Dedemin fıkrası : Felaket Ahmet

Benim harika bir dedem vardı. Hani masallarda olur ya, böyle tombik, göbekli, ak sakallı pamuk dedeler. Hah, tam onun tersiydi.

Emekli albay idi rahmetli. Kuleli Askeri Lisesi’ni dereceyle bitirmiş, biri Robert Kollej olmak üzere iki üniversite mezunu, iki dile hakim, belge niteliğinde iki araştırma kitabının yazarı, gezip görmediği yer kalmamış,centilmen, tam bir salon erkeği, kapı gibi, sarışın, mavi gözlü, hoş ve yakışıklı bir erkekti. Gurur duydum hep kendisiyle. Rahmetli dedemin severek anlattığı ve bizim de bayıldığımız bir Felaket Ahmet fıkrası vardı. Bu gece dedemi, “bu gözler neler gördü?” deyişini ve elbette o gözlerini hatırladım. Ben iyi bir fıkra anlatıcısı değilim, hele dedemin anlattığı gibi hiç anlatamam ama bakalım beğenecek misiniz:

 

Adamın biri iş gereği köyden çıkıp şehre gelmiş, bir kaç ay kalması gerekiyormuş. O devirde de evden köyden haber getirip götüren olmadıkça kimse kimsenin halini bilmiyor tabii.  İlerleyen günlerde pazaryerinde kendi köyünden Ahmet Efendiyle karşılaşmış. Köyden haber alacağına sevinmiş ama haberi Ahmet Efendiden alacağına da bozulmuş.. Ahmet Efendi dediysem, adıyla sanıyla Felaket Ahmet. Ağzından hayırlı bir laf çıkmaz, suratı sirke satar, ha bire felaket tellallığı yapar, dertli, fena olayları yetiştirmeyi görev addeder bir adammış bu Ahmet Efendi. Bizim adam, Felaket Ahmet’i görür görmez, “Eyvah” demiş “şimdi köyde ne kadar kötü haber varsa yetiştirir bana bu Felaket Ahmet. İyisi mi ben bizim çil horozu sorayım bir tek. En ucuz böyle atlatırım”

– Ooo Ahmet efendii, hangi rüzgar attı seni büyük şehire? Ben de köyü merak ediyordum, de bakayım, bizim çil horoz nasıl?

– Ah sorma hemşerim, babanın kırk mevlüdünde kestiler de suyuna pilav bişirdiler çil horozun..

– Aman babam mi öldü????

– He ya, anacığının hasretine dayanamadı garip.

– Oy anam da mı göçtü?

– Senin küçük biraderin acısını kaldıramadı, ne yapsın?

– Neeee, kardeşim de mi?????? Desene hânem yıkıldı…

– Yıkılmadı, yandı!

Adam artık daha bir şey soracak gibi değil, söylenmiş:

– işi gücü bırakayım. Varıp köye anamın atamın yasına gideyim. Hazır pazardayken, ikiz yeğenlerim yetim kalmış madem, onlara takke alayım şuradan…

– Valla baa sorarsan bi dene al!

5 Yorum

Filed under severim paylasirim

Sevgi’Lila’ler Günü – 14 Şubat 2013 Lila Kutusu

Normalde ayın onbeşinde gelen kutu bu ozel gunde teşrif etti bu sefer.
Resimler soyle:

image

image

image

Davidoff The Game ve Just Cavalli EDT numuneleri cok hos.

*
Lavera far yeşil renk çıktı bana, kesinlikle uygun degil. Gri/mavi bir tonla değişmek isteyen?

(açıp denedim, fırçası hoşmuş renk de o kadar absürd değil. Yeşil bir far kullanacağım galiba!)

**

Argan yagi özlü Dr. Angel sampuan 5 ml’cik. Üçünü birden bi seferde deneriz artik.

***

Ozonlu yağ Cyrene. Bunun soğukta saklanması gerekir diye biliyorum, faydali olmasi icin. Pedikure ayiralim.

****
More than soap, sabundan daha fazlası : manikur tuzu yollamış. Ilginc, denerim bunu..

(denedim. bi numara yok. suya atınca foşurduyor o kadar, maniküre bir katkısı olmadı)

*****
Organyc organik ped?!? Pamuktanmis. Bilemiyorum, degisik bir sey. Hassas ciltler için çok ideal olabilir. Naylon pedlere ölüüümmm.

(aslında beğendim Yumuşacık ve bembeyaz bir şey. ama bu da çok pahalı beabi)

******
Bir de Raen bitkisel yuz kremi. Zeytin yaprağı şeyli. Kokusu harika, yogunlugu sıvıya yakın. Elimde denedim (kucuk parmağımin ucu zor girdi kavanoza, bu guzel şeyde cimrilik etmeseydiler keske) pek guzel. Bu, el kremi olarak hemen alinir. Ama yuze nasil gelir bilmiyorum. Acik kozmetik ürünlerini yüzüme süremem.

*******

Şubat Lila kutumdan bir de kalp cikti. Lila beni seviyor.

Gelsin Mart.

Yorum bırakın

Filed under bakımlı hatun, severim paylasirim

Kafa koruyucu

Eşim küçükken büyük yatağın ayak ucuna tırmanır, kendisini yatağa atarmış. Yapma etme demişler ama, erkek uşak çelet oluyor, herif en sonunda çakılmış yatağın baş ucuna. Yarmış kafayı… Baş yarası da çok kanar, kayınvalidem hala söyler.. İzi de duruyor adamın kafada…

Ha onun bi numara küçüğü de bizim evde. Kendini yatağa öyle sert atıyor ki kaç kere kafayı vurmasına ramak kaldı… E yatak başı da sert ve köşeli, bir koruyucu lazım.

İhtiyaç bütün icatların anası tabii. Geçen yıldan kalma havuz makarnasına bir kesik açtım…

hop, işlem tamam. oğlumun kafası şimdilik güvende.. :)

image

image

26 Yorum

Filed under çocuk, güvenli hayat, icatlar, severim paylasirim

Elden ele.. Nerden nere :))

Olayı anlatmadan evvel, büyükbabamın, eniştesiyle kavga etmesine sebep olan olayı anlatayım, gülmeye şimdiden başlayın…

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor… 

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü… 

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))  

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Ailede zeka ortalaması maşallah yüksek. Ama CMYLMZ’ın da gayet güzel ifade ettiği gibi, iq da tansiyon gibidir, yükseği tehlikeli oluyor…

Bir kuzenim var. Yemeğe çağırırsın, yolda gelirken kır pidesi görmüştür, dört tane yer tok gelir, hazırlanmış onca yemekten tadamaz bile. YEMEĞE gelmekte olduğunu unutmuştur. Üstün zeka zor bir şey gerçekten..  Bu yakınlarda bambaşka bir macera oldu, soralım bakalım siz olsanız ne yaparsınız….
İki kuzenim geçen yıl farklı şehirlerde restoran işletmeciliğine geçti. Güzel oldu.

“Hayırlı olsun” hediyesi olarak birine web sitesi açıp alan adı filan hediye ettim, çok makbule geçti. Diğeri de açılışını yaptığı gün ailece yemeğe gittik ; tabii ki bizden hesap almadı. Ona da iki tane çelenk gönderteceğimize o çelenklerin parasını bahşiş olarak bıraktık. Kuzenim restoran açtı diye niye çiçekçi para kazansın? Üzerine bir metre kurdeleye adım yazılıp dükkanın önünde dikilecek de ne olacak? Kaldırıp çöpe atacaklar ertesi gün… Yazık yüklü de para tutuyor iki tane çelenk.. O açılışta garson, komi, bulaşıkçı sevinmelidir bence. Zaten çiçek işine komple kılım ya.. Hiç girmeyeyim o lafa..

Yine bir yakınım, biz ona temsilen A diyelim… Eşinden dinlediğime göre, yukarda zikrettiğim restoranlardan birini ziyaret ediyor. İşletmecisi olan kuzen hemen ürünlerden bir paket hazırlattırıp “aman bizimkilere ilet, sana zahmet” diyerekten bunun yanına verip gönderiyor. Para ödeme uğraşısına giren A, kuzenimce reddediliyor doğal olarak.. (Böyle durumlarda usulen bahşiş bırakırsın ama yemeği ödemeyi teklifinde ısrar etmezsin. İnsan akrabasından da para alacaksa, hele ki bir hediye için…) Fakat A işi abartıp kasadaki personele gidiyor, uygun bir miktar nakit koyup uzaklaşıyor. Böylece “parasını ödedim, mal benim” diyerek, pakettekileri arkadaşlarıyla yiyor, bize paketin sadece lafı ulaşıyor. O da tamamen tesadüfen duydum yani.

Durum bu.

Şimdi, A emanete hıyanet etmiş midir?

Kuzen, durumu bilmediğinden sonraki günlerde “koca paket yolladık, insan bir arar da teşekkür eder, bizimkiler de iyice saçmaladı” diye düşünüp üzülür mü?

Yemediğim hatta bir ihtimal hiç haberim olmayacak olan bir şeye teşekkür etmeli miyimdir?

Ben bunu zamanında duymamış olsam, iki aile arasında yıllarca sürecek küslük gelişecek midir??

Cevaplar sırasıyla “evet”

A da neticede akrabam, afiyet şeker olsun, hiç önemli değil..

Paket içeriği de bir Alex değil, bu konuyu dile getirdiğime değmez..

Kuzen, iyiliğe karşı kemlik gördüğünden, masum, teşekkürü hak ediyor.

Aradım, bu komediyi anlattım. Beraberce güldük.
Komik ama, kabul edin.. Şahane bir ailem var canım…

1 Yorum

Filed under iştahlı işler, kültür, soruyorum

Carrefour Maltepe Phänomenta Etkinlikleri

Akıl Oyunları sergisi

Carrefour Maltepe Park’ta bir süredir Phänomenta diye bir firmanın(?) bilimsel deneyleri sergilenmekte. Çocuklar için harika, ben şahsen hayatımda ilk (ve muhtemelen son) kez sanal odak’a şahit olduğum için mutluyum. Fırsat varken Fenomenta’nın bu müthiş fizik deneylerini çocuklarınıza tanıtın.

İçlerinden birini oracıkta çözemeyip eve getirdim. (fotoğrafını çektim, bastırdım, evde kestim ve çözdüm)

Bir puzzle. Şekillerden biri ortaya diğerlerini de çevresine dizeceksiniz, birbirine değen kenarlar aynı renk olacak.

Bir sistemi var mi bilemiyorum ama becerene kadar bütün gece uğraştım. Buyrun, denemesi bedava…

image

image

Phänomenta bir nedir bilmiyorum. Sırtında Phänomenta yazan bir t-shirt giymis bir kişiye sordum, Alman firması dedi, o da bilmiyormuş… 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, gezen güzel olur, icatlar, severim paylasirim

Fatih Sultan Muhammed kim? Hiiiç…

“…canımın içi, Hazret-i Muhammed’e nasıl Hz. Mehmet demiyorsak, Fatih Sultan Mehmet de bildiğin ikinci Mehmet’tir. 5. Mehmet de Mehmet Vahdeddin’dir ve halife olarak biz kullarını satıp kaçmıştır.
İstanbulu ilk fetheden Fatih Sultan MEHMET’tir. Şakirtlerin icadı Fatih Sultan Muhammed diye biri hiç olmamıştır..”
O zamanlardan bu yana aktarılan kaynak yok sabuklamasına cevaben:
File:Gentile Bellini 003.jpg

BURADAN . Bizim kayıtlarımız eksik olabilir, osmanlica olduğundan okunmaz, okunuşundan emin olunamaz olabilir, bunları çok duydum…Ama adamların 1430’dan kalma kaydı var ve gayet okunaklı. Sultan Mehmed II.

Üç sene önce yoktu böyle bir zırva. 1988’de yapılan köprüye niye konmadı böyle bir isim? Çünkü YOK BÖYLE BİR İSİM…

Müslüman insan nasıl çocuğuna esma-ül hüsna’dan birini isim olarak veremezse, (El-Baki mesela, çocuğuna isim olarak koyacaksan Abdülbaki (Baki’nin kulu) koyarsın.. Edep bunu gerektirir) Yine insan eğer peygamberini seviyorsa, çocuğuna onun adını koyamaz, yanlışlıkla kötü bir söz söylenirse Hz.Muhammed’e sövülmüş gibi olur. O yüzden yüzyıllardır biz erkek çocuklarımıza peygamberimize hürmeten (Hamd-eden manasında) Mehmet, Mahmut, Hamit,Ahmet isimlerini koyarız.

Ha, bu arada, İstanbul’u son fetheden de Mustafa Kemal ve ordusudur. O bakımdan, kafanız net olsun diye yazmak istedim..

17 Yorum

Filed under insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar

Çok Yaşa Yiğit Özgür!

444

onaylıyor musunuz?

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

ŞERİAT istemiyoruz. İsteyeni de istemiyoruz.

ŞERİAT istemiyoruz. İsteyeni de istemiyoruz.
Kadınlara eşit hak lafını çarpıtmayın….
Bu beni feminist yapmaz. İnsan yapar.

El Hakk kim? Adaleti seven kim? Hepimizi bir yarattı. Senin bana üstünlüğün takva iledir. Erkeklik yarışında değilim, pipim yok diye “daha az insan” , “köpek seviyesinde” görülmekten usandım.

İslamın şartı sana beşse bana iki değil ki? Düşün biraz..

Bazı eyaletlerinde şeriat kurallarının hakim olduğu ve cehaletin kol gezdiği Pakistan’da kadın olmak çok zor. Erkeklerin ‘söz dinlemeyen’ kadınlara uyguladıkları şiddet yöntemleri arasında yüze kezzap atmak en yaygın olanı. Aşağıda fotoğrafları görülen kadınlar sadece kadın oldukları ve seslerini yükselttikleri için yobaz, cahil erkekler tarafından bu hale getirildi.

IRUM SAİD – Şu anda 30 yaşında. Kezzapla yakıldığında 18 yaşındaydı. Evlenmeyi reddettiği erkek caddenin ortasında vücuduna kezzap attı. Kör oldu. Yüzü, sırtı ve omuzları yandı. Tam 25 kez ameliyat oldu ve ancak bu kadar düzelebildi.

ATİYE HALİL – 3 yıl önce 13 yaşındayken komşularının yaşlı bir akrabası Atiye ile evlenmek istedi. Ailesi kabul etti. Ama Atiye daha küçük olduğunu belirtip bu isteği reddetti. Reddedilmeyi kendine yediremeyen erkek, Atiye’yi kezzapla yaktı.

NECEF SULTAN – 5 yaşında uyurken babası tarafından yakıldı. Çünkü baba Pakistan’da değersiz olarak kabul edilen bir kız çocuk daha istemiyordu. Necef yaralarının iyileşmesi için 15 kez ameliyat oldu. Şu anda 16 yaşında 2 gözü kör ve yüzü iskeleti andırıyor.

SABİRE SULTAN – Şu anda 30 yaşında olan Sabire, kocası tarafından yakıldı. Kocası, bir kavga sonucunda Sabire’nin yüzüne kezzap attı. Sabire bu olayı yaşadığı zaman hamileydi. Bir başka deyişle hamile olması bile onu koca şiddetinden kurtaramadı.

SAİRA LİYAKAT – Şu anda 26 yaşında olan Saira, 15 yaşındayken evlendirildi. Evliyken okula devam etmek, mezun olmak istedi. Ama kocası Saira’nın bu isteğini yüzüne kezzap atarak cezalandırdı. Saira eski fotoğraflarına bakarak avunuyor.

ŞAMİM AKTER – 18 yaşındaki Şamim’in yüzüne, 3 yıl önce sokakta yürürken tanımadığı 3 erkek kezzap attı. Erkekler, bir kadının sokakta tek başına yürümesini şeriata aykırı bulmuşlardı. Bu yüzden de kendilerine göre Şamim’i kezzap atarak cezalandırmışlardı.
_______________________________________
Sayfaya destek için Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün İzindeyiz,

13 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Başıma gelmeyen kalmadı be. Teyze muamelesi gördüm..

Teknoloji satan marketlerden birine gittim bu gün. 4 kalem mal alınacak. Mallarin hiç birinin ticari adını bilmiyorum. Birisi hafıza kartlarını bilgisayara aktaracak şey, birisi usb’ye takılan ve 4 usb girişi oluşturan şey, birisi usb’ye uzatma kablosu, bir de şarjı tutmayan fotoğraf makinesine pil. Eksisozlukte benim gibileri anlattıkları başlıklar var. Kullanıyorum ama adını bilmiyorum. Dolayısıyla teknoloji cahili sanıyor yeni nesil benim yaşımdakileri, ki bir kısmımız zır cahil, kabul; şarj yerine şarz diyene ne dersin hemşire??  Ben onlardan değilim.. Bilirim az çok.. Ama bunların yanında, bir tür görünmez oluyorum, kaale alınmıyorum.. çok da fifi ya neyse.. Ben de iyice sarı cahile bağlıyorum. Sonra al gözüm seyreyle…

İşte gittim bakındım filan kimse yok… Zar zor bir tane eleman buldum o da bana bana teyze muamelesi yaptı. “pil değilmiş o bataryaymış”. sensin batarya, akü bile derim ben istesem.. Batarya dediğin musluk çeşidi be.. Her ne ise, fotoğraf makinesinin servise gitmesine kadar verildi.. Dükkanda gezinen müşteri sayısı son derece seyrek, lakin eleman sayısı sıfıra yakınsamış durumda. Nerde bunların elemanları be? Kime danışacağım ben?!? Hayır dillerini de bilmiyorum çok zor işim..

Bunların bir bölüğü toplanmışlar koli açıyorlar.. Yanaştım yardım istedim. Kıdemli olan, beni şöyle bir süzdü, “Melih bayana bak” diyerek Melih nam çırağı bana atadı. Melih melih olsa neyse, gözlüğüne kadar bildiğin NERD tip. Uğraşıp nerd etmiş kendini yazık. Rahmetli amcam görse şey derdi. Neyse.. Burada yazılmaz..
Melih usta tipime baktı, puanladı, beni beğenmedi doğal olarak. Cebimdeki, fotoğraf makinesinden söktüğüm mini disket tipli hafıza kartını çekip gösterdim “bunu bilgisayara aktaracak şey” diye; hafıza kartı okuyucusu buldu bana.. “peki bu, cep telefonu kartını da okur mu?” dedim, gözlerini devirdi, “oll in van yazıyor ya” dedi. Melihefendiyle görüşebilmek için default olarak ingilizce biliyor olmamız gerektiğini anladık. Daha ben ikinci soruya geçmeden, benden de teyze kılıklı bir teyze kulaklık istedi. Üçüncü reyonda cevabını aldı, utanmadan kulaklığın kendi evlerindeki bilgisayar markasına uyup uymayacağını sordu, azarını yedii,kuyruğunu kıstırıp üçüncü reyona ikiledi…
Daha da arkadan feci yaşlı bir teyze asansörün nasıl çalıştığını sordu, Melihi çekip götürdü. Melihsiz kalınca ana toplaşma yerlerine gidip yeni bir Melih talep ettim. O arada ileri teyzeyi silkelemiş olan asıl Melih geri döndü bi daha reyona döndük.

YuEsBi çoklayıcı buldu bana.. Bi de uzatma kablosunu tarif ettim, varmış. 7 metrelik olanından buldu bana. Oh ne ala.. Üzerlerine kendi kodunu yazdı, kesin komisyon alıyor bana sattıklarından. Alsın, helal olsun işimi halletti. Üçüncü reyondaki teyzenin hali harap, hala kulaklıkları elleyip duruyor, bir şey anladığı yok, kimseler de demiyor ki aga bu nedir? Ehem, yani bir el atan yok kadına… Ben öyle durumlarda açık söyleyeyim, reyonu birbirine katıyorum.. Bazı ürünler kazara düşüyor, bazılarını itip kakıyorum, etiketleri söküyorum, biri acilen gelmezse o reyonda bir buçuk saatlik hasar yaratıyorum.. BİM muamelesi yapmasınlar adama. AAAA…

*-*-*-*-

ay dur dur bi de şunu anlatayım, yapıkrediden aradılar.. naziiik, kibaaar, bana ha bire Dilek hanım deyip duran (?) bir hatun anlattı da anlattı, o kadar kibar anlatıyor ki kesemiyorsun lafını, özet geçeyim, kart ücreti bile yokmuş.. Allahım seçilmiş bir kişiyim ben herhalde diye sevinmemi bekler bir hali var, adresimi istedi ki adıma hazırlanmış kredi kartımın “sizlere teslimatını gerçekleştirmek üzere…” (sizlere lafına kılım, malumunuz) Almamayı tercih ediyorum dedim.

“Sizlerce mahzuru yoksa istememenizin nedenini bizlerle paylaşır mısınız?” biliyorum ki önündeki bilgisayarda bütün itirazlara bir kapanış cümlesi hazırlanmış, savrulmak üzere beklemekte.. Ezber nasıl bozulur? ahanda böyle:

“biliyorum ki YK iyi bir banka ve world kart da iyi bir kart, avantajları da su götürmez lakin, ben sizin vadaları sevmiyorum Müjden hanım. Mor mor, böyle boynu yok, elleri filan, ay hele gözleri nasıl o öyle, ben çok tiksiniyorum o yaratıklardan yani, kusura bakmayın”

“eee ööö peki” diyebildi yazık, iyi günler dedim kapadım. cins.. ambale oldu ama.. :D

*-*-

Eve geldim hafıza kartı okuyucusunu taktım şıkır şıkır çalıştı, tee nerlerde birikmiş bir dolu resim indirdim bilgisayara. Meraklısı varsa markası GreenTech. Bu da unutulmuş ve tekrar bulununca sevinilmiş bir resim:

18082011 03

 

7 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, severim paylasirim

En basit mantı. 1saat,2 porsiyon

Ipekag mutfaktan bildiriyor:
Hazir manti alirim genelde, sagolsun ailemize manti servisi veren bir hanim var, siparis veririz, yapar, buzluga atariz.. Kisi basi 150 gram seklinde bir de olcum var, hic sasmaz.
Ama buguuun, hepberaber evdeyiz madem…
On yasindaki kizimla manti actik, manti buktuk…
Yillardir ilk defa yapiyorum ama unutmamisim. Kizimin ilk seferi.. Acemilik yavaslatti bizi. Yarim saatte de yapilir aslinda…
Bir bardak un, bir yumurta, biraz tuz, biraz suyla az yapiskan bir hamur yaptim. Un az geldi, biraz daha koydum.. Olcu yok o anda. El yordami.. Oyun hamuru sertliginde, kivaminda olacak.
Unlu masada actim. Icine rondolanmis ortaboy sogan, 200 gram kadar kiyma,(*) tuz, biber karisimindan koyduk, büktük..

wpid-2013-01-17-14.40.07.jpg

Anca iki kisiye yeter bu… Iki bardak un, bir yumurta seklinde bir hamur deneyecegim bir sonraki sefere..

(*) Aslinda ikiyuz gram kiymayla yola ciktim.. 3/4 artti, kofte oldu onlar… Elli gram kiyma pekala yetermis!

Not: yogurt sevmiyoruz biz, bunu makarna gibi haslıyoruz, tabaga alip domatesli sos koyuyoruz uzerine..

2 Yorum

Filed under iştahlı işler