Category Archives: saglik

Breathe Right nedir? Nefes alma hakkıdır!

Hayatımın uzun bir bölümünde ağzım açık yaşadım. “Geniz eti” ben küçükken icat edilmemişti. Burnum tıkalıydı, nefes alamıyordum ve ben bunu normal saydığımdan, hiç başka türlüsünü bilmediğimden şikayet de etmiyordum.

Bir tek ağzımdan nefes alabiliyordum. Beni iştahsız sanıyorlardı. Bilmiyorlardı ki aynı anda hem nefes alıp hem yemek yememe imkan olmadığından debeleniyordum sofrada…

Burnumdan nefes alamadığım için yıllarca sürekli olarak boğaz enfeksiyonları yaşadım. Deli gibi antibiyotik kullandım mecburen. Tetrasiklinler yüzünden dişlerimde renklenmeler oluştu. Ön dişlerimde sapsarı lekeler. Bir çocuğun gülümsemesi kadar güzel ne var? Ben gülümseyemedim hiç. Ki, şehirdeki en seçme, en zeki çocuklarla aynı okuldaydım. Espiriler havalarda uçuşurdu, benim sadece gözlerim gülerdi. Çok utanırdım dişlerimden. Hem 4göz, hem dişleri sigara içiyormuşçasına sapsarı..

Serviste 5 yıl aynı okula gidip geldiğim ve idolum olan abla, hatıra defterime “bildiğim kadarı ile sessiz, sakin bir kızsın” yazmıştı. Bana? BANA!!

Kendim olabilmem için, içimdeki İpek’i dışarı çıkarabilmek için 18 yaşımda ilk iş dişlerimi kaplattım, lens takmaya başladım ve 20’lerin ortalarında tel de taktım. (işleri rast gitsin Denta-Kid, Dr. Mehmet Özgen) Bir de o geniz eti ile beraber burnumu düzelttirdim (elleri dert görmesin ONEP Prof.Dr.Onur Erol)

Neler neler çektim yani. Nefes almak ve alamamak aradaki farkı iyi bilirim. Bu konuda uzman sayılırım. Bu yazımı da bu uzmanlığıma dayanarak yazıyorum…

*-*-*-*-*-

Fikri Mühim’den bu ay gelen kitten Breathe Right çıktı. Breathe Right zaten bildiğim bir ürün. Bugüne kadar Göğüs büyütücü hap, Dudak dolgunlaştırıcı ruj, minare gölgesi, davul tozu muamelesi yaptığım, fasa fiso gördüğüm bir kutucuktu kendisi. “Hayatta para vermem” dediğim şeylerdendi.

Bir kez daha büyük konuştuğumuzu anladık sevgili okurlar.

Bende görünce oğlum tutturdu, “ben takcam ben takcam”. Kemik şekline ve yıldızlarına vuruldu. Zaten soğuk almış, “iyi tak” dedim.

Taktık :

br1

Sümüklü burnu bir anda açılınca hissettiği mutluluğa bakar mısınız?

Breathe Right sayesinde soğuk algınlığını boğaz enfeksiyonuna dönüşmeden atlattık. Niye? Nefes alabildiği için.. Bugün bir doktor muayenesi 40 lira, reçeteye girmeyeyim hatta. Hop kutu kendini amorti etti işte. Al bulunsun!

Bu da ben,

br 2

Takar takmaz 3. bir burun deliğim varmış gibi, zonk diye hava almaya başladım! Şaşkın görüntü ondan. Gece horlayanınız filan varsa, tavsiye ederim. Her ikinize de rahat uyku temin ediyor.  Ohh nasıl bebekler gibi uyutuyor anlatamam.

Normalde büyükler için olanı ten renginde ama ben yıldızlı varken ten renginin yüzüne bakmam yani.. :))

Bence, her eve lazım. Çok beğendim ve mutlaka evde bulundurulacak bir ürün oldu bundan sonra.

 

 

 

12 Yorum

Filed under aile, araştırdım, çocuk, icatlar, saglik, severim paylasirim

Genç kız olmak…

-*-*-*- Genç kızlara özel yazı-*-*-*-

Güzel ve akıllı kızım…

10 yaşından itibaren hayatının yeni bir dönemi başlar. Genç kızlık. Çok güzel ve çok hassas bir dönemdesin.

İçten içe bir çocuk olsan da, vücudun seni büyümeye, anne olmaya hazırlar. Annelik kolay bir şey değildir, o yüzden hazırlık da yavaş ve uzun sürer.

Yaşıtın erkek çocukların gelişmesi senden daha geç olacak, senin geliştiğinin farkına bile varmayacaklar. Ama gene de, bir genç kız olarak, biraz daha dikkatli oturup kalkman, kendine biraz daha özen göstermen lazım. Yavaş yavaş küçük bir hanım oluyorsun. Bir hanımın davranışlarını kopyalayıp, kendine uyarlamalısın.

Nezaket her zaman bir pelerin gibi üzerinde olmalı. Ve bir genç kızın sakin ve gururlu olması en güzelidir. Çok merak ettiğin binlerce şey var, biliyorum.. Hepsinin sırası gelecek. :)

Artık pembeli, ayıcıklı, süslü kıyafetlerde değil gözün. Daha hanımsı, daha zarif kıyafetler ve takılar arıyorsun kendine. Diğer arkadaşlarınla rakip gibisin, hiç tanımadığın kızların giysilerini, saçlarını süzüyor olacaksın yakında. Kendi tarzını bulmak üzeresin, iyi haber: çok güzel olacaksın…

Sana en uygun şey, her zaman en beğendiğin şey olmayabilir. 10-15 yaş arası bir genç kızın topuklu ayakkabılar, parfüm ya da makyaj hevesi doruktadır.. Ancak, daha erken güzelim..

Topuklu ayakkabı bir denge ve ayak tabanındaki kemiklere işkence aletidir. İki parmağının kalınlığından daha yüksek topuk, sana mutlaka rahatsızlık olarak geri döner.. Hep babet giy demiyorum, giyeceğin ayakkabının topuğu ölçülü olsun. Yirmili yaşlarında, stilettolar seni bekliyor zaten. Bu yaşta ayak parmaklarını sakatlamazsan iyi edersin.

Parfümlerin çoğu alkol içerir ve alkol de cildin için hiç de uygun bir sıvı değildir. İyi parfümler çok pahalıdır, ucuz parfümler ise kesinlikle rezildir. Kullanma.

Makyaj… Makyaja gelince, üç kural var

1  : Kozmetiğin her alanında mümkün olduğunca doğal içeriklerden yana ol.

2 : Kozmetik ürünleri kimseyle paylaşma. (Kimseye sürdürme, kimseninkini sürme…)

3 : Herkes ne yaparsa yapsın, boşver. Sen koyun olma.

 

En güzel cilt, temiz olandır. Cildini her gün saf gülsuyu damlattığın pamukla silmeyi ihmal etme. Cildin yağlanmasını, siyah noktaları engeller. Bütün o pahalı jeller meller hava civa.. Gülsuyundan şaşma!

 

Dudak koruyucu kullanabilirsin. Hafif renklendirilmiş olanları da var.. Ama şeffaf olanlarını tavsiye ederim. Renklendiriciler bile zararlı kimyasallardır. Dudaklarının kendi doğal pembesini şeffaf bir koruyucu ile vurgulasan yeter, sadelik her zaman asil durur.

Oje, şirin bir şey. Seviyorsan, her rengi güzel. Lakin unutma, iyi bir marka al. Tırnaklarını havasız bırakır oje, o yüzden az sür, kısa süre sür. Asetonsuz oje çıkarıcısı kullan.  Aseton tırnağın üst yüzeyini hırpalar.

Fondöten: iki kelime. “uzak dur”.

Kalem-Far-Rimel: 15 olmadan, heveslenme. Genç kızların makyajı, onları malesef bir cüce-kadın kılığına sokuyor. 15 olunca, annenle bir konuş bu konuyu…

——–

Genç kız olmaya başladığını nasıl anlarsın? 

Bu kısım, nedense herkesin konuşmaya utandığı kısımdır… Genellikle bacaklarındaki tüylerin koyulaşması ve terlediğin zaman kol altlarının garip kokmasından.. Hormonların saat gibi çalışıyor demek ki. Çok iyi. Bacakların için tüy sarartıcı ya da ağda öneririm. Jilet? ASLA!  Tüy dökücü kremler de bir yere kadar işe yarar ama en iyisi bence veet/sesu hazır ağda bantları.

Kol altlarına gelince, bir sene içersinde bu bölgede de tüylerinin rengi koyulaşacak, haberin olsun. Vücudunda el ayak tabanları ve dudaklar dışında tüyle kaplı olmayan pek bir yer yok zaten. Belirli bölgeler de hormonlar işe koyulunca, renk değiştiriyor, kalınlaşıyor işte. Çözüm var: Ağda! Evet bıktırıcı.. Ama ileride lazere gidebilirsin ya da depilatör makinelerden bir tane alabilirsin. Onu sonra düşünürüz..

Kol altlarına her banyodan sonra roll on/deodorant sürmeni öneririm.  Terlemeyi önleyen “antiperspirant” değil, ter kokusunu önleyen “deodorant” ürünleri seç.

Tüy demişken, bikini bölgesi dediğimiz alanda da tüylerinin koyulaşması normal. Zamanla iyice koyu renk aldığında rahatsız etmemesi için onlardan kurtulmak isteyebilirsin.. Bölgenin hassas olması nedeniyle, tüy dökücü krem ya da ağda bantları çözüm olabilir. Bu kıl-tüy işlerinde ailende en yakın bulduğun anne/abla/teyze/hala sana mutlaka yardım eder. Kimse alay etmez merak etme, hepimizin başından geçti bunlar.. Üstelik bunlar çok güzel bir dönemi gösteren işaretler, anneler çok sevinir minicik kızları bir genç kız olunca..

Vee en güzeli, en geç 13 yaşında göğüslerin gelişmeye başlayacak. Biraz acır, bu da normaldir. Birisi diğerinden farklı büyüklükte olabilir, normaldir.

2012-12-28 14.39.14 LCW‘de  gördüm, T-shirtlerden belli olmaması için özel bir katı olan fanilalar/atletler var, hemen bir tane al. Rahat edersin.

Sütyenin zamanı da geliyor artık. Penye ve iki katlı (ince bir sünger tabakalı) olan sütyenler idealdir. Sentetik olanlara heveslenme. Sağlıklı gelişmen için gerekli boyda almalısın. Ayakkabı gibi, “büyüyünce de giysin” diye sütyen azıcık büyük alınmaz. Tam uygun olanı en iyisidir. Büyüyünce, bir tane daha alırsın olur biter.. Unutma, alttan destekli yani telli sütyenler gelişme çağındaki göğüs dokusuna zarar verirler, tam olarak gelişene kadar, telsiz sütyen almalısın.. Veee, yatarken çıkarmayı unutma!

Son olarak, göğüs gelişiminden iki yıl sonra, âdet görmen beklenen bir durumdur. İşte ilk âdetle, tam bir genç kızsın. Tebrikler küçük hanım..

Not: Sormak istediğin bir şey varsa, mail adresim yukarıda. ;)

Annelere not: 10 yaşından önce ergenlik belirtileri, “erken ergenlik”tir. Lütfen doktora danışınız. Ve lütfen eve organik olmayan tavuk sokmayın; erken ergenlikle ilgili hangi doktorla konuşsam hepsinden aynı lafı duydum: “tavuğu kesin”

25 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, saglik, severim paylasirim

Evde dişmacunu yapalim mi?

 

Uzmani konuşuyor, dikkatle dinleyin.

O kadar “beyazlatıcı/12 saate kadar koruyucu/hokus pokusçu” diş macunu çıktı ki artık gerçekten ürperdim. SLS idi, Paraben idi.. İçim çıktı. Yeterse yeter..

Dis macunlarindaki kimyasallardan tiksinmis bir anne olarak, evde kendi dis macunumu kendim yaparim dedim ve yaptim.

dismacunu

5 gr/1 tatli kaşığı karbonat,

1 çay kaşığı tuz

4-5 damla Nane yagi (anti bakteriyel ve koku verici)

1 tatli kaşığı Hindistancevizi yagi

Biraz limon suyu..

 

Toz maddeler porselen/cam  kâsede karıştırılır, sıvılar eklenir, yedirilir, macun kıvamına gelen karışım kapalı kapta dört kişilik aileye 3 gün kadar yetmektedir.
Mekanik temizlik sağlayan en basit, en zararsız temel diş macunu formülü budur. Tadı çok sert oluyorsa, toz tatlandırıcı ekleyebilirsiniz. Ben Starbaksta verilen poşet tatlandırıcılardan eklemeyi önerebilirim, Splenda iyidir.

Diş fırçalarınızı haftada bir 3 dakika kadar kaynatmayı ihmal etmeyiniz. 3 ayda bir de değiştiriniz. Nemli ortamda feci şekilde bakteri ürer…

Selamlar

IpekAG

5 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, güvenli hayat, icatlar, kültür, saglik, severim paylasirim

Felek gözün kör olsun -II-

Bir yazıya başlık atmak, bazen yazının en zor kısmı oluyor.

Bugün burada, geçmişimden bir kuple anlatacağım. Şimdi hep beraber 60’lara gidiyoruz. Annem ortaokullu. O zamanlar paçaların ve yakaların bol, kolların ve bedenlerin dar biçildiği, göz farlarının masmavi, o da kaşa kadar sürüldüğü; ayakkabı tabanlarının kadın erkek farketmeden platformlu yapılıp adının apartman topuk konulduğu yıllar…

Ve gözlükler, bugün vintage diye gözlemlediğimiz, çerçeveler kemik ya da plastik ama ille de kalın saplı, gözlük kısmının uçları yukarı sivrilirken taşa bulanmış olanları makbul. Camları her tonda olabilir, o konuda bir birlik yok…Çok cool, çok moda.. Annem o gözlüklere hasta, lakin almıyorlar.. Aldıramayınca naapıyor? Geceleri el feneri ışığında kitap okuyor, her yerde gözlerini kısıyor, uzağı göremiyorluğundan sürekli şikayet ediyor.

Demek ki ya bozmayı beceriyor, ya da göz doktoru acıyıp dinlendirici filan bir gözlük yazıyor, bizimki alıyor reçeteyi, kavuşuyor gözlüğüne. Musmutlu…

Aradan yıllar yıllar geçiyor.. Ben ilkokul son sınıftayım. Evde TV’nin dibinde oturuyorum, okulda boyum uzun diye en arkaya oturtuyor öğretmenim, ve fakat tahtayı göremiyorum. Kulaktan dolma eğitim almaktayım… Uzağı göremediğimin farkında değilim, herkes öyle görüyor sanıyorum..

Babamın en samimi arkadaşı göz doktoru ancak annemin yıllar boyu gülerek anlattığı gözlük aldırma macerası yüzünden kimse bana inanıp gözcüye götürmüyor ki beni… göremiyorum, ama inandıramıyorum da..

Okul bitti, fakir olmayıp da dersaneye gitmeyen tek öğrenci olarak çift sınavı başarıyla atlattım (40 kişilik sınıftan iki kişi kazanabildi, o kadar açık söyleyeyim)  Anadolu Lisesine kaydımı yaptırdılar. O arada biri aydı, gözüme bakıldı 1,75 miyop olduğum  net olarak anlaşıldı, hayatımın ilk gözlüğünü taktım. İNANAMADIM.

Hayat ne kadar güzelmiş be…

Eylülün ikinci haftası okul açıldı, ilkokuldan en samimi arkadaşım, hatta resmi olarak kan kardeşim Demet’le karşılaştık sokakta. Kız şok geçirdi: “anadolu lisesi zor derlerdi de inanmazdım, ilk günden gözlük mü taktınnn?”

:)))))))))))

Bang Crafts Kolye (görselin yaziyla alakasi yok, ama resimsiz yazı koyma diyen bacım yüzünden her yazıya uygun fotografım olmasa da görselleyeceğim. bu bir bang crafts kreasyonu, carrefour kozyatağı’ndan sevgilerle)

Annem, ben kendimi bildim bileli araba kullanmak dışında asla gözlük takmadı. onu hiç gözlüklü görmedim.. Hala da TV izlerken bile takmaz, hayatı böyle flu görmekten memnun olduğunu söyler.

Ben o günden sonra yaklaşık otuz yıl boyunca uyumadığım her an gözlük taktım.

(2,75’ti en son, lazere girdim ve gözlükten kurtuldum geçenlerde.)

1- Çocuğun sözüne inanın arkadaş.

2- Her yıl sağlık kontrolüne girin.

Deep not: Kızım ve oğlum da her yıl göz kontrolüne girerler. İkisi de miyop, geçen sene “takip edelim” demişti doktorumuz, bu sene kesinleşti ve bir haftadır kızım da gözlük takıyor.

Hipster tarz bir gözlük seçti, ki o da başka bir yazının konusu… Nasıl yakıştı anlatamam.. Halası kılıklı :)

2 Yorum

Filed under çocuk, saglik, severim paylasirim

Sigarayı Bırakamam… Sigarayı Seviyorum…

Doktor kafasını önündeki tahlil sonuçlarından kaldırıp, sana ” kötü bir haberim var” dese…
“üç aylık ömrünüz kalmış, ileri evre kansersiniz… tipik olarak sigara içenlerde ya da tütün dumanına maruz kalanlarda rastlanan bir kanser bu.
malesef, üç ayınız var. O da en iyi ihtimalle. Fırsatınız varken sevdiklerinizle vedalaşın, son olarak seyretmek istediğiniz film filan varsa seyredin, zamanınızı güzel değerlendirin, moralinizi bozmayın..” dese…
minicik, öpmelere doyamadığın çocuğunun babasız, boynu bükük büyüyeceği, belki de bir başkasına “baba” diyeceği dank edecek kafana..
Camide, musalla taşının üzerindeyken, annenin tabutuna örtülen duvağa kapanıp “yavruuum” diye ağlayacağını anlayacaksın..

yaşamaya doymadan mezarlığın birinde bir tümseğin altına atıp gidecekler seni.
çar çur olmuş hayatından geriye bir şey kalmadığını, almak istediklerini, daha yapmak istediklerini, evini, işini, doğmamış çocuklarını, olmayan geleceğini, bütün hayallerini, bütün sevdiklerini, saf saf zamanın varmış gibi yaptığın planlarını düşüneceksin birer birer.

kaçınılmazı önce inkar edeceksin, bir yanlışlık var sanacaksın.  “falanca da doksanbeş yaşına kadar sigara içti, öksürmedi bile, turp gibiydi” , “filancaya da kötü hastalık demiş doktorlar, ceviz yedi hergün, birşeyciği kalmadı” diyenlere umut bağlayacaksın, “yok canım, bana bir şey olmaz” diyeceksin..

sonra, öfkeleneceksin.. daha yaşın ne başın ne, bir dolu ihtiyar varken, sapıklar, katiller onca kötü insan dururken senin kadar iyi birine denk gelmez ki bu hastalık? haksızlık bu. sen çok iyi bir insansın, olmaz ki..

pazarlık edeceksin..”Lütfen iyileşeyim Allah’ım.. söz her gün oruç tutacağım, fakirleri doyuracağım, beş vakit namaz kılacağım, annemi üzmeyeceğim, çocuğuma çok iyi örnek olacağım…”

giderek kötüleşecek, giderek daha da dayanılmaz ağrılara katlanamaz olacak, üç ayı bile bulmadan o pis kokulu, loş hastane odalarından birinde, sondalarla, serumlarla, sürünerek günlerce can cekişecek ve son nefesini gencecik yaşında vereceksin.
herkes üzülecek evet, ama herkes, “o kadar da -içme şu zıkkımı- dediydik” diyecek.

sanma ki varlığın, hayattakiler için önemli, emin ol çok değil, bir sene sonra tamamen unutulacaksın. hiç kimse seni hatırlamayacak. yok olacaksın…
bir kez daha gün doğumunu göremeyeceğini anlayacaksın son gecende.. çok ağlayacaksın, çok pişman olacaksın, her şey silinecek gözünden. “bir şansım daha olsa, beş yıl, on yıl önce bırakırdım sigarayı” diye tövbeler yeminler edeceksin.

işte tam o an, duaların kabul olacak; on yıl önceye dönecek, bu yazıyı okuduğun saniyeye uyanacaksın birden bire. Şöyle bir irkilecek, “hayırdır inşallah, rüya mıydı?” diyeceksin.

*-*-*

Rüya değil.

Sigarayı bırak, bu saniye bırak.

On yıl sonraki sen, sana yalvarıyor, duyuyor musun????

A

B

C

5 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik

Çocuğunuz lösemi hastası mı? Nereden biliyorsunuz olmayacağını??

şu an, bir çocuğu lösemiden kurtarmaya çalışıyoruz. 2 yaşında minik bir kız.

5 ml, yani bir tatlı kaşığı kan vereceksiniz, ilik bankasına kaydınız yapılacak. Bakarsınız Defnoş’a sizin iliğiniz uygundur, ona can bağışlayacaksınız. Hem de canınız hiç yanmadan..

Belki de beklemekte olan, binbir başka çocuktan birine gülecek şans…

Günün birinde, sizin çocuğunuza da lazım olursa, ilik bankası verileri emrinizde olacak…

Çapa’ya uğrayın, ilik bankasına şu kadarcık kan verin. Ve bunu ertelemeyin. Mübarek ay hürmetine, en güzel sevaba girin.

 

bana ulaşan mail şu şekilde:

kemik iliği arıyoruz..​.

Sevgili İpek,

Bir anneden bir anneye, hastanede yavrusunun başında çaresizce bekleyen başka bir annenin dualarına yardımcı olmak için sana yazmak istedim.

Bir şansın olur da, benim gibi seni takip eden diğer annelere duyurabilirsen, belkiyardım etme şansımız olur. Bugün itibariyle ilik aramaya başladık.

Yardımın için sonsuz teşekkürler şimdiden.

 

Aylin

 

 

 

 

 

——————————

Sevgili Arkadaşlar,

 

Lösemi hastalığı ile 1 yıldan fazladır mücadele eden 2 yaşındaki küçük Defne’miz için kemik iliği arıyoruz.

 

Ekte Defne’nin babası Metin Abimizin hazırladığı dosyaları incelemenizi ve destekleriniz için belirttiği iletişim adreslerinden kendisine ulaşmanızı rica ederim. Ayrıca mümkünse adres defterinizdeki insanlarla bu e-maili paylaşmanızı…

 

Önemli: Metin Abi çoğu zaman hastanede olduğu için kendisine ulaşamadığınız durumlarda aşağıdaki numarayı aramanızı rica ederim.

 

Murat Özcan: 0506 831 97 57

 

Teşekkürler,

 

mehtap.mutlu@dunya.com

 

şimdilik bana ekle gönderilen pdf dosyalarını yükleyemedim ama en kısa sürede onları da yükleyeceğim.

Murat Bey’i arayabilir, Mehtap hanım’a mail atabilirsiniz.

Detaylar için facebook hesabı da var..

İleride kendinizle gurur duyacaksınız. Bir çocuğun kahramanı olun.

:)

Bütün teşekkürler az gelir.

Ama teşekkür ederim

 

16 Yorum

Filed under çocuk, saglik

O soru nihayet geldi.. (bölüm 3/3) “Peki, Orkit ne işe yarıyor anne?”

8-9 yaşındaki kızlar merak ediyorlar, anneler de açıklıyor..

-Çocuğunuza burada yer alan basit bilgilerin tamamını ya da bir kısmını aktarabilirsiniz. tamamen çocuğun ne kadarına hazır olmasına bağlı-

Her kadının, iki yumurtalığı vardır. Karının içinde yer alır. Kasıklarının biraz üzerindedir.

Kızlar, genç kızlığa ulaştıklarında yani 12-13 yaşından itibaren yumurtalıklar, her ay bir tane yumurta çıkarır ve rahim adlı özel odaya yollarlar.  Minicik, gözle görülmeyecek kadar küçük bir yumurta rahimde bekler.

Eğer anne ve baba, bir bebek sahibi olmak istiyorlarsa, o minicik yumurtacık, babanın vereceği minicik sperm hücresiyle birleşir ve bir bebek annenin karnında, özel odada büyümeye başlar.

Eğer bebek sahibi olmak istemezlerse, o ayın yumurtası, özel bir salgıyla dışarı atılır.  Buna “âdet” denir. Bu dönem de “âdet dönemi”dir.  Aynı, burnundaki fazla sümüklerin özel sümük salgısıyla dışarı atılması gibi.

Ve bu kullanılmamış yumurtayı taşıyan âdet salgısı rahimden çıkar, nasıl sümüğümüz burnumuzdan atılıyorsa, âdet de aynen kendi özel yolundan dışarı atılır.

Bu özel yol, bebeklerin doğduğu kanaldır. Ve adı, vajinadır.

Vajinadan gelen salgı çişten çok sümüğe benzediği için tutamıyoruz. Kendi başına akıyor işte. Bu durumda, iç çamaşırımızı kirletmesin diye, Orkid/Kotex vb kullanırız.

İşte bu kadar.

—————————————–

Bu konuda iki önemli husus var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, âdetin adı: renkli-regli vb değildir. regl de denebilir, ya da özel günler denebilir. Ama “âdet” en geleneksel adıdır.

17 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

O soru nihayet geldi.. (bölüm 2/3) Sperm ve Yumurta

Kızım 5 yaşındayken “ya yumurtanın içinde civciv varsa, yazık değil mi, yemeyelim” demişti. O sorunun cevabını anında vermiş ve beş yıldız almıştım:

“civciv yumurtası ayrı olur, hiç yumurtacılar civciv yumurtasını satarlar mi? civciv büyüyüp tavuk olunca bir sürü yumurtaları olur. civciv yumurtası satılmaz. yemelik yumurta satılır”

Daha sonra, yemelik yumurtanın, tavugun her gün yumurtladığı düz yumurta olduğu; oysa civciv yumurtası için bir horoz gerektiğini anlattım. Çünkü her bebeğin bir babası olurdu. Düz yumurta yenir, civciv için horoz lazım. O kadar.

Kendi doğumuyla ilgili olarak doktorumun karnımı keserek onu çıkardığını biliyor, hatta fotoğrafı bile var daha bir kaç saniyelikken..

8 yaşında olduğu son bir aydır annecilik-babacılık oyunları, bazı merak edilen konular artmıştı. TV’de izlediği bir yerli filmde meşhuur doğum sahnesine de şahit oldu geçen gün.

[zeki alasya-metin akpinar filmi, bir kadın bağiriyor, dogum yapmakta.

Doktor bulunamadı, bir başka kadin : “ben bu işten anlarım.. bana sıcak su ve çarşaf getirin” dedi. tam o anda bizim soru müdürü: “bebeği mi pişirecekler?” ]

İşlem tamam.

Bugün de banyosunu yapmış, pedikürünü yaptırırken “iyi ki tavuk değiliz, her gün yumurtlamamız lazımdı” dedi. “hmm” dedim.

Biraz daha açık sordu:

“Bizim de yumurtamız var mı?”

“Yumurtadan çıkmıyoruz elbette, ama yumurtamız var, biliyor musun…”

“anlatsana anneee”

“Bak şimdi, ellerini kasıklarına koy. Tam parmaklarının altında yumurtalıkların var. İşte orada, bir sürü yumurtan var. Sen genç kız olduğunda bu yumurtaların her ay bir tanesi, yerinden ayrılıp bir tüpten kayarak rahim dediğimiz iç organına inecek. O da tam şu leğen kemiğinin üzerinde. Eğer evlendiğinde bebek sahibi olmak istiyorsan, eşinle aynı yatakta yatman ve onunla çok yakın olman gerekiyor. O zaman, erkeklerin sperm denilen bebek yapma hücresi, bir kanaldan kayarak rahmine ulaşacak ve senin yumurtanla birleşip büyümeye başlayacaklar. Bir bebeğin olacak. ”

“Peki bebekler de aynı kanaldan mı kayıp çıkarlar?”

“evet genellikle.. ama ben ameliyatla doğum yapmayı seçtim.”

“ben doğurmayacağım”

“sen bilirsin”

“peki spermler nerde durur?”

“pipilerinin hemen altındaki torbanın içinde üretilirler, aynı gözümüzün gözyaşı, burnumuzun sümük üretmesi gibi. birikirler, kullanılmazsa atılırlar”

“spermi rahme verebilmek için pipilerini mi kullanırlar? iğrenc”

“aslında, hayır. iğrenc degil. Burnumuzla hem koku alıyoruz hem de nefes alıyoruz, pipinin de iki çeşit işlevi var. birbirinden ayrı”

“hmm.”

———————————————————————————————————————————————————————

Bu konuda iki önemli konu var..

Birincisi, “özel konular” anneyle konuşulur, arkadaşlarla değil… herşeyi sorabilirsin, biliyorsam söylerim, bilmiyorsam, araştırır en kısa zamanda anlatirim..

İkincisi, “özel bölgeler” sadece anneye-babaya ve gerekirse doktora gösterilir. Başka kimseye gösterilmez, başkasınınkine bakılmaz. Temiz tutulur ve üşütmemekte yarar vardır..

 

Devam edecek…

4 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik

40 Yaş Nedir, Nasildir?

Kimse bana söylemedi bu işlerin böyle olduğunu, bari ben size anlatayım.. 40’ına gelmek ne demek?

image

Bu, sol elimin yumruk hali. Kahverengi lekeler belirmeye baslamis

image

Bu da parmaklari yukari actigim resim. Ciltte kuruluk son derece belirgin.

Çamaşır makinesi var, bulaşık makinesi var, havalar serinledi mi eldivenimi giyerim; envai çeşit yerlisi ithali, organiği sentetiği krem üstüne krem sürüyorum da bu haldeyim.

Yaş ilerliyor, belli etmesek de gençlik, tazelik kaçıyor… Geçenlerde çok daha dinç, dinamik olduğum 20’li yaşlarımı düşündüm… 30’ların başında enerjimden hafifçe titrer gibiydim.. O kadar yani..

15-16’mda hissettiğim duygular, kokular, heyecanlar aynı kaldı. Ama beden o beden değil. Yaş kemâle ermekte. Saçlar ağarmakta, altı ayda bir botox şart olmakta…

Henüz kızıl havaları seyretme zamanım değil, ama ağır ağır çıkıyorum o merdivenleri. Benden önce gidenlerin sırasına girdim, listenin başına ilerliyorum. Allah sırayı şaşırmasın..

O yaşları istiyor muyum? Hayır. O yaşlar olmasaydı, bu yaşta burada olmayacaktım. Kalan yaşlarda daha kesin hedeflerim var. Kitabımı bitireceğim, kendimi iyileştireceğim, işimi kolay kılacağım, bilgimi paylaşıp yayacağım ve mümkünse biraz olgunlaşacağım.

Bunca yılın içinde tek pişmanlığım, sigara içmiş olmak. Bıraktım, hamdolsun. Keşke hiç içmeseydim.. Kalan herşey, eyvallah.

Kaybettiklerimi, özlüyorum. Babam, dedem, anneannem, Nahide teyzem, amcalarım, babaannem, büyükbabam, Faik dayım.  Nur içinde yatın.   Kalanlar, kendinize mukayyet oldun, bana lazımsınız.

My Way, sıkça düşündüğüm bir şarkı zaman zaman.. İyi şarkı.

Allahım çok şükür bu yaşa erdirdin; ailemize huzur,sıhhat, afiyet, uzun ömür, hayırlı kazanç, bolluk bereket ver, karı koca şöyle emekli olup, eleğimizi asıp, dede+nene olup, torunlarımızı  sevelim inşallah.

15 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, kozmetik, saglik, severim paylasirim, soruyorum

Basima bir is geldi :( -ii-

Şu yazıda anlattığım saç dökülmesi sorunumla uğraşmalarım devam ediyor.. Mezoterapi bile yaptırdım. ETG’ye bile girdim. Ooohooo.. Sen sor ben söyleyeyim..

Kadınlara saç nakli neden yapamıyorlar bilmem ki….

*-*-*

En son meşhuuur vitaminli saç bakım yağına bulandım. Teee Güzin abladan beri bilinen, her eczaneden 10-12 liraya alabileceğiniz vitamin iğnelerini badem yağına karıştırıp saça sürmece işte…

İlaç ismi vermek istemiyorum ama herkesin bildiği, Pepanten, Pemiks ve Pevigen ampullerden birer tanesini, 50 ml badem yağına katıp, çalkalayıp bekletmeden saç diplerinize yediriyorsunuz.

 

Öğüt  1: Kolayca çıkarabileceğiniz bir t-shirt veya gömlekle başlayın işte.. 

Öğüt 2: Kapı çalabilir, öyle çıkmamak için bir tülbenti el altında bulundurun.

Öğüt 3: Acemiyseniz, ampulleri selpakla filan tutarak lavabonun üzerinde kırın. Noktaya dikkat! Elinizi kesmeyin, her tarafı batırmayın.. 

Öğüt 4: Bir kürdan bulundurun, ampul içeriğini badem yağına akıtmak zor olur. Kürdanı daldırıp ileri geri oynatın dökerken..

 

Benim saçlarım ense hizasında.. 50 ml badem yağı bana yetiyor. Zaten formül de 50 ml badem yağı için birer ampul. Neticede kafa derisine besleyici bir malzeme olduğundan saç uzunluğundan bağımsız olarak, aynı miktar herkesin kafasına yeter diyorum ben..

Saç boyası fırçası kullanan var, diş fırçasıyla süren var, ben kafamı lavaboya eğip, dörder parmağımı da karışıma bandırıp sonra masajla saç derime sürmeyi tercih ediyorum.

Sonra da zamanında masaj fırçası olarak aldığım silikon uçlu, bir tarafı seyrek bir tarafı sık dişli tarakla iyicene tarayıp saç diplerine kan topluyorum, saç uçlarına kadar da yayılmış oluyor badem yağı..

Bilahare saçları streçe sarıyorsun, 4 saat bekletiyorsun, güzeeelce yıkıyorsun..

Badem yağı soğuk suda bile elden kolayca akıp giden, çok vıcık vıcık olman bir yağ. Güzel kokuyor. B vitamini ise leş gibi kokuyor, ıyyh yani..

Beceremem diyorsanız, alın malzemeleri ve streçinizi, kuaförünüze gidin.. Hem orada yarım saat bir saat kadar da makineye girersiniz.. Fena olmaz..

5 hafta üst üste yap bakalım.. Hiç olmazsa, saçın çıkmasa bile, kalan saçlar gayet bakımlı ve yumuşak oluyor.. Sonra ayda bir filan yaparsın işte.. Mis..

(çam teremeti koysam mı biraz da?)

Bütün maddeler şeffaf olmasına rağmen, çalkalandığında opak oluyor…

Vitamin katkılı saç bakım yağı

image

Sık dişli silikon tarak

image

Tersi, seyrek dişli tarak

image

Saç derisine yedirilmiş karışım (1. hafta)

Strçlenmiş paketli kafa (4. hafta)

9 Yorum

Filed under araştırdım, bakımlı hatun, kozmetik, saglik