Category Archives: insan olmak

Sevmediğim sürücü tipleri..

image

Ana yoldan tali yola donme durumu. Isiklar bize kirmizi yanmakta. Sorumlu bir sürücü ve herzaman bir yaya olan bendeniz, ışıkların dibinde değil yaya geçidinin berisinde durdum..

* Sevmedigim sürücü  no 1: kirmizi yanınca, ışıktan baska her yere, dört bir yone bakan “bakalak şoför”. Yeşil yandı mi firla kardeşim….illa butun kuyruk korna dütleyecek, abi yine de son bi kez isigi çek edecek, (ki etmese daha fena, çünkü sevgili şoför arkadaşın ne sebeple korna dütleyecegi de belli olmaz.. Bir yakınını görmüş, hatta cep telefonunda konuşurken yanlislikla basmis olabilir. [Insanlar neden kulaklığa alışamadı bilmem. Bence cok havalı ve rahat…]) sonra hadi bakalim… Arkandakini isik nobetcisi sanmak… Neyse..

Bu durumda genellikle sola dönmeyi son dakikada akıl eden gerizekalı bir baska şoför kuyruğun en arkasında sıraya girmek yerine, biraktigim boşluğa (yani direkt sira basina) dalıveriyor.. Sıraya girememek bir Türk karakteri midir bilmem, hayir esas anlamadiğim bu şoförlerin hemen tamamı askerlik yapmakta, askerde günlerce gecelerce sıraya girme talimi yaptırılmakta. Bunlara zorla bile öğretilemiyor sıra kavramı. Neden Allahım bu kadar mankafa bunlar???

Bunun bir üst modeli de var, bakiniz:
** Sevmedigim sürücü no 2: “kozalak şoför”, kendisi sıraya aldırmaz, bekleyenleri de hice sayar, gelir sıra basina sıkışır, yer bulamazsa sağınıza yerleşir, çift sira yapar.  Bunun devası bundan da uyanık davranıp mumkun olduğunca geniş dönmektir. Bu maymunu refüje çıkartmak size on puan kazandırmaz, hatta kufur de edecektir muhtemelen, ama içiniz soğur belki. Birader dönüşü kaçırdıysan bir sonraki dönüşe gideceksin. Tepilip araya girmeyeceksin.

Küfür demişken…

*** Sevmediğim  sürücü no 3: “dangalak şoför” . Bu herif de trafiğin tüm hıncını küfrederek çıkarır. Öndeki arabaya kızar, trafiğe kızar, yola kızar, her bir b.ka sövmeye başlar. Nerede oldugunu unutur, araçta kadınlar- genç kızlar olabilir hiç umursamaz. Dangalakligi yüzünden sovgulerinin ilgili araca, şofore, trafige filan ulastigini zanneder. Ama bir tek, arac icindeki yolcuların kulağına gitmistir. Adam olmaz bu çeşitler..

**** Sevmedigim sürucu cesitleri, surecek….

2 Yorum

Filed under araba, insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar

Kadınlık emek ister. Bir güzelden, güzellik üzerine…

Ben küçükken bir rivayet dolaşırdı: “Ajda Pekkan dizine ayrı, dirseğine ayrı krem sürüyormuş” diye. Kabullerde çok favoriydi bu mevzuu. “bacım, avrat ev işi yapmaz, çocuk bezi yumaz, vakti çok, sürer tabii” derlerdi. Gerçi ben küçükken Ajda’nın estetik ameliyatlarına atfen: “kadın yüzünü o kadar gerdirmiş ki, en son çenesinde bir gamze oluşmuş. meğerse göbek deliğiymiş” gibi bir takım geyikler döndüğünden bu ilk cümleyi de herkes abartı zanneder, sonra da “kimbilir ne kremidir, anam o kadar kremi pabucuma sürsem Ajda’dan güzel olur” der çıkardı kadınlar. Züğürt tesellisi işte..

Meğer hakkı varmış bu lafın. Gençliğin tazeliği azalıp yitmeye başladığında, özel çaba harcamak şartmış.

Her hafta kese, arada peeling, her duşta vakit ayırıp özel ayak fırçası ve törpüsü, hatta ponza taşı olan aleti kullanma da göreyim o gövden, yüzün, ayakların, topukların ne hale geliyor…

dortlu topuk torpusuben bu aleti seviyorum. ponza var, fırça var, rende var, taş var. pek maharetli..

(Ayak icin ozel ev bakımı : bir kaşık tuz bir kaşık kahve ve bir kaşık yogurt. güzeeelce ovalayınız, durulayiniz. arada elleriniz de bakım görmüş olur. bir taşla…)

*********************

Yatmadan kremlemeyi ihmal ettin mi ne ayak bakımı kalıyor ne de bacak. Bütün bacak derisi pul pul bir hale geliyor.

avon deniz tuzlu ayak kremi

Dizler dirsekler taşa dönüşüyor, hele görüntü.. ıyyh. hemen nemlendirici. sonra gene… ihmale gelmez.

ped egg ve zımparaları

(ped egg zımparaları diz ve dirsek sertlikleri için sahane..)

**********

Enn çirkin şey eskimiş ojedir. uçlardan yenmiş, çatlamış.. berbattır. Bakımlı el ayak, ojesiz çok daha iyidir. Tırnak fırçası alın ve musluğun yanına bir yere konuşlandırın. sık sık kullanın. Tırnak altları mikrop yuvasıdır, aynı zamanda görüntü olarak mide kaldırıcıdır tırnak altlarındaki birikintiler. En iyisi kısa kesin.. Siz sağ ben selamet..

Tırnak demişken, batma yapmadan tırnak kesebilmek 15 yılımı aldı. Ama şimdi bir bebeğin bile tırnaklarını kusursuz kesebilirim. O kadar da iddialiyim artık. Bir manikür setim var, eksiksiz diyebilirim. Bir tanecik çıtçıt makasla nasıl yetinebiliyorlar hayret.. Bir tırnak pensi bir de et pensi alınız, şeytan tırnağını unutunuz.

(batma durumunda bol bepantenle bir gece bekletin, ertesi sabah batikon sürüp, ince ahşap çubukla tırnağın ucuyladeriden ayırmayı deneyin. iyi bir aydınlatma, belki bir büyüteç kullansanız iyi olur)

yüzüne maske, yüzüne peeling, yüzüne temizleme jeli… temiz bir cilt gibisi yok. Sivilceler kader değil ve siyah noktalardan da kurtulabilirsiniz. Yağlı bir burun karşınızdaki herkesin net, ayan beyan görebildiği, siz umursamasanız bile sizi çirkinleştiren bir şeydir. Bununla yaşamayı öğrenmeyin, temizleyin/temizletin ve temiz tutun.

yüz bakımı

(Avon soyulan maske, (bazen kil maskesi de iyi gelir karma cilde), Avon ısınan maske,  Lush Dirty tabs diş macunu tableti (ışıltı lazım olduğunda), Loreal sivilce roll-onu, yüz temizleme fırçası, Lush Mask of Magnaminty, Lush Mint Julips dudak peelingi (bu çikolatalısı, ki pembesi daha da harikadır ciklet tadıyla) ve Lush Fresh farmacy sivilce sabunu)

dusta bakım

(duş ürünleri serisi: avon temizleyici, volkanik ponza taşı, ayak törpüsü, zeytinyağlı scrub, Lush Buffy peeling, Lush Ocean Salt yüz peelingi, Lush R&B saç maskesi, Lush Angels on Bare Skin yüz temizleyici, Loreal yüz temizleme jeli ve silikon pedi, Lush Duş Jeli ve Lush Daddy-o şampuan.. bütün bunlari aynı anda kullanmıyorum. Duruma gore.. cildim yaglandiysa birini, yorgunsa birini.. vaktim varsa scrub, yoksa peeling.. 

resimde görülen duş rafı Koçtaş’tan ucuz diye alınmış ve leş gibi paslandığından pişman olunmuştur. )

O boyaları diplerden iki parmak çıkmış, kahkülleri eğri büğrü olmuş, uçları çatallanmış saçlarla gezen, kuaföre birinin nikahı filan yoksa ayağını atmayan paspal teyzeler, bizden uzak durun. Her ay kuaföre gidilir kardeşim. Boya varsa daha da sık. Hadi kendin boyadın diyelim. Gene de 40 günde bir filan uçlardan azıcık kestirmek, yıl boyu güzel bir saç modeli sağlar.

 

LUSH sugar babe scrub (Lush Sugar babe scrub. yani kese gibi bir şey. cildi temizliyor, tazeliyor. normalde top şeklinde bir ürün, ben ufaladım başka bir kaba koydum nemlenmesin diye)

Kafası takılanlara:  “bütün bunlar dünyanın parası” değil. Paramız yokken de buluştururduk bir şeyler. Avon mesela, zaman zaman şahane indirimler yapar, takip edin. Suna Dumankaya misali evdeki malzemelerden bakım reçetelerini inceleyin, neden olmasın? Bir tüp arko krem alın her gece elinize ayağınıza sürün. Bilinen markaların makul fiyatlı ürünleri her zaman var. Arada bir kendinize bir krem, bir peeling almışsınız çok mu? Ve en önemlisi, aldıklarınızı kullanın. Açıldıktan sonra bozulmaya başlarlar. Sihirli de değiller bilesiniz, aynanın önünde durmakla size hiç bir yararları olmaz.  

SON SÖZ: ben görüp görebileceğiniz en süssüz en sade kadınlardan biriyimdir. Amma ve lakin, büyüklerimizden böyle gördük: güzellik oyayla boyayla değil sürekli ve özenli bakımla olur.

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, insan olmak, kozmetik, severim paylasirim

Esnaf ahlâkı kalmadı mı ne?

Dün C. Abiyle konuşuyordum. Evin iç kapılarını yapan marangozla kavga etmişler. Adam işi teslim edeceğine söz verdiği tarihi 2,5 ay geçirmis!!

İnsan sözünden, hayvan yularından tutulur. Abim çok kızmış çok..
– Yaptıkları işi bir görsen İpek… Hep eksik, hep hatalı. Söylediğim zaman da cevapları hazır: “ee, kul yapısı” deyip çıkıyorlar. Ama Mersedes de kul yapısı ona ne diyeceksin?????
Yerden göğe haklı. Hem bunun kulla kullukla ne ilgisi var? Duasını istemiyorum ki, para veriyorum. Karşılığını da verecek.
*-*-*-*-
yemek masasinin sandalyelerinin yuzleri degisecek. semtimizdeki bir mobilyaciyla anlastim. iki sebebi var : hem semtin esnafi kazansin istiyorum; hem de yakin olsun ki, sorun cikarsa gidip kulagina yapisabileyim.
biliyorum cunku basima gelecegi..
sabah ugradim, kumasa karar verdim onu söyledim. adamcagiz bana “gun icersinde sandalyeleri aldiririz” dedi.
ben de once beni arayin da organize edeyim dedim. anlastik ciktim. aksama kadar arayan soran, gelen giden yok
17:30 aradim.
-yenge alti’da sizde olurlar. modokodan cikmislar
peki…
18:45 ?!?
– yenge isleri uzamis ama mutlaka gelecekler az sonra sizde olurlar
gelmediler tabii.
benim kizdigim nokta, telefonum var. arayın söyleyin. geç kalacagiz, yarin geleceğiz vb vb .
yok…
sabah aradim bir daha konustuk. 11:30da gelip aldilar.
bayrama kadar getiririz dediler.
bakacagim artik..
*-*-*
Iki gun once telefonla bir başka esnafa siparis verdim. “gun icersinde, en gec 4 saatte elinizde olur” dendi.
kim icat ettiyse gun icersini, gun icersinde kalsin insallah.
elbette gelmedi.
geri aradim. kem kum, yarin gelir dendi.
ertesi gun aksam (dun aksam yani, mobilyaci bir yandan dert olusturmaktayken) aradim.
-gelmedi
+biz hemen arastirip size donelim
-donun.
elbette donulmedi.
-ne oldu?
+ kurye bilmemnerde. oradan sonra size gelecek. (o dedigi yerden bize gelecegine Ankara’ya gitse daha cabuk gidilir..imkani mi var…)
– yarina kalsin bari
+ yarin gun icersinde… derken kizdim artik:
– 24 saat oldu ben siparisimi verdim, 4 saat icinde gelecekti. gelmedi bugun gelmedi yarin aksama kadar mi sizi bekleyecegim, sabah dokuzda kapimda olsun
+ olmaz. saat 15’e kadar gelir diyebiliyorum.
– ne diyorsunuz? 15 gec.
+ sabah teslimati icin ekstra para odememiz gerekir
– bana ne o sizin ic meseleniz. sozunuz 4 saatti. sozunuzu tutun.
+ isterseniz siparisinizi iptal edebilirim. (boyle de piskinler)
– olmaz oyle sey, siparisim gelecek. hem de erken gelecek.
+ o zaman soyle bir sey yapalim, 13’ten once gelmesini ayarlarim.
ayarladi herhalde oglen 12’de geldi.
of yani ya!
lutfen sunu okuyunuz:

Yorum bırakın

Filed under aile, insan olmak, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

TELGRAF NASIL CEKILIR? NE YAZILIR?

Haberleşmenin en eski ve en hızlu metodudur  bence telgraf.  Çok da ciddiyeti vardir, saygi icerir.
Bir aile dostumuz iki oğlunu sunnet ettirecek; davetiye gelmis, lakin biz tatilde olacagiz. Bu durumda telgraf çekmemiz icap eder.
Davetiye gelmesi işi resmi hale getirir, telgrafla cevap vermek en uygunudur. Ağızdan davet etmek kibar ve görgülü bir davranış olmaz.
Eskiden fonotel vardi, 141’i arardin,gorevliye yazdirirdin telgrafi.
metni adresi onceden yazip hazirlasan da ter dokerdin…
141 hala var. cok da iyi bir servis.
ve simdi e-telgraf cikmis ki, gercekten super bir icat. hem de resimli :)
ciddiyim…
iste sunnet cocuklarinin ailesine cektigim tebrik telgrafinin metni:
OGULLARINIZ AF VE M’nin SUNNET TORENLERINDE ARANIZDA OLAMAYACAGIMIZ ICIN UZGUNUZ. DELIKANLILARIN BU ILK MURUVVETLERINI TEBRIK, BUTUN AILENIZE ALLAH’TAN HAYAT BOYU SAGLIK SIHHAT MUTLULUK TEMENNI EDERIZ.
guzel oldu….
not:
(saglik VE sihhat olmamış gerçi. Valla insan telaş ediyor telgraf yazarken. Otuz yıldır yazı yazıyorum, en az yirmi yıldır imlam, diksiyonum, sözlük bildim mükemmeldir. VE hata yaptım…amma gerilmişim. Çok acaip)

2 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Ben “bayan” degilim!

Son yıllarda türeyen pis bir terim bu “BAYAN” sıfatı. Herkes herkese “bayaan” diye hitap etmekte bir mahzur gormuyor. Bayan sıfatı gayrimuslumler icin kullanilir. Musluman kadinlara bayan diye hitap edilmez.
Bana seslenmek icin “bayan bakar misiniz?” diyenlere, ya da yanimda beni gostererek “bayanin aldigi peynirden..” diyenlere kotu kotu bakıyorum.
Bana Bayan demeyin. Kimseye de demeyin.
Eger adını bilmiyorsaniz “hanim” ya da “hanimefendi” diye hitap edin.
Hele baymak’tan bayan turetimi ile ilgili espiriye hic girmeyelim.
Ben baymıyorum, bayan değilim.

1 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar

özür dilemek bir erdemdir (son paragrafin tekrari)

En önemlisini en sona sakladım, bugünlerde hiçkimse adam gibi özür dilemiyor
varsa yoksa “KUSURA BAKMAYIN”
niye bakmayayım kusura? bana karşı işlenmiş bir kusur bu. Pasa gönlüm isterse bakarım istemezse bakmam, sana ne?
Çabala da kusur işleme.
kusura bakma cümlesi bir tek azarlarken yakışır.
“kusura bakma ama tam bir hödük gibi davranıyorsun”
hakareti yumuşatır.
bir başka özürün etrafından dolasan, özür dilermiş gibi durup da özür dilemeyen laf da şu: “AFEDERSİN”
ETMEM.
Kesinlikle af etmem, affıma güvenme. İşini düzgün yap.
En kötüsü de, amerikanca’dan dönme, sırıtan bir laf:  “ÜZGÜNÜM”
Nerdeyse, seni üzdüğüm için ben özür dileyecek hale geleceğim değil mi bu lafla? …
Üzül istediğin kadar. Önceden düşünseydin….
Hatalı taraf karşıdakinden ÖZÜR DİLER. “Özür dilerim” der. Daha iyisi “özür diliyorum” der.
O zaman bir ihtimal büyüklük bende kalsın diye düşünürüm.
işte böyle…

4 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar, şikayetlerim