Category Archives: alışveriş işleri

Tercüme önemlidir… (İş bilenin kılıç kuşananın)

Dört yaşımdan beri okuyabilen bir insanım. Milliyet yayınları  Çocuk Kitapları dizisi, şömiz(*) ciltli Altın çocuk klasikleri.. Baskan yayınları… Çağlayan yayınları….  harika zaman geçirdim o kitaplarla.

80’li yıllarda babamın ve annemin kitaplıklarını okumaya başlamıştım. Bütün Dünya’lar, Altın /Kelebek Klasikler… Zevaco! Hatta MEB’in bastırıp üç kuruşa sattığı tercüme dünya klasikleri. Öyle bir-iki tane demiyorum. Yüzlerce kitap. Ev cennetti benim için.

Bilgisayar yok, birşey yok ama o tercümelerin özeni, dilin akıcılığı… Kusursuz kitaplardı. Hep özlerim onları. Bazıları hala benimle.

Zamanla kendim de gayet pürüzsüz bir Türkçe’ye sahip oldum. Hem (arapça-farsça kelimeler içeren) Eski Türkçe hem Modern Türkçe’de iddialıyım.  Üstelik İngilizce’ye de vakıfım.. Doğal bir dil yeteneğim var.

Sonra internet yüzünden Türkçe karakter kullanmamaya başladım. Bu huyumu hiç sevmiyorum. Sırf daha hızlı yazabiliyorum diye Turkce karakter kullanmamak benim icin bir kusurdur. Kadı kızı da olsam… Ki babam da hiç onaylamazdi eminim…

Neyse, o kusursuz, zengin dilli kitaplar insanın beğeni seviyesini bir arttırıyor ki sormayın. İnsan kendisi yabancı bir dili bildikten sonra, o dilden yapılan çevirilerin de mükemmel olmasını bekliyor.  Olmayanlar gözüne, beynine batıyor.

İşsiz güçsüz insanların kırık dökük sözlük ingilizcesi ile tercüme yaparak para kazanması zaten sinir bozucu; bir de sorumluluk nedir bilmeyen yayınevleri, önüne gelen tercümeyi basma kriteri olarak “ucuza mal edilmiş” olmasını yeterli görüyorsa o en beteridir bence. (cümleyi çok devirdim hiç toplayasım yok, anlayan anladi)

Ha bir de bu ikilinin esas suçlusu var. EDİTÖR…   Yayınevi sahibi, patrondur. anlarım. Editör bu işi bilmesi gereken kişidir.

Her zaman çok iyi tercümeler çıkmıyor karşıma. Bazen çok şanslıysam severek okuduğum, kendimi kaptırdığım tercümeler oluyor ki, tercüman arkadaşa helal olsun diyorum.

Bazen de dandik mi dandik, pis pis sırıtan tercümelere denk geliyorum. Çok kötü değilse, onları da fazla kızmadan okuyorum ama derhal sahafa filan satıp elden çıkarıyorum.

Ve bazen de, gerçekten berbat tercümeler satın almış bulunabiliyorum. Her sayfada hatalar, acıklı engliş kokan cümlecikler, dilimizde yeri olmayan aparılmış deyimler benzetmeler… İşte onlara deli oluyorum.

Şimdiye kadar okuduğum en kötü tercümelerden birinden bahsetmek istiyorum. X yayınevinin Y kitabi. isim vermek istemiyorum. İki yıl kadar önce aldım. Bir yaz tatiliydi, fazla kitap seçeneği yoktu, alıverdim.

Felaketti.

Oturup yeşil renkte bir tükenmezle hataların altını çizmeye başladım. Sonra ondan da bıktım, her sayfa yeşil çizgilerle doldu. Çok sinirlendim….

Kitabı yayınevine geri yolladım… Gerçekten. Bir de şikayet notu ekledim. Paramı geri istediğimi de belirttim.

Sonra.. Cevap çıkmadı. “Sekreterin eline geçmiştir, açıp durumu görünce gülmüştür herhalde.. sonra da yuvarlak klasöre dosyalamıştır” dedim. Arkasını da kovalamadım….

Geçen ay, o kitabın editörü aradı. Notumu kaybetmiş ve yeni bulmuş. Yayınevinde ciddi bir değişiklik yaptıklarını, şikayetimden sonra gerekli departmanlara daha yetkin elemanlar aldıklarını hatta yayınevinin adını bile değiştirdiklerini söyledi.

Süper. En azından aradığı için çok sevindim.

Gene de adresimi aldı ve bana iki kitap yolladı. Hala yayınevinin, kitaplarin ya da editörün adını vermek konusunda kararsızım.

O kendisini biliyor deyip Ş. Beye nezaketi için çok teşekkür ederim. İki yıl sonra da olsa,

Helâl ise gelir Hint’ten, Yemen’den

Helâl değil ise, ne gelir elden….

(*) şömiz: Fransızca chemise (gömlek)’in okunuşu. Kitabın sağlam karton cildi, üzerinde suni deri kaplaması, en üstte de renkli, resimli kabı olurdu.o renkli, resimli kap için kullanılır şömiz deyimi.  resim de koymak lazım buna..

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kitaplar, severim paylasirim

Kitap kurdu ilk uluslararası kitap alışverişini yaptı

Türkiye’de bulamadığım bir kitabı almam lazım. E Amerika’da kimim kimsem de yok ki isteyeyim…

Sahibinden.coom ve GG deneyimim var, internetten alışveriş yapıyorum ama hiç uluslararası bir şey almadım. Ya para güme giderse??? Cesaret meselesi…

E-bay’ın uluslararsı satış yapan http://global.ebay.com/ sitesine üye oldum. Pay Pal’de (www.paypal.com) de hesabim var… Kendimi güvene aldım açıkçası.

Amerika’dan bir şey getirtirken takip edebilmek için USPS’ile göndertmek lazım.  USPS (Birleşik devletler posta hizmetleri) Takip numarası veriyorlar, http://www.usps.com/ adresinde

Track & Confirm  kısmına takip numarasını giriyorsunuz, aldiginiz  şeyi adım adım izleyebiliyorsunuz…

Kitabımı 10 Ocak’ta satın aldım. Adresime gelmesi tam bir ay sürdü. Eh, güzel. :))

Tavsiye ederim

amazon macerami da daha sonra yazarim…


2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kitaplar

Google’dan çanta arayan minik… Keşke kim olduğunu bilsem…

Her gün hevesle “bloguma kac kisi girmis, ne okumuslar” seklinde istatistiklerime bakip seviniyorum

az once dünkü google aramalarindan birine bayıldım:

“okul çantası bire gidenler icin ama cok güzel olsun”

seni yerim ben, ipekag ablasinin caniymis o ya.. kim oldugunu bilsem en guzel cantayi alirim sana söz…

Her kimsen: ” çantan ne renk olursa olsun, sirtinda tasiyacagin bir yük en sonunda…en onemlisi kafanda ne taşıdığın güzel kız..  ”

Uzun ve yıldızlı pekiyilerle dolu bir öğrenim hayatı dilerim sana..

Ve beni bulmani cok isterim…

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, ilkogretim, severim paylasirim

Arzum Corny mısır patlatma makinesi aldim..

Bizde “kavurga” derler, mısır patlağına… büyücek, altı üstü telle kapalı  bir eleğimsi aletle yapılır, ocağın üzerinde kırk saat sallaya sallaya yakmadan pişirmek gerekir, her tarafa mısır kabuğu saçılır lakin çok güzel olur…

Babaevimdekinin çerçevesi ölbe gibi ahşaptan mamüldü. “Hande giden Takyanoz(*)” tabii. Ama Feysten arkadaşım Nurcan sağolsun, kendisininkinin fotoğrafını yolladı.. Teşekkürü borç bilirim:

kavurga eleği, pop corn makinesinin atası

ve illa dişimin arasına kaçtığından ben pek sevmem.  Bir tek sinemada.. pop corn var ya.. Ona da ne katıyorlarsa artık (yağ ve tuz elbette : )  ) insanın ne canı çekiyor yahu!

Ben sevmem ancak kızım bayılır, babamız rica minnet teflon tencerede şahane mısır patlatır.

Anneannesinde de Tefal’inki var, kız her gidişte yaptırtıyor. Eve de alayım dedim, yeni çıkmış, hem de yerli aldım bir Arzum..

Mısırları patlatıyor, tamam.. ama tasarimi sorunlu. pek döküp saçıyor… dönerek ivmeli bir şekilde fırlayan mısırın yüzde yirmisi oluktan aşağıya, kaba döküleceğine, yere tezgaha filan saçılıyor..

Aldım ama pek memnun kalmadım :((

gerçi adamlar yazmışlar üstüne corny (**) diye.. niye dikkate almadım bilmem.. basiretim bağlandı işte.

——————-

(*) Takyanoz hakkında: Hande giden Takyanoz

(**) Corny:  Türkçe’den ingilizceye düşünmenin sonucu bulunmuş bir pazarlama fikri :))) mısırsı olarak tercüme edilebilecek ama daha çok bayağı filan anlamında bir laf. Google translate’den bakın ilk üç tanım şunlar:

Sözlük

  1. sıfat
    1. bayat
    2. modası geçmiş
    3. nasırlı

8 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, iştahlı işler

Bunlari da yeni aldim, memnun kaldim..

Ipek AG evden bildiriyor:

Uzun zamandir istedigim bir urun vardi. Camasir Katlama Sihirbazi olarak geciyor.

Günün Fırsatı

indirdik.com internet sitesinden bayagi uygun bir fiyata aldim. cok da muhim bir ihtiyac degil, biliyorum. herkes camasir katlar. ne var bunda??

ben biraz daha takintili bir insan oldugumdan bu aletle duzgun katlanmis camasirlar benim icin cok guzel bir goruntu sagladi. memnunum acikcasi. usenmedim t-shirtleri bir de renk sirasina dizdim. kim gorecekse? olsun keyif benim keyfim… keyfim de kekâ yani..

T-shirtleri ve tabii kazaklari ust uste koyarken guzel de, aradan bir sey cikarinca o guzelim istifin bozularak saga sola devrilmeleri ayri bir giciklik oluyor. bunun cozumunu de sununla buldum:

bu kumas kalpli sert kutular canim IKEA’dan.. yanlarinda kulplari var, dolabin ust rafina konacaklar icin hurctan daha tertipli ve daha iyi bir cozum. cekip indiriyorsun, icindekiler de saga sola yatip devrilmemis oluyor.

t-shirtler icin ben bu kutulari dikine degil yatay kullaniyorum. nasil anlatsam, acik tarafi one geliyor. tişörtleri içine (yan yuzeyin uzerine) ust uste diziyorum,iki taraftan ve hatta arkadan desteklendiklerinden yayilip gitmiyorlar dolabin icinde… dolabi toplama zamani geldiginde de cekip tumunu disari cikarabiliyorum..

son olarak ev ekonomisi:

Tchibo’dan kapi altligi almistim bir tane.

Cok basit ama cok islevsel bir urun. Kapinin altina bir ucundan bir ucuna geciriyorsunuz. kapinin altinda hem icte hem dista o silindirsi kisimlar kaliyor. icinde sunger var, disi plastigimsi bir sey kapli. temiz kaliyor en azindan.

Kesin olarak hava akimini kesiyor. Evde bazi odalarida kaloriferi calistirmiyoruz. Cok mutasarrif bi kadin oldum ciktim, masallah. Aksama kadar girilmeyen calisma odasi ve yatak odasi ne diye isinsin ki? Simdi bu urun sayesinde sicaklik kaybi olmuyor, iyi bir icat.

Her neyse bu urunden ilk olarak bir tane aldim. Baktim guzel bir sey diger kapilara da alayim dedim ama ara tara bulamadim tekrar. yakin zamanda 2010’un en iyileri temasinda tekrar piyasaya verildi. siddetle tavsiye ederim.

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, icatlar, severim paylasirim

Çamaşır Kurutma Makinesi Lüks mü? İhtiyaç mı?

Bir yıldır düşün düşün en son karar verdim : bana bir tane lazım.

İki çocuklu bir evde her gün çamaşır makinesi çalışıyor arkadaş.. bazen günde iki kere. Üç tane portatif çamaşır kurutma askısı var evde. yazın neyse de kışın önüm arkam, sağım solum ıslak çamaşır serili odalarla dolu oluyor ve ben de bunaldım bu durumdan.

Kurutucum (evdeki adı “buda” bu arada… günde bir iki kere önünde huşu ile diz çökmemle dalga geçiyor eşim…) diğer tüm beyaz eşyam gibi Bosch marka. B enerji seviyesi olanı aldım. En beğendiğim yönü, buzdolabında olduğu gibi kapağını açınca içinde ışık yanması :))))

+ özellikler:

* yaz kış temiz ve mis kokulu olarak kuruyor çamaşırlar. dışarı asılmış çamaşır o dakikadan başlayarak kirleniyor.

*içeri asılan her şey odada aşırı nem oluşturuyor. küf-bakteri neyse ne ama mobilyalar için de kötü

*kombi çamaşırı kurutmaya çalıştığından igdaş’a verdiğimiz paranın yarısı ziyan oluyor.. ev kışın hep ıslak gibi geliyor bana….

* ütü masrafınız azalıyor. pek çok şey makineden sıcak olarak çıkar çıkmaz düzgün katlanıp dolaba kalkacak durumda oluyor.

* yer sorunu yok. istersen götür salona dik. fişe tak çalışsın herhangi bir bağlantı gerekmiyor. benimki odamda masa niyetine yer buldu kendine ..

* elektrik harcamasına gelince. üç aydır kullanıyorum makineyi. faturada pek bir kımıltı görmedim.. son oniki aylık faturalarımı alt alta yazıp ortalamasını aldım. sonra da ortalama rakamdan her ayın farkını hesapladım. % olarak şöyle bir tablo var elimde:

1- (-)%7

2- %21

3- %15

4- (-)%21

5- %4

6- (-)%24

7- (-)%20

8- (-)%30

9- %2

10- %6

11- %2

12- %17

hele bir iki fatura daha gelsin de istatistik kendini bir toparlasın tekrar yazarım.

nasıl çalışıyor? bilmiyorum. pişiriyor belki de… epey ısı çıkıyor çünkü….

çamaşırları içine atıyorum program seçip kapatıyorum. bas düğmeye… bitti gitti. belli süre sonra çamaşırlar kuru/ütüye hazır/dolap kuruluğunda gibi seçenekli olarak makineden çıkıyor. işi bitince her seferinde hazneye dolan saf suyu (çamaşırın suyunu arıtıyor ) döküyorsunuz (tercihan bir kovaya aktarıp arabanıza cam suyu yapabilirsiniz, iyi oluyor). iç süzgecini de elinizle şöyle bir sıyırıp birikmiş havları atıyorsunuz. o kadar.

(ilk bir kaç seferde yumak yumak hav çıktı çamaşırlardan. bayağı çek yatın altında biriken toz yumakları gibi hav çıkıyor…şimdi ya akıllandılar ya da eni konu inceldiler pek hav çıkmıyor?!?)

bu arada tek sinir bozucu kısmı şu:

kaldığı yeri unutuyor makine. (ya da ben henüz kullanmayı çözemedim, servisi aramam lazım aslında) diyelim hem kotları hem de çorapları beraber kurutmak istiyorsunuz:

birinci grubun “dolaba kaldırma kuruluğunda” ikinci grubu da “çok kuru” olmasını arzu ediyorsunuz. Eh, hepsini bir seferde kurutmak mümkün teoride.. Önce birinci programla tümü dolaba kaldırma kuruluğuna gelir, sonra kotlar çıkarılır ve çoraplarla ikinci program devam eder. Elimizde oldukça kuru bir sürü çorap olduğundan (bir kuruluk sensörü olduğunu varsayıyorum, mantık bunu gerektiriyor) ikinci program normal süresinden kat kat kısa sürmeli oysa sil baştan başlıyor….

ya da bir önceki çamaşırın suyunu dökmeyi unuttum diyelim, makine belli bir yerden sonra o haznenin boşaltılmasını talep ediyor.. ama  “beklet” tuşuna basıp hazneyi döküp geliyorum, yerine takıp “devam” diyorum … haydaaa taa en baştan bir daha…

servisi arayayım ben en iyisi….

özeti şu: çok memnunum!

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, severim paylasirim

Yüz bakımı hakkinda….

 

 

 

 

Yeni bir ürün aldim da ondan bahsetmek istiyorum. Gencligimde de cok problemli degildi cildim, simdi de -sigaranin verdigi harabiyet ve eski miyoplugumun verdigi gozalti sorunlari ve ve ve neseli bir sahis olmamin verdigi gulme cizgilerini saymazsak- gayet duzgun bir cildim var. T bolgesi biraz yaglidir geri kalani da kuru. Bildigin karma cilt.

sabahlari yuzumu yikarim, genellikle dove ya da lush artik hangi sabun varsa elimde.. onun disinda da pek bir bakimim yoktur. ozellikle avondan zilyon tane yüz maskesi filan almisligim vardir. yarisina kadar kullandigim da olmamistir.  lush’tan aldiklarimi bitirmeye gayret ediyorum ama tembelim iste. ne kadar faydasi olsa da… bende is yok belki de…

amma yuz temizleme jellerini cok severim. yuzumu daha temiz hissettiriyorlar. ozellikle makyaj temizleyicinin biraktigi yagli hissi ortadan kaldiriyor ki, bence gayet iyi…

 

her ne ise, gecen gun bir avm’de kozmetik dukkanindan L’oreal’in bir urununu aldim. Dermo Expertise Pure Zone diye…

yan tarafta goruldugu uzere koca bir sise gibi duruyor ama degil, yarisi temizleme jeli yarisi garip bir fircadan olusuyor. Fircanin arkasinda vantuz var :))

yanda kirmizi daire ile isaretledigim sey o fircamsi seyin bulundugu bolum. daire seklinde, belki de silikondan yapilmis olan bu yumusak dairenin uzerinde gene yumusacik mini mini cikintilar var. uzerine jelden dokup sabah aksam yuzunuzu kopurtuyor, sonra yikiyorsunuz.. toplam 30 saniyelik bir islem… siyah nokta ve sivilceleri tedavi ediyor.

Yuzu temizledigi ve tedaviye yardimci oldugu kesin, icinde salisilik asit var!!

Fazla yagi  aliyor iste. ben begendim, kullamaya devam edecegim. o fircamsi seyin vantuzu da aynaya pek guzel yapisiyor. sabahlari gozumun onunde olan bir seyi yapmayi unutmuyorum/ihmal edemiyorum ben de…

O fircamsi dedigim seye dair bulabildigim tek gorsel su: (tembellikten kendiminkinin fotografini cekip koymadim ya)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alt yazi geceyim:

Ovucu- Eşsiz temizleme gereci! 500 yumusak, esnek çıkıntı cildinizi kurutmadan hafifce keseleyerek HER BIR GOZENEGI etkin olarak temizler.

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kozmetik, severim paylasirim

Migros Jet Kasa icat etmis :)

Hayatim boyunca ne zaman markete gitsem kasaya gecmek ve aldiklarimi kendim bip yapmak istemisimdir. (mesleki deformasyon?) Gercekten.. Ben bebekken Kızılay GİMA’da gezdirirlermis beni.. hala deterjan reyonlarini pek bir severim. artik daha saglam yapiyorlar ambalajlari, o kadar kokmuyor disa. ama cok severim.

ne diyodum? Evet, maltepe migros’tan alisveris yaptim. Jet Kasa’dan kendim bip yaptim kendim odedim oy cok eglendim….

dikkat edilecek iki sey var… aldiklarinizi kafanizda gruplayip posetleri oyle ayarlamalisiniz. cunku aldiklarinizin tartimi da yapiliyor ve eger arka arkaya iki urun okutayim da sonra ikisini de posete atarim diyemiyorsunuz. bip-torba sonra ikinci bip…

ariza veren bir baska durum da poseti “doldu” deyip geri sepete almak… metal zemin uzerinde birakmaniz gerekiyor. dedigim gibi, tartiliyor hepsi.

unutmadan, tartim bolgesine elinizi, kolunuzu, ceketinizin etegini koymayin. o da sorun cikariyor. ama iki kere yapinca insan cok alisiyor. ben sevdim gene yapcam!

Yeni kirazli cevreci alisveris torbalari da cok seker olmus. bu sefer almasam diyorum… bakalim geri donusum puaniyla alinabiliyor muymus bir arastirmak lazim..

masallah her marketin her firmanin cevreci bez/telis cantalarindan aliyorum. bagaja koyduklarim var, eve cikarip unuttuklarim var.. bi turlu kullanmak kismet olmadi desem inanir misiniz? en azindan alisveriste hic kullanmadim..

alisveris posetleri sonradan copposeti olarak isime yaradigindan, ne kadar cevreci olursam olayim alisveris posetinden vaz gecemiyorum.

aslinda ben migros olsam deneme yaparim..

musteriye secenek sunulmali… aldiklarinizi posete mi cantaya mi koyalim diye. ucretsiz olsa cantalar gene de herkes poset ister ben diyeyim size…

cantada hersey karmakaris oluyor.. (bu yazi gibi, nerden nereye vardim, dur bakalim)

fekat, en guzeli IKEA cantalari..

boy boy. ben bir tanesini banyoya astim o meshur vitrifiye (mi derler?) bornoz askilari vardir ya her banyoda iki boynuz gibi.. iste onlara astim. beyazlari o cantada biriktiriyorum…

camasir isine bir dahaki yazida deginelim simdilik burada birakayim, gece gece uzatmamak lazim

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çevre, gezen güzel olur, icatlar, severim paylasirim

Yaşasın Pinyata!

Kızımın dogumgunu icin bir pinyata aldim.

Bu bir Guney Amerika parti oyuncagi. (ne luzumu var, ozentiligin alemi yok, bizde dogumgunu adeti olmamali vb yorumlarinizi almayayim.. kinayanin basina geliiiir)

Pinyata (piñata) ;partipaketi‘nin bize verdigi bilgiye gore karton ve krapondan yapilma bir tur parti oyunu. Genellikle hayvan sekilli oluyor. Cocuklarin bir kere gorunce cildirdigi bir sey…

Pinyata’yi bir yere asiyorsunuz, cocuklar sira ile (tercihan gozleri baglanarak) piyata sopasi ile pinyata’ya vuruyorlar.

Sopanin savrulmasi esnasinda yaralanmalar olabilir, cemberi genis tutun!

Eninde sonunda pinyatanin patlamasi ile etrafa seker ve oyuncak saciliyor ve cocuklar kapisiyor…

Parti paketi’nden aldigim pinyata sopasi da renkli kraponlarla suslenmisti. O konuda tesekkurlerimle eklemem gereken bir sey var, parti bittikten sonra uzerinde hic krapon kalmadigindan net olarak farkettim: tahta olan sopa ince bir naylon torbaya konulmus. Cocuklarin eline kiymik batmasin diye.. ince dusunce, bravo…

Ben pinyatanin icine seker koymadim. Kagitli bile olsa, yerden toplayip yemelerini istemedim. 7 -8 yasindaki kizlarin bayilacagi hediyelikler de sectim partipaketi’nden..

hediyeliklerin icinden 8 cocuga yetecek miktarda malzeme cikiyor. Hediyelerini eve goturebilmeleri icin 8 adet de posetle beraber…. pinayta’nin sirtinda bir delik var, hediyelikleri oradan dolduruyorsunuz. Malesef bileziklerin capi deligin capindan buyuk oldugundan onlari koyamadim. Diger hersey gayet guzel girdi, en fazla iki paket hediyelik aliyor zaten pinyata. Ben bir paket de konfeti ekledim. Sonuç mukemmeldi.

Cok entipuften gorunuyor insana ama umuldugundan daha saglam bir seymis bu pinyata da. Vur vur patlatamadilar… Cok senlikli oldu.

Bu arada son bir not: Pinyatayi tavana asmak yerine vileda sapinin ucundaki cengelden sallandirdik. Daha da eglenceli oldu.

Ve kucuk prensesim yeni yasina girdi. Nice saglikli mutlu basarili yillar dilerim kendisine. Hersey gonlunce olsun hep. En kotu gunun boyle olsun güzelim…

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim

Online kaşe ve kartvizit yaptirdim

Bunu da gorduk ya gam yemem.

ozel logo gonderdim ve iki ayri firmaya bir kartvizit bir de kaşe yaptirdım. Çok da güzel oldu, git gel uğraşmadim ayagima kadar geldi.

gelelim tavsiyelere:

kartvizit icin msn destegi de olan firma: http://www.kartvizit.com.tr/ tasarland olarak da bulabilirsiniz.

kaşeyi yaptirdigim yer + ücretsiz kargo hizmeti :))))) http://www.kasesiparis.com/Default.aspx

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim