Tupperware model nutella siyirgaci….

Ziyan olan, kavanoz ceperinden alinamayan nutellalarin izdirabina son!
Tupperware model nutella siyirgaci….

Ziyan olan, kavanoz ceperinden alinamayan nutellalarin izdirabina son!
Filed under alışveriş işleri, icatlar, iştahlı işler, severim paylasirim
Sütü gerçekten severim. Sütümü soğuk severim. Glok glok glok içerim. Küçükken, bize her gün süt getiren bir sütçümüz vardı. Ahmet Ağa. Atla gelirdi. Ama şahane bir at. Doru. Ahmet Ağa da, ezik bir sütçü değil, resmen atlı bir süt prensiydi. Yaşlı bir prens, ama gene de prens yani. O zamanlar atla gezebilmek için sanırım, “büyüyünce sütçü olacağım” derdim. Sonra geçti.
İnek sütü inek yavruları içindir, insanlara yaramaz, gaz yapar vb vb laflarına hiç kulak asmadım. Bu kadar lezzetli ve doyurucu bir şeyi, hem de bir sürü tatlının hammaddesini alışveriş listemden çıkaracak değilim.
Kutu sütün tadı bence günlük sütten iyiydi uzun zaman. Günlük sütün derdi, kaynatmak zorunda olmak. Kaymağı çıkar, taşar ocağı batırır… saklaması bir dert.. Ama daha besleyici, o kesin. gene de, yağı üzerinde birikmeyen, (malum sütün çoğu su. yağ da sudan ayrışır… eğğ) homojenize ve kutulu market sütünü tercih ederim, ne yalan söyleyeyim.
Sonra çocuklar doğunca cam şişede satılan günlük sek sütten almaya başladık bulduğumuz yerden. Bu da bakkalda filan oluyor en cok. e ben market müşterisiyim. Sütü al, şişesi başına kalsın.. O da ne ekonomik ne de çevreci.. Kutu sütten çok daha az dayanıyor hem de.
Plastik şişede de çıktı bunlardan. Günlük süt ama. Amerikan filmlerindeki gibi kulpuna yapışıp kafama dikmişliğim çoktur. Marketin ortasında bile. Harbi süt delisiyim sanırım. Kemiklerim güçlü, dişlerim sağlamdır. Sütteki kalsiyuma inanıyorum, ama tadına daha çok inanıyorum.
Sonraaa, SEK yarı plastik yarı kompozit ambalajlı “uzun ömürlü günlük süt”ü piyasaya verdi. İşte benim miladım. Oh canıma değsin. Kompozit kutuların plastik kapakları hep dert oldu bizde, bana mı denk geliyor yoksa gerçekten mi entipüften yapıyorlar bilmem, sıklıkla şunu yaşadık:
Vidalı kapaklar bir derece, ama niyeyse insanda bir marka bağımlılığı oluşuyor..
her neyse, Sek bunu da halletmiş.
Ucundan tutup yukarı doğru çekince kendiliğinden çözülüp açılıyor. Vidalı kapağın içinde sütü taze tutan şey bu işte. :) Nefis fikir.
Hemen hemen ilk çıktığından beri Sek günlük süt alışverişte her hafta sepete girdi. şimdi son modeli favorimiz. 200 ml’lik mini ambalaj.
Kızım özellikle bu Mööye hasta. İster kafasına dikiyor, isterse pipet daldırıp hüpletiyor. O saçma kakao aromalı sütlere elveda. yaşasın sade,soğuk, günlük süt.
Üzerine isim yazılma fikri de hoş olmuş. Gerçi yazma süresinden daha kısa sürede lıkırdatılabilen bir şey ama..
Bir Fikri Mühim olarak, Sek Günlük Süt’ü şiddettle öneririm.
Filed under alışveriş işleri, çocuk, iştahlı işler, saglik, severim paylasirim
Kahve severim. Daha güzel yazayım, kahveseverim.
Eşimin telefonunda bir ara “Kafeinman” olarak kayıtlıydım, o derece. Hiç bir ikramı geri çevirmem. Neskafe bile içerim. O kadar yani. Favorim Türk Kahvesi’dir. Yalan yanlış poşette satılan hazır Türk Kahvesi bozuntularına da karşıyım. Böyle rezillik olmaz. İnstant Türk Kahvesi mi olur, Türk Kahvesi’nin adabı zaten uzun sürede hazırlanması..
Bkz: ve Destekleyiniz: Türk Kahveme Dokunma!
İkinci sevgilim espressodur. Onun da yeri ayrı ama Türk Kahvesi en güzeli.
“Tiryakinin keyfini ne tazeler? Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler….” derdi rahmetli dedem.
Araba kullanmayı öğretirken : “kızım frene ağıııır ağır basacaksın, tiryakinin kahvesi dökülmeyecek” derdi rahmetli babam.
Oğlumun sünnet pastasını Türk Kahveli yaptırttıydım, dahası var mı?
Sülalecek kahveperver miyiz neyiz??
Evet.
*-*-*-*-
Kahve, cezvede pişer. Cezve metal olmuş, elektrikli olmuş farketmez. Bir tek, telve nam, arcelik makine kahvesi gibi makinelerde yapilanı iğrençtir. Su haznesini görmediğim, temiz olup olmadığını bilmediğim şeyden nasıl kahve içeyim? Kimbilir ne zaman değişti suyu, ne zaman temizlendi?? Bakteri mi üredi, su yosun mu tuttu bilmiyorum. Ben o kahveyi içmiyorum..
*-*-*-*-
Gelelim zarfa. Zarf, kulpsuz kahve fincanını taşımak için icat edilmiş gayet meşhur bir Türk geleneğidir.
Bu resimdeki, çeyizimden, halis Trabzon telkarî bir zarf ve ters duran tabağı.
Bu alttaki resimdeki de, şu aralar kahve veren her yerde niyeyse moda olan, bakır kahve seti.
sette yer alan herşey bakır. (kalaylanmamış bakır insanı zehirler, biliyor musunuz? bu ve benzeri cezveler hep kalaysız….)
hatta bu resimdeki kahvem, sade olup, kumda pişmiş bir kahvedir. Nefisti. İkram da, gözlere bir ziyafet.. Hatta bazı mekanlarda, kahvenin de bir kulplu kapağı oluyor… negzel..
Neyse, benim derdim başka.. Bu zarflar bir defa, pis pis bakır kokuyor, agzima değdirmesem de, burnuma değiyor, neticede kahvenin tadını hiç ediyor.
İkincisi, bunun yıkanması mümkün değil. Adabı, zarf ile içmektir kahveyi ama herkesin ağzını değdirdiği yerden nasıl içilir bu??? pipet verseler???
Fincanı çıkarıyorum zarftan, çay bardağında rakı içer gibi, iki parmağımla tutup dikiyorum. Çok fena..
Bi mesajım daha var, o yanında gelen, lokumluk… içi kalaysız, içindekiler temiz mi pis mi, kaç masaya geldi gitti daha evvel belli değil.
Kahvemin yapıldığı mekana, mutfağa gidip denetleyesim var, lakin kahveme tükürmesinler diye katlanıyoruz işte..
Vallahi tiksinmediysem de, mutsuzum.. Çok güzel, çok otantik. lakin bu setler no-hijyenik.
Kapatırken, eksik kalmasın: Pazardan yoğurt alınırken, denenirmiş o zamanlar.. Rahmetli büyükbabam, kaşığını cebinde taşırmış. “Yoğurtçu herkese aynı kaşıkla tattırıyor, ben huylanırım” diyerek. Rahmetli ettikleyin, fincanımı, cezvemi yanımda mı taşısam???
Dip not: zarfla gelen kahvenin falı da olmaz, yazık….
Filed under iştahlı işler, kültür, saglik, severim paylasirim
Bi tane hazır Uno Pastaban.. Paketi aç.. alt dilimi tabağa ko.
üzerine bir çay fincanı ılık Sek Salep.. ara kremasııı
üst dilimi sütle nemlendir, kapa.
tepesine yarım paket hazır puding. mumkunse kakaolu…
bittiii. üst krema soğuyunca üzerine hindistancevizi ekersen, lüks bile olur..
hic kimse de ara kremasının ne olduğunu, nasıl bu kadar lezzetli olduğunu anlayamadı …
aştım kendimi…
:))))
Filed under ev işi, iştahlı işler, severim paylasirim
Uzuuuun yıllardır Dominos’tan pizza alirim. tee havaalanindaki ilk subesini hatirliyorum. o kadar diyeyim..
bugune kadar iyiydik, gecinip gidiyorduk.
sık siparis ettiğimiz pizza cesitlerinden biri Turkish pizzadir. İcinde peynir, domates,yesil biber, sucuk, pastırma ve zeytin var. sucuk ve yesil biber yenmiyor bizde, o yuzden onlari cikarttirir yerine pastirma isterdik.
o uygulama kalkmis, siparisimden cikanin yerine yeni malzeme isteyemezmisim. fazladan odeme yapmaliymisim. gelsin little ceasars.. mini sezar abimiz bize bi litre de ayran saldı.
anlayamadığım şey: malzemenin birim fiyatı belli. ben size “sunu cikar bunu koy” dedigimde, kurtaracak kadar koymalisiniz. domatesi cikar, salam koy demiyorum, elbette fiyat farki olur, domates nereee, salam nere.. ama sucuk ile pastirma arasinda cok mu fark olur yani?
bir sucuk cikar, yarim pastirma koy, ama alismis musterini geri cevirme. pazarlamadan sıfır aldın dominos..
Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, saçmasapanlıklar, şikayetlerim
X restoran manzaralı atmosferi, dekoru, özel yemekleri ve profesyonel servisi ile sizlere benzersiz bir ortam sunuyor.
(e ne olacakti? bir restoranda amator servis nedir? amator garson mu var? daha fenasi amator asci… /ayrica, benzersiz bir ortam nedir? sandalyeler tavana mi yapistirildi? bildigimiz bes bin benzeri gibi bir yersiniz siz de.. sisirmeyin kendiniziii)
Birbirinden bağımsız üç salonda (mekan gecekondu gibi, paramiz oldukca yanlara ekleme yaptik, sasirmayin) lezzetin estetik ve zarafete dönüştüğü (tabaga etin yanina marul ve pilav topagi koyuyoruz yani…) ortamda 200 çeşitlik kahvaltı şöleniyle farklı tatlara imza atıyor. (su imza atmak lafini bir yerlerde de duymasak…)
Samimi bir mekanda (daha fazla adam alalim diye sandalyeleri kic kica koyduk, her kurusun hesabini yapiyoruz, boyunuz kilonuz ne olursa olsun sizi iki masa arasına sıkıstıracagız…) hem kahvaltı yapmanın, hem de sahilin (“sahil yolu”nun aslinda ama kim yola bakmaktan hoslanir ki..) keyfini çıkarmaya hazırlanın.
Otoparkı ve vale hizmetiyle (vale hizmeti: vestiyerin bi türüdür.. kartinizi verirsiniz, vale koşarak gider hangi kuytuya park ettiyse arabanizi alir gelir.. sol on kapiyı acar, siz once cocugunuzu bindirip emniyet kemerini baglamak icin arka kapiyi acinca şaşkalozlaşır. bahşişi kapana kadar bagaji bile acar sonra doner gider.. şık giyimli otopark mafyası işte…) misafirleri için her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen (ama sicak su akmaz, bebek alt degistirme masasi, hatta emzirmeye musait bir yer de olmayabilir. bunlar kalin ayrintidir) mekanda, sıcak ve samimi bir ortamda nefis bir kahvaltı keyfi yaşamak istiyorsanız, bu fırsatı kaçırmayın!
süreeer gider….
Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, saçmasapanlıklar, şikayetlerim
İki katlı, Esen hanımın yönetiminde gayet birinci sınıf işletilen, tavsiye edeceğim bir otel.
Fiyat :makul.
Manzara, mükemmel..
Ortam: kafa dinlemelik. Hamaklar, yetmişlerden kalma çoook şahane nostaljik bahçe aydınlatmaları..
Servis: Pörfekt. Çay desen çay, kahve desen kahve. Şak hızıyla eriştiriliyor. (Pis nargile de var. Zıkkım içiniz. )
Mutfak, müstesna.. Şahane. Sırf yemekleri için tekrar gideceğim. Denizi güzel dedi girenler, ben sevmem, girmedim. Odalar temiz, tuvaletler bakımlı. Çarşaf havlu her gün değişiyor, vıdıvıdı etmiyorlar. (çok kelek otel işletmecileri var ukalalık edip: “siz evinizde her gün çarşaf mı değişiyorsunuz?” diye sorma cüretinde bulunan. itinayla ağız payı verilen :)
Odada buzdolabı yok mesela. şaştık.
Ama iri, hasır birer çöp kutusu koymuşlar ki, işte o çok kullanışlı..
Her bir odayi özel renklerde dekore etmişler. Dekorasyon renklerini aydınlatmalara sıçratmasalar iyiymiş aslında. Odanız mosmor bir avize veya pespembe bir aydinlatma ile haşa huzurdan uzakdoğu bişeysi görünümlü olsun ister misiniz bilmem?
Arabayla gitmeyi sevenlere, Avşa’ya ulaşım bir felaket. 2,5 saat süren, tuvaletleri perişan, kantini zayıf bir feribot var. Hiç tavsiye etmem. (etmezsen etme, yüzerek mi gidelim?) Allah’tan üst kata çocuk parkı kurmuşlar da bir miktar kafa dinledi millet.
Otelimiz adadaki limanı merkez sayarsak, adanın ta öbür ucunda kalıyor. Günde iki defa merkeze servisleri var. İsterseniz adada taksi de var.
Filed under gezen güzel olur, iştahlı işler, severim paylasirim
Filizler kofte’nin Tuzla’ daki orijinal mekanına en az oniki yıldır sık sık gideriz. Benzeri vardır ama eşi yoktur. Guzel sahili izleriz, deniz havası alırız. Tuzla çok dinlendirici gelir bize. Havasından midir bilmem..
Salacak’ taki yeni yerlerini duyduk ama yol düşmeden atlayıp gidecek kadar sikemperver degiliz. Kaldi ki alt tarafı köfte yani. Dememek, denemek lazimmis.
Mukemmel manzarada iyi yemek ve hızlı servis. En güzeli yıllardır umduğum bir uygulama… Vale bir uzaktan kumanda veriyor. Masadan kalkarken basıyorsunuz düğmeye, arabanızi kapıya çekiyorlar…
:D

Gerci niye vakeye bahsis verilir anlamiyorum.. Vale oldugu icin tercih ediyorum mekani. Mekan müşterisine otopark sağlamak durumunda.. Bir de valelerin işi bir türlü anlamamaları… Muhtelif valeli mekanlarda başıma gelenler:
Şikayet bir: yanaşır yanaşmaz kapıma yapışma! Inmeye hazır olmamı bekle. Müsait degilim kardeş… Kemerimi çözeyim, telefonu alayım, çantamı bulayım, belki saçıma başıma bir çeki düzen verceğim? Rujumu tazeleyeceğim….
şikayet iki: benim kapıdan sonra arka kapıyı niye açıyorsun? Oğlum kemeri çözdüğü gibi fırladı dışarı. Ben zor inmişim zaten, bir de arka kapı ardına kadar açık, önümü kesiyor.. Allahtan babasi arkadaki
arabadan indi de kaptı veledi.. Gerizekalı vale.
Sikayet uc:
Valenin işi aracın kapısını açıp sırıtarak beklemek değildir. Bahşişi kaçırmayalım diye sol kapıya yapışıp kalıyor herif. Gel sağ kapıyı aç, hanım binene kadar tut. Sonra yavaşça kapat ve aracın güvenlik içersinde mekândan çıkışına yardımcı ol. Manevra yaptır, trafiği kolla, gerekirse yol aç da mutlu mutlu gidelim..
Bahşişi istiyorsan anahtarı şoföre teslim ederken al. Aracı çalışır halde bırakmalarına sinir oluyorum.
Her neyse gene laf lafi açtı.konu daha fazla
dağılmadan; Filizler süper yer yapmışlar. Gidiniz.
Tuvaletler on numara, çocuk oyun alanı ve mescit var. Manzara zaten şahane ama iyi değerlendirmişler. Puset ya da tekerlekli sandalye için platform göremedim. Bebek için alt açma yeri de dikkatimi çekmedi, var mi bilmem… Ama her gün geç saatlere kadar kahvaltı veren bu restoran benim favorim oldu.
Filed under ben yazdım, gezen güzel olur, iştahlı işler, severim paylasirim
daha evvel iki kere gittim, Assos’ta hala bir numara yok.
Fakaaat::::
Yol üzerinde çok acıktığımızdan hasbelkader durduğumuz ve aşık olup çıktığımız restoranı da 5* vererek anlatmak, en azından tavsiye etmek istedim. Salaş görünümlü amma tam aile yeri, zaten aile işletmesi… tuvalet tertemiz, çocuklarımıza gösterdikleri hürmeti anlatamam. Tatlı dil o kadar olur. İyi insanlar iyi yemekler.. Çok güzel kahve…
Assosa dogru giderken, Assosa 20 km kala filan diye tarif edeyim.. Solda..
Web sitesi : http://www.assoslebiderya.tk/
Birbirinden leziz balıkları Leb-i Derya ayrıcalığı ile deniz manzarası eşliğinde tadabilirsiniz. Plajımızda denize girerken cafe kısmında içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz. Sizleri Assos sahil yolu üzerindeki yerimize bekliyoruz.
Firma Sahibi : Cihat BAŞARAN
Adres : Assos Sahil Yolu Sazlı Altı Küçükkuyu / Ayvacık
Telefon : 0286 764 00 68
Gsm : 0546 267 95 59
Filed under gezen güzel olur, iştahlı işler, severim paylasirim
Dukan diyetindeyim, malum. Saf protein gunum. Kofte yemeye gittik.
Yanına layt ayran istedim.
Yokmuş…
Lan bitişik dükkan, Migros! Yolla komiyi aldır elli kuruştan, yaz hesaba iki liradan. Müşteri memnuniyeti de cabası.
Oooof of. Beceriksiz herifler…
Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, saçmasapanlıklar