Öncelikle vergi mükellefiyseniz ve hayatınızla ilgili tüm resmi işler size hemen ulaşsın istiyorsanız mutlaka e-tebligat sistemine üye olun.
Trafik cezası tebliğlerinizi sorgulamak için şu portal üzerinden e-tebligat sistemine giriş yapın. sistemde “diğer kurum tebligatları>İçişleri Bakanlığı EGM ve JGK” girince trafik cezası tebligatları çıkıyor. Çıktı alın, tebliğ edildiği tarihi üzerine not alın ve gidip PTT’den ödeyin. Ne kadar hızlı ödeseniz kâr, ilk 15 gün içersinde %25 indirim var. Bir ayı geçerse her ay için %5 faiz geliyor.
Trafik cezaları vergi dairelerine, web sitesinden kredi kartı ile, yetkili bankalara ödenebiliyor. Dekontunuzu 5 yıl saklayın.
HGS geçiş ihlali yaptıysanız yükleme yapınca otomatik düşüyor. Eğer üzerinden zaman geçtiyse, ya da unuttuysanız ilgili sitesine girip sorgulama yapıyorsunuz, her türlü geçmiş ihlal çıkıyor. Onları da zamanında ödemek kârlı aslında ama gecikti madem, aynı siteden kartla ödeme yapabiliyoruz.
İntihar eğilimli, depresif, sorunlu bir insan. Zaten şair dediğin sorunlu olacak, his filan hissedecek (düz kadın ipeyk..benim için şiir divan edebiyatıdır. kendi matematiği müziği olan şiirlerdir.) Sokaklarda mahzun ve müseyin gezerken adamın biri gelir kendisine “hemşerim saat kaç acaba?” diyerek saati sorar.
Bu şairimiz ağır sinirlenir. Çünkü saat sormak yankesicilerin en bayağı numarasıdır, saftirik taşralılara saat sorar, adamın saatinin yerini beller, iki dakika sonra da bir biçimde yürütür.
“Ben saf mıyım? Enayi gibi mi duruyorum? Söğüşlenecek tip mi var bende? Saat sorulacak adam mıyım hüleayn” diyerek bi daha intihara teşebbüs eder. Kısa bir süre Bakırköy bîmârhânesinde müşahadede tutulur.
Bu bağlamda, adama hak vermemek mümkün değil.
Çünkü işin aslını biliyorsunuz artık. Olayın başına, tarihine ve adamın düşüncelerine aşinasınız.
Tek cümleyle birine özetlesen; “adama saati sormuşlar intihar etmiş”.. anlamaz kimse.
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Başlığın kısaltması “HADİ”.
Hadileyerek yaşam sürdürmek beni süründürüyor. Hadi canım. Hadi. Hadi gülüm, hadi bir tanem, hadi kızım, hadi oğlum, hadi bey..Hadi kardeş/birader/kanka/gülüm/aşkım/bebeğim/evladım…..
Bir şeyi bir kere söyleyince iyi.
“Bu kürdanı buraya koyma”
İkincide, tamam diyorum insanlık hali.. “Hadi” giriyor devreye.
Binlerce kürdan! Bin kere söylenmiş bin farklı kürdan konusu binbir olunca bardak taştı işte. BU kürdan değil genel olarakKÜRDAN KONUSU. Tansiyonum fırlıyor, elimde silah filan olsa vururum kesin. Öyle kararıyor gözüm.
Ve bunun gibi 1001 konuda 1001 şeye sinirleniyorum. Çok birikti. Çok fena ve fazla birikti.
Ve hatta şu da var,
En son gayet huzurlu başlayan kısa bir telefon görüşmesinin sonunda tansiyonum 16’yı geçti burnumdan kan akmaya başladı. Ne zorum var benim? Baktım olmuyor bakmıyorum. Yazık bana, ölmemeye gayret etmem lazım.
İnsanlar şu ya da bu şekilde, beni Bakırköylük edecekler bir gün. Mars’a gidem ben.
(Gözünü açtığın andan itibaren aksaklıklar, inanılmaz salaklıklar yağmur gibi yağıyor, ister istemez beyin kanamasından ölmemek için öfke kontrolü ve sabır öğrenmek zorunda kalıyorsun. Trafik başta olmak üzere, pekala mantıkla çözülecek hatta baştan mantık kullanılsa hiç ortaya çıkmayacak bir çok mini mini sorun insanlar tarafından düzenli olarak, aynı anda ve sürekli yaratılarak devasa bir çığ gibi maruz bırakıldırılıyor. evet ben uydurdum. sonra ipeyk niye sinirli.)
Ana yoldan tali yola donme durumu. Isiklar bize kirmizi yanmakta. Sorumlu bir sürücü ve herzaman bir yaya olan bendeniz, ışıkların dibinde değil yaya geçidinin berisinde durdum..
* Sevmedigim sürücü no 1: kirmizi yanınca, ışıktan baska her yere, dört bir yone bakan “bakalak şoför”. Yeşil yandı mi firla kardeşim….illa butun kuyruk korna dütleyecek, abi yine de son bi kez isigi çek edecek, (ki etmese daha fena, çünkü sevgili şoför arkadaşın ne sebeple korna dütleyecegi de belli olmaz.. Bir yakınını görmüş, hatta cep telefonunda konuşurken yanlislikla basmis olabilir. [Insanlar neden kulaklığa alışamadı bilmem. Bence cok havalı ve rahat…]) sonra hadi bakalim… Arkandakini isik nobetcisi sanmak… Neyse..
Bu durumda genellikle sola dönmeyi son dakikada akıl eden gerizekalı bir baska şoför kuyruğun en arkasında sıraya girmek yerine, biraktigim boşluğa (yani direkt sira basina) dalıveriyor.. Sıraya girememek bir Türk karakteri midir bilmem, hayir esas anlamadiğim bu şoförlerin hemen tamamı askerlik yapmakta, askerde günlerce gecelerce sıraya girme talimi yaptırılmakta. Bunlara zorla bile öğretilemiyor sıra kavramı. Neden Allahım bu kadar mankafa bunlar???
Bunun bir üst modeli de var, bakiniz:
** Sevmedigim sürücü no 2: “kozalak şoför”, kendisi sıraya aldırmaz, bekleyenleri de hice sayar, gelir sıra basina sıkışır, yer bulamazsa sağınıza yerleşir, çift sira yapar. Bunun devası bundan da uyanık davranıp mumkun olduğunca geniş dönmektir. Bu maymunu refüje çıkartmak size on puan kazandırmaz, hatta kufur de edecektir muhtemelen, ama içiniz soğur belki. Birader dönüşü kaçırdıysan bir sonraki dönüşe gideceksin. Tepilip araya girmeyeceksin.
Küfür demişken…
*** Sevmediğim sürücü no 3: “dangalak şoför” . Bu herif de trafiğin tüm hıncını küfrederek çıkarır. Öndeki arabaya kızar, trafiğe kızar, yola kızar, her bir b.ka sövmeye başlar. Nerede oldugunu unutur, araçta kadınlar- genç kızlar olabilir hiç umursamaz. Dangalakligi yüzünden sovgulerinin ilgili araca, şofore, trafige filan ulastigini zanneder. Ama bir tek, arac icindeki yolcuların kulağına gitmistir. Adam olmaz bu çeşitler..