Tag Archives: seksenler

İlk yarışmam

Koç burcu olunca hayatın tamamı bir yarışma şeklinde geçiyor. Bu bir gerçek. İnsanın içinde mücadele hırsı var hep. Onu da geçeyim bunu da alayım, öbürünü de okuyayım, herkesten önce bitireyim ve başka bir şeye başlayayım. İlla en önde olcam. Eskiler “Natura” derler. Yapım bu. Nerde bir yarışma varsa katılırım.

Tarihimdeki ilk yarışma fırsatı elime henüz yeni ilkokula başladığımda geçti. Eskiden gazete alınırdı. Babam muayenehaneye giderken Ali Bakkaldan bir ya da iki gazete alırdı. Biri kesinlikle Hürriyet biri de ya Tercüman ya da Milliyet.. Bütün gün cenaze ilanlarına kadar okur, bulmacasını çözer akşama da hiç açılmamışçasına güzel katlanmış gazeteyi eve getirirdi.

Ne kuponlar kestim ne çekilişlere katıldım bacak kadarken. O da ayrı bir yazı konusu olsun. Haberler ya da spor sayfaları çok ilgimi çekmezdi ama mühim mühim muharrirlerin başyazılarını, makalelerini okurdum; daha da önemlisi tv köşelerini ilgiyle izledim akşama tv’de ne var diye. Evet gazetede yazardı günlük TV programı. Film mi var, hangi film, kim oynamış kısa bir bilgi içerirdi. Belgeseldir konserdir, bale tiyatro o kadar doluydu ki TRT.

Ne diyordum? Yarışma..

İstanbul Bankası Anahtarlığı

Muhtemelen 7 yaşındayken gazetede bir ilan. İstanbul Bankası çocuklara özel “Lale kumbara” yarışması yapıyor. Lale şekli içeren bir kumbara tasarlayıp banka şubesine götüreceksin yarışmayı kazanırsan ne var ne verecekler hatırlamıyorum. (“Mühim olan katılmak” lafı hiç bu kadar gerçek olmadı) Belki de kalıbını çıkartıp kumbara yapacaklar.. Neyse.. Ben kafaya koydum bir de tasarım yaptım resim defterine. Bir kardan adam, elinde süpürge ama süpürge lale şeklinde. Süper..

Şimdi iş kaldı inşa etmeye. Bunu bir kutu şeklinde yapmam mümkün değil. Kavanoza yapıştırıp kapağını delsem, e kırılır mırılır.. ayrıca annem bana kavanoz verme taraftarı değil.. verse de evde sadece litrelik kavanozlar var. Eskiden bu kadar ambalaj da yok ortalıkta.. Öf.

Alt kattakilerin bebeği var. Ama annenin sütü yetmiyor bebeğe mama desteği veriliyor. Bebek maması teneke kutuda, kutular boşalınca yıkanıp lavabonun altındaki dolaba kaldırılıyor. mis gibi sıkı kapaklı kutu, her zaman lazım olur.. :)

İndim aşağı, derdimi anlattım rica ettim fazla bir kutu verdiler. Eve geldim, kutuyu annemle deldik, tornavidayla kanırttık iyice.. bozuk para geçebilecek gibi.. Oley. sonra bir daha çizdim laleli kardan adamımı.. boyadım. kestim.. kocaman lale incecik sapta çok da güzel olmadı, sallanıyor ama olduğu kadar artık. Bulmuşlar bunuyorlar Allah Allah.

Lale Kumbaram

Babama ilanla beraber verdim, üzerinde adım soyadım ev telefonu da yazılı, ki kazandığım zaman arayıp haber versinler. Babam aldı şöyle bir evirip çevirdi. “Tamam” dedi aldı gitti ertesi gün.

Bir müddet gazeteyi hevesle bekledim her gün. Yarışma ya açıklanmadı, ya ben kaçırdım. Bence bankadakiler “bununla mı uğraşacağız” deyip yok etmiştir.

2 yıl sonra İstanbul Bankası battı.

42 yıl sonra bir online eskicide İstanbul Bankası anahtarlığı buldum, herşey tekrar canlandı gözümde..

Vay be..

Not. Daha sonra radyo ve tv’lerde bir çok yarışmaya girdim. Ağırlığınca Altın’da ilk soruda elendim, Passaparola’da 5 kere şampiyon oldum. Güzel günlerdi. Seviyorum yarışmayı. Kazanmak da güzel aslında. Ama oyunu zevkine oynayanlardanım.

I Play The Game For The Game’s Own Sake -Sherlock Holmes

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Bilim Kırtasiye

80’lerde çocuk olanlardanım. Şu efsane kuşak..

O zamanlar her şey yerliydi, bize hep Cumhuriyetin ilk yıllarında dikiş iğnesi bile yapamadığımızı, çelik iğneleri Almanya’ya gönderip dikiş iğnesi yaptırttığımızı (deliği sonradan delmek? şimdi saçma geliyor) ama artık kendimizi toparladığımızı, herşeyi ürettiğimizi, güzel ülkemizin 4 mevsimi yaşayabilen ender ülkelerden olup hem yeraltı hem yerüstü kaynaklarımızın mis gibi yettiğini anlatırlardı.

Döviz diye bir şey vardı. Hiç görmediğimiz ama mühim olan. Bulundurulan bir şey değildi, yasaktı. Turist getirirdi. O zaman iyiydi. Biz yurtdışından bir şey alır da döviz verirsek o fenaydı. Arcoroc/arcopal bardak tabaklardan parfümeri ürünlerine bavullarla kaçak getirilir gizlice satılırdı.

Aslan gibi Paşabahçe bardaklar, Sümerbank porselenler varken hem de. Aman canım bize neydi..

Ve çocukluğun avm’si kırtasiyelerdi. Mahallede biricikti Bilim Kırtasiye. Temennahla girerdik diyebilirim. Sessiz ve loş bir dükkandı. Üçgen cetvelleri, parker dolma kalemleri vitrine koyardı. Kokulu silgi ve kırmızı kalem alabilirdik harçlığımızla. Öyle her gördüğünü istemek ayıptı zaten. Ders yılı başında öğretmen herkese “iki tane üç ortalı kareli defter bir tane çizgili harita metod, bir tane 80 yapraklı çizgisiz defter” aldırırdı. Annemiz onları uçurtma kağıdıyla kaplar, üzerine güzel yazısıyla etiketimizi yazıp yapıştırır çantamıza doldururdu. Kitap ve defterler kaplı gelir kaplı giderdi bütün yıl, sayfaları çizemez köşelerini asla katlayamazdık. Çünkü seneye öbür seneye kardeşimiz/kuzenimiz kullanacaktı. İdareli olmak lazımdı.

Bu durumda, kırtasiyeden alacağımız bir şey de yoktu. Evde vardı çünkü; kalem kutun da fermuarı patlayana kadar kullandığın ya da mıknatısı sökülene kadar yıllarca okula taşıdığın bir eşyaydı. Hele ki yılın ortasında bozulsun, sorun çıkardı evde. Annesi diken hatta kendisi örerek kalemlik yapan arkadaşlarım vardı (bizzat öğretmenimin kızı örmüştü ve bana da bir tane örüp vermişti. Öyle takdir etmiştim ki, kıyıp da kullanamadım) ve çok da popüler bir şeydi kimsede olmayan, hazır alınmamış özel bir kalem kutusuna sahip olmak.

Kırtasiyeye doğum günlerinde gidilirdi. Kendi doğum günün değil ha.. en yakın arkadaşının doğumgünü. Hatta yaşgünü. Annen izin verirse samimi 4-5 arkadaşını cumartesi günü eve çağırır yaşgününü kutlardın. Yaş gününde annen yaş pasta yapar (yaş pasta:) sigara böreği kızartırdı. Yaz tatiline denk gelen doğum günleri haziran ayına sıkıştırılır illa ki o kutlama yapılırdı. Yeni yılın takviminde ilk doğumgününün hangi güne geldiğine bakardın.. İnşallah cumartesidir çünkü tam da o gün arkadaş çağırıp doğumgünü yapacaksındır ne güzel denk gelir.

İşte sıra arkadaşının yaşgününden bir hafta evvel annenden babandan rica minnet para alır Bilim Kırtasiyenin yolunu tutardın. İçeri girip deriin bir nefes alırdın önce. Kırtasiye kokusu. Mmmm. Sonra kırk yılın başı bulduğun bu fırsatı hızla değerlendirir, herşeyi ellemeye başlardın.

  • Raflarda çocuk klasikleri vardı. Karton kapaklı olanlar ucuzdu, ben Altın kitapların şömizli olanlarını aldırır, kütüphane yapardım odamdaki dolaba. Kitap mı alsam? Okur mu ki? Ya evde varsa aynısından? (bende 3 tane polyanna olduğu vâki) Gerçi hediye gelen kitaplar (bazen içindeki ithafla) başka birinin doğumgününe götürülmek üzere kaldırılırdı anneler tarafından ama…
  • Ve camlı tezgahta dolma kalemler. Hmm. Haftada bir gün divit ve mürekkep götürür okulda güzel yazı dersi görür elimizi yüzümüzü mürekkebe bulayıp geri gelirdik ama hiç dolmakalemimiz olmazdı. Acaip lüks bir şeydi.
  • Hatıra defteri! ay süper. alsam mı? param yeter mi? bütün sınıfa birer sayfa ayırırsın sana cicili bicili yazılar yazarlar. sen de herkese yazarsın. bir gün sende kalır zaten defter, o gün kim kime ne yazmış onu da okursun , çok matrak bir şeydir.
  • ama çok da lüzumlu bir şey değil. çünkü annen sıkı tembihledi, “kızın işine yarayacak bir şey al” dedi.
  • iyi o zaman. pergel takımı alınacak. hediye paketi yapar mısınız? yapar tabii. içine de bir kartpostal alıp mesaj mı yazsam? yok yok. düz kartlar var evde, annemlerin her bayram ve yılbaşında tebrik yazıp aileye gönderdikleri, ona yazarım.

Ve seçim tamamlanır, kırtasiyeden ardına baka baka çıkar, sana da benzeri bir doğumgününde gelmiş bir pergel kutusu ile eve yollanırdın. Herkesin pergeli vardı kutulu mutulu, hiç satın alınmaz illa ki doğum gününde gelirdi ve kullanmayı hiç öğrenmediğimizden hep kutusunda kalakalırdı. İçine vidayla kalem tepilen, sayfayı delen, silgileri delen en sonunda da iğnesi düşen, plastik dandik pergellerle çember çizerdik derste.

Bilim kırtasiye.. Duruyor mudur acaba hala? Google haritalardan baktım sokak görünümü yok bölgenin. Gider bakarım bir gün, inşallah.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim