Category Archives: severim paylasirim

Dünyanin en iyi göz kalemi

image

332 numarali bu kalemi Watsons’ta tesadüfen buldum.

Acilen içeri daldım, “işimi görsün, ucuz olsun” diye aldım, bir pırlanta çıktı. Piyasada ne kadar varsa alayım, ömür boyu kullanayım istiyorum su an.

Renginin tonu, sürüşü.. Çok yakıştı.. Ho hoyt…

Blogu da kozmetik kokoş bloguna dönderdik ya, hayırlısı…

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bakımlı hatun, kozmetik, severim paylasirim

En kolay ve en sevimli Cheesecake

Yillar yillar once, o guneydoğu şehrinde/Bir kız misafirdi, ismi Rose Ann.. (rahmetli babam pek severdi Annabel Lee‘yi.. Uyarlayıverdim)

Hayatımda ilk defa Cheese cake’i Rose Ann’den duymuştum.. İlk çiizkekimi yemem, on yıl sonrasına rastlar. Ve ilk çiizkekimi, yirmi küsur yıl sonra, geçen hafta yaptım.. Nerdeeen nereye…

image

Bisküviler ezildi..

image

Muffin kalıbına dizildi..

image

Yendi, bitti pek güzel oldu…

tavsiye ederim, tarifimiz elbette Cafe Fernando‘dan alınma… ve kendi koşullarıma uyarlama.. Yaratıcılık on. Kopya on.. :))

Üstadın yaptıklarının yanında esamisi okunmaz elbette, ama iyi ki var kendisi…

4 Yorum

Filed under iştahlı işler, severim paylasirim

20 dakikada Kaş yaparim, göz çikarmam….

RefectoCil kaş ve kirpik boyası

RefectoCil kaş ve kirpik boyası

Kaş Boyası Refectocil Açık Kahve

image

Karıştırılacak boya ve oksidan krem

image

Karışım ve yassı uclu boya fırçası

Burun bandı

Burun bandı

5 dakika boyayı beklerken bos durmamak…

image

En sonra, bioderma temizligi..

image

Veee, kaş şablonu kullanarak kusursuz kaş şekillendirmek.

Bkz: Kaş-Göz, gerisi söz

2 Yorum

Filed under bakımlı hatun, kozmetik, severim paylasirim

Görmemiş görmüş, gülmeden ölmüş… (AFS-i-)

Ben Anadolu Lisesi mezunuyum. Her okulda var mıdır bilmiyorum ama bizim okulda AFS diye bir şey vardı. Sınavına girersin, kazanırsan bir yıl Amerikada okursun.. Ve her yıl da AFS ile gelen çeşitli yaşlarda misafir öğrenciler olurdu. Büyük bir kısmı zaten bizim öğrencilerin misafiriydi, beraber gider gelirlerdi okula.. Evin bir çocuğu olur, “anne-baba” der, çok güzel ve uzun süren dostluklar hatta daha sonra da görüşmeler olurdu..

Hem misafir alanlar için hem de misafir gidenler için çok eğitici bir deneyimdi. Yakınlarda bir ara ben de bir AFS öğrencisi almak istiyorum..

Her ne ise, bu yazımda sizlere, bir haftalığına aileme misafir olan Rose Ann’den bahsetmek istiyorum. Bildiğin uzun boylu , sarı kıvırcık saçlı Teksaslı bir lise öğrencisi. hayatının bir dönemi bize misafir oldu. ne bizim ne kendisinin isteği. tamamen rastlantısal bir biçimde gelişen olaylar.. neyse, en kötüsü de, ben henüz hazırlıktayım, past tense, perfect tense, past perfect continuous tense biliyorum lakin ingilizce konuşamıyorum….

ne azaplı günlerdi, bir şekilde herkes ikimizi bir araya getirip “şunu sor” “bunu da sor” şeklinde bana yükleniyor… kan ter ve tarzanca içinde ben anlatmaya çalışıyorum, kızcağız anlamak için dört kulak oluyor bu bacak kadar çocuğun derme çatma cümlelerini… sonra taramalı tüfek gibi aksanlı amerikancasıyla bastırıyor cevaplarını… anaaaammmssss. “ne dedi??? NE DEDİ???” o kadar anadolu lisesine gidiyorsun, rezil olmak var… hadi bi daha uğraşıyorum didiniyorum… bir süre sonra ikimiz de bezdik. ben “bilmiyorum” deyip çıkmaya başladım o da uzun monologlar yapmamaya başladı.. birbirimizin halinden anlıyoruz lakin kimse bizim halimizi anlamıyor… çok acil durumlarda karşılıklı birer sözlük açıp dert anlatmanın dışında, iyice sağır-dilsiz muhabbeti etmeye döndürdük işi. bizimkiler de üç beş ingilizce kelime kaptılar, gelip gidip kullanıyorlar. annem hala “ha” deyince “mosquito” diyebilir size..

Otuz yıl önceden bahsediyorum size, renkli tv yeni gelmiş Türkiye’ye, yayın tek kanal. o da tam gün bile değil. Kız patlıyor sıkıntıdan. Taş devrine düşmüş gibi… Bütün kadınların evde olmasını aklı almıyor, niye çalışmıyor bunlar diyor, kadınlar dehşete düşüyorlar..

Sıcağın ortası, gez dolaş da yok.. Şort giyiyor evde elin teksaslısı, anam Antep gibi yerde şort ne demek??? of ki of..

yatağı yapıyor lakin yorganın üzerine çıkıp oturuyor annem çok kızıyor, anlatamıyoruz yorgana oturulmayacağını. yani anlıyor ama gerekçeyi anlamıyor.. bunalıyor ki o biçim…

Yine bir gün sülale toplandı, kızı ortaya aldılar beni de baş köşeye oturttular.. çay may da ikram edildi önüme, o kadar mühim pozisyonum var… kızın anlattıklarını halk diline çevireceğim, kıza da sorulanları ileteceğim. Ödüllü simultane tercüman kariyerim o gün başladı..

Hayır amerikanya gündelik hayatına hiç vakıf da değiliz “annen ne iş yapar, baban ne iş yapar, kaç kardeşsiniz” den sonra soracak şey de bitti. Biri tuttu “böyle sıcak orda da olur mu?” dedi, kız “yes” dedi. bunu herkes anladı ve genel havada bir ısınma oldu hemen..

“bu sıcakta ne yaparsınız?” sorusuna da “ice tea” dedi.. “ney?” dedik.. Antepte çay acaip içilir, hatta kaçak çay içilir. Ama herkes sıcak içer, hatta kaynar içerler, soğuk çay terbiyesiz bir şeydir, buzlu çay iyicene şok!!…

kız eni konu tarif etti, kalktı gitti mutfağa allem kallem şunu bunu kurcaladı, demlikten çay döktü buz attı bilmem ne.. sürahiye koydu geldi.. herkes bir fırt aldı bardağına. ayıp olmasın diye de içtiler ama yüzler nassıl buruştu anlatamam.. Çay harareti keser, buzlu çay daha da iyidir, ama o gün hayatımızın ilk ve bazılarının son buzlu çayı içildi ve sevilmedi. Biraz şeker atsaydık? Yok dedi kız. Yekten içilecek.. Allah Allaaah. içilir gibi değil. Bu amerikalıların kafası da hiç çalışmıyordu. Mis gibi sıcacık çay varken bu içilir miydi?? Kant içerim daha iyiydi… Hep beraber ülkemizin herbirşeyinin benzersiz olduğuna karar verip sevindik..

Sonra biri çıktı “peki yanına ne yersiniz?” demesin mi…kız da tutup “cheese cake” diye bir şey yumurtlamasın mı? amma güldük be.. olamaz böyle şey. keke, peynir?? bizi kafalar gibi bir hali de yoktu, ciddi ciddi anlattı biraz. kimseler yutmadı. “daha neler?” dedik. tekrar sorduk “bildiğimiz peynir mi? hani kahvaltıda çıkarıyoruz ya sofraya?” “tatlı olur kız kek, sen yanlış anlamış olmayasın?” kız biraz daha bıdırdandı.. tam olarak öyle bir peynir değilmiş, yumuşak bir peynirmiş, keke de pek şeker konmazmış ve çiizkek çok güzel olurmuş.. tüm gözlerde bir “oha” bakışı, “bunlar zati domuz yiyorlar, keke de peynir atarlar bacım, ağızlarının tadını bilmez bunlar” muhabbeti.. Kız çok bozuldu. İki gün sonra da karşılıklı şükrederek kendisini esas misafir edecek olan ailesinin yanına uğurladık.

Şimdi fena globalleştik.. Deli gibi aystii içiyor ve kendim çiizkek yapıyorum. Bizim yerel kültürümüzü sen gidince nasıl anlattın bilmiyorum ama senin kültürün bize o gün çok garip gelmişti..

Bugün onların Şükran günleri; sağsa işin rast gelsin, öldüysen toprağın bol olsun Rose Ann Black, sen kusurumuza bakma..

5 Yorum

Filed under gezen güzel olur, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Zeka oyun’cusu buldum

Neomarin’de orta katta stand var.

image

Akil oyunlari, her yasa uygun yapbozlar, bulmaca dergileri.. Meraklisina…

Ben? Finalistim her zaman..

:)

Yorum bırakın

Filed under çocuk, icatlar, kültür, severim paylasirim

Delikteki Kurbaga ( V for Vendetta)

Ailemin bir donem kahvaltilarina damgasini vuran film Kramer Kramer’e Karsi idi.
Bizim tarafin “Yumurtali Ekmek” dediği, kocamgilin (!) “Dilim Batirma” olarak adlandırdığı Fransiz Tostu/French Toast hayatımıza bu filmle girdi.
Yakın zamanda izlediğim Vi ise, (dear Mr. Fry, in fact) o gun bu gündür kahvalti menümüze eklenen bir yıldız verdi bize.
Pratik ve degisik kahvalti arayana, istahsiz cocuklara..
Delikteki Kurbaga.

image

image

image

image

image

image

Acelem var bu sabah, ustunu de çevirip pişirdim…tipi daha guzel aslinda. Kizim da seviyor, kahvaltıya yeni fikir, yeni tat..
Trick: ekmeğin bir tarafını kızart, döndur, yumurtayı yavaşça akıt ki ekmeğin altından çekip gitmesin…
Gicik: filmi izlemeden bu bloga girilir mi? Kos git izle bu aksam. Ama dublajli izle. Orijinalinden on kat daha zevkli Turkce dublaj.
Muck: bir V maskesi almalı.

4 Yorum

Filed under çocuk, filmler, iştahlı işler, severim paylasirim

Kuşbakışı Lila Kutu Kasım

Lila Kutu Iyi ki doğmuşsun. Gümüş kutu tıka basa dolu geldi. Tarifemi değiştirdiğim için az kaldı alamıyordum bu ay… :((

En güzeli, yapma da olsa, tek dal Lila Gül oldu.. <3

lila kutu ipekag

Maşallah demem lazım, kutu krallara layıktı. Belli bir yoğunluk bekliyordum, ama bu kadarını değil…

Benim bu ayın kutusunda en dikkatimi çeken şey, minnacık kavanozda iki küçük kurabiye oldu. Biri daire şeklinde biri kalp, ikisine de mor renk şeker hamuru kaplaması ve süsleme yapılmış. Lila renk bir kurdele ile fiyonklanmış broşüre göre Can’ım Pastam tarafından üretilmiş. Gittim baktım sitelerine, Gülşah hanım hakikaten becerikli bu şeker hamuru işinde… Ayın 8’inde üretilmiş, bugün 15’i oldu… ama dayanamadım yedim. Bişey olmaz herhalde.. Napalım vebali Yurtiçi kargo‘nun boynuna…

Bu karanlık fotoğraftan daha iyisini bulamamışım koyacak.. her ne ise, link mink koyarım inşallah.

İkinci olarak sevgili aşkım/”Lushkım” Lila Kutuya girmiş.. Imperialis , karma ciltlerin nemlendiricisi.. Güzellikte birinci. Bir çok insan LUSH‘u bununla tanıyacak, ne şanslılar…

Sonraki, el kremi. Güllü. Resminden de belli zaten… Gül kokusu sevmem, bu üründe baskın olmasa da saf gülsuyu kokusu aldım. Sürdüm, nemlendirici ? Evet, belki. Sonra kutu incelemesi… Aha, bulgar malı. Çöööp. Alırım marketten 1 Liraya Arko, onu sürerim de bunu sürmem… Dünyanın en iyi en klas güllerini yetiştiriyoruz ülkemde.. Güllü ürünü ithal etme fikri ne kötü…Dönüyoruz kutuya….

Vakit az, ruju inceledim.. AlixAvien.. Ambalaj etiketle kapatılmış, güzel. Açtım, mat kırmızı bir renk. İddialı..Ayşenur Yazıcı rengi.. Evde deneyip bakmalı, şimdi işyerinde nasıl durur bilemedim…(çaktırmadan sürdüm.. kıpkırmısı.. sevdim, gündüz için bencileyin beyaz tenlilere iddialı bir renk. ama gece için… gideri var)

Argan yağı, kesinlikle her eve, her saça lazım. Lütfen iyisini kullanın, her sarı renk yağı Argan diye satıyorlar.. Şaça şifadır argan.. Kendi argan’ım bitmedi daha, ama bu Kitoko‘yu da ilk seferde deneyip yorum yazacağım… Argansız saç olmaz olsun… (harbi memnunum ben bundan, bakınız şuradaki yorumum)

Femfresh: genital bölge temizliği icin ıslak mendil. Bir tanesini açtım, kucuk bir islak mendil iste. Cok bir sey beklemiyorum zaten bu urunden. Denemedim, ancak boyut ve verdigi duygu acisindan kullanissiz buldum.

* Nazilli sepeti.com’dan %10 indirim brosuru.. Hep bildigimiz iri iri laflar. Dogal urunler bikbikbik. Markette satilanlar plastik cunku.. Laylondan.
Brosurde”organik” kelimesini itinayla kullanmamislar. Bilemiyorum. Gereksiz.

* rareblossom urunleri lila kutuda %40 indirim tanitim brosuru.. Bakiciiz artik. Neden olmasin?

* deminki rujun diger urunleri icin 10 Tl indirim kuponu. Alix Avien kullanan var mi? Bonkorluk edebilirim.. Olmadi, freecycle.

* monoderma e vitamini kapsulu. Bak bu entersan. Gerci sitede de, brosurde de nasil kullanacağımız belirtilmemiş ama, bi google, gece yatmadan yuz, boyun ve dekolteye uygulanıyor. Bu gece bir tane surdum. Uc tane var toplam numune, bir etki hissedersem alirim bunu.

Geriye kalanlar: vanilyali maske, rare blossom sampuan ve sac jeli, gliserinli sabun.

Devami az sonra…..

Aslında benim sana bir doğum günü hediyem olmalıydı Lila, bu kadar dolu bir kutu, bir de ustune 10 liralik puan… Ne diyeyim,çok şekersin, teşekkürlerimle…

Nice yillara, hepberaber…

13 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bakımlı hatun, kozmetik, LUSH, severim paylasirim

Kabak konusu

image

Tatilden gelirken bir tane de balkabağı aldık. Yol kenarında köy pazarları vardır ya, oradan türlü çeşitli şey aldık, bir de bunu aldık.

Çok becerikli olduğumdan değil, heves işte. Bakalım başına ne gelecek….

Araba tıklım tıkış, bi de bu girdi tam oldu..

İlham verici olduğu kesin,

kızım anında bir şiir yazdı Kabağımıza.

Kızımın şiiri huzurlarınızda,

kabakla ilgili tarif bilen

mail göndersin hemen

 

image

 

KABAK

Kabak, kabak, çok tatlı ve ak

Kabak, kabak, kilosu bir lira,

Alalım hemen bir kabak.

Kabak,kabak al sana bir kapak.

Kabak, kabak, çok tatlı

Çok ucuz, çok leziz ve ak

Tam yemeklik bu kabak.

Hele bir tadına bak,

vitamin bombası

güzel olur çorbası,

Hemen isterim bir kabak..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, iştahlı işler, severim paylasirim

Araçlarda Çocuk Güvenliğini Sağlamak

190’la duvara carpmakla, 80’le giden iki arabanin birbirine kafadan carpmasi arasinda fark yoktur bu arada…

Elli kere söyledim, ellibir olsun. İşte bu yüzden çocuklar arkada oturur… Araba Koltuğunda, kemeri takılı olarak otururlar..

Araçtaki HERKES emniyet kemeri takacak.

Hız sınırı aşılmayacak.

Çocuklar ARKA KOLTUKTA, KEMERİ TAKILI olarak seyahat edecek.

Siz ne kadar usta söför olursanız olun, trafik “öbür şöföre” dikkat etmektir…

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk, güvenli hayat, severim paylasirim

Anneannemden Masallar -ii- Kurt bir gün acıkmıştı…

Bu masalsı tekerlemeyi ilkokulda, okuma kitabından öğrenmiş rahmetli anneannem. Hiç unutmadığı gibi, o tatlı, nameli sesinden tekrar tekrar dinleye dinleye ben de bir  kısmını ezberlemiş durumdayım. 

Yarı hatırladığım kadar, yarı internetten bulduğum kadar… Kurt masalı şöyle bir şey: 

KURT MASALI

Kurt bir gün acıkmıştı
Dağlarda ava çıkmıştı

Bakınarak sağa sola
Geldi en işlek bir yola

Dedi: ”Bu çok güzel bir yer,
Bir kısmetim varsa eğer,

Ayağıma gelir kendi.”
Seçtiği yeri beğendi.

Geçti öyle hayli zaman
Bir katır çıktı uzaktan

Geliyor çifte atarak
Tozu dumana katarak..

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

Katır dedi: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma, yanaş..

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın, beni yiyeceksin..

Ye, ne çıkar bundan, ama
Bak bir şey geldi aklıma

Etim pek tatlı bir ettir
Fakat kemiklerim serttir

Getireyim sana bir satır,
Kemiğimi onunla kır..

Madem ki son demimdeyim,
Böyle bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel…”
“-Peki. Git de çabuk gel..”
Kurdu aldattı bir satır
Getireyim diye katır.

Geçti yine hayli zaman
Bir at göründü uzaktan

Kişneyerek şahlanıyor
Dağı kimsesiz sanıyor..

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

At dedi ki: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma,yanaş..

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın,beni yiyeceksin..

Ye, âfiyet olsun ama
Bak bir şey geldi aklıma

Bilmiyorsun ne cinstenim,
Öğren aslım nedir benim

Getireyim berâtımı
Bildiğin arap atı mı,?

Yoksa huysuz bir beygir mi?
Bilinmeyen şey yenir mi?

Mademki son demimdeyim,
Büyük bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel..”
“-Peki, git de çabuk gel..”

Getireyim diye berat,
Kurdu aldatıp gitti at…

Geçti yine hayli zaman
Bir koyun çıktı uzaktan
Titrek sesiyle meliyor
Güle oynaya geliyor

Titretti bir sevinç kurdu,
Çıktı yol üstünde durdu.

Koyun dedi: ”Kurt arkadaş!
Öyle uzak durma, yanaş…

Bilirim ne diyeceksin,
Açsın, beni yiyeceksin.

Ye, ne çıkar bundan, ama
Bak bir şey geldi aklıma

Ne oyunlar bilirim ben,
Bir kere gör de, neşelen

Eski sevincin azalmış,
Belli, gönülcüğün dalmış

Bir kederli düşünceye
Yiyeceksen neşeyle ye..

Mademki son demimdeyim,
Böyle bir iyilik edeyim

Sana ölümümden evvel.”
“-Haydi, oyna güzel güzel.”

Kurt aldandı bu oyunda,
Kaçıp kurtuldu koyun da.

Artık sular kararmıştı
Gece etrafı sarmıştı

Tenha, sessiz bütün yollar,
Ne gelen var, ne giden var…

Zavallı kurdun karnı aç,
Bir lokmaya bile muhtaç…
Akıtıyor gözyaşını,
Artık akılsız başını

Keskin taşlara vuruyor,
Şöyle söylenip duruyor:

“Bulmuştun bir âlâ katır,
Ye, düşünme gönül hatır…
Nene lâzım senin satır,

Kasap mıydın behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…

“Bulmuştun bir semizce at,
Ye etini, sırt üstü yat…
Nene lâzım senin berat?

Kadı mıydın behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…

“Bulmuştun bir âlâ koyun,
Ye de, uzan yüzükoyun
Nene lâzım senin oyun?

Köçek miydin behey sersem?
Bana lâyıktır gebersem…”

Kurt, zavallı, bütün gece
İnleyip durdu delice…

Gün doğarken işi bitti,
Açlığından ölüp gitti…

Orhan Seyfi ORHON

4 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim