Anneannemden Masallar -iii- Başarının sırrı

Padişah Kızı ile

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir padişahın dünya güzeli bir kızı varmış. Kız güzellikte yeni doğan aya, “sen doğma ben doğayım” diyormuş. Hem de marifetliymiş bu kız, sağına döner kuran okur, soluna döner gergef işlermiş…

Taliplilerin beşi gider onu gelirmiş her gün. Padişah tek bir istekte bulunurmuş… “Kızımı alacak kişi kızımın dengi olmalı.. bir ineği iki eliyle tutup havaya kaldırabilmeli” dermiş..

Çünkü padişahın kızı has ahırdaki ineğini hop diye kaldırabiliyormuş… Padişahın kızını alıp da ileride padişah olmaya heveslenenler doğrudan geri dönüyorlarmış. Niyeti ciddi olanlar bile denemeyi göze alamıyorlarmış..

Kızı gerçekten seven bir de delikanlı varmış bu taliplerin arasında. Gözüne uyku girmiyormuş aşkından.. Ama bir inek öyle hop diye nasıl kaldırılır ki? Koç olsa neyse.. Düşün düşün perişan olmuş çocuk..

Bir gün, sultan hanımın dadısı bu çocuğun nasıl da süzülüp gittiğini fark etmiş. Gencin ailesini, anasını atasını tanırmış dadı. Kendi kızı gibi gördüğü sultan hanıma için için layık bulmuş delikanlıyı. Çağırmış bir kenara, işin sırrını deyivermiş…

– Bak oğulcağızım, sultan hanım kız bu ineği ilk doğduğu gün aldı kucağına.. sevdi okşadı her gün. Her gün kucağına ala ala, gün günden büyüyen dana inek olana kadar,  beraber kendi de güçlendi. Birden bire inek kaldırılır mı?

Delikanlı sevinçten çılgına dönmüş. Hemen yeni doğmuş bir danayla başlamış çalışmaya. Üç dört ayda, bir ineği kaldırabilecek kadar güçlenmiş.

Padişahın huzuruna çıkıp sultan hanım kıza talip olduğunu söylemiş. Getirmişler ineği, Hop diye kucaklayıp kaldırmış bizimki. :)

Padişah dönmüş kızına bakmış; kız da bu azimli, yakışıklı delikanlıyı beğenmiş, fikri nerden bulduğunu da anlamış ama çok da mühimsememiş.. Olur diye göz etmiş babasına.

40 gün 40 gece düğün yapılmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.. Gökten üç elma düşmüş, biri masalı anlatanın, biri dinleyenin, biri de dersini anlayanın başına…

2 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Pilav iken yiyin….

Rahmetli babam anlatırdı..

Bir gün adamın biri bir restoranın önünden geçiyormuş.. Kapıda da garson çığırtkanlık yapıyormuş: (pilav iken yiyiin. Pilav iken yiyiiin)

Adam merak edip sormuş :Hemşerim ne diyorsun sen??

“Bak beyim” demiş garson. ” Bugün Pazartesi, ustamız çok güzel tereyağlı pilav yaptı. Bugün yedin, yedin. Yenmezse kalan pilavdan Salı günü dolma yapar.

Bitti mi? Bitmez artarsa, dolmadan kalanı Kadınbudu köfte olarak Çarşamba günü menüye koyarız. O da mı bitmedi, Perşembe günü Yayla Çorbası olarak gelir önüne.. Cumayı hiç sorma… Benden günah gitsin diye bağırıyorum ben de (Pilav İken Yiyiiin) diye.. ”

 

 

1 Yorum

Filed under ben yazdım, iştahlı işler, severim paylasirim

Anneler için: 4. sınıfa kesirler nasıl öğretilir?

Bir bütünü paylaşmayı anlatır KESİR. Kesersin kesir olur. Üsttekine PAY alttakine PAYDA denir. İki çeşittir.

Basit        Bileşik

—–        ——

Kesir       Kesir

Basit az sayılı kelime, pay paydadan küçük. Bileşik 7 harf, Kesir 5 harf. Pay paydadan büyük… (gözünde canlansın)

**********************************************

Basit kesirler toplanır ve çıkarılır. Payda birbirinin aynı olmalı. Üstler normal şekilde toplanır ve çıkarılır. 1/5+1/5 eşittir 2/5 gibi..

**********************************************

Basit kesirlerde paydalar eşite payı büyük olan büyüktür. 1/4 küçüktür 2/4’ten. BÖLÜ dört demek, dörde böl demek. Pastayı al dörde böl. Bir kenara 1 pay, bir kenara 2 pay. Hangisi büyük????

Buraya dikkat: Paylar eşitse, paydası büyük olan küçüktür. 1/10 küçüktür 1/30’dan. BÖLÜ diyoruz, pastayı ona bölersen dilimler bu kadar olur, otuza bölersen birer lokma zor çıkar. Ne kadar çok böler parçalarsan o kadar küçülür tabağa giren..

*************************************

Bileşik kesirler aynı zamanda tam sayılı kesirdir.

Pastayı düşün. İkiye bölersen her parçasının adı bir bölü iki olur. (1/2) + (1/2)

İki pasta var. İkisini de böl ikiye. dört tane yarım pastan var. Birini bana ver. şimdi üç tane yarım pastan var. Aslında bir pasta olduğu gibi sende. İkincinin de 1/2’si. Topla basit kesirleri 1/2+1/2+1/2 = 3/2 ve bu da bir tam, bir de yarım eder 1 1/2

Geriye doğru da düşünebiliriz. 3/2 nedir? üç bölü iki işte. üçü böl ikiye. 3’te iki 1 kere var.(bulduk tam sayıyı) üçten iki çıktı : kalan 1 (bu da yeni payımız) 1 tam 1/2

11/4 için 11 bölü dört.

11’de 4 iki kere.. yaz 2 (tam sayı)

2×4=8

11-8 = 3 (yeni pay)

yazalım: 2 tam 3/4

başka yoldan: 4/4 1 tam sayıdır. böl dörde al hepsini, tam eder yine.. 11’i 4+4+3 olarak düşün. iki tam bir tane de 3 işte.

inşallah oğlum 4’e geçtiğinde bunları okur da anlarım bir daha anlatmak için :(((

8 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim

Giyim mağazalarındaki inanılmaz hata!

Çok kısa olarak yazacağım: benim (kadın, erkek, cocuk,ayakkabı vb ) her giyim mağazasında bir türlü anlam veremediğim şey, ürünlerin kendi aralarında gruplandırılmamış olmaları..

Tüm ürünler bedenlerine göre gruplandırılmış olmalı.

Mağazada daha fazla yer kaplayacağına eminim.. ama doğrusu bu olmalı, ben o mağazaya 40 beden etek almaya gitmişim, 40 beden etekleri bir arada görebilmeliyim.

Bir etek beğen, tezgahtar bul, tezgahtar 40 bedenini bulsun.. ya da başka model iste bir türlü bulamasın.. Çok vakit kaybı. almayacağım şeyleri görmek istemiyorum.

Eşime XL t-shirt alacağım diyelim, önce modellere niye bakayım? Bir tane beğeniyorum, “bedeni yok” diyorlar.

– E hangisinde var?

– Siz beğenin biz bakarız…

Olmuyor.

Ayakkabıcıya girdiğim zaman 38 numara ayakkabıların nerede olduğunu bilmeliyim, doğrudan orada çeşitlere bakmalıyım. (ki bunu yapan ayakkabıcılar var, biri de Derimod!)

Belki tam benim istediğim gibi olan bir gömleği es geçiyorumdur… Bilemiyorum ki, koca mağazayı gezmek zorundayım. Oysa doğrudan 40 beden bölümünde olsam, belki birden fazla ürünü bir bakışta beğenip alırım…

Özetle: kendime gomlek alacaksam nasıl kadın reyonuna gidiyorsam, erkek reyonunu da baştan aşağı incelemek zorunda değilsem, ürünler de bedenlere göre, müşterisine hitap etmelidir. Aynı kitapların kitapçıda konularına göre dizildiği gibi, ne bileyim hipermarketlerde kasap reyonu ayrı makarna reyonu nasıl ayrıysa, genel bir “yiyecek” teması altında değilse…

Tekstil ve ayakkabı mağazalarının da bedenlere göre dizilmesinin çok daha efektif olacağı kanaatindeyim..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, soruyorum

Normali bana düşmez zati..

Anlatmam lazım, çatlayacağım..

Kardeşim kapıya inek sütü getiren bir çiftlik bulmuş. Pek bilir bu işleri. Bana da önerdi, bir süredir organik, morganik diyoruz, UHT süt almamaya gayret ediyoruz, taze sağılıp soğutuculu araçla servis edilen sütü beğendim.

Bir aydır bana da haftada bir-iki süt geliyor. Kaynatıp kaymak elde ediyorum. İki kere yoğurt (çok başarılı) bir kere de sütlaç (berbattı) yaptım.

Kalanı lık lık içiliyor. Herkes memnun.

Lakin getiren abi biraz leyla.

Salı getir diyorum, Çarşamba geliyor. Cuma gelsin diyorum hiç gelmiyor. Bu sefer de öyle oldu, Cuma günü abiden ses çıkmadı, akşamüzeri aradı:

“yarın getirsem olur mu?”

e, olur niye olmasın? ama akşamüzeri getir, cumartesi günü kaçta evde olurum belli olmaz…

“tamam” tamam.

—–

Cumartesi öğle vakti, görümcemgildeyiz.

(Görümcemin teyzesi ve üç de kızı orada.  4 kızın araları birer yaş, birlikte büyümüşler.. Her biri 10-15 santim uzun benden ve herhangi ikisini toplasan benim kütleme ulaşmaz. Saçlar bellerde, 45- 50 yaş arası olup 30-35 gösteren 4 Barbi hayal edin, birinin 20’lik kızı da orada, toplam 5 barbi. Teyzem de fena değildir, eh kayınvalidem de güzelliğiyle nam salmış vaktiyle, hala yaşını göstermez.. Bir de ben..  Miss Piggy. Her neyse..  )

büttün görümcelerimle beraber kahve içerkene telefon: “Ben Ali, geldim evde yoksunuz”

– e evet, yokuz dedik. akşamüzeri diye anlaştık?!?

– e anneme gideceğim, şimdi getirdim. bir komşunuza bırakayım, parasını sonra alırım

-tamam ben komşumu arayayım, evdeyse ona bırakırsınız, sizi hemen arayacağım.

************

– alo Nilüfer hanım merhaba,

– …

– sesiniz az geliyor

– Merhaba İpek hanım

– bize süt gelmiş de (bik bik bik detay) müsaitseniz size bıraksın mı? Ben gelene kadar balkona filan koysanız olur.

– olur olur, yalnız biz de hazırlanıyoruz, babaannemi kaybettik, 8’deki uçağa yetişeceğiz.

– AAAA başınız sağolsun, bir de bununla uğraşmayın boşverin. Ben adama söylerim pazartesi getirsin.

– yok olur mu oyle sey getirsin, ben çıkmamıza yakın kapının kenarına koyarım,buradan alırsınız

– (olurdu olmazdı epeyce küşümlendikten, taziye verdikten ve gerekli organizasyonları öğrendikten sonra ) peki tamam, sağolun,

************

-alo Ali bey.

– ben sizin sütü oniki numaraya biraktım

– ne? nasıl? oniki numara kim ben tanımıyorum ki? niye oraya bıraktınız????

– valla komşunuz işte, bıraktım. Dolaba koyacak

– of Ali bey, peki teşekkürler

************

– İpek kahven soğudu

– Tamam bacım şimdi geliyorum, işler karıştı

– Mutfakta yerde oturma geç küçük odadan konuş

– yok yok iyi böyle.. geliyorum şimdi.  kusura bakmayın

************

– alo Nilüfer hanım,sütçü 12 numaraya bırakmış, oradan alacağız, gerek kalmadı

– aa hiç olur mu? Levent koş 12  numaraya bırakmışlar git al gel.

– Aman Levent beye de zahmet olacak, kalsın 12  numarada ben alırım gelince…

– yok,tamam indi Levent. Siz tasalanmayın

– (oyy bu kadar işinin arasında kadına çıkardığım eziyete bak küşümü artık dorukta) peki sağolun

——————————————————-

Öğleden sonra dört. Nilüfer hanımın kapısını çaldım, çocuk açtı. “ya sizin sütünüz varmış. biz onu TÜP anladık, babam tüp alacağım diye gitti komşuya.. süt çıktı”

– TÜP?!?!?!?  yaa evet, olur öyle yanlış anlaşıldı herhalde, neyse başınız sağolsun, konuşuruz sonra..

Özet: Önce “yaran yanlış anlaşılmalar” sonra “süt kısmetse dokuz urgan engel olamaz” gibi iki özet düşündüm ama yok özet mözet. Bu kadar.

ayyhhh amma süt macerası be!

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

Bir fıkram daha var..

Hayatta düzgün fıkra anlatamam. Fıkrayı genellikle tarif ediyorum. (tahrif etmiyorum, o annemin işi, tahrip ise eşimin)

Bu da bu işte:

Adamın biri üzümü salkımıyla ağzına sokuyor, hürrrp diye taneleri emip, dalını çekip çıkarıyormuş..

Görenler: – Aman birader, üzüm taneyle yenir, demişler

– O dediğin elma, armut!

– Onlar dilim dilim yenir be!!

– O dediğin kavun karpuz !!!!!!

 

:))))))

 

zaman zaman ölçüyü kaçırdığımda kendim anlatıp kendim gülerim buna

2012-11-15 20.16.42

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

Dedemin fıkrası : Felaket Ahmet

Benim harika bir dedem vardı. Hani masallarda olur ya, böyle tombik, göbekli, ak sakallı pamuk dedeler. Hah, tam onun tersiydi.

Emekli albay idi rahmetli. Kuleli Askeri Lisesi’ni dereceyle bitirmiş, biri Robert Kollej olmak üzere iki üniversite mezunu, iki dile hakim, belge niteliğinde iki araştırma kitabının yazarı, gezip görmediği yer kalmamış,centilmen, tam bir salon erkeği, kapı gibi, sarışın, mavi gözlü, hoş ve yakışıklı bir erkekti. Gurur duydum hep kendisiyle. Rahmetli dedemin severek anlattığı ve bizim de bayıldığımız bir Felaket Ahmet fıkrası vardı. Bu gece dedemi, “bu gözler neler gördü?” deyişini ve elbette o gözlerini hatırladım. Ben iyi bir fıkra anlatıcısı değilim, hele dedemin anlattığı gibi hiç anlatamam ama bakalım beğenecek misiniz:

 

Adamın biri iş gereği köyden çıkıp şehre gelmiş, bir kaç ay kalması gerekiyormuş. O devirde de evden köyden haber getirip götüren olmadıkça kimse kimsenin halini bilmiyor tabii.  İlerleyen günlerde pazaryerinde kendi köyünden Ahmet Efendiyle karşılaşmış. Köyden haber alacağına sevinmiş ama haberi Ahmet Efendiden alacağına da bozulmuş.. Ahmet Efendi dediysem, adıyla sanıyla Felaket Ahmet. Ağzından hayırlı bir laf çıkmaz, suratı sirke satar, ha bire felaket tellallığı yapar, dertli, fena olayları yetiştirmeyi görev addeder bir adammış bu Ahmet Efendi. Bizim adam, Felaket Ahmet’i görür görmez, “Eyvah” demiş “şimdi köyde ne kadar kötü haber varsa yetiştirir bana bu Felaket Ahmet. İyisi mi ben bizim çil horozu sorayım bir tek. En ucuz böyle atlatırım”

– Ooo Ahmet efendii, hangi rüzgar attı seni büyük şehire? Ben de köyü merak ediyordum, de bakayım, bizim çil horoz nasıl?

– Ah sorma hemşerim, babanın kırk mevlüdünde kestiler de suyuna pilav bişirdiler çil horozun..

– Aman babam mi öldü????

– He ya, anacığının hasretine dayanamadı garip.

– Oy anam da mı göçtü?

– Senin küçük biraderin acısını kaldıramadı, ne yapsın?

– Neeee, kardeşim de mi?????? Desene hânem yıkıldı…

– Yıkılmadı, yandı!

Adam artık daha bir şey soracak gibi değil, söylenmiş:

– işi gücü bırakayım. Varıp köye anamın atamın yasına gideyim. Hazır pazardayken, ikiz yeğenlerim yetim kalmış madem, onlara takke alayım şuradan…

– Valla baa sorarsan bi dene al!

5 Yorum

Filed under severim paylasirim

Sevgi’Lila’ler Günü – 14 Şubat 2013 Lila Kutusu

Normalde ayın onbeşinde gelen kutu bu ozel gunde teşrif etti bu sefer.
Resimler soyle:

image

image

image

Davidoff The Game ve Just Cavalli EDT numuneleri cok hos.

*
Lavera far yeşil renk çıktı bana, kesinlikle uygun degil. Gri/mavi bir tonla değişmek isteyen?

(açıp denedim, fırçası hoşmuş renk de o kadar absürd değil. Yeşil bir far kullanacağım galiba!)

**

Argan yagi özlü Dr. Angel sampuan 5 ml’cik. Üçünü birden bi seferde deneriz artik.

***

Ozonlu yağ Cyrene. Bunun soğukta saklanması gerekir diye biliyorum, faydali olmasi icin. Pedikure ayiralim.

****
More than soap, sabundan daha fazlası : manikur tuzu yollamış. Ilginc, denerim bunu..

(denedim. bi numara yok. suya atınca foşurduyor o kadar, maniküre bir katkısı olmadı)

*****
Organyc organik ped?!? Pamuktanmis. Bilemiyorum, degisik bir sey. Hassas ciltler için çok ideal olabilir. Naylon pedlere ölüüümmm.

(aslında beğendim Yumuşacık ve bembeyaz bir şey. ama bu da çok pahalı beabi)

******
Bir de Raen bitkisel yuz kremi. Zeytin yaprağı şeyli. Kokusu harika, yogunlugu sıvıya yakın. Elimde denedim (kucuk parmağımin ucu zor girdi kavanoza, bu guzel şeyde cimrilik etmeseydiler keske) pek guzel. Bu, el kremi olarak hemen alinir. Ama yuze nasil gelir bilmiyorum. Acik kozmetik ürünlerini yüzüme süremem.

*******

Şubat Lila kutumdan bir de kalp cikti. Lila beni seviyor.

Gelsin Mart.

Yorum bırakın

Filed under bakımlı hatun, severim paylasirim

Kafa koruyucu

Eşim küçükken büyük yatağın ayak ucuna tırmanır, kendisini yatağa atarmış. Yapma etme demişler ama, erkek uşak çelet oluyor, herif en sonunda çakılmış yatağın baş ucuna. Yarmış kafayı… Baş yarası da çok kanar, kayınvalidem hala söyler.. İzi de duruyor adamın kafada…

Ha onun bi numara küçüğü de bizim evde. Kendini yatağa öyle sert atıyor ki kaç kere kafayı vurmasına ramak kaldı… E yatak başı da sert ve köşeli, bir koruyucu lazım.

İhtiyaç bütün icatların anası tabii. Geçen yıldan kalma havuz makarnasına bir kesik açtım…

hop, işlem tamam. oğlumun kafası şimdilik güvende.. :)

image

image

26 Yorum

Filed under çocuk, güvenli hayat, icatlar, severim paylasirim

Elden ele.. Nerden nere :))

Olayı anlatmadan evvel, büyükbabamın, eniştesiyle kavga etmesine sebep olan olayı anlatayım, gülmeye şimdiden başlayın…

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor… 

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü… 

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))  

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Ailede zeka ortalaması maşallah yüksek. Ama CMYLMZ’ın da gayet güzel ifade ettiği gibi, iq da tansiyon gibidir, yükseği tehlikeli oluyor…

Bir kuzenim var. Yemeğe çağırırsın, yolda gelirken kır pidesi görmüştür, dört tane yer tok gelir, hazırlanmış onca yemekten tadamaz bile. YEMEĞE gelmekte olduğunu unutmuştur. Üstün zeka zor bir şey gerçekten..  Bu yakınlarda bambaşka bir macera oldu, soralım bakalım siz olsanız ne yaparsınız….
İki kuzenim geçen yıl farklı şehirlerde restoran işletmeciliğine geçti. Güzel oldu.

“Hayırlı olsun” hediyesi olarak birine web sitesi açıp alan adı filan hediye ettim, çok makbule geçti. Diğeri de açılışını yaptığı gün ailece yemeğe gittik ; tabii ki bizden hesap almadı. Ona da iki tane çelenk gönderteceğimize o çelenklerin parasını bahşiş olarak bıraktık. Kuzenim restoran açtı diye niye çiçekçi para kazansın? Üzerine bir metre kurdeleye adım yazılıp dükkanın önünde dikilecek de ne olacak? Kaldırıp çöpe atacaklar ertesi gün… Yazık yüklü de para tutuyor iki tane çelenk.. O açılışta garson, komi, bulaşıkçı sevinmelidir bence. Zaten çiçek işine komple kılım ya.. Hiç girmeyeyim o lafa..

Yine bir yakınım, biz ona temsilen A diyelim… Eşinden dinlediğime göre, yukarda zikrettiğim restoranlardan birini ziyaret ediyor. İşletmecisi olan kuzen hemen ürünlerden bir paket hazırlattırıp “aman bizimkilere ilet, sana zahmet” diyerekten bunun yanına verip gönderiyor. Para ödeme uğraşısına giren A, kuzenimce reddediliyor doğal olarak.. (Böyle durumlarda usulen bahşiş bırakırsın ama yemeği ödemeyi teklifinde ısrar etmezsin. İnsan akrabasından da para alacaksa, hele ki bir hediye için…) Fakat A işi abartıp kasadaki personele gidiyor, uygun bir miktar nakit koyup uzaklaşıyor. Böylece “parasını ödedim, mal benim” diyerek, pakettekileri arkadaşlarıyla yiyor, bize paketin sadece lafı ulaşıyor. O da tamamen tesadüfen duydum yani.

Durum bu.

Şimdi, A emanete hıyanet etmiş midir?

Kuzen, durumu bilmediğinden sonraki günlerde “koca paket yolladık, insan bir arar da teşekkür eder, bizimkiler de iyice saçmaladı” diye düşünüp üzülür mü?

Yemediğim hatta bir ihtimal hiç haberim olmayacak olan bir şeye teşekkür etmeli miyimdir?

Ben bunu zamanında duymamış olsam, iki aile arasında yıllarca sürecek küslük gelişecek midir??

Cevaplar sırasıyla “evet”

A da neticede akrabam, afiyet şeker olsun, hiç önemli değil..

Paket içeriği de bir Alex değil, bu konuyu dile getirdiğime değmez..

Kuzen, iyiliğe karşı kemlik gördüğünden, masum, teşekkürü hak ediyor.

Aradım, bu komediyi anlattım. Beraberce güldük.
Komik ama, kabul edin.. Şahane bir ailem var canım…

1 Yorum

Filed under iştahlı işler, kültür, soruyorum