastası mı? Nereden biliyorsunuz olmayacağını??

şu an, bir çocuğu lösemiden kurtarmaya çalışıyoruz. 2 yaşında minik bir kız.

5 ml, yani bir tatlı kaşığı kan vereceksiniz, ilik bankasına kaydınız yapılacak. Bakarsınız Defnoş’a sizin iliğiniz uygundur, ona can bağışlayacaksınız. Hem de canınız hiç yanmadan..

Belki de beklemekte olan, binbir başka çocuktan birine gülecek şans…

Günün birinde, sizin çocuğunuza da lazım olursa, ilik bankası verileri emrinizde olacak…

Çapa’ya uğrayın, ilik bankasına şu kadarcık kan verin. Ve bunu ertelemeyin. Mübarek ay hürmetine, en güzel sevaba girin.

 

bana ulaşan mail şu şekilde:

kemik iliği arıyoruz..​.

Sevgili İpek,

Bir anneden bir anneye, hastanede yavrusunun başında çaresizce bekleyen başka bir annenin dualarına yardımcı olmak için sana yazmak istedim.

Bir şansın olur da, benim gibi seni takip eden diğer annelere duyurabilirsen, belkiyardım etme şansımız olur. Bugün itibariyle ilik aramaya başladık.

Yardımın için sonsuz teşekkürler şimdiden.

 

Aylin

 

 

 

 

 

——————————

Sevgili Arkadaşlar,

 

Lösemi hastalığı ile 1 yıldan fazladır mücadele eden 2 yaşındaki küçük Defne’miz için kemik iliği arıyoruz.

 

Ekte Defne’nin babası Metin Abimizin hazırladığı dosyaları incelemenizi ve destekleriniz için belirttiği iletişim adreslerinden kendisine ulaşmanızı rica ederim. Ayrıca mümkünse adres defterinizdeki insanlarla bu e-maili paylaşmanızı…

 

Önemli: Metin Abi çoğu zaman hastanede olduğu için kendisine ulaşamadığınız durumlarda aşağıdaki numarayı aramanızı rica ederim.

 

Murat Özcan: 0506 831 97 57

 

Teşekkürler,

 

mehtap.mutlu@dunya.com

 

şimdilik bana ekle gönderilen pdf dosyalarını yükleyemedim ama en kısa sürede onları da yükleyeceğim.

Murat Bey’i arayabilir, Mehtap hanım’a mail atabilirsiniz.

Detaylar için facebook hesabı da var..

İleride kendinizle gurur duyacaksınız. Bir çocuğun kahramanı olun.

:)

Bütün teşekkürler az gelir.

Ama teşekkür ederim

 

16 Yorum

Filed under çocuk, saglik

O soru nihayet geldi.. (bölüm 3/3) “Peki, Orkit ne işe yarıyor anne?”

8-9 yaşındaki kızlar merak ediyorlar, anneler de açıklıyor..

-Çocuğunuza burada yer alan basit bilgilerin tamamını ya da bir kısmını aktarabilirsiniz. tamamen çocuğun ne kadarına hazır olmasına bağlı-

Her kadının, iki yumurtalığı vardır. Karının içinde yer alır. Kasıklarının biraz üzerindedir.

Kızlar, genç kızlığa ulaştıklarında yani 12-13 yaşından itibaren yumurtalıklar, her ay bir tane yumurta çıkarır ve rahim adlı özel odaya yollarlar.  Minicik, gözle görülmeyecek kadar küçük bir yumurta rahimde bekler.

Eğer anne ve baba, bir bebek sahibi olmak istiyorlarsa, o minicik yumurtacık, babanın vereceği minicik sperm hücresiyle birleşir ve bir bebek annenin karnında, özel odada büyümeye başlar.

Eğer bebek sahibi olmak istemezlerse, o ayın yumurtası, özel bir salgıyla dışarı atılır.  Buna “âdet” denir. Bu dönem de “âdet dönemi”dir.  Aynı, burnundaki fazla sümüklerin özel sümük salgısıyla dışarı atılması gibi.

Ve bu kullanılmamış yumurtayı taşıyan âdet salgısı rahimden çıkar, nasıl sümüğümüz burnumuzdan atılıyorsa, âdet de aynen kendi özel yolundan dışarı atılır.

Bu özel yol, bebeklerin doğduğu kanaldır. Ve adı, vajinadır.

Vajinadan gelen salgı çişten çok sümüğe benzediği için tutamıyoruz. Kendi başına akıyor işte. Bu durumda, iç çamaşırımızı kirletmesin diye, Orkid/Kotex vb kullanırız.

İşte bu kadar.

—————————————–

Bu konuda iki önemli husus var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, âdetin adı: renkli-regli vb değildir. regl de denebilir, ya da özel günler denebilir. Ama “âdet” en geleneksel adıdır.

17 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

O soru nihayet geldi.. (bölüm 2/3) Sperm ve Yumurta

Kızım 5 yaşındayken “ya yumurtanın içinde civciv varsa, yazık değil mi, yemeyelim” demişti. O sorunun cevabını anında vermiş ve beş yıldız almıştım:

“civciv yumurtası ayrı olur, hiç yumurtacılar civciv yumurtasını satarlar mi? civciv büyüyüp tavuk olunca bir sürü yumurtaları olur. civciv yumurtası satılmaz. yemelik yumurta satılır”

Daha sonra, yemelik yumurtanın, tavugun her gün yumurtladığı düz yumurta olduğu; oysa civciv yumurtası için bir horoz gerektiğini anlattım. Çünkü her bebeğin bir babası olurdu. Düz yumurta yenir, civciv için horoz lazım. O kadar.

Kendi doğumuyla ilgili olarak doktorumun karnımı keserek onu çıkardığını biliyor, hatta fotoğrafı bile var daha bir kaç saniyelikken..

8 yaşında olduğu son bir aydır annecilik-babacılık oyunları, bazı merak edilen konular artmıştı. TV’de izlediği bir yerli filmde meşhuur doğum sahnesine de şahit oldu geçen gün.

[zeki alasya-metin akpinar filmi, bir kadın bağiriyor, dogum yapmakta.

Doktor bulunamadı, bir başka kadin : “ben bu işten anlarım.. bana sıcak su ve çarşaf getirin” dedi. tam o anda bizim soru müdürü: “bebeği mi pişirecekler?” ]

İşlem tamam.

Bugün de banyosunu yapmış, pedikürünü yaptırırken “iyi ki tavuk değiliz, her gün yumurtlamamız lazımdı” dedi. “hmm” dedim.

Biraz daha açık sordu:

“Bizim de yumurtamız var mı?”

“Yumurtadan çıkmıyoruz elbette, ama yumurtamız var, biliyor musun…”

“anlatsana anneee”

“Bak şimdi, ellerini kasıklarına koy. Tam parmaklarının altında yumurtalıkların var. İşte orada, bir sürü yumurtan var. Sen genç kız olduğunda bu yumurtaların her ay bir tanesi, yerinden ayrılıp bir tüpten kayarak rahim dediğimiz iç organına inecek. O da tam şu leğen kemiğinin üzerinde. Eğer evlendiğinde bebek sahibi olmak istiyorsan, eşinle aynı yatakta yatman ve onunla çok yakın olman gerekiyor. O zaman, erkeklerin sperm denilen bebek yapma hücresi, bir kanaldan kayarak rahmine ulaşacak ve senin yumurtanla birleşip büyümeye başlayacaklar. Bir bebeğin olacak. ”

“Peki bebekler de aynı kanaldan mı kayıp çıkarlar?”

“evet genellikle.. ama ben ameliyatla doğum yapmayı seçtim.”

“ben doğurmayacağım”

“sen bilirsin”

“peki spermler nerde durur?”

“pipilerinin hemen altındaki torbanın içinde üretilirler, aynı gözümüzün gözyaşı, burnumuzun sümük üretmesi gibi. birikirler, kullanılmazsa atılırlar”

“spermi rahme verebilmek için pipilerini mi kullanırlar? iğrenc”

“aslında, hayır. iğrenc degil. Burnumuzla hem koku alıyoruz hem de nefes alıyoruz, pipinin de iki çeşit işlevi var. birbirinden ayrı”

“hmm.”

———————————————————————————————————————————————————————

Bu konuda iki önemli konu var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, “özel bölgeler” sadece anneye-babaya ve gerekirse doktora gösterilir. Başka kimseye gösterilmez, başkasınınkine bakılmaz. Temiz tutulur ve üşütmemekte yarar vardır..

 

Devam edecek…

4 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

40 Yaş Nedir, Nasildir?

Kimse bana söylemedi bu işlerin böyle olduğunu, bari ben size anlatayım.. 40’ına gelmek ne demek?

image

Bu, sol elimin yumruk hali. Kahverengi lekeler belirmeye baslamis

image

Bu da parmaklari yukari actigim resim. Ciltte kuruluk son derece belirgin.

Çamaşır makinesi var, bulaşık makinesi var, havalar serinledi mi eldivenimi giyerim; envai çeşit yerlisi ithali, organiği sentetiği krem üstüne krem sürüyorum da bu haldeyim.

Yaş ilerliyor, belli etmesek de gençlik, tazelik kaçıyor… Geçenlerde çok daha dinç, dinamik olduğum 20’li yaşlarımı düşündüm… 30’ların başında enerjimden hafifçe titrer gibiydim.. O kadar yani..

15-16’mda hissettiğim duygular, kokular, heyecanlar aynı kaldı. Ama beden o beden değil. Yaş kemâle ermekte. Saçlar ağarmakta, altı ayda bir botox şart olmakta…

Henüz kızıl havaları seyretme zamanım değil, ama ağır ağır çıkıyorum o merdivenleri. Benden önce gidenlerin sırasına girdim, listenin başına ilerliyorum. Allah sırayı şaşırmasın..

O yaşları istiyor muyum? Hayır. O yaşlar olmasaydı, bu yaşta burada olmayacaktım. Kalan yaşlarda daha kesin hedeflerim var. Kitabımı bitireceğim, kendimi iyileştireceğim, işimi kolay kılacağım, bilgimi paylaşıp yayacağım ve mümkünse biraz olgunlaşacağım.

Bunca yılın içinde tek pişmanlığım, sigara içmiş olmak. Bıraktım, hamdolsun. Keşke hiç içmeseydim.. Kalan herşey, eyvallah.

Kaybettiklerimi, özlüyorum. Babam, dedem, anneannem, Nahide teyzem, amcalarım, babaannem, büyükbabam, Faik dayım.  Nur içinde yatın.   Kalanlar, kendinize mukayyet oldun, bana lazımsınız.

My Way, sıkça düşündüğüm bir şarkı zaman zaman.. İyi şarkı.

Allahım çok şükür bu yaşa erdirdin; ailemize huzur,sıhhat, afiyet, uzun ömür, hayırlı kazanç, bolluk bereket ver, karı koca şöyle emekli olup, eleğimizi asıp, dede+nene olup, torunlarımızı  sevelim inşallah.

15 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, kozmetik, saglik, severim paylasirim, soruyorum

Basima bir is geldi :( -ii-

Şu yazıda anlattığım saç dökülmesi sorunumla uğraşmalarım devam ediyor.. Mezoterapi bile yaptırdım. ETG’ye bile girdim. Ooohooo.. Sen sor ben söyleyeyim..

Kadınlara saç nakli neden yapamıyorlar bilmem ki….

*-*-*

En son meşhuuur vitaminli saç bakım yağına bulandım. Teee Güzin abladan beri bilinen, her eczaneden 10-12 liraya alabileceğiniz vitamin iğnelerini badem yağına karıştırıp saça sürmece işte…

İlaç ismi vermek istemiyorum ama herkesin bildiği, Pepanten, Pemiks ve Pevigen ampullerden birer tanesini, 50 ml badem yağına katıp, çalkalayıp bekletmeden saç diplerinize yediriyorsunuz.

 

Öğüt  1: Kolayca çıkarabileceğiniz bir t-shirt veya gömlekle başlayın işte.. 

Öğüt 2: Kapı çalabilir, öyle çıkmamak için bir tülbenti el altında bulundurun.

Öğüt 3: Acemiyseniz, ampulleri selpakla filan tutarak lavabonun üzerinde kırın. Noktaya dikkat! Elinizi kesmeyin, her tarafı batırmayın.. 

Öğüt 4: Bir kürdan bulundurun, ampul içeriğini badem yağına akıtmak zor olur. Kürdanı daldırıp ileri geri oynatın dökerken..

 

Benim saçlarım ense hizasında.. 50 ml badem yağı bana yetiyor. Zaten formül de 50 ml badem yağı için birer ampul. Neticede kafa derisine besleyici bir malzeme olduğundan saç uzunluğundan bağımsız olarak, aynı miktar herkesin kafasına yeter diyorum ben..

Saç boyası fırçası kullanan var, diş fırçasıyla süren var, ben kafamı lavaboya eğip, dörder parmağımı da karışıma bandırıp sonra masajla saç derime sürmeyi tercih ediyorum.

Sonra da zamanında masaj fırçası olarak aldığım silikon uçlu, bir tarafı seyrek bir tarafı sık dişli tarakla iyicene tarayıp saç diplerine kan topluyorum, saç uçlarına kadar da yayılmış oluyor badem yağı..

Bilahare saçları streçe sarıyorsun, 4 saat bekletiyorsun, güzeeelce yıkıyorsun..

Badem yağı soğuk suda bile elden kolayca akıp giden, çok vıcık vıcık olman bir yağ. Güzel kokuyor. B vitamini ise leş gibi kokuyor, ıyyh yani..

Beceremem diyorsanız, alın malzemeleri ve streçinizi, kuaförünüze gidin.. Hem orada yarım saat bir saat kadar da makineye girersiniz.. Fena olmaz..

5 hafta üst üste yap bakalım.. Hiç olmazsa, saçın çıkmasa bile, kalan saçlar gayet bakımlı ve yumuşak oluyor.. Sonra ayda bir filan yaparsın işte.. Mis..

(çam teremeti koysam mı biraz da?)

Bütün maddeler şeffaf olmasına rağmen, çalkalandığında opak oluyor…

Vitamin katkılı saç bakım yağı

image

Sık dişli silikon tarak

image

Tersi, seyrek dişli tarak

image

Saç derisine yedirilmiş karışım (1. hafta)

Strçlenmiş paketli kafa (4. hafta)

9 Yorum

Filed under araştırdım, bakımlı hatun, kozmetik, saglik

Doa kozmetik siparişim geldi, “du bakali n’olcak?”(*)

image

Ben DOA’yı yeni duydum biliyor musunuz?? Ayıp bana..

Siz bir zahmet şuradan duyun: DOA KOZMETİK

Ben bir Lushie‘yim, malum… Ayrıca hayatımı basitleştirmeye çalışıyor, geri dönüşüme inanıyor, doğal içerikli, organik, vegan, hayvanlar üzerinde test edilmeyen kozmetik ürünlerini tercih ediyorum. Çok da seviyorum…

Ve Doa, ama doğa değil…. Nasıl buldum? Nerden nereye, hakkaten “Arif’in Mençıstıra attığı golü” ararken esprisi gibi, gecenin bir yarısı sörfte ulaştım..

İnanamadım, o kadar normal, o kadar güzel ki, bünyem bu saflığa alışık değil, bir tür dolandırıcılık zannettim….

Telefonla Özcan Beyle yarim saat kadar konustuk. İkna oldum. Fair Trade, Ok…Alacağım. Seç seç al, üç lira beş lira ?!?!

Helal-i hoş olsun verdiğim paralar, beni çok mutlu etti Lush. Ama sanırım, yolları ayırdık.. Bazı gerçekten vazgeçemeyeceğim ürünleri hariç, zor…

DOA’dan aldıklarım, zamanında ulaştı. Bu bir artı puan…

Bütün ürün gruplarından aldım, (hayır buldumcuk olmadım, bir kısmını merak ediyordum, (bkz argan yağının önemi), bir kısmına da ihtiyacım vardı, (şampuanım bitti bitecek…) denedikçe yazacağım..

  • 400 ml Şampuan ve 400 ml Saç Kremi: Denendi. Şampuan güzel kokuyor, çok güzel temizliyor ve 3-4 kullanımdan sonra saç derisi kendine geliyor. Anlatmakla olmaz. Alın görün. Krem de iyi… 10 puan. 
  • Ayak Bakım Seti  :tahta kutu içerisinde:
    20 ml ayak bakım yağı (shea butter+tea tree oil+menthol)
    zencefil sabunu
    Fesleğen kremi + kabak lifi+ ayak bakımı ve masaj broşürü
    (bakım yağı ve broşür çıkmadı benim kutudan, ama olsun artık, eminim yoğunluktandır)
  • Anneler günü cilt bakım seti:

1 Adet DOA krem
(Melisa veya Fesleğen)
1 Adet Body lotion
1 Adet 100 ml SHEA BUTTER
1 ADET 20 ml Pirinç Kepeği Yağı
4 ADET Sabun

Melissa Kremi denedim, şahane. Sürün sürüştürün… Yumuşacık.. Evdeki bütüüün diğer kremleri hooop freecycle.. Bundan başka krem tanımam. Yaşasın Shea yağı!!!!!

Fesleğen kremi, denettirdiğim şahsa kaptırdım. :(  hemen yenisi sipariş edilecek, onun kokusu da daha mı iyiydi ne??? 

SABUNLAR: Güzel kokuyor, gayet kuru, elleri yıpratmıyor ve temizlikte başarılı.

Argan yağı: Nemlendirici olarak bir damla kullanıyorum, elime bulaşanları da saç uçlarıma yediriyorum. Bende “bir güzellik” bulanlar arttı ama bu mu kaynağı bilmem.Pek anlamadım ben.

Duş jeli : güzel kokuyor, güzel temizliyor. Zaten şu ya da bu SLS içeren duş jelini kullanıyoruz, Neden DOA’nınki olmasın? 

Hediye olarak şahane bir “her şey satılık değil” broşürü eşliğinde bir adet saç bakım maskesi geldi.. Kullananlar çok beğenmiş, en kısa sürede denenecek.. -şu dört haftalık bakım seanslarım bitsin, sonra bunu deneyeceğim, araya girmesin şimdi)
(Not: Bugün denedim. kısa saçlıyım, kutunun 1/3’ü yetti. Bir duş bonesi takıp beklettim. Sonuç? Saçlarım çok güzel kokuyor ve yumuşacık. Yarın şekillendirince tekrar göreceğiz durumu)
Bir tane çok cici, sanırım bambu tarak çıktı kolimden… :))
Bir kaç adet broşüre zımbalanmış Erguvan Tohumu geldi. En güzeli de bunlar. Beleş ürünler,hediyeler herkesi cezbeder ama gelecek için güzel bir ağaç tohumunun ikramı, beni benden aldı….Umarım ekebilir ve yaşatabilirim…
Şimdi, alt alta yazıp toplasak, dur bi daha sayayım, evet 14 tane ürün aldım, anneler günü kampanyası filan da var, kargo da ücretsiz, tanesi 3-4 liraya geldi, az çok kozmetik sektöründe sayılırım, çalan vermez ayol bu rakama!
(*) Aziz Nesin’den çok muhteşem bir öykü. Tam yeri ve zamanında cuk oturur bu deyim :)
——————————–
2. siparişim:
doa 2

33 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, çevre, bakımlı hatun, icatlar, kozmetik, saglik, severim paylasirim

Sek süt, paşa çayından kurtardı bizi.

image

Misafir gelince annelere pastanin kekin yanina cay ikram ederiz, cocuklara da pasa cayi garabeti verilir. Her an evde meyve suyu olmayabiliyor.. Zaten cayin cocuga bir faydasi yok, bir de icmek icin fazladan seker attiriyorlar. Ful gereksiz bir ikram.
evvelsi gün, ufakliklar sek mini sütü bulmak icin buzdolabını yağmaladılar resmen.
Sonra isim yazdırma töreni. Derken ne renk pipetle içelim telaşı.. Yasasin ikea pipetler,bu arada..
Sutler likirdatildi, kutular yikatildi, kapaklari takildi. Hepsi sut kutusuna birseylerini koyacaklarmis..
Hakikaten, igne iplik, toka, lego parcasi… Babamiz darmadagin olan dubelleri koyacak mesela.. Herseye musait guzel bir ambalaj..
Keske kendinden pipetlisi de ciksa da, beslenme cantasina da koysam.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, icatlar, saglik, severim paylasirim

Süt şahane bir şey.. Hele Sek Günlük Süt

Sütü gerçekten severim. Sütümü soğuk severim. Glok glok glok içerim. Küçükken, bize her gün süt getiren bir sütçümüz vardı. Ahmet Ağa. Atla gelirdi. Ama şahane bir at. Doru. Ahmet Ağa da, ezik bir sütçü değil, resmen atlı bir süt prensiydi. Yaşlı bir prens, ama gene de prens yani. O zamanlar atla gezebilmek için sanırım, “büyüyünce sütçü olacağım” derdim. Sonra geçti.

İnek sütü inek yavruları içindir, insanlara yaramaz, gaz yapar vb vb laflarına hiç kulak asmadım. Bu kadar lezzetli ve doyurucu bir şeyi, hem de bir sürü tatlının hammaddesini alışveriş listemden çıkaracak değilim.

Kutu sütün tadı bence günlük sütten iyiydi uzun zaman. Günlük sütün derdi, kaynatmak zorunda olmak. Kaymağı çıkar, taşar ocağı batırır… saklaması bir dert.. Ama daha besleyici, o kesin. gene de, yağı üzerinde birikmeyen, (malum sütün çoğu su. yağ da sudan ayrışır… eğğ) homojenize ve kutulu market sütünü tercih ederim, ne yalan söyleyeyim.

Sonra çocuklar doğunca cam şişede satılan günlük sek sütten almaya başladık bulduğumuz yerden. Bu da bakkalda filan oluyor en cok. e ben market müşterisiyim. Sütü al, şişesi başına kalsın.. O da ne ekonomik ne de çevreci.. Kutu sütten çok daha az dayanıyor hem de.

Plastik şişede de çıktı bunlardan. Günlük süt ama. Amerikan filmlerindeki gibi kulpuna yapışıp kafama dikmişliğim çoktur. Marketin ortasında bile. Harbi süt delisiyim sanırım. Kemiklerim güçlü, dişlerim sağlamdır. Sütteki kalsiyuma inanıyorum, ama tadına daha çok inanıyorum.

Sonraaa, SEK yarı plastik yarı kompozit ambalajlı “uzun ömürlü günlük süt”ü piyasaya verdi. İşte benim miladım. Oh canıma değsin. Kompozit kutuların plastik kapakları hep dert oldu bizde, bana mı denk geliyor yoksa gerçekten mi entipüften yapıyorlar bilmem, sıklıkla şunu yaşadık:

Vidalı kapaklar bir derece, ama niyeyse insanda bir marka bağımlılığı oluşuyor..

her neyse, Sek bunu da halletmiş.

Ucundan tutup yukarı doğru çekince kendiliğinden çözülüp açılıyor. Vidalı kapağın içinde sütü taze tutan şey bu işte. :) Nefis fikir.

Hemen hemen ilk çıktığından beri Sek günlük süt alışverişte her hafta sepete girdi. şimdi son modeli favorimiz. 200 ml’lik mini ambalaj.

Kızım özellikle bu Mööye hasta. İster kafasına dikiyor, isterse pipet daldırıp hüpletiyor. O saçma kakao aromalı sütlere elveda. yaşasın sade,soğuk, günlük süt.

Üzerine isim yazılma fikri de hoş olmuş. Gerçi yazma süresinden daha kısa sürede lıkırdatılabilen bir şey ama..

Bir Fikri Mühim olarak, Sek Günlük Süt’ü şiddettle öneririm.

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, iştahlı işler, saglik, severim paylasirim