Category Archives: severim paylasirim

Anneannemden masallar -i- “Keçiyi içeri al”

Allah rahmet eylesin, anneannem çok güzel anlatırdı, ben hatırladığım kadarını, kendime göre anlatacağım: 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde fakir bir kadıncağız varmış. Tek göz bir evi, minik bir ağılı bir de kümesi varmış. Eşi, üç çocuğu, bir ineği, bir keçisi, bir horozu üç de tavuğuyla yaşıyormuş… Ve felaket derecede de bunalıyormuş. Sürekli şikayet, sürekli dertlenme… “nasılsın?” demeye gelmiyormuş, kadın hemen “çocuklar da hasta, inek de huysuz, eşim de işsiz…..” diye başlıyormuş..

Derken bir gün, birisi kadına yukarı köyde yaşayan bilge bir dededen bahsetmiş. “ne derdin varsa ona anlat, hemen çözer” demiş. Kadın sevinmiş, almış bir sepet yumurta, bilgeyi ziyarete gitmiş.

Dağın tepesine yakınmış bilgenin evi. Havadar ve manzaralıymış ama kadın daha bilgeyi görür görmez söylenmeye başlamış…” ne uzak yere yapmışsın evini, çık çık geberdim, su gibi ter içinde kaldım…” diye.

Aksakallı bilge dede, anlamış kadının huysuzluğunu, ses etmemiş. Hediye sepetini almış, derdini sormuş kadının. Kadın nefes almış, “evimiz dar ve küçük, hem de…” diye başlayıp uzuuun uzun anlatacakmış ya, aksakallı dede, kesmiş sözünü… “derdin bu mu?” demiş, “bundan kolayı yok.. Hemen eve git, keçiyi eve al..”

Kadın şaşırmış, ama koskoca bilgeyi sorgulamak ayıp gelmiş. Eve gitmiş, keçiyi ağıldan çözüp eve bağlamış. Zaten dar olan ev bir de keçi kokmaya başlamış. Üç gün sonra kadın dayanamamış bilgeye koşmuş.. “aman efendi hazretleri ev dardı, bir de keçi girdi…” demesine kalmadan, bilge dede atılmış: “oh oh iyi, şimdi de tavukları al eve.. hadi koş”

Kadın şaşkın şaşkın eve dönmüş. Tavuklar kümes yerine evde gecelemişler o gece. Adım atılacak yer yokmuş, üstelik ev hem keçi hem tavuk boku kokmuş..

İki güne kadın dar atmış kendini bilgeye.. Ağzını açamadan bilge uzaktan seslenmiş: “Horozu da al eve, horoz dışarda kalmasın”

Kadın ağlamaklı, eve dönmüş, horozu buyur etmiş içeri… Artık koku bir yana, horoz evdeki herkese gaga atmış, gagalayamadığını mahmuzlamış; pırrr çırpınıp her yeri tüy toz içinde bırakmış; keçiye sataşmış, keçi çocuklara tos atmış; çocuk sofraya takılmış, yemekler ekmekler ortaya saçılmış; bir vaveyla ki o kadar olur. Adam sabah ezanı evden fırlamış, daha evvelden beğenmediği bahçıvanlık işi varmış bir tane, onu kabul etmiş, o gün başlamış işe…

Sabahı zor etmiş kadın, daha kapıdan çıkmadan bir çocuk gelmiş avluya, “bilge dedenin selamı var, bugün de ineği alacaksınız eve” demiş gitmiş.

İnek de girince, kapıyı zor kapamışlar o gece. Değil yatak serip yatacak, evde ayakta duracak yer kalmamış. Koku bir yana, gürültü kıyamet dayanılır gibi değilmiş. Huzur kalmamış, herkes ağlamaya bağrımaya başlamış…

Gün doğar doğmaz bilge dede kapıdaymış. “çıkar kızım ineği” demiş, gitmiş.

İnek ahıra geçince ev gözlerine kocaman gözükmüş. Diğer hayvanlar artık o kadar göze batmamış ama rahatsızlık bayağı azalmış sonunda.

Üç gün sonra dede haber salmış: “tavuklarla horozu da çıkarsınlar”

Ev bir kat daha genişlemiş, büyümüş… Eve bir huzur gelmiş, herkesin yüzü gülmüş…

Bir hafta sonra kadın kendi elleriyle sağdığı inek sütünden yoğurt, keçi sütünden de peynir yapmış, dedenin yanına varmış.

Dede gülerek karşılamış kadını. Bir süre sessiz sessiz manzaraya bakmış, huzurun tadını çıkarmışlar..

Bilge dede, “keçiyi çıkar artık” demiş. Kadın sevine sevine eve dönmüş, keçiyi ağıla bağlamış, evi silmiş süpürmüş, çocuklarla saklambaç oynamış, eli kolu sebze dolu gelen eşini gülerek karşılamış.

Ev saraylardan güzel, kırk odalı hanlardan geniş gözüküyormuş gözlerine. Hem evde hem içlerinde bir rahatlık bir huzur başlamış ki o kadar olur. Artık kimse hiç bir şeyden şikayetçi olmamış, şükrederek yıllarca mutlu mesut yaşamışlar.

Masal da burda da bit-miiş.

Ailemizde bu masala sık sık referans verilir. 

* Haline şükretmeyi bilmeyen, keçiyi içeri alsın…

** Bir dertten kurtulma arefesinde: “hele bir keçiyi de çıkarayım” 

13 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Nakil Yazı: Mutfağıma Altın Portakal Kazandırdım

Diğer bloğu iptal ediyorum, yazılar nakil geliyor:

02/03/2010

Eski perde bir şekilde haşat oldu. (*)

Ben de gittim perdeciden kumaş begendim yeni perde icin. Sectigim perdelik kumas aslinda oturma odasina ne bileyim, yatak odasina gidecek bir perde. Pek mutfak perdesi degil yani… Ama biraz iç açıcı olsun istedim.

Gitti eski perde, geldi yeni perde:

Perdede cart turuncu ve altın sarisi rengi karışık. bayagi hava vermis ama degil mi??? Her neyse, perdeden kumas artti, ben de epeydir dusundugum bir seyi uygulamaya koydum. Damacana kılıfı.

Perdelerimle takim damacana kiliflarimi kendim dikmedim malesef; ancak en kisa surede bir dikis makinesi edinmeye kadar verdim, kafam fikir dolu. Saniyorum biyolojik saatim mefrusat kursuna gitme vaktini çalıyor…

2 ayri modelden 1’er metre sonn derece janjanlı kenar süsü aldım Pendik’teki o meşhur tuahfiyeciden.. (kapali otoparkin yaninda hani.. adini hatirlamadim şimdi. gerci kenar süsünün de “fisto” gibi bir adi var ama onu da hatirlamiyorum : )) )

İste sonuclar:

Ve evet, ÇOK su içiyoruz. 3 farklı markanın suyunu kullanmaktayız :))

(*)  Bu konu önemli: Patlıcan közlerken közlematik’e değen perde alevsiz yanmaya uğradı. Ütüyü kumaşın üzerinde unutursanız hani önce sararır, sonra ütü şeklinde simsiyah yanar… Öyle. Ev yangınları da çoğunlukla mutfaktan çıkıyor zaten. Çok şükür ki Garanti ev sigortamız vardı, perde masraflarımız hemen ödendi… Kiracıya 10,000 TL’lik eşyanın sigortası 78, 20,000 TL’lik eşyanın sigortası toplam 128 lira. Değmez mi? Değer.. <

Yorum bırakın

Filed under ev işi, icatlar, severim paylasirim

Bi kutu eglence

Armagan oyuncakta 15 liraya, 5-45 yas arasi eglence. Bayram icin edinin, çocukları epeyce zapt edip eglendiriyor.. 8 cesit oyun, daha ne ?

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

Maskara etmeden maskara surmek

image

Bu fikri nette gordum. malûm-i âliniz, rimel makyajın son aşamasıdır. Ve rimeli kokten surmeye calismak, goz kapaginıza, hâliyle farınıza bulaştırmak demektir. Goz kapaginda kara kara rimel lekeleri, silmeye çalışırken farın yitmesi… Sinir.. Maskaralik… Plastik kasiktan kalkan. Rahaaat rahat surunuz..

6 Yorum

Filed under bakımlı hatun, icatlar, kozmetik, severim paylasirim

itiraf.bom -i-

Bunu da buraya yazıyorum. Yıllar önce, acemi bir kitap kurduyum. (yaşıtlarımın fersah fersah ilerisindeyim ancak acemilik bariz o vakit..)

Film kültürüm ise sıfır denebilir.. (hâlâ da öyle ahım şahım bir ilerleme yok o konuda.. belli benek filmler o kadar. ne yönetmen bilirim ne bişey)

Bir grup taze üniversiteli oturuyoruz. Grubun yarısı kendi aralarında “Örümcek Kadının Öpücüğü” filmini kritize ediyorlar. (onlar da acemi bu entellektüel alanlarda ama hırs o biçim, arayı kapatacağız acilen) Ben sazan hemmen atladım. Hayır bu kırk kişiyiz birbirimizi biliriz, neyi ispatlıyorum, kime hava atıyorum???

-He ben de biliyorum. Kadın süperdi o filmde..

+ Hangi kadın??

– eeeğğğ O kadın işte. Örümcek kadın? ! Vardı ya hani.. (batıyorum ki ne batma)

+ O filmde iki tane erkek var o kadar. Kadın yok.

– (ALLAHIM YER YARILSINNNNN) ah, evet, filmi di mi? ben kitabını okumuştum, orada vardı kadın, başrol hatta. Demek filmde yönetmen yorum getirmiş..

 

 

Arjantin ağla bana.

Mühü.

O hafta gittim aldım kitabı, okudum.

Güzeldi..

 

…………………………

gençlik… ne günlerdi…

 

5 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim

Lila Kutu Ekimmmm :) ……………………….2012

image

Bu, gecen ay gelenden daha guzel bir kutu olmus.

Rebul Yasemin kolonyasini kaptirdim bile. Kizim el koydu. Rebul her zaman hos karşılanır bızım evde.

Moschino minnacik bir sprey-parfum. Koku çocuksu, alınır..

Nonique’in uzerindeki orijinal kullanma tarifi ile, yapistirma etiketteki Turkce talimat, birbiri ile çelişiyor. Orijinali yüzü bununla temizleyip ılık su ile yıkamayı önerirken, etiket yüzü yıkadıktan sonra üzerine sürülmesini istiyor. Ya benim Almanca iyicene kıtlaştı ya da ithalatçı firmaya tercumeyi google amcam yapmis herhalde. ( kullandıktan sonra gelen yorum: kendi tercumeme göre kullanıyorum, beğendim. )

Ama yine de şükür,  diğer bazı blogculara fondotenimsi renkli kozmetik ulaşmış.  Ben benimkinden memnunum…

Rare blossomlar umut vaadediyor, deneyince yazarim.  ( kullandıktan sonra gelen yorum: benim cildime biraz daha ince bir krem iyi geliyor. bu yaramadı, saç jölesi tarzı olan da benim argan yağımın tırmağı olmaz. evet, ıslak saçın kolay taranmasını sağladı ama ne şekil veriyor ne de elektriklenme/uçuşma sorunumu çözüyor. Doa‘ya devam)

Cosmed uzerinde “sivilce karşıtı” yaziyor, tercume etmisler: renk karsiti krem… Bilemiyorum. Kendileri de bilmiyor…

Yeşil sey de salatalikli makyaj temizleyici. Denersem yazarim.  ( kullandıktan sonra gelen yorum: krem yokluğunda kullanılabilir. yağsız, göz makyajını da güzelce çıkardı.. bilinmeyen marka olmasından kaybediyor. koydum banyo dolabına, gerekirse kullanırım. Her gün makyaj yapıp silmiyorum, o iki fazlı solüsyonlardan var evde makyaj temizleyici olarak. O bitsin daha bunun gibi, organik morganik bir şey almak lazım. Her koşulda, göz çevresi derisi hassastır, yağlı ürünlerle makyaj silmek beyaz noktacıklara sebep olur, ıslak mendil de bebek poposu temizlemek içindir, gözünüze sürmeyin…. )

Bi de, oje brosuru cikti, mana veremedim. Attım gitti.
Bayram karti karikatur gibi ;p

bu kadar… ve teşekkürler Lila Kutu, blogları yayınladığın için…

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, bakımlı hatun, kozmetik, severim paylasirim

Hastanede ince düşünce

Bugün bir bir vesile uğradığım bir hastanede bunu gördüm, çok beğendim.
şarj ünitesi

4 Yorum

Filed under severim paylasirim

İlanen duyrulur….

 

67 aylik oglumu henuz hazır olmamasına, anasınıfına gitmesi gerekmesine ragmen, ilkokula kaydeden MEB’e sitemlerimi,

kafa karıştıran medyanın tamamına ne kadar süprüntü olduklarını hatırlatma zevkini,

“rapor verene soruşturma açarım” tehdidi savuran başhekime, hakettiği halde rapor alamayan annelerin ahını,

hastane hastane gezip rapor ararken tek güler yüzü gördüğüm medeniyet üniversitesi cocuk klinigi danışma servisindeki güzel hanıma sevgilerimi,

alinan raporu kayderken kaydı “pasif” yaparak nakil almami geciktiren ilgiliye teessüflerimi,
5 senedir gidip geldiğimiz, artik aile okulumuz olan anaokuluna beni ilk tanıştıran Türkan’a şükranlarımı,

tam bize gereken gün taşınma nedeniyle kaydını sildiren öğrenci ve velisine “güle güle oturun” dileklerimi,

okula kayıt aşamasında pürüzleri atlatmaya gayret eden ilgili kişiye “en kısa zamanda sigaradan kurtulması” dileklerimi,

işlerin en kötüye gittiğini düşündüğüm en umutsuz zamanlarımda bana güç veren Bakara suresi 216. ayete minnetlerimi,

bir şekilde herşey yoluna girdiği, oğlum mutlu olduğu ve anaokuluna başladığı için hamdolsunlarımı,

herşey olup biterken çalışan karma/reiki/yoga ferahlıklarına iyi dileklerimi,

bütün bu süreçte mümkün olduğu kadar bana yardımcı olan, iş çıkarmayan,elimden tutan dalgın prensesime öpücüklerimi,

dualarını esirgemeyerek, zaman zaman dırlanma, vırlanma,şarlama ve ağlamalarıma göğüs geren; sürekli “merak etme, olur, sabır” diyen anneme ve kayınvalideme hürmetlerimi,

zırt vırt gidip kendime geldiğim starbucks personeline sağladıkları güzellikler ve kafein için o 5 dakikalık huzurlarımın tamamını,

form doldururken verdiğim şahsi isim-adres-telefon bilgilerimi rainbow firmasına veren/satan servisçiye kin ve nefretimi,

listede unuttuğum kimse varsa, özürlerimi,

özellikle son üç gündür, bu çocuğu babamın evinden getirmemiş olmama rağmen;  telaş ve bunaltı içinde koşturur, kayıttı, evraktı, belgeydi, formdu, okulun istek listesinin tamamlanmasıydı, alışverişti, evin işiydi, yemekti, kurstu, dersti, ödevdi, onun parası bunun parası ödenecekler listesiydi;  ben perperişan olurken hiiiiç elini vurmayan, anlattıklarımı dinliyormuş görünüp ertesi günü tekrar soran, ter burnumdan akarken bulup aldığım şeye bakıp “mavisi yok muydu” diyen, beni çileden çıkaran, sonra “e niye kızdın?” diyerek, neden kızdığımı bile anlamamışlığını bildirdiğinde öfkenin sınırına ulaşmamı sağlayan, müşterek hayatımızın kendine düşen tarafına iştirak etmeyip bi de üstüne “ee kahve yapcan mı?” diyen tavus kuşuma ise “RÖEH” duygumun tezahürünü

huzurlarınızda bir kez daha bildirmeyi şeref borcu addederim…

 

 

12 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, severim paylasirim

Felek gözün kör olsun -II-

Bir yazıya başlık atmak, bazen yazının en zor kısmı oluyor.

Bugün burada, geçmişimden bir kuple anlatacağım. Şimdi hep beraber 60’lara gidiyoruz. Annem ortaokullu. O zamanlar paçaların ve yakaların bol, kolların ve bedenlerin dar biçildiği, göz farlarının masmavi, o da kaşa kadar sürüldüğü; ayakkabı tabanlarının kadın erkek farketmeden platformlu yapılıp adının apartman topuk konulduğu yıllar…

Ve gözlükler, bugün vintage diye gözlemlediğimiz, çerçeveler kemik ya da plastik ama ille de kalın saplı, gözlük kısmının uçları yukarı sivrilirken taşa bulanmış olanları makbul. Camları her tonda olabilir, o konuda bir birlik yok…Çok cool, çok moda.. Annem o gözlüklere hasta, lakin almıyorlar.. Aldıramayınca naapıyor? Geceleri el feneri ışığında kitap okuyor, her yerde gözlerini kısıyor, uzağı göremiyorluğundan sürekli şikayet ediyor.

Demek ki ya bozmayı beceriyor, ya da göz doktoru acıyıp dinlendirici filan bir gözlük yazıyor, bizimki alıyor reçeteyi, kavuşuyor gözlüğüne. Musmutlu…

Aradan yıllar yıllar geçiyor.. Ben ilkokul son sınıftayım. Evde TV’nin dibinde oturuyorum, okulda boyum uzun diye en arkaya oturtuyor öğretmenim, ve fakat tahtayı göremiyorum. Kulaktan dolma eğitim almaktayım… Uzağı göremediğimin farkında değilim, herkes öyle görüyor sanıyorum..

Babamın en samimi arkadaşı göz doktoru ancak annemin yıllar boyu gülerek anlattığı gözlük aldırma macerası yüzünden kimse bana inanıp gözcüye götürmüyor ki beni… göremiyorum, ama inandıramıyorum da..

Okul bitti, fakir olmayıp da dersaneye gitmeyen tek öğrenci olarak çift sınavı başarıyla atlattım (40 kişilik sınıftan iki kişi kazanabildi, o kadar açık söyleyeyim)  Anadolu Lisesine kaydımı yaptırdılar. O arada biri aydı, gözüme bakıldı 1,75 miyop olduğum  net olarak anlaşıldı, hayatımın ilk gözlüğünü taktım. İNANAMADIM.

Hayat ne kadar güzelmiş be…

Eylülün ikinci haftası okul açıldı, ilkokuldan en samimi arkadaşım, hatta resmi olarak kan kardeşim Demet’le karşılaştık sokakta. Kız şok geçirdi: “anadolu lisesi zor derlerdi de inanmazdım, ilk günden gözlük mü taktınnn?”

:)))))))))))

Bang Crafts Kolye (görselin yaziyla alakasi yok, ama resimsiz yazı koyma diyen bacım yüzünden her yazıya uygun fotografım olmasa da görselleyeceğim. bu bir bang crafts kreasyonu, carrefour kozyatağı’ndan sevgilerle)

Annem, ben kendimi bildim bileli araba kullanmak dışında asla gözlük takmadı. onu hiç gözlüklü görmedim.. Hala da TV izlerken bile takmaz, hayatı böyle flu görmekten memnun olduğunu söyler.

Ben o günden sonra yaklaşık otuz yıl boyunca uyumadığım her an gözlük taktım.

(2,75’ti en son, lazere girdim ve gözlükten kurtuldum geçenlerde.)

1- Çocuğun sözüne inanın arkadaş.

2- Her yıl sağlık kontrolüne girin.

Deep not: Kızım ve oğlum da her yıl göz kontrolüne girerler. İkisi de miyop, geçen sene “takip edelim” demişti doktorumuz, bu sene kesinleşti ve bir haftadır kızım da gözlük takıyor.

Hipster tarz bir gözlük seçti, ki o da başka bir yazının konusu… Nasıl yakıştı anlatamam.. Halası kılıklı :)

2 Yorum

Filed under çocuk, saglik, severim paylasirim

Kendi ayakkabısını kendi giysin annesi…

3 yaşındaki çocuk kendi ayakkabısını kendisi giyebilmelidir. “Çocuğum ayakkabısını ters giyiyor, sağını solunu bilemiyor ki?” mi dediniz??

onun çözümü kolay :

ayakkabi isaretiAyakakkabının iç tarafına sevdiği bir şekli çizin. Kalp, yıldız, şimşek? Ne isterse.

İki kalp yanyana gelecek, sonra ayaklar ayakkabıya girecek. Şaşırma ihtimali sıfır.

Otuz yıllık deneyim konuşuyor..

 

3 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim