Category Archives: çocuk

Kabak konusu

image

Tatilden gelirken bir tane de balkabağı aldık. Yol kenarında köy pazarları vardır ya, oradan türlü çeşitli şey aldık, bir de bunu aldık.

Çok becerikli olduğumdan değil, heves işte. Bakalım başına ne gelecek….

Araba tıklım tıkış, bi de bu girdi tam oldu..

İlham verici olduğu kesin,

kızım anında bir şiir yazdı Kabağımıza.

Kızımın şiiri huzurlarınızda,

kabakla ilgili tarif bilen

mail göndersin hemen

 

image

 

KABAK

Kabak, kabak, çok tatlı ve ak

Kabak, kabak, kilosu bir lira,

Alalım hemen bir kabak.

Kabak,kabak al sana bir kapak.

Kabak, kabak, çok tatlı

Çok ucuz, çok leziz ve ak

Tam yemeklik bu kabak.

Hele bir tadına bak,

vitamin bombası

güzel olur çorbası,

Hemen isterim bir kabak..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, iştahlı işler, severim paylasirim

Araçlarda Çocuk Güvenliğini Sağlamak

190’la duvara carpmakla, 80’le giden iki arabanin birbirine kafadan carpmasi arasinda fark yoktur bu arada…

Elli kere söyledim, ellibir olsun. İşte bu yüzden çocuklar arkada oturur… Araba Koltuğunda, kemeri takılı olarak otururlar..

Araçtaki HERKES emniyet kemeri takacak.

Hız sınırı aşılmayacak.

Çocuklar ARKA KOLTUKTA, KEMERİ TAKILI olarak seyahat edecek.

Siz ne kadar usta söför olursanız olun, trafik “öbür şöföre” dikkat etmektir…

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk, güvenli hayat, severim paylasirim

Anneannemden Masallar -ii- Kurt bir gün acıkmıştı…

Bu masalsı tekerlemeyi ilkokulda, okuma kitabından öğrenmiş rahmetli anneannem. Hiç unutmadığı gibi, o tatlı, nameli sesinden tekrar tekrar dinleye dinleye ben de bir  kısmını ezberlemiş durumdayım. 

Yarı hatırladığım kadar, yarı internetten bulduğum kadar… Kurt masalı şöyle bir şey: 

KURT MASALI

Kurt bir gün acıkmıştı
Dağlarda ava çıkmıştı

Bakınarak sağa sola
Geldi en işlek bir yola

Dedi: ”Bu çok güzel bir yer,
Bir kısmetim varsa eğer,

Ayağıma gelir kendi.”
Seçtiği yeri beğendi.

Geçti öyle hayli zaman
Bir katır çıktı uzaktan

Geliyor çifte atarak
Tozu dumana katarak..

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

Katır dedi: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma, yanaş..

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın, beni yiyeceksin..

Ye, ne çıkar bundan, ama
Bak bir şey geldi aklıma

Etim pek tatlı bir ettir
Fakat kemiklerim serttir

Getireyim sana bir satır,
Kemiğimi onunla kır..

Madem ki son demimdeyim,
Böyle bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel…”
“-Peki. Git de çabuk gel..”
Kurdu aldattı bir satır
Getireyim diye katır.

Geçti yine hayli zaman
Bir at göründü uzaktan

Kişneyerek şahlanıyor
Dağı kimsesiz sanıyor..

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

At dedi ki: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma,yanaş..

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın,beni yiyeceksin..

Ye, âfiyet olsun ama
Bak bir şey geldi aklıma

Bilmiyorsun ne cinstenim,
Öğren aslım nedir benim

Getireyim berâtımı
Bildiğin arap atı mı,?

Yoksa huysuz bir beygir mi?
Bilinmeyen şey yenir mi?

Mademki son demimdeyim,
Büyük bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel..”
“-Peki, git de çabuk gel..”

Getireyim diye berat,
Kurdu aldatıp gitti at…

Geçti yine hayli zaman
Bir koyun çıktı uzaktan
Titrek sesiyle meliyor
Güle oynaya geliyor

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

Koyun dedi: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma, yanaş…

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın, beni yiyeceksin.

Ye, ne çıkar bundan, ama
Bak bir şey geldi aklıma

Ne oyunlar bilirim ben,
Bir kere gör de, neşelen

Eski sevincin azalmış,
Belli, gönülcüğün dalmış

Bir kederli düşünceye
Yiyeceksen neşeyle ye..

Mademki son demimdeyim,
Böyle bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel.”
“-Haydi, oyna güzel güzel.”

Kurt aldandı bu oyunda,
Kaçıp kurtuldu koyun da.

Artık sular kararmıştı
Gece etrafı sarmıştı

Tenha, sessiz bütün yollar,
Ne gelen var, ne giden var…

Zavallı kurdun karnı aç,
Bir lokmaya bile muhtaç…
Akıtıyor gözyaşını,
Artık akılsız başını

Keskin taşlara vuruyor,
Şöyle söylenip duruyor:

“Bulmuştun bir âlâ katır,
Ye, düşünme gönül hatır…
Nene lâzım senin satır,

Kasap mıydın behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…

“Bulmuştun bir semizce at,
Ye etini, sırt üstü yat…
Nene lâzım senin berat?

Kadı mıydın behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…

“Bulmuştun bir âlâ koyun,
Ye de, uzan yüzükoyun
Nene lâzım senin oyun?

Köçek miydin behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…”

Kurt, zavallı, bütün gece
İnleyip durdu delice…

Gün doğarken işi bitti,
Açlığından ölüp gitti…

Orhan Seyfi ORHON

4 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Anneannemden masallar -i- “Keçiyi içeri al”

Allah rahmet eylesin, anneannem çok güzel anlatırdı, ben hatırladığım kadarını, kendime göre anlatacağım: 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde fakir bir kadıncağız varmış. Tek göz bir evi, minik bir ağılı bir de kümesi varmış. Eşi, üç çocuğu, bir ineği, bir keçisi, bir horozu üç de tavuğuyla yaşıyormuş… Ve felaket derecede de bunalıyormuş. Sürekli şikayet, sürekli dertlenme… “nasılsın?” demeye gelmiyormuş, kadın hemen “çocuklar da hasta, inek de huysuz, eşim de işsiz…..” diye başlıyormuş..

Derken bir gün, birisi kadına yukarı köyde yaşayan bilge bir dededen bahsetmiş. “ne derdin varsa ona anlat, hemen çözer” demiş. Kadın sevinmiş, almış bir sepet yumurta, bilgeyi ziyarete gitmiş.

Dağın tepesine yakınmış bilgenin evi. Havadar ve manzaralıymış ama kadın daha bilgeyi görür görmez söylenmeye başlamış…” ne uzak yere yapmışsın evini, çık çık geberdim, su gibi ter içinde kaldım…” diye.

Aksakallı bilge dede, anlamış kadının huysuzluğunu, ses etmemiş. Hediye sepetini almış, derdini sormuş kadının. Kadın nefes almış, “evimiz dar ve küçük, hem de…” diye başlayıp uzuuun uzun anlatacakmış ya, aksakallı dede, kesmiş sözünü… “derdin bu mu?” demiş, “bundan kolayı yok.. Hemen eve git, keçiyi eve al..”

Kadın şaşırmış, ama koskoca bilgeyi sorgulamak ayıp gelmiş. Eve gitmiş, keçiyi ağıldan çözüp eve bağlamış. Zaten dar olan ev bir de keçi kokmaya başlamış. Üç gün sonra kadın dayanamamış bilgeye koşmuş.. “aman efendi hazretleri ev dardı, bir de keçi girdi…” demesine kalmadan, bilge dede atılmış: “oh oh iyi, şimdi de tavukları al eve.. hadi koş”

Kadın şaşkın şaşkın eve dönmüş. Tavuklar kümes yerine evde gecelemişler o gece. Adım atılacak yer yokmuş, üstelik ev hem keçi hem tavuk boku kokmuş..

İki güne kadın dar atmış kendini bilgeye.. Ağzını açamadan bilge uzaktan seslenmiş: “Horozu da al eve, horoz dışarda kalmasın”

Kadın ağlamaklı, eve dönmüş, horozu buyur etmiş içeri… Artık koku bir yana, horoz evdeki herkese gaga atmış, gagalayamadığını mahmuzlamış; pırrr çırpınıp her yeri tüy toz içinde bırakmış; keçiye sataşmış, keçi çocuklara tos atmış; çocuk sofraya takılmış, yemekler ekmekler ortaya saçılmış; bir vaveyla ki o kadar olur. Adam sabah ezanı evden fırlamış, daha evvelden beğenmediği bahçıvanlık işi varmış bir tane, onu kabul etmiş, o gün başlamış işe…

Sabahı zor etmiş kadın, daha kapıdan çıkmadan bir çocuk gelmiş avluya, “bilge dedenin selamı var, bugün de ineği alacaksınız eve” demiş gitmiş.

İnek de girince, kapıyı zor kapamışlar o gece. Değil yatak serip yatacak, evde ayakta duracak yer kalmamış. Koku bir yana, gürültü kıyamet dayanılır gibi değilmiş. Huzur kalmamış, herkes ağlamaya bağrımaya başlamış…

Gün doğar doğmaz bilge dede kapıdaymış. “çıkar kızım ineği” demiş, gitmiş.

İnek ahıra geçince ev gözlerine kocaman gözükmüş. Diğer hayvanlar artık o kadar göze batmamış ama rahatsızlık bayağı azalmış sonunda.

Üç gün sonra dede haber salmış: “tavuklarla horozu da çıkarsınlar”

Ev bir kat daha genişlemiş, büyümüş… Eve bir huzur gelmiş, herkesin yüzü gülmüş…

Bir hafta sonra kadın kendi elleriyle sağdığı inek sütünden yoğurt, keçi sütünden de peynir yapmış, dedenin yanına varmış.

Dede gülerek karşılamış kadını. Bir süre sessiz sessiz manzaraya bakmış, huzurun tadını çıkarmışlar..

Bilge dede, “keçiyi çıkar artık” demiş. Kadın sevine sevine eve dönmüş, keçiyi ağıla bağlamış, evi silmiş süpürmüş, çocuklarla saklambaç oynamış, eli kolu sebze dolu gelen eşini gülerek karşılamış.

Ev saraylardan güzel, kırk odalı hanlardan geniş gözüküyormuş gözlerine. Hem evde hem içlerinde bir rahatlık bir huzur başlamış ki o kadar olur. Artık kimse hiç bir şeyden şikayetçi olmamış, şükrederek yıllarca mutlu mesut yaşamışlar.

Masal da burda da bit-miiş.

Ailemizde bu masala sık sık referans verilir. 

* Haline şükretmeyi bilmeyen, keçiyi içeri alsın…

** Bir dertten kurtulma arefesinde: “hele bir keçiyi de çıkarayım” 

13 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Bi kutu eglence

Armagan oyuncakta 15 liraya, 5-45 yas arasi eglence. Bayram icin edinin, çocukları epeyce zapt edip eglendiriyor.. 8 cesit oyun, daha ne ?

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

Çocuğu işe sal, ardına kendin düş

Kızıma aldığım ve almadığım bir çok kitabı denetime tabi tutuyorum, kendim okuyorum önce. Testleri de önce kendisi uğraşıyor, sonra ben çözemediklerine yardım ediyorum. Tek başına altından kalkamıyor bu bir, sorularda hata olabiliyor bu da iki.

İşte bir örnek.

hatalı soruAz çok geometri bilirim. Prizma tabandaki şekle göre adlandırılan dikdörtgen yan yüzlü şeydir.  Üçgen prizma tabanı üçgen olan prizmadır. Çadır, çatı vb üçgen prizmatiktir. Üçgen prizmanın içinde karesel bölge olmaz. Yani çok tıkız bir prizma değilse yanal alanları genellikle dikdörtgendir. Soru yanlıştır.

Soru Piramit’i kast etmektedir. Piramitler de taban şekillerine göre isim alır, kare, üçgen ve dikdörtgen piramit olabilirler. Üçgen piramidin bir adı da Düzgün Dörtyüzlü’dür ki, en sevdiğim geometrik cisimdir.

(ve bütün bunları ben kendim öğrenmişimdir, kimse bana yardım etmemiştir. Başlarında durmasak bu yeni neslin tın tın kalacağından korkuyorum bu bir, benim zamanımda kitaplarda bu kadar çok hata olmazdı bu da iki…)

Mutfaktan bazı geometrik cisim örnekleri:

Silindir

Küp

Prizma

Koni

 

Piramit

 

2 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, saçmasapanlıklar

İlanen duyrulur….

 

67 aylik oglumu henuz hazır olmamasına, anasınıfına gitmesi gerekmesine ragmen, ilkokula kaydeden MEB’e sitemlerimi,

kafa karıştıran medyanın tamamına ne kadar süprüntü olduklarını hatırlatma zevkini,

“rapor verene soruşturma açarım” tehdidi savuran başhekime, hakettiği halde rapor alamayan annelerin ahını,

hastane hastane gezip rapor ararken tek güler yüzü gördüğüm medeniyet üniversitesi cocuk klinigi danışma servisindeki güzel hanıma sevgilerimi,

alinan raporu kayderken kaydı “pasif” yaparak nakil almami geciktiren ilgiliye teessüflerimi,
5 senedir gidip geldiğimiz, artik aile okulumuz olan anaokuluna beni ilk tanıştıran Türkan’a şükranlarımı,

tam bize gereken gün taşınma nedeniyle kaydını sildiren öğrenci ve velisine “güle güle oturun” dileklerimi,

okula kayıt aşamasında pürüzleri atlatmaya gayret eden ilgili kişiye “en kısa zamanda sigaradan kurtulması” dileklerimi,

işlerin en kötüye gittiğini düşündüğüm en umutsuz zamanlarımda bana güç veren Bakara suresi 216. ayete minnetlerimi,

bir şekilde herşey yoluna girdiği, oğlum mutlu olduğu ve anaokuluna başladığı için hamdolsunlarımı,

herşey olup biterken çalışan karma/reiki/yoga ferahlıklarına iyi dileklerimi,

bütün bu süreçte mümkün olduğu kadar bana yardımcı olan, iş çıkarmayan,elimden tutan dalgın prensesime öpücüklerimi,

dualarını esirgemeyerek, zaman zaman dırlanma, vırlanma,şarlama ve ağlamalarıma göğüs geren; sürekli “merak etme, olur, sabır” diyen anneme ve kayınvalideme hürmetlerimi,

zırt vırt gidip kendime geldiğim starbucks personeline sağladıkları güzellikler ve kafein için o 5 dakikalık huzurlarımın tamamını,

form doldururken verdiğim şahsi isim-adres-telefon bilgilerimi rainbow firmasına veren/satan servisçiye kin ve nefretimi,

listede unuttuğum kimse varsa, özürlerimi,

özellikle son üç gündür, bu çocuğu babamın evinden getirmemiş olmama rağmen;  telaş ve bunaltı içinde koşturur, kayıttı, evraktı, belgeydi, formdu, okulun istek listesinin tamamlanmasıydı, alışverişti, evin işiydi, yemekti, kurstu, dersti, ödevdi, onun parası bunun parası ödenecekler listesiydi;  ben perperişan olurken hiiiiç elini vurmayan, anlattıklarımı dinliyormuş görünüp ertesi günü tekrar soran, ter burnumdan akarken bulup aldığım şeye bakıp “mavisi yok muydu” diyen, beni çileden çıkaran, sonra “e niye kızdın?” diyerek, neden kızdığımı bile anlamamışlığını bildirdiğinde öfkenin sınırına ulaşmamı sağlayan, müşterek hayatımızın kendine düşen tarafına iştirak etmeyip bi de üstüne “ee kahve yapcan mı?” diyen tavus kuşuma ise “RÖEH” duygumun tezahürünü

huzurlarınızda bir kez daha bildirmeyi şeref borcu addederim…

 

 

12 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, severim paylasirim

Felek gözün kör olsun -II-

Bir yazıya başlık atmak, bazen yazının en zor kısmı oluyor.

Bugün burada, geçmişimden bir kuple anlatacağım. Şimdi hep beraber 60’lara gidiyoruz. Annem ortaokullu. O zamanlar paçaların ve yakaların bol, kolların ve bedenlerin dar biçildiği, göz farlarının masmavi, o da kaşa kadar sürüldüğü; ayakkabı tabanlarının kadın erkek farketmeden platformlu yapılıp adının apartman topuk konulduğu yıllar…

Ve gözlükler, bugün vintage diye gözlemlediğimiz, çerçeveler kemik ya da plastik ama ille de kalın saplı, gözlük kısmının uçları yukarı sivrilirken taşa bulanmış olanları makbul. Camları her tonda olabilir, o konuda bir birlik yok…Çok cool, çok moda.. Annem o gözlüklere hasta, lakin almıyorlar.. Aldıramayınca naapıyor? Geceleri el feneri ışığında kitap okuyor, her yerde gözlerini kısıyor, uzağı göremiyorluğundan sürekli şikayet ediyor.

Demek ki ya bozmayı beceriyor, ya da göz doktoru acıyıp dinlendirici filan bir gözlük yazıyor, bizimki alıyor reçeteyi, kavuşuyor gözlüğüne. Musmutlu…

Aradan yıllar yıllar geçiyor.. Ben ilkokul son sınıftayım. Evde TV’nin dibinde oturuyorum, okulda boyum uzun diye en arkaya oturtuyor öğretmenim, ve fakat tahtayı göremiyorum. Kulaktan dolma eğitim almaktayım… Uzağı göremediğimin farkında değilim, herkes öyle görüyor sanıyorum..

Babamın en samimi arkadaşı göz doktoru ancak annemin yıllar boyu gülerek anlattığı gözlük aldırma macerası yüzünden kimse bana inanıp gözcüye götürmüyor ki beni… göremiyorum, ama inandıramıyorum da..

Okul bitti, fakir olmayıp da dersaneye gitmeyen tek öğrenci olarak çift sınavı başarıyla atlattım (40 kişilik sınıftan iki kişi kazanabildi, o kadar açık söyleyeyim)  Anadolu Lisesine kaydımı yaptırdılar. O arada biri aydı, gözüme bakıldı 1,75 miyop olduğum  net olarak anlaşıldı, hayatımın ilk gözlüğünü taktım. İNANAMADIM.

Hayat ne kadar güzelmiş be…

Eylülün ikinci haftası okul açıldı, ilkokuldan en samimi arkadaşım, hatta resmi olarak kan kardeşim Demet’le karşılaştık sokakta. Kız şok geçirdi: “anadolu lisesi zor derlerdi de inanmazdım, ilk günden gözlük mü taktınnn?”

:)))))))))))

Bang Crafts Kolye (görselin yaziyla alakasi yok, ama resimsiz yazı koyma diyen bacım yüzünden her yazıya uygun fotografım olmasa da görselleyeceğim. bu bir bang crafts kreasyonu, carrefour kozyatağı’ndan sevgilerle)

Annem, ben kendimi bildim bileli araba kullanmak dışında asla gözlük takmadı. onu hiç gözlüklü görmedim.. Hala da TV izlerken bile takmaz, hayatı böyle flu görmekten memnun olduğunu söyler.

Ben o günden sonra yaklaşık otuz yıl boyunca uyumadığım her an gözlük taktım.

(2,75’ti en son, lazere girdim ve gözlükten kurtuldum geçenlerde.)

1- Çocuğun sözüne inanın arkadaş.

2- Her yıl sağlık kontrolüne girin.

Deep not: Kızım ve oğlum da her yıl göz kontrolüne girerler. İkisi de miyop, geçen sene “takip edelim” demişti doktorumuz, bu sene kesinleşti ve bir haftadır kızım da gözlük takıyor.

Hipster tarz bir gözlük seçti, ki o da başka bir yazının konusu… Nasıl yakıştı anlatamam.. Halası kılıklı :)

2 Yorum

Filed under çocuk, saglik, severim paylasirim

Kendi ayakkabısını kendi giysin annesi…

3 yaşındaki çocuk kendi ayakkabısını kendisi giyebilmelidir. “Çocuğum ayakkabısını ters giyiyor, sağını solunu bilemiyor ki?” mi dediniz??

onun çözümü kolay :

ayakkabi isaretiAyakakkabının iç tarafına sevdiği bir şekli çizin. Kalp, yıldız, şimşek? Ne isterse.

İki kalp yanyana gelecek, sonra ayaklar ayakkabıya girecek. Şaşırma ihtimali sıfır.

Otuz yıllık deneyim konuşuyor..

 

3 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim

Çocuk Mantığı -iv-

Kızım bugün süperdi…

+ Neden senin Sosyal Bilgiler kitabında Cem Yılmaz resmi var?

– Herkesinkinde var?!?

*-*-*-*-

– Anne hani Squidward var ya, bacak bacak üstüne atıyor dört bacağını, hatta vidi vidi, bidi bidi, vir vir, çan çan….

+ yaa evet, onun iki de kolu var eder 6, oysa ahtapot adını okta’dan alır, latince sekiz demek. Octa-podo “sekiz-bacak” demek. (tipik HBB(*) anne)

– Hayvan ismi bulamamışlar mı? Kediye de “dört bacak” mı diyorlarmış?

 

 

(*) HBB= Her Boku Bilir…

4 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim